FIKIH

 Ramazan-ı Şerif Ayı, Oruç İbadeti ve Takva
 Hevâsına muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin, hakikate uygun olan amellerine ibadet denilir.

Ramazan-ı Şerif Ayı, Oruç İbadeti ve Takva
YAZI BOYUTU :

Yusuf KERİMOĞLU

 

Hevâsına muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin, hakikate uygun olan amellerine ibadet denilir. Kalbin niyetiyle ilgili olan ihlâs ve ihsan, ibadetlerin ve salih amellerin zaruri şartıdır. İslâm uleması Allah’ın (cc) indirdiği hükümlere kalben teslim olmayı ve sadece O’nun rızası için ibadet etmeyi ihlâs; ilâhi murakabe altında olduğunu hatırında tutmayı da ihsan kavramı ile izah etmişlerdir. Muteber kaynaklarda ibadetlerin, değişik açılardan tasnif edildiği malûmdur. Hak ile batılı birbirinden ayıran ve hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim, Ramazan-ı Şerif ayında indirilmiştir. Bazı muteber kaynaklarda; Ramazan-ı Şerif ayında sadece Kur’an-ı Kerim’in değil, bazı münzel kitapların ve sahifelerin de Ramazan ayında indirildiği ifade edilmiştir. Bu ay, sadece gündüzleri oruç ibadetinin edâ edildiği veya mali ibadetlerin yerine getirildiği bir ay değildir. Aynı zamanda geceleri nafile ibadetle ihya edilen bir zaman dilimidir.

Ramazan-ı Şerif Ayı, Oruç İbadeti ve Takva

HEVÂSINA muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin, hakikate uygun olan amellerine ibadet denilir. Muteber kaynaklarda ibadetler, değişik açılardan tasnif edilmiştir. Tasniflerde, hangi vasıtayla yerine getirildiğinin dikkate alındığını malumdur. Bedeni ibadet olan namaz, mali keyfiyete haiz olan zekât, hem mali hem de bedeni bir ibadet olan hacc ve Allah yolunda cihad gibi. Oruç ibadeti, insanın Allah (cc) rızası için nefs-i emmaresinin arzularına uymaktan kaçınması ve onun kuracağı tuzaklardan korunmasıyla eda edilebilen müstesna bir ibadettir. Ayrıca müslümanlara, sahip oldukları nimetlerin kıymetini öğrettiği gibi, fakirlerin hayat şartlarını da hatırlatmaktadır.
Hz. Aişe (r.anha) validemizden rivayet edilen hadis-i şerife göre oruç ibadeti, hicretin ikinci senesinde farz kılınmıştır.(1) Savm (oruç) kelimesinin lügat ve ıstılâhi manalarını dikkate aldığımız zaman; bu ibadetin, kalbin ameliyle münasebetini tesbit etmemiz mümkündür. Arapça olan “Savm” (oruç) kelimesinin lügat manası; hareketsiz kalmak, imsak, her türlü kötülükten uzak durmak ve yeyip-içmekten kendini tutmaktır. Muteber kaynaklarda, bu ibadet şöyle tarif edilmiştir: “İkinci fecrden (fecr-i sadık) itibaren güneşin grubuna kadar; yemekten, içmekten, cinsi münasebetten ve orucu bozan diğer şeylerden, Allah’a (cc) ibadet niyetiyle nefsi men etmeye savm (oruç) denilir.”(2)
Kalbin niyetiyle ilgili olan ihlâs ve ihsan, ibadetlerin ve salih amellerin zaruri şartıdır. İslâm uleması, Allah’ın (cc) indirdiği hükümlere kalben teslim olmayı ve sadece O’nun rızası için ibadet etmeyi ihlâs, ilâhi murakabe altında olduğunu hatırında tutmayı da ihsan kavramı ile izah etmişlerdir. Bu tarif, muhaddisler arasında “Cibril Hadisi” olarak nitelendirilen hadis-i şerifteki keyfiyete uygundur. Cebrail’in (as) “İhsan nedir?” sualine, Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) şu cevabı verdiği malûmdur: “İhsan; Allah’ı (cc) görüyormuşsun gibi, O’na ibadet etmendir. Zira sen O’nu görmüyorsan da, O seni görüyor,”(3) İmam Seyyid Şerif Cürcani, ihsanı şöyle tarif etmiştir: “ İbadet ederken veya herhangi bir ameli edâ ederken, ilâhi murakabeyi kalb gözüyle müşahede etmeye ihsan denilir.”(4) Fıkh-ı batınla ilgili olan ihlâs ve ihsanın; bütün ibadetlerin hem edâsı, hem de kabulü için değişmeyen iki unsur olduğunu söylemek mümkündür.
 Muhakkak ki Ramazan-ı Şerif ayı, mübarek bir zaman dilimidir. Hak ile batılı birbirinden ayıran ve hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirildiği, muhkem nasslarla sabittir. Bazı muteber kaynaklarda; Ramazan-ı Şerif ayında sadece Kur’an-ı Kerim’in değil, bazı münzel kitapların ve sahifelerin de Ramazan ayında indirildiği ifade edilmiştir.(5) Imam-ı Kurtubi, ‘Ramazan ayı ile Kur’an-ı Kerim’in indirilmesi ve kadir gecesi arasındaki münasebeti’ izah ederken şu tesbitte bulunmuştur: “Kur’an-ı Kerim’in Ramazan-ı Şerif ayı içerisinde indirildiği Allahû Teâla (cc)’nın “O Ramazan ayıdır ki, Kur’an onda indirilmiştir” (El Bakara Sûresi: 185) kavliyle sabittir. Kadr Sûresi’nde ise, Kur’an’ın kadir gecesinde inzal buyurulduğu haber verilmiştir. Bu nassları esas alan Ehl-i Sünnet âlimleri kadir gecesinin Ramazan-ı Şerif ayı içerisinde olduğunda ittifak etmişlerdir“(6) Feteva-ı Hindiyye’de:” Kadir gecesini aramak müstehaptır. İmam Ebû Hanife’ye göre; kadir gecesi Ramazan ayının içerisindedir. Fakat onun hangi gece olduğu bilinemez. Bazan ileri geçer, bazan geri kalır. Îmameyn’e göre; kadir gecesi Ramazan ayının içerisindedir. Gizli olan muayyen bir gecedir. İleri geçmediği gibi, geri de kalmaz”(7) hükmü kayıtlıdır. Bir mükellefin sadece Ramazan ayının son on gecesini değil; bütün gecelerini (kadir gecesi olabilir zannıyla) değerlendirmesi, daha güzeldir.
Ramazan-ı Şerif ayı, sadece gündüzleri oruç ibadetinin edâ edildiği veya mali ibadetlerin yerine getirildiği bir ay değildir. Aynı zamanda geceleri nafile ibadetle ihya edilen bir zaman dilimidir. Rasûl-i Ekrem (sav) ashabına; şeytanın tuzaklarından korunmaları için, nafile olan gece namazlarını tavsiye ettiği malûmdur.(8) Hesap gününe hazırlanan her mükellefin, bu keyfiyete uygun amellerde bulunması gerekir. Gecelerin ibadetle ihya edilmesinin, fiili sünnetle de sabit olduğu malûmdur. Hz. Aişe (r.anha) validemiz, peygamberimizin gece ibadetini şöyle ifade etmiştir: “Peygamberimiz (sav) mübarek ayakları şişinceye kadar, gece namazı kılardı. Bunun üzerine: “Ya Rasûlallah, geçmişte ve gelecekteki günahların mağfiret olduğu halde niçin böyle yapıyorsun?” dedim. Bana “Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi.(9)
Bazı muteber kaynaklarda; teheccüd namazının Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) şahsı için farz, diğer mü’minler için mendup hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Gece ibadetinin faziletiyle ilgili olarak Hz. Abdullah b. Cabir (ra), Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Gecede duanın kabul olacağı bir saat vardır. Herhangi bir mü’min ona rastlar, dünya ve âhirete dair Allah’dan (cc) hayır dilerse, muhakkak dilediği yerine getirilir. (duası kabul edilir) Bu vakit, her gecenin içinde vardır.”(10)

ORUÇ İBADETİ VE TAKVA
Muteber kaynaklarda yer alan bir Hadis-i Şerif’te, mükellefin imtihanı kazanmasına vesile olacak ameller haber verilmiştir. Sahabeden Hz. Muaz b. Cebel’den (ra) rivayet edilen Hadis-i şerif meâlen şöyledir: “Birgün Ya Rasulallah, beni cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli haber verir misin?” sualini sordum Bana “ Çok zor bir sual sordun. Böyle olmakla beraber Allah’ın yardımına mazhar olan kimse için bu sualin cevabı kolaydır. Allah’a ihlâsla teslim olur, O’na hiç bir şekilde şirk koşmazsın. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve gücün yeterse haccedersin.” Efendimiz sonra buyurdu ki: “Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç fenalıklara karşı bir kalkan, sadaka; suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları söndüren bir iyiliktir. Kişinin geceleyin kıldığı namaz da hayır çeşitlerindendir.” Daha sonra Peygamber Efendimiz: “Onların vücutları gece namaz kılmak için yataklarından uzaklaşır, korku ve ümidle Rablerine dua ederler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcarlar. Onların yaptıkları amellere mükâfat olarak geldikleri için gözler süruru olacak nimetlerden neler gizlenmiş olduğunu hiç bir kimse bilmez” mealindeki (Secde sûresi: 16- 17) âyetleri okudu ve” Dinin esası ve direği nedir sana söyleyeyim mi? dedi. “Evet Ya Rasûlallah” dedim. “Her şeyin başı imandır. Dinin direği namazdır, en yüce tarafı da cihaddır” buyurdu ve “ Bu dediklerimin hepsinin daha mühim olanını sana haber vereyim mi? dedi. “Evet ya Rasûlallah,” dedim. Mübarek dilini tuttu ve “Şunu muhafazaya gayret et” buyurdu.(11)
Kur’an-ı Kerim’de oruç ibadetinin, daha önce yaşayan ümmetlere de farz kılındığı beyan edilmiştir. Bu hakikat muhkem nassla sabittir: “Ey iman edenler!. Sizden evvelkilere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı. Umulur ki korunursunuz.” (El Bakara Sûresi: 183) Allah’a (cc) ihlâsla teslimiyeti ve ilâhi tekliflerin ihlasla yerine getirilmesini ifade eden takva, oruçun hikmetlerinden birisi olarak beyan edilmiştir. Sahabeden Hz. Muaz b. Cebel (ra), takvanın keyfiyetini izah ederken ‘tahkiki iman ve salih amel’ üzerinde durmuş ve şu tesbitte bulunmuştur: “Muttaki vasfına haiz olan kimseler; açık ve gizli şirkten korunan, ibadetlerini sadece Allah (cc) rızası için edâ eden ve cennete lâyık olan kimselerdir. Takva denilince, önce kalbe yerleşen tahkiki iman akla gelir. Peygamberimiz efendimizin “takva kalptedir” buyurmasının hikmeti budur. Tahkiki imana ve selim bir kalbe sahip olmadan bu vasfı elde etmek mümkün değildir.’’(12)
Takvanın ihlâs ve ihsanla münasebetini, ruh ile beden arasındaki münasebete veya et ile tırnak arasındaki ilişkiye benzetmek mümkündür.

ORUÇ TUTMAMAYI
MÜBAH KILAN ÖZÜRLER 
Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler!.. Sizden evvelkilere yazıldığı gibi, sizin üzerinize de oruç yazıldı. Ta ki korunasınız. (O Ramazan ayı) sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta yahud sefer üzerinde olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. (ihtiyarlığından veya şifa ümidi olmayan hastalağından dolayı) Oruç tutmaya gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye (lâzımdır). Bununla beraber kim gönül isteği ile bir hayır yaparsa, işte bu onun için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız sizin hakkınızda (fidye vermenizden) hayırlıdır.” (El Bakara Sûresi: 183-184) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu Ayet-i kerime’de belirtilen özürlerin keyfiyetini, maddeler halinde izaha gayret edelim.
Birincisi: Oruç tutmamayı mübah kılan özürlerin başında hastalık gelir. Hasta; nefsinin telef olmasından veya bir azasını kaybetmekten korkarsa bi’licma oruç tutmaz.(13) İmam-ı Merginani: “Hastalığın artması veya uzaması bazan ölüme götürebilir. Bu durumda ondan sakınmak (artmasından veya uzamasından kaçınmak) vacib olur”(14) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Hastalık tecrübe veya fıskı zahir olmayan müslüman bir doktorun haber vermesiyle sabit olur.(15) Dürri’l Muhtar’da; hastalığının zann-ı galible, tecrübeyle veya müslüman, kâmil hali gizli bir doktorun sözü ile sabit olacağı kaydedilmektedir. İbn-i Abidin: “Müslüman, kâmil, hali gizli bir doktorun sözü ile...” hükmünü şu şekilde izah etmektedir: “Kâfirin sözüne ise güven olmaz. Çünkü maksâdı ibadeti bozmak olabilir. Meselâ; teyemmümle namaza başlayan bir müslüman, kâfirin su vaadetmesi ile namazını bozamaz. Kâmil’den murad; tıb ilminde yeterli bilgisi olan doktordur. Az bilgisi olanın sözüne uymak caiz değildir. “Hali gizli” bazılarına göre, adil olması şarttır. Zeylâi kesinlikle buna kaildir. Ama Bahır’la, Nehir’in sözlerinden anlaşılan bu kavlin zayıf olduğudur. Ben derim ki; bu şartları haiz olmayan bir doktorun sözü ile amel eder de orucunu bozarsa, zahire göre keffaret lâzım gelir. Nitekim alâmetsiz ve tecrübesiz orucunu bozsa, galebe-i zann bulunmadığı için keffaret lâzımdır. Halk bundan gafildir.”(16) Sonuç olarak; mü’min, adil ve mütehassıs bir doktorun, mükellefin sıhhi durumu ile ilgili hükmü esastır.
İkincisi: Ramazın-ı Şerif ayında sefere çıkacak olan bir mükellef; geceden oruca niyyet etmeyebilir. Bu mübahtır. Ancak oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkan kimse için, o günün orucunu bozmak mübah olmaz. Şayed devam etmeyip; yolculuğa çıktıktan sonra iftar etmiş olursa, bu kimseye sadece kaza gerekir, keffaret gerekmez. Ancak önce orucunu bozup, sonra yolculuğa çıkan kimsenin durumu böyle değildir. Bunu yapan kimseye; hem kaza, hem keffaret gerekir.(17)
Üçüncüsü: Oruç tutmaya gücü yetmeyen şeyh-i fani (ihtiyar kimse) iftar eder ve her gün için bir yoksula fidye verir. İmam-ı Merginani: “Bu hususta asıl olan Allahû Teâla (cc)’nın: “Oruç tutmaya gücü yetmeyen (Tâkat getiremeyen)ler üzerine de bir yoksul doyumu fidye vermek lâzım gelir” hükmüdür. Şayed oruç tutmaya gücü yeterse, yani kaadir olabilirse, fidye batıl olur. Çünkü oruca; fidyenin halef olabilmesinin şartı, acziyetin devam etmesidir”(18) hükmünü zikretmektedir. Şeyh-i fani vasfına haiz olan kimseler; dilerlerse fidyelerini Ramazan-ı Şerif ayının başında bir defada verirler. İsterlerse bunu ayın sonuna bırakabilirler.
Dördüncüsü: Hamilelik ve çocuk emzirmektir. Birçok muteber kaynakta: “Zann-ı galib ile kendi hayatından veya çocuğunun hayatından korkan hamile, yahud zahir rivayete göre anne olsun, sütanne olsun emzikli kadınlar oruç tutmayabilirler” hükmü kayıtlıdır. Bu durumda olan kadınlar, daha sonra oruçlarını kaza ederler.(19)
Beşincisi: Hayız ve nifas halidir. Hz. Aişe (r.anha) validemiz’in “Bizlerden birisi Rasûl-i Ekrem (sav)’in zamanında hayızdan temizlendikten sonra orucunu kaza eder, namazını ise kaza etmezdi” buyurduğu sabittir.(20) Mü’min kadınların; hayız ve nifas halinde iken eda edemedikleri Ramazan-ı Şerif orucunu bilâhare kaza etmeleri gerekir.
 
VACİP OLAN SADAKA-I FITR İBADETİ
Zengin olan müslümanların; Ramazan Bayramı’ndan önce, üzerlerine vacip olan “Sadaka-ı Fıtr” ibadetini, ihlâsla yerine getirmeleri gerekir. Sadaka-ı Fıtr terimi, “sadaka” ve “Fıtrat” kelimelerinden müteşekkildir. Bu terkip içinde yer alan “fıtrat” veya “Fıtr” kelimelerinin mahiyeti,, âlimler tarafından farklı şekilde izah edilmiştir. İbn-i Abidin ‘Reddü’l Muhtar’ isimli eserinde, bu husustaki ihtilâfları zikrettikten sonra, şu tesbitte bulunmuştur: “Nevevi’nin Tahrir adındaki eserinde, belirttiğine göre “Fıtra” sonradan uydurulan bir isimdir. Galiba yaratılış manasına gelen “Fıtrat’tan” alınmış olacaktır. Ebû Muhammed Ebheri’nin beyanına göre, manası “Hilkatin zekâtı” demektir. Sanki sadaka-ı Fıtr “bedenin zekâtıdır” denilmiştir. Kuhistani dahi bu keyfiyeti esas almış ve sadaka-ı fıtra “ baş sadakası veya bedenin zekâtı” denildiğini nakletmişlerdir. Hasılı fitre kelimesinin lügat manasını ifade ettiğinde şüphe yoktur. Manası “hilkat, yaratılış” demektir. Söz ancak mutlak kullanılıp da şer’i manası kasdedildiği hale mahsustur”(21)
Sadaka-ı fıtr’ın vücûbiyetinin delili olan Hadis-i Şerif; ravisi ve metni üzerinde, hiç tartışma yapılmayan meşhur hadislerden birisidir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) Ramazan Bayramı’ndan bir gün önce okuduğu hutbede:” Sadaka olarak, buğdaydan yarım sa’ veya hurmadan bir sa’ veya arpadan bir sa’ nisbetinde fitrenizi edâ ediniz”(22) emrini verdiği malûmdur. Bu hadisin ravisi, Hz. Salebe İbn-i Sugayr (ra)’dır. Bunun dışında bir çok ravi kanalıyla gelen haberde, Peygamberimiz’in (sav) “Böyle bir günde siz onları (miskinleri) dilenmekten müstağni kılın” buyurduğu sabittir.
Sadaka-ı Fıtr; Ramazan Bayramı’nın ilk günü, fecr-i sadık’m girmesiyle vacip olur. Bayram namazından önce verilmesi gerekir. Dolayısıyla sadaka-ı fıtr; nâmi olsun veya olmasın nisap miktarı malı bulunan, hür ve müslüman olan her mükellefin üzerine vaciptir. Mükellefin iki vakitte (sahur ve iftar) yemek için ne masraf ediyorsa, ihtiyaç sahiplerine aynısını “Sadaka-ı Fıtr” olarak vermesi menduptur. Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Ramazan-ı Şerif ayı, mübarek bir zaman dilimidir. Hak ile batılı birbirinden ayıran ve hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirildiği malûmdur. Her mükellefin, bu aya mahsus olan bütün bedeni ve mali ibadetlerini zamanında ve ihlasla edâ etmesi zaruridir.
____________________________________
(1) Mecmuatû’t Tefasir- İst: 1979 C: 1 Sh:257
(2) İbn-i Abidin- Reddü’l Muhtar Ale’d Dürri’l Muhtar-İst: 1983. C: 4 Sh: 228, Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve Heyet-El Feteva-ı Hindiye- Beyrut: 1400. C: 1 Sh: 194.
(3) Sahih-i Müslim-İst: 1401 K.İman: 57, Ayrıca Sünen-i Ebû Davud-İst: 1401 K.Sünne: 16,
(4) Seyyid Şerif Cürcani- Et Ta’rifat- İst: ty Kaynak yay Sh: 12
(5) Geniş bilgi için bakınız/ Mecmuatû’t Tefasir- İst: 1979 C: 1 Sh: 260, Ayrıca İmam Fahrüddin-i Razi- Mefatihu’l Gayb- C:5 Sh: 84, ( Not: Diğer münzel kitapların ve suhufların da Ramazan ayında indirildiğini belirtenhaberler vardır. Bu haberlere göre Ramazan ayının ilk gecesinde ‘Suhuf-u İbrahim’, Altıncı gecesinde ‘Tevrat’, Yirmiüçüncü gecesinde ‘İncil’ indirilmiştir.)
(6) İmam-ı Kurtubi- El Camiu Li Ahkami’l Kur’an- Kahire: 1967 C: 20 Sh: 136.
(7) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- A.g.e. C: 1 Sh: 216.
(8) Sahih-i Buhari- İst: 1401 K. Bed’û’1-Halk: 4/91, Bab: 11
(9) Sahih-i Müslim-İst: 1401 K. Sıfatü’1-Mûnâfıkın: 4/2172
(10) Sahih-i Müslim-İst: 1401 K.Salâtü’l-Müsâfirîn: 1/521
(11) Sünen-i Tirmîzî- İst: 1401 K.iman: 5, Sünen-i İbn-i Mâce- İst: 1401 K.Fiten: 2/1314, b.12
 (12) İmam Fahrüddin-i Razi- Mefatihû’l Gayb- İst: 1308-1311 C: 1 Sh: 243 vd, Ayrıca İbn-i Kesir- Tefsirû’l Kur’an’il Aziym- Beyrut: 1969 C:l Sh: 39.
(13) Şeyh Nizamüddin ve heyet -Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 207.
(14) İmam-ı Merginani - El Hidaye- Kahire: 1965 C: 1, Sh: 126.
(15) İbn-i Hümam - Fethû’l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 79.
(16) İbn-i Abidin - Reddü’l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 340.
(17) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 206.
(18) İmam-ı Merginani - A.g.e., C: 1, Sh: 127.
(19) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 338 , Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 207.
(20) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 1, Sh: 114.
(21) İbn-i Abidin- A.g.e. C: 4 Sh: 201.
(22) Abdi’l Latifi’z Zebidi- Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi- Ank:1972 C: 5 Sh: 369. Ayrıca İmam-ı Serahsi- A.g.e. C: 3 Sh: 101,Molla Hüsrev- A.g.e. C: 1 Sh: 195 vd.

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle