Mali İbadet Olan Zekât'ın Keyfiyeti, Hükümleri ve Hikmetleri
İslâm dininin iktisadi anlamda temel hedefi; üretimin artırılması, ortaya çıkan gelirin adil bir şekilde dağıtımının sağlanması ve israfın önlenmesidir. Sosyal adaletin ve adil gelir dağılımının sağlanamadığı her toplumda, sınıflar arası çatışmanın ortaya çıkması mümkündür. Hesap gününe hazırlanan müslümanların; dünya malını kazanırken ve harcarken, İslâm'ın temel hedeflerine hizmeti esas alması gerekir. Allah'ın (cc) rızasını kazanmak niyetiyle mallarını harcayan müslümanların; dünyada ve ahirette mahzun olmayacakları muhkem nassla haber verilmiştir: "Mallarını gece gündüz, gizli ve aşikar (Allah yolunda) harcayanlar yok mu? İşte onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değildirler." (El Bakara Sûresi: 274) Malın temizlenmesine ve bereketlenmesine vesile olan zekât ibadetinin, zengin olan bütün erkek ve kadın Müslümanlara farz kılındığı malumdur. Kur'an-ı Kerim'de mü'minlere "Namazı kılın ve zekâtı verin" emri, muhtelif surelerde otuz iki defa tekrar edilmiştir. Namaz ile zekâtın aynı âyetlerde birlikte zikredilmesinin bir değil, birden fazla hikmeti vardır.
N. Mehmet SOLMAZ
13.03.2019 13:00
41 okunma
İNSAN’IN ASIL VAZİFESİ
İlk Peygamber Hz. Adem’den Son Peygamber Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e kadar Allah’ın (cc) kullarına bildirdiği dinin aslı ve ibadetleri aynıdır. Allah birdir, Ondan başka ilah yoktur. Yalnız Ona ibadet edilir.
Allah, Nahl suresi 36. Ayette şöyle buyurur: "Elbette biz her ümmete 'Allah’a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten sanının' diye uyaran bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimine doğru yolu nasip etti, kimi de doğru yoldan sapmayı haketti. Yeryüzünde gezip dolaşın da peygamberlerini yalanlayan kavimlerin sonu nasıl olmuş, bakın." İnsanlar, Peygamber'e uyacaklar, Allah’a ibadet edecekler, şeytandan ve şeytanı veli edinen kimselerden uzak duracaklar, Allah’ın yolu olan Hak din olan İslâm'dan ayrılmayacaklardır. İnsanın dünya hayatında asıl vazifesi budur. Ama insanların çoğu, şeytana ve şeytani güçlere tabi olmuşlar, Allah’a inanmayı terk etmişler, şeytanın ve şeytanî güçlerin icat ettikleri putlara ilah diye tapınmışlar, hak din İslâm'ın ibadetlerini terk etmişlerdir.
Allah, bunların hallerini şöyle bildirir: "Halbuki onlara da ancak, taat ve ibadeti yalnızca Allah’a has kılıp sadece O’nun rızasını hedef alarak, batıl dinleri terk edip dupduru bir tevhid inancı içinde sadece Allah’a kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekatı vermeleri emredilmişti." İşte sağlam, dosdoğru ve kıyamete kadar baki kalacak din budur(Beyyine, 98/5)
İNSAN KENDİ KENDİNE DİN VE İBADET İCAT EDEMEZ
Allah, kendisinin tek ilah olduğunu bildirdiği gibi, kendisine nasıl ibadet edileceğini de peygamberleri ve ilâhî kitapları ile bildirmiştir. İnsan kendi kendine din ve ibadet icat edemez.
GEÇMİŞ PEYGAMBERLERDE VE ÜMMETLERİNDE
NAMAZ VE ZEKAT
Allah, Kur’an-ı Kerimde peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e emrettiği ibadetleri geçmiş bütün peygamberlere de emretmiştir. Bu ibadetlerin başında namaz ve zekat gelir. Adem atamızdan peygamberimiz Sallalahü Aleyhi ve Sellem'e kadar bütün peygamberler ve ümmetleri namaz kılmakla ve zekat vermekle mükellef (yükümlü) tutulmuşlardır. Kur’an-ı Kerim'in ayetlerinde Peygamberlerin ve ümmetlerinin başta namaz ve zekat olmakla ibadetlerle mükellef olduğunu okuyoruz.
Allah şöyle buyurur: "İbrahimi ve Lutu âlemler için mübarek yere hicret ettirerek kurtardık. Ona İshak’ı bağışladık. Fazladan Yakub’u bağışladık. Hepsini salihler kıldık. Onları emrimizle yol gösteren önderler kıldık. Onlara hayr işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet eden kimselerdi." (Enbiya, 21/71-73) Allah, İsmail Aleyhisselam'ı tanıtırken de şöyle buyurur: "Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi." (Meryem, 19/55)
Allah, İsrailoğulları'na emirlerini şöyle bildirir: "Vaktiyle biz İsrailoğullarından: Yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve 'insanlara güzel söz söyleyin, namaz kılın, zekâtı verin' diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz." (Bakara 2/83)
Yine, Allah, İsrailoğulları'na şöyle demişti: "Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur." (Mâide 5/12)
Allah Medine'deki İsrailoğulları'na (yahudilere) şöyle hitap eder: "Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. Elinizdeki Tevratı tasdik edici olarak indirdiğimiz Kur’ana iman edin. Onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının. Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. Namazı kılın. Zekatı verin. Ruku edenlerle birlikte siz de rükû edin." (Bakara, 2/40-43)
Allah, İsa Aleyhisselam’ın kendisini şöyle tanıttığını bildirir: "Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı.(Meryem, 19/31, 32)
Bütün peygamberler namaz kılmışlar ve ümmetlerine de namaz kılmayı ve zekat vermeyi emretmişlerdir. Hz. Musa da Hz. İsa da Allah emri olarak namaz kılmışlar, zekat vermişler ve ümmetlerine de, Allah emri olarak namaz kılmayı ve zekat vermeyi bildirmişler ve emretmişlerdir. Musa Aleyhisselamdan sonra O'nun yolundan gittiğini iddia eden Yahudiler, Allah tarafından Musa Aleyhisselam'a verilen Tevrat kitabını, İsa aleyhisselamdan sonra o'nun yolundan gittiğini iddia eden hıristiyanlar, Allah tarafından İsa Aleyhisselam'a verilen İncil kitabını tahrif etmişler, onlardaki doğru esasları değiştirmişler, aslında olmayan pek çok şeyi onlara ilave etmişlerdir. Batıl inançları ve bozuk amelleri dinin her tarafı sarmış, neyin doğru neyin yanlış olduğu birbirine karışmıştır. Son Peygamber. Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e gelen Kur’an-ı Kerim, bütün bu yanlışları bildirmiş ve doğrusunu açıklamış, en doğru dini apaçık bir güneş gibi yeniden bütün insanlığın önüne koymuştur. (1)
Merhum Mevdûdî şöyle der: "Namaz ve zekat her zaman vahiy dinlerin temel noktalarından biri olmuştur. Diğer bütün peygamberler gibi İsrail oğullarına gelen peygamberler de bunları emretmiş, fakat Yahudiler bunları unutmaya yüz tutmuşlar, namazı terketmişler, zekat vermek yerine faiz almaya başlamışlardır.Rasullullah’ın getirdiği dinin talimatları, aynen Ehl-i Kitab'a gelen peygamberlerin kitaplarını da taşımaktaydı. Şimdikilerin kendi dinlerine soktukları batıl akide ve fasit ameller onlara emredilmemişti. Sahih ve doğru din her zaman halisçe Allah’a itaat etmek, O’nunla birlikte hiçbir şeyi ibadette ortak etmemek, her şeyden yüz çevirerek yalnızca Allah’a tapınmak, O’na itaat etmek, namazı kılmak ve zekatı vermektir."(2)
PEYGAMBERİMİZ'E VE ÜMMETİNE DE
NAMAZ VE ZEKAT EMREDİLMİŞTİR
Bütün peygamberlere ve ümmetlerine namaz ve zekat emredildiği gibi, Peygamberimiz'e ve biz ümmetlerine de emredilmiştir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem namaz kılmış, namazın nasıl kılınacağını öğretmiş, ”Namazı benden gördüğünüz gibi kılın” buyurmuş, vefat edene kadar da namazda ashabına imam olarak namaz kıldırmıştır. Zekat ibadetini açıklamış, zekatları toplamış, zekat alma durumunda olan müslümanlara topladığı zekatları dağıtmıştır. Allah, namaz ve zekat konusunda şöyle buyurur: "Namazı kılın, zekatı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah’ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür." (Bakara, 2/110) "Namazı kılın, zekatı verin. Peygambere itaat edin ki merhamet göresiniz." (Nur, 24/56)
Bu ayet, bütün yükümlülükleri ve ilahi rahmete, Allah tarafından esirgenmeye vesile olacak davranışları ifade etmektedir. Namaz bedenle yapılan ibadetleri, zekat ise malla yapılanları içine almaktadır. Rasûle itaat ise- onun örnekliği hem şekil hem de özü ile alınmak şartı ile- bütünüyle din ve dünya işlerini düzgün, dengeli, Allah rızasına uygun bir çizgide götürmeyi teminat altına almaktadır.(3) Allah, özellikle peygamber hanımlarına da şöyle emreder. Bu emir bütün Müslüman hanımlarını da kapsar: "Dışarı çıkmanızı gerektiren zarurî bir sebep olmadıkça evlerinizde ağırbaşlılıkla oturun. Mecburi bir iş için çıkmanız gerektiğinde ise, eski cahiliye devri kadınlarının yaptığı gibi, süslerinizi ve cazibenizi dışarı vurarak çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah ve Rasûlüne itaat edin. Ey Peygamber’in şerefli hane halkı! Allah bu emirleriyle sizden her türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor." (Ahzab, 33/33)
PEYGAMBERİMİZİN (SAV)’İN
BUYRUKLARINDA NAMAZ VE ZEKAT
Peygamberimiz şöyle buyurur"İslâm beş temel üzerine bina kılınmıştır. Allah'tan başka İlah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı hakkıyla vermek, kabeyi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak" (m, 1/104)
İslâm'ın beş esasının şehadet gibi itikadi, namaz gibi bedenî ve zekat gibi malî nitelikli ibadetlerden meydana geldiği görülmektedir. Bu sebeple Hz. Peygamber, bu üç niteliği birinci dereceden üzerinde bulunduran şehadet-namaz-zekat üçlüsünü zikretmekle onların öncelik ve önemini vurgulamış olmaktadır.(٤)
Peygamberimizin buyruklarında zekat İslâm'ın beş şartından biridir.Bu şartlardan birini inkar eden veya terketmeyi helal sayan kimse mü’min ve müslüman kabul edilmez. İnkar etmeyerek veya helal saymayarak yerine getirmeyen büyük günah işlemiş olur. (5)
Ebû Eyyûb (ra) demiştir ki: Bir adam Peygamber (sav)’e; Beni cennete götürecek bir amel söyle, dedi. Resûl-i Ekrem de: “Allah’a ibadet eder, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekatı verir ve akrabanı görüp gözetirsin! ” buyurdu. (Riyazussalihîn 5/462)
NAMAZ KILMAK VE ZEKAT VERMEK
MÜ’MİNLERİN VASIFLARINDANDIR
Mü’minlerin vasıflarını (niteliklerini) bildiren ayetlerden bir kaçının mealleri şöyledir: "Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostu ve yardımcısıdırlar. İyiliği emir ve tavsiye eder, kötülüklerin önünü almaya çalışırlar. Namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederler. İşte onlar, kendilerine Allah’ınmerhametle muamele edeceği seçkin kimselerdir. Şüphesiz ki Allah, kudreti daima üstün gelen, her işi ve hükmü hikmetli ve sağlam olandır." (Tevbe, 9/71)
*
Allah, bu vasıflara sahip olan mü’min erkek ve kadınlara mükafatını da şöyle açıklar: "Allah, mü’min erkek ve mü’min kadınlara altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel ve hoş meskenler va’detmektedir. Allah’ın hoşnutluğu ise hepsinden daha büyüktür. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur." (Tevbe, 9/72)
*
Allah’ın dinine yardım eden o mü’minler, kendilerine yeryüzünde bir hakimiyet verdiğimizde, namazlarını dosdoğru kılarlar, zekatlarını verirler, her türlü iyiliği emredip yayarlar, kötülük ve yanlışlıkları yasaklayıp önünü almaya çalışırlar. Bütün işlerin neticede varıp değerlendirileceği yer Allah’ın huzurudur." (Hac, 22/42)
*
"O erler ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoyabilir. Onlar, kalplerin halden hale girip altüst olacağı ve gözlerin dehşetten donakalacağı bir günden korkarlarNeticede Allah onları, işledikleri amellerin en güzeliyle mükafatlandıracak, üstelik onlara lutf u kereminden daha fazlasını verecektir. Allah dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır." (Nur, 24/37, 38)
*
"İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler var ya, onların mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler." (Bakara, 277)
*
"Müminler zekat verirler."(Müminun, 23/4)
ZEKATIN SÖZLÜKTE VE DİN’DE ANLAMI
Sözlükte zekat, “artma, çoğalma, arıtma, temizleme ve bereket” anlamındadır. Din’de zekat, “Allah’ın Kur’an da belirttiği yerlere harcanmak üzere farz kıldığı, dinen zengin sayılan kişilerin mallarından alınan belirli payı” ifade eder. Ayrıca bu payın maldan çıkarılması işlemine de zekat denir. ”(6)
Dinde zekatın başka tarifleri de vardır: "Zekat üzerinden bir sene geçmiş olan nisap miktarı malın yüzde iki buçuğunu veya kırkta birini bir fakire vermektir.” Zekat dinen zengin olan Müslümanın seneden seneye malından kırkta birini müslüman fakire vermesidir. ” Zekat verilmekle dünyada borç ödenmiş, ahirette azabtan kurtularak sevaba kavuşulmuş olur.(7)
Böylesi bir malî ibadete “zekat” denilmesi, zekatı verilen malın, artmasından ve ahirette sevaba vesile olmasından ötürüdür. Bu artış, “Allah rızası için her ne harcarsanız, muhakkak Allah onun karşılığını verir” (Sebe’ suresi (34/ 39) ayetinin teminatı altındadır. Zekat, Kur’an-ı Kerim'de 25 yerde namazla birlikte geçer.(8)
Malî bir ibadet olan zekatın Kur’an’da ve hadislerde hemen her zaman, bedenî bir ibadet olan namazla birlikte zikredilmesi bu iki ibadet arasındaki güçlü bağı gösterir. Namaz bedenî bir ibadet, zekat da malî bir ibadettir. İkisine hakim olan ruh, Allah’a yaklaşmak ve onun rızasını kazanmaktır. Bedenî ibadetlerin en önemlisi namaz, malî ibadetlerin en önemlisi zekattır. Bu ikisi bedenî ve malî ibadetlerin esasıdır.Kelime şehadetten sonra gelen iki temeldir. Dinin bu iki temel esası olan namaz ve zekat müslümanı her türlü yükselmeye hazırlarNamaz kılan kimse dinin direğini dikmiş, zekatını da vermiş olarak İslâm köprüsünden geçmiş olur.
Namaz ve zekatla nefisler terbiye edilir. Zekat hicretin ikinci senesi farz kılınmıştır. Zekat konusunda iki paragraf alalım: “Zekat”ın, gelişme, büyüme, bir şeyin düzenli olarak artması ve herhangi bir engelle karşılaşmadan yardım etmek gibi manası da vardır. Nitekim zekat şeklinde yapılan harcamalar, o harcamayı yapan kişinin malını telef olmaktan koruyup bereketinin artmasına sebep olduğu için “zekat” ismiyle ifade edilir. İslâmî bir kavram olarak zekat, hem serveti arındırmak için ondan alınan pay, hem de bizzat arındırma eylemini ifade eder. Dolayısıyla zekat hem kalbin hem de malın temizliğini ilgilendirir. Bu vesileyle kalp, cimrilikten temizlenir, bencillikten kurtulur ve şeytanın fakirlik konusunda verdiği vesveseleri yenecek bir kuvvet kazanır. Allah huzurunda elde edeceği karşılık ve mükafata elindeki maldan daha çok güvenir. Zekat aynı zamanda mal için de temizliktir; malın geri kalanının temiz ve helal olmasını sağlar.”(9)
Merhum Mevdûdî de şöyle der: “Zekat” kelimesi arınma ve gelişme, büyüme, birşeyin düzenli olarak artması ve herhangi bir engelle karşılaşmadan büyümesine yardım etmek anlamındadırİslâmî bir kavram olarak, hem servetini arındırmak için ondan alınan pay ve hem de bizzat arındırma eylemini ifade eder. Buradaki ayet metninin asıl anlamı, “Mü’min sürekli arınma içindedir." Şeklindedir. Bu yüzden anlam, yalnızca teknik anlamda “zekat” vermekle sınırlı olmayıp, ahlak, mal- mülk, servet ve genelde tüm yaşayış açısından sürekli nefsi arınma halinde olmayı kapsar. Ayrıca, söz konusu edilen, kişinin yalnızca kendi nefsini ‘arındırması’ değil, başkalarını da arındırmaya çalışmasıdır. O halde, ayetin anlamı şöyle olmaktadır: “Müminler kendilerini ve aynı zamanda başkalarını arındıranlardır. ”(10)
ZEKAT VERİLECEK MALLAR
Zekatı verilecek mallar; hangi çeşit olursa olsun helalından alınıp satılan bütün ticaret malları, kağıt ve madeni paralar, altın, gümüş koyun, keçi, sığır, manda deve.(11) Haram kazancın, kazancı haram olduğu gibi, zekatı da verilemez, geçim içinde kullanılamaz. Ekmek parası içinde kullanılamaz. Ayrıca toprak mahsullerinin, madenlerin diğer maddelerinde kendilerine mahsus ölçüde Allah emri olarak fakirlere verilecek miktarlar da zekatları vardır. Zekat konusu çok meselesi olan bir konudur. Ticaretin dünya çapında yapılması dolayısıyla yeni meseleler de meydan gelmiştir. Dünyaca ilmine, irfanına ve İslâm'a bağlılığına güvenilen İslâm fikir âlimlerinin bu meseleleri görüşmesi müslümanları ve zekat verme durumunda olan zenginleri aydınlatması ve bilgilendirmesi lazımdır.
KİMLERİN ÜZERİNE ZEKAT VERMEK FARZDIR?
Zekat verecek kimse; müslüman olacak, akıllı olacak, hür olacak ve zengin olacak. Kafirlere, delilere, kölelere ve çocuklara zekat vermek farz değildir. Zengin çocuklara zekat vermek erginlik çağına girdikten sonra farz olur.
NİSAB
Zekat verecek müslümanın zengin olma ölçüsü, temel ihtiyaç maddelerinden ve borcundan başka “nisab” miktarı mala sahip olmasıdır.
TEMEL İHTİYAÇ MALLARI
Bir insanın gerek kendi şahsının ve gerek nafakalarıyla mükellef olduğu kimselerin ihtiyaçlarını karşılayan, bu yönüyle “temel ihtiyaçlar” adını alan şeylerden zekat lazım gelmez. Oturulan evler ve bu evlerin lüzumlu eşyası, giyinmeye, kuşanmaya mahsus lüzumlu elbiseler, silahlar, binmeye mahsus hayvanlar, hizmete mahsus köleler, cariyeler, bir aylık veya bir senelik taam= yenilecek ve içilecek şeyler, ilim sahiplerinin birer ciltten veya takımdan ibaret olan kitapları, sanat erbabının birer takım aletleri temel ihtiyaçlardan sayılır. Bu sebeple bunlara sahip olanlar, zengin, nisaba sahip sayılmazlar ve bunlara sahip olduğundan dolayı zekat vermezler. (12)
NİSAB MİKTARI
Zekat konusunda altının nisabı yirmi miskal, gümüşün nisabı ikiyüz dirhem, koyun ile keçinin nisabı kırk, sığır ile mandanın nısabı otuz, devenin nisabı beştir. Koyun ve keçi de zekat olarak koyun veya keçi, sığır da zekat olarak dana, deve de zekat olarak önce koyun veya keçi, deve sayısı 25 bulunca bir yaşında bir dişi deve verilir. Deve sayısı 200’ü bulunca da dört dişi deve zekat olarak verilir. Hayvancılıkla meşgul olanların hayvanlarının sayısına göre, değişen nisapları ve zekat olarak verecekleri miktarı iyice öğrenmeleri lazımdır. (13)
Ticaret mallarında, nakit ve kağıt parada altının nisabı kullanılır. Yirmi miskal altın karşılığı 80, 17 gram altına sahip olmaktır. 2019 yılı ocak ayında 80. 17 gram altının para değeri 18 bin Türk lirası cıvarındadır. Altının fiatı düşerse, nisab düşer, altının fiatı yükselirse nisab yükselir. Bir müslüman, temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka nisab mıktarı veya daha fazla mala, altına veya karşılığı paraya sahip olursa zekat vermekle mükelleftir. Ticarette kullanılan mallar ve eşyalar da zekata tabidir.
Elde bulunan altın veya gümüş nakitler, paralar külçeler, zinet takımları kendileri ile ticarete niyet edilmese de veya bunlar nafakaya ev satın alınmasına harcanmak üzere saklanılmış olsa da, nisap miktarına ulaşınca, zekata tabi olur.
Zekatın farz olması için bir malın üzerinden tam bir sene geçmiş bulunmalıdır. Nisab miktarı hem senenin başlangıcında, , hemde sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene içinde eksilmesi, zekatın farz olmasına engel olmaz. Sene içinde artan mal da sene sonunda diğer mal ile beraber zekata tabi olur. Verilen bir zekatın sahih olması için zekat niyeti ile verilmiş olması şarttır. Çünkü niyetsiz ibadet olmaz. Zekatı verirken veya zekat için bir mal ayırırken bunun zekat olduğuna kalben niyet edilmesi gerekir. Bir mal fakire verilirken niyetsiz olarak verildiği halde bakılır. Eğer fakirin elinde mevcut ise, zekata niyet edilmesi caizdir. Fakat elinden çıkmış ise niyet edilmesi geçerli olmaz.
Zekat vermek niyetinde olan bir kimse, bunun için bir mal ayırmaksızın fakirlere vakit vakit bir şeyler verdiği halde hatırına niyet gelmese bunlar zekata sayılmaz. Bir kimse, fakirlere bir müddet sadaka olarak verdikten sonra “Şu müddet içinde sadaka olarak verdiğim şeylerin zekatımdan olmasına niyet ettim” demesi geçerli olmaz. (14)
ZENGİNİN MALINDA FAKİRİN HAKKI VARDIR
Allah şöyle buyurur: "Zenginlerin mallarında isteyen fakirin de, iffetinden dolayı istemeyen fakirin de hakkı vardır”(Zâriyât sûresi (51/ 19, Meariç, 70/24, 25) Bu hak zengin müslümanın fakire vereceği zekattır.Zekat fakirin hakkıdır. Bu hakkı zengin kendinde tutarak fakire vermemezlik yapamaz. Bu hakla ilgili şöyle bir olay anlatılır: Zenginin sürüsüne bir fakirin koyunu karıştı. Koyun zenginin olamaz. Sürüye karışan koyunla cepteki fakirin hakkı ve hissesi aynı durumdadır. Koyunu vermemek bir gasp olduğu gibi zekatı vermemek de bir gasptır. Fakirin boğazını sıkıp parasını almak ne ise, zekatı vermemek odur.”(15) Ancak fakir zengine benim hakkımı ver diyemez. Çünkü zekat vereceği kişiyi seçmek zenginin hakkıdır. Bu hakkı ancak devlet ister. İslâmî bir devlet zekatı zenginlerden alır, zekat verileceklere verir. Peygamberimiz ve dört halife zamanında bu yapılmıştır. Geçmişte bir kısım idareciler tarafından fermanlar ve zekat kanunları da çıkarılmıştır.(Doçent Dr. Vecdi Akyüz, Mukayeseli İbadetler İlmihal, 4/101Yeni Şafak yayını, İst)
Şimdi Zekat zenginlerin İslâmî bağlılığına ve duyarlılığına bağlı olarak verilmektedir. Eğer İslâm dünyasındaki zenginler zekatlarını hakkı ile verse, İslâm dünyasında aç, açık kalmaz, açlıktan ölümler meydana gelmez. Memleketimizdeki bir kısım İslâmî duyarlılığı olan teşekküllerin memleketimizde ve İslâm beldelerinde yoksullara zekat ve infak yardımında bulunmaları sevindirici gelişmelerdir. Mealini verdiğimiz ayetin açıklamasında şöyle denilmektedir: Bu ayetle belirlenmiş olan hakkını zenginden alan fakirlerin duyacağı gönül ferahlığının o malın artışında etkisi olacağı gibi, bu hakkı teslim etmeyenlerin malının bereketsizliğinde hatta bir şekilde eriyip gitmesinde de aç gözlerin eritici tesiri olsa gerektir.
Zekat, mevcut malın kırkta bir ölçüsünde eksilmesi gibi görünse de, başkalarının hakkından arındırılmış bir malın artacağına dair ilâhî garanti verilmiştir.(16)Toplumda görülen gerçek de budur. Zekatını verenlerin malları bir şekilde artmakta, cimrilik edip zekat vermeyenlerin servetleri ise, eninde sonunda eriyip gitmektedir. Sosyal dayanışmayı hemen hemen her sistem kabul ve teşvik eder. İslâm dini ise, onu bir “hak” olarak kabul eden ve mutlaka yerine getirilmesi gerekli bir farz hükmüne yükselten yegane dindir. İslâm’ın tüm esasları gibi zekat ilkesi de Kitap ve Sünnet ile sabit ve İslâm tarihinin başlangıcından, (hicretin ikinci yılından) beri ümmet-i Muhammed içinde yaşayagelmiş dini bir emirdir. Zekat’ın inkar edilerek verilmemesi savaş sebebidir. Nitekim ilk halife Hz. Ebu Bekr’in, zekat ile namazın arasını ayıranlara yani namaz kılıp da zekat vermeyenlere savaş açtığı bilinmektedir.(17)
Sosyal dayanışma sisteminin temelini oluşturan zekatın, bir ibadet anlayışı ile ele alınması ve fakir, kimsesiz, muhtaç, yetim, yolda kalmış ve borçlu gibi yardıma muhtaç bütün sınıfları kapsayacak kadar geniş olması, İslâm dininin toplumsal bütünleşme, kaynaşma ve dayanışmaya büyük bir önem verdiğini gösterir. Zekat teriminin taşıdığı ve üreme(=nema) dikkat çekicidir. Çünkü yoksul zümrenin eline geçen para her şeyden önce insan onurunu gelştirir ve iş gücü kalitesini artırır ve bunun yanında artan satın alma gücü sayesinde yükselen umumi talep ekonomik hayata yansır.
Namaz Allah’a saygının, zekat ise insana şefkat ve sevginin en anlamlı ifadeleridir. Bu sebeple, ayette belirtildiği gibi tevhid inancı ve “Allah’a gönülden saygı ve itaat” anlamındaki ihlasın yanında, namaz ve zekat da diğer ilahi dinlerin bozulmamış şeklinde mevcut idi. Ayetin son cümlesinde bu vecibelerin, ilahi vahye dayanan “dosdoğru din”in kendisi ve doğru yolda giden milletlerin dini olduğu vurgulanmştır. ”(18)
ZEKAT DEVLET TARAFINDAN TOPLANIR
Zekat devlet tarafından toplanır. Zekat alacak durumda olanlara verilir. Ayetde şöyle buyrulur: "Onların mallarından bir miktar zekat ve sadaka al ki, böylece kendilerini günahlarından arındırıp tertemiz kılasın. Ayrıca onlar için dua ve istiğfar et. Çünkü senin duan onlar için kalplerini yatıştıran bir huzur ve tatmin vesilesidir. Allah, her şeyi hakkıya işiten, kemaliyle bilendir." (Tevbe, 9/103)
Muaz ibni Cebel (ra) şöyle anlatıyorRasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem beni Yemen’e (vali ve kadı olarak) gönderdi ve şöyle buyurdu: “Muhakkak ki sen Ehl-i kitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları, Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şahadet etmeye davet et. Şayet buna itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine bir gündüz ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bunu kabul edip itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere kendilerine zekatın farz kılındığını haber ver. Buna da itaat ettikleri takdirde, onların mallarının en kıymetlilerini almaktan sakın. Mazlumun bedduasını almaktan çekin. Çünkü onun bedduası ile Allah arasında bir perde yoktur. ” (Riyazussalihin, 5/257)
Peygamberimiz ve dört halife zamanında zekat devlet tarafından toplanmış ve muhtaç olanlara verilmişti.
Ebu Hureyre (ra) der ki, Rasûlullah (sav)’in vefatı üzerine, yerine Ebû Bekir halife seçildi. Araplardan kimileri zekat vermeyince, Ebû Bekir bunlara karşı savaş açtı. Bunun üzerine Ömer (ra): Resulullah (sav) “Ben insanlarla Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim kelime-i tevhid’isöylerse, -İslâm’ın hakkı olan hadler hariç- mal ve canını benden korumuş olur. Gerçek hesabını görmek ise, Allah’a kalmıştır” buyurmuşken şimdi sen onlarla nasıl savaş edersin? Diye karşı çıktı.
Ebû Bekir:“Allah’a yemin ederim ki, namazla zekatın arasını ayıranlarla mutlaka savaşırım. Çünkü zekat, malın (ödenmesi gerekli) hakkıdır. Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah’a verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa, sırf bu sebepten dolayı onlarla savaşırım” cevabını verdi. Bunun üzerine Ömer (ra)şöyle dedi: “Yemin ederim ki, zekat vermek istemeyenlerle savaş konusunda Allah Teâla’nın, Ebû Bekr’in kalbine tam bir kararlılık vermiş olduğunu gördüm ve doğrunun bu olduğunu anladım.” (Riyazussalihin, 5/460)
ZEKAT KİMLERE VERİLİR?
Allah, zekatın kimlere verileceği hakkında şöyle buyurur: "Zekatlar, Allah’tan bir farz olarak fakirlere, yoksullara, zekat toplayan memurlara, gönülleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, (hürriyetini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir." (Tevbe, 9/60)
Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir zamanında zekatlar toplanmış, ayette bildirilenlere verilmiştir. Hz. Ömer, gönülleri İslâm'a ısındırılacaklara, 'sizlere ihtiyaç kalmadı' diye zekat vermeyi durdurmuştur. Merhum Diyanet İşleri Başkanımız Ahmed Hamdi Akseki, Hz. Ömerin zekat vermediği kişileri dışarı da bırakarak zekat alacakları şöyle sıralar:
1-Dinen zengin olmayan, nisab miktarı malı bulunmayan fakirlere.
2-Hiçbir şeyi bulunmayan yoksullara.
3-Kölelikten kurtulmak isteyenlere.
4-Borcundan kurtulmak isteyen borçlulara
5-Allah yolunda kalmış olanlara. Hac için, cihad için memleketinden çıkıp parasızlıktan dolayı yolda kalmış olanlara, fakir askerlere, fakir talebelere.
6-Yanında kendisini memleketine götürecek kadar parası olmayanlara, memleketinde zengin olsa da zekat verilir.
Merhum Diyanet İşleri Başkanı Ahmed Hamdi Akseki zekat verilirken gözetilecekleri de şöyle açıklar: Zekat vermekte en ziyade gözetilecek cihet, zekat verilecek olan adamın halidir. Evvela sıra ile kardeşler, kardeş çocukları, amca ile hala, dayı ile teyze, sonra diğer akraba; bunlardan sonra komşular, meslektaşlar, mahalle veya memleket fukarasıdır. Aynı zamanda aldığı parayı günah ve israf yolunda sarfedecek kimselere vermemek, fukaranın işine yarayacak surette vermek, borçlu olanı borçlu olmayana tercih etmek de efdaldir. Zekat veren insanın zekat verdiğini başkasına söylemesi de efdaldir. Fakat farz olmayan sadakalarda gizlemek efdaldir.(19)
ZEKAT KİMLERE VERİLMEZ
Anamıza babamıza, büyük anamıza ve büyük babamıza, kendi çocuk ve torunlarımıza yani sulbünden geldiklerimizle, sulbümüzden gelenlere zekat verilemez. Bunlara bakmak ve geçimlerini sağlamakla yükümlüyüz
ZEKAT VERMEYENLER
Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür. Malı helalinden kazanmak ve helal yollarda harcamak, malın zekat ve infak hakkını hak sahipleri fakir ve yoksullara vermek, hayr ve hasenat yolunda kullanmak, o malı sonsuz ahiret hayatı içinde süs haline getirir. İmanlı, terbiyeli, hayırlı bir evlat yetiştirenin evladı da ahiret âleminde sadece anasının babasının değil, etrafının da ahiret süsü olur.
Malımızın ve zenginliğimizin ibadeti olan zekat ibadetini yerine getirmemize sebep olan fakir ve yoksulları ahiret yönünden veli nimetimiz bilmemiz, sevmemiz lazımdır.Onlar olmasaydı, biz malımız ve zenginliğimiz üzerinde olan Allah’ın emirlerini eda edemez ve sevap kazanamazdık. Mala ve zenginliğe sadece dünya yönünden ve nefsi isteklerini yerine getirmek için sahip olanlar ahıretin sonsuz saadet hayatını kaybederler. Bunlar hakkında, zekatını vermeyenler hakkında Allah şöyle buyurur: “Altını ve gümüşü yığıp ve biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara acıklı bir azabı müjdele. O gün bunlar, üzerlerinde yakılacak cehennem ateşinin içinde kızdırılacak ve onların alınları, böğürleri, sırtları bunlarla dağlanacak.” İşte bu, denilecek, nefisleriniz için toplayıp, sakladıklarınız, artık saklayıp istifçilik ettiğiniz bu nesnelerin acısını haydi tadın.” (Tevbe 9/34-35)
İnsanların çoğu, fani olan imtihan dünyasında ticarete, zanaata, zevk ve sefaya dalarak Allah’ı unuturlar, namazları vaktinde kılmazlar, mala düşkünlükleri sebebiyle zekatı ya hiç vermezler yahut da eksik verirler. Bunlar imtihan için verilmiş, adeta imtihan sorusuna benzeyen dünya malına ve menfaatine aldanarak servet ve nimet imtihanını kaybeden gafillerdir. Allah’ın örnek gösterdiği, övdüğü, yaptıklarının karşılığını fazlasıyla vereceği, ayrıca karşılığı olmayan hesapsız lutuflarda bulunacağı kulları ise dünya- ahiret dengesini iyi kuranlar, ebediyi faniye, devamlıyı geçiciye, değerliyi değersize değişmeyenlerdir. (20)
ZEKATIN FARZ KILINMASINDAKİ HİKMET
Merhum İstanbul müftüsü konuyu şöyle açıklarZekatın farz kılınmasındaki hikmet pek mühimdir ve herkesçe adeta apaçıktır. Bir hadis-i şerifte: “Mallarınızı zekat ile koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz, bela dalgalarını dua ile, niyaz ile karşılayınız ” buyurulmuştur.
Demek ki, zekat seviyesinde servet korunmuş olur. Sadakalar maddi ve manevi hastalıklara birer ilaç mahiyetinde bulunur. Gerçekten zekat ve sadaka verenlerin mallarında, canlarında bir feyiz ve bereket, bir sıhhat ve afiyet yüz gösterir, bunun çok üstünde olarak da kendileri Hak Teala’nın rızasını kazanıp nice manevi mükafatlara nail olurlar, nice manevi tehlikelerden kurtulurlar.
Zekatın her bakımdan bir çok faydaları vardır. Bir kere malumdur ki, kalplerde pek fazla yer tutan bir mal ve servet sevgisi insanı yüksek duygulardan mahrum eder, insanı bazan fena hareketlere sürükler. Zekat sayesinde ise, kalbin bu zararlı duygusuna meyillerine mukavemet edilmiş, nefis cimrilikten temizlenmiş, mal başkasının hakkından tasfiye edilmiş, insanda şefkat, hayırseverlik, başkalarını düşünmek gibi yüksek duygular vücuda gelmiş olur.
Sonra zekat toplumun huzuruna, refahına, dayanılmasına sebeptir. Yoksulları, acizleri kendi servetinden faydalandıran bir zengin cemiyetin en sevimli ve en değerli uzvu sayılır, fakirlerin, muhtaçların elemlerini azalttığından onların övgülerine muhabbetlerine, dualarına nail olur, serveti de hain ve hırslı gözlerin dikilmesinden emin bulunur. Artık böyle biri hakkında hayır düşünen, merhametli olan, duacı bulunan bir cemiyet arasında güzel bir ahenk vücuda gelmiş olmaz mı!
Bir de zekat vermek, güzel bir akidenin- inancın eseridir. Böyle bir akideye sahip olan kimse, mensup olduğu cemiyet için zarardan beri, bilakis pek faydalı bir insan demektir. Çünkü kendi malından bir kısmını sırf Allah Teâlâ’nın rızası için ayırıp fakir olan din kardeşlerine veren ve karşılığında onlardan hiçbir şey gözetmeyen böyle bir insan artık çevresine faydalı olmaz mı? Artık kendisine ait olmayan şeylere göz dikip başkalarının zararlarına hareket eder mi? başkalarının ellerindeki mallara saldırır mı?
Bununla beraber zekat bir şükran vazifesidir. Zekat veren bir müslüman düşünür ki, “Elde ettiğim bu servet, bana Hak Teâlâ’nın bir ihsanıdır. Birçok insanlar daha güçlü, kuvvetli, daha bilgili oldukları halde bu servetten mahrum bulunuyorlar. Bu sebeple bana ikram ve ihsanı sonsuz olan yüce Allah’ın bir lütuf ve ihsanıolan bu servetin şükrünü îfa etmek lazım gelir. İşte bu şükür vazifesi, farz olan bu zekatı ödemekle yerine getirilmiş olur. Şu da düşünülmelidir ki, bir şahsın elde ettiği servette onun mensup olduğu çevrenin bir çok tesiri vardır. Eğer o, böyle bir çevrede yaşamamış olsaydı bu servete nail olabilecek miydi? İşte bu da bir nimettir. Bu nimete karşı şükür de o çevredeki yoksul, perişan insanlara yardım etmekle meydana gelir. Zekat ve sadaka verilmesi ise, böyle bir yardımdan ibarettir. Özetle bugün zekat, müslümanlara mahsus, fevkalade insani bir vazifedir. Zekat verenler, Allah Teâlâ’nın sevgili, hayırlı kulları sayılmaya layıktır. Ne mutlu bu güzel vazifeyi yerine getirenlere.(21)
ZEKAT SERMAYEYİ YATIRIMA ZORLAR
İslâm'da İnanç Ansiklopedisi'nde zekat konusunda şunlar yazılır: “Kur’an-ı Kerim’de ve Hz. Peygamber’in sünnetinde zekat daima namazla birlikte zikredilmiştir. Bu husus namazla zekat arasındaki kuvvetli bağ, kişinin müslümanlığının ancak bu ikisini eda etmekle olgunluk derecesine ereceğine bir delildir. Kur’an zekat vermeyi, müminlerin, iyi (birr) ve müttaki kulların vasıflarından saymıştır. O halde müminler, muhsinler, muttakiler zümresinde yerini almak isteyen bir zengin, zekatını verecek, namazını da kılacaktır. Zekat vermeyen bir zengin Allah’ın geniş rahmetine, Allah ve Rasülü'nün dostluğuna da hak kazanamaz.
Zekat, sadece “farz” diye bilinen hükümlerden biri olmayıp, aynı zamanda İslâm binasının üzerine inşa edildiği beş büyük sütundan biridir; İslâmiyet'i karakterize eden kurumlardandır. Zekat her şeyden önce bir ibadettir. Müslüman bu ibadeti Allah’ın emrine uyarak, O’nun rızasına kavuşmayı dileyerek gönül hoşnutluğu ve halis bir niyetle yerine getirmelidir. Çünkü ancak bu şekilde eda edilen zekat Allah katında kabul görebilir.
Zekatını öncelike zamanı ve mekanı yaratan yüce Allah’ın emri olduğu için ödeyen, bu ve diğer ibadetleri O’na yakın olmak, O’na şükretmek amacıyla yerine getiren müslüman, ahiret hayatının nimetlerine ve cennette Allah’a yakın olmaya ehil olur. Zekatın bu ibadet manası yanında bir de yüce insanî hedefleri, üstün ahlaki değerleri ve iktisadi gayeleri vardır. Zekat, özellikle cimrilik olmak üzere zekat vereni bütün günah kirlerinden arıtır.
Cimrilik fert ve toplum için kötü bir hastalıktır. Bu hastalık kişiyi mal uğruna kan dökmeye, vatana ihanete, devlet malını yemeye kadar götürür. İşte zekat- verildiği oranda- ödeyenin duygularını mala bağlılık ve boyun eğmek zilletinden temizler, paraya kulluk bağından kurtarır. İslâm dini insanın sadece Allah’a kul olmasını, Allah’tan başka her şeyin esaretinden kurtulmasını, yaratılmışların efendisi olma özelliğini korumasını arzu etmektedir. Bunu da insana “verme” alışkanlığını kazandırarak gerçekleştirmektedir. Bencillikten kurtulan, paraya, mala, düşkünlükten temizlenen, darda kalmışların yardımlarına koşmayı huy edinen kimseler Allah’ın ve Rasulü’nün ahlakı ile ahlaklanırlar. Bu ahlak da onları olgunluğun zirvesine yüceltir.
Zekat, Allah’ın verdiği nimetlere şükürdür. Namaz, oruç gibi bedenî ibadetler, Allah’ın ihsan ettiği vücut sıhhati ve selametinin şükrüdür. Başta zekat olmak üzere yapılan gönüllü ödemeler de mal nimetinin şükrüdür. Bu duygularla zekatını veren mümin, her nimetin, sağlığın, ilmin, sanatın vs. şükürlerinin o nimetlerle ödeneceği şuuruna varır. Zekat, sadece ödeyenin duygularını değil, mallarını da başkaların haklarından temizler. Zenginin malında gerçekleşen bir hak olan zekat, ondan ayrılmadıkça malın kirlenmesine sebep olur. Zekat, İslâm’da sosyal dayanışma sisteminin bir bölümüdür. Zekatın oluşturduğu sosyal dayanışma, fakir, kimsesiz, muhtaç, yetim, yolda kalmış, borçlu gibi her sınıfı kapsayacak kadar geniştir. Bunların bütün ihtiyaçlarına yetecek düzeydedir.
Zekat, sosyal güvenliğin finansmanında, tehlikelerin zararlarından kurtarılmasında mükemmel bir kurumdur. Öte yandan, insanlığın uzun tecrübeler sonucunda ulaştığı ve üzerinde ittifak edilen vergileme prensipleri ile bu kuruma hakim ilkeler arasında büyük ölçüde paralellik bulunduğu görülmektedir. Zekat teriminin taşıdığı artma ve üreme (nema) dikkat çekicidir. Yoksul zümrelerin eline geçen para herşeyden önce insan onurunu geliştirir, işgücü kalitesini artırır, bunun yanında artan satın alma gücü sayesinde yükselen umum, talep hacmi ekonomik hayata dinamizm getirir.
İslâm ekonomisinin ekseni olan zekatın en dikkate değer özelliği İslâm’ın şartlarından sayılıp tek tek fertlerin vicdanlarına maledilmiş olmasıdır. Asrımızda devletlerin yükledikleri vergilerden her ülkedeki vatandaşların kaçmaya çabaladıkları ve bu uğurda çeşitli muhasebe oyunları geliştirdikleri bir gerçektir. Zekat servet biriktirip onu âtıl hale getirmenin amansız düşmanıdır. Biriken servet zekatın tarh edildiği birinci kalem matrahtır. Ayetleri, düşünerek okuyan müslümanların imkan sahibi olduklarında zekat vermemeleri mümkün değildir. Zekat sayesinde zenginle fakir arasında baba oğul samimiyeti oluşur. Zengin zekatını verirken fakire yapılması gereken ikramı en yüce ahlak ve en ince edebi içine sindirerek yapar. Zekat sermayeyi yatırıma zorlar. Çünkü yatırımdan kaçırılan sermaye, zekatın mevzuu olarak yıldan yıla küçülerek dağılmaya yüz tutar.(22)
___________________
(1) Prof. Dr. Omer Çelik, Kur’an-ı Kerim Meâli ve tefsiri 5/547, Erkam yayını,İst.
(2) Mevdûdî, Tefhimülkur’an,1/72, 7/194, Yeni Şafak yayını, İst.
(3) Kur'an yolu, 4/94, Diyanet yayını, ANK.
(4) Riyazussalihin, 5/458, Erkam yayını, İst.
(5) Riyazussalihin, 5/255
(6) İslâmda inanç ibadet ve yaşayış ansiklopedisi, 4/519, İfav yayını, İst. Kur’an yolu, 3/56
(7) Ahmed Hamdi Akseki, İslâm dini 214, Diyanet Yayını, Ank.
(8) Bakınız: Bakara: 2/43,83,110,177,277, Nisa; 4/77,162, Maide: 12, 55, Tevbe, 9/5,11,18,71, Meryem: 19/55, Enbiya: 21/23, Hac: 22/41, 78, 24/37, 56, Neml: 27/3, Lokman,31/4,Ahzab: 33/33, Mücadele: 58/13, Müzzemmil: 73/20, Beyyine: 98/5
(9) Kur’an yolu: 356, Riyazussalihin: 2/61, M. Hamdi Yazır, Hak ddini Kur’an dili: 1/385,492, zaman yayını, İst, Meal,1/614,352
(10) Tefhimülkur’an: 3/401
(11) İslâm dini: 215
(12) Omer Nasuhi Bilmen,Büyük İslâm İlmihali: 394, Milligazete yayını,İst.
(13) İslâm dini: 215 İslâmda inaç: 4/542
(14) Büyük İslâm İmihali: 390,391,392
(15) Ahmed Davudoğlu,Selamet yolları: 2/333, Sönmez yayını, İst.
(16) Bakınız, Sebe: 34/39
(17) Riyazussalih’in: 5/453)
(18) Hanifi Akın yedi Hadis imamının ettikleri hadisler: 445, Gerçek hayat yayını, Kur'an yolu: 5/665
(19) İslâm dini: 217, 218
(20) Kur’an yolu: 4/84
(21) Büyük İslâm İlmihali: 387
(22) İslâmda İnanç, 4/521
 
Misak Dergisi 339. Sayı
Şubat 2019
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya