HADİS

 Helâl Kazancın Önemi, Sadaka ve Karz-ı Hasen
 Hesap gününe hazırlanan her mükellefin yüklendiği emaneti muhafaza etmesi, aklını kullanması ve şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınması şarttır.

 

Helâl Kazancın Önemi, Sadaka ve Karz-ı Hasen
YAZI BOYUTU :

Dr. Ahmet KILIÇ

 

 

Hesap gününe hazırlanan her mükellefin yüklendiği emaneti muhafaza etmesi, aklını kullanması ve şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınması şarttır. Muhkem nasslarla sabit olan hakikat şudur: Allahü Teâlâ (cc) malın ve mülkün yegâne sahibidir. Tasarruf yetkisi, imtihan için insanoğluna verilmiştir.Mahşer gününde her mükellef, işlediği “zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de” karşılığını görecektir. İnsanların dünya malını kazanırken ve harcarken, ilahi teklifleri dikkate almaları ve meşrû hududlarına riayet etmeleri gerekir. Hz. Rafi’ b. Hadic’in (ra) babasından naklettiği hadis-i şerif’te, helâl kazancın önemi ve bu kazancı elde etme vasıtaları haber verilmiştir. Hadis-i şerif meâlen şöyledir: Sahabeden birisi “Ya Rasûlallah, en temiz kazanç hangisidir?” diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “Kişinin el emeğiyle kazandığı ve meşrû olan her alış-verişten elde ettiği rızıkdır.”

Helâl Kazancın Önemi, Sadaka ve Karz-ı Hasen

Şeyh Ahmed Er Rumi/Mecalisü’l Ebrar

H ESAP gününe hazırlanan her mükellefin yüklendiği emaneti muhafaza etmesi, aklını kullanması ve şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınması şarttır. Muhkem nasslarla sabit olan hakikat şudur: Allahü Teâlâ (cc) malın ve mülkün yegâne sahibidir. Tasarruf yetkisi, imtihan için insanoğluna verilmiştir. Mahşer gününde her mükellef, işlediği “zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de” karşılığını görecektir. İnsanların dünya malını kazanırken ve harcarken, ilahi teklifleri dikkate almaları ve meşrû hududlara riayet etmeleri gerekir. İlahi tekliflerin teşrii hikmeti, insanların dünya ve âhiret hayatıyla ilgili maslahatların temin edilmesini sağlamaktır.”(1)
Allah’ın (cc) ‘ticareti helâl, faizi haram kıldığı’ muhkem nasslarla sabit olan bir hakikattir. Müslümanların işyerlerine “Rızkın Allahü Teâla’dan” olduğunu ifade eden dini levhaları astıkları malûmdur. Fakat bunun ne manaya geldiğini inceden inceye tefekkür ettiklerini söylemek kolay değildir. Rızk meselesi, hem Allah’ın (cc) ilim ve irade sıfatıyla ilgilidir, hem de “Tekvin Sıfatı’nın” bir tecellisidir. Dolayısıyle helâl kazanç (rızk) ile ilgili meselelerin itikadi ve ameli boyutları vardır.
Müslümanların rızıklarını temin etmek için meşrû olan her vasıtayı kullanmaları ve bütün imkanlarını seferber etmeleri gerekir. Kur’an-ı Kerim’de: “Yeryüzünü size boyun eğdiren (İstifadeniz için itaatli kılan) Allah’dır. O halde yeryüzünün sırtlarında dolaşın da Allah’ın size ihsan ettiği rızıklardan istifade edin” (El Mülk Sûrei: 15) hükmü beyan buyurulmuştur. Ziraat, ticaret, zanaat ve diğer iktisadi faaliyetlerin sebebi, yeryüzünde mevcut olan rızkın ortaya çıkarılmasıdır. Yeryüzünün insana boyun eğmesi, işlenmeye ve verimli kılınmaya müsait olmasıdır.(2) Ayet-i kerime’de geçen “Allah’ın size ihsan ettiği rızıklardan istifade edin” hükmü, umumi bir beyandır. Yeryüzündeki bütün nimetler; insanlar ve canlılar için, bir metâ ve zinet olarak yaratılmıştır.(3) Bu tesbitten sonra, helâl ve temiz kazancın önemine geçebiliriz.
Hz. Rafi’ b. Hadic’in (ra) babasından naklettiği hadis-i şerif’te, helâl kazancın önemi ve bu kazancı elde etme vasıtalarıı haber verilmiştir. Hadis-i şerif meâlen şöyledir: Sahabeden birisi “Ya Rasûlallah, en temiz kazanç hangisidir? diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “Kişinin el emeğiyle kazandığı ve meşrû olan her alış-verişten elde ettiği rızıkdır” Helâl ve temiz rızık elde etme yollarının başında “el emeği”nin geldiğini belirten Peygamberimiz Efendimiz (sav) bu beyanlarıyla, herkesin fiilen çalışmasını, bir san’at ve hüner sahibi olmasını tavsiye etmiştir. İmam-ı Serahsi’nin zikrettiği şu rivayet, el emeğinin önemini ortaya koymaktadır: “Hz. Peygamber (sav) ensar’dan Hz. Sa’d b. Muaz (ra) ile musafaha yaparken, ellerinin nasır bağlamış olduğunu farketti ve bu durumun sebebini sordu. Hz. Sa’d b. Muaz (ra) “Evlad û iyâlimi geçindirmek için kazma kürekle çalışıyorum “ cevbanı verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) Hz. Muaz b. Sad’ın elini sımsıkı tuttu ve “Allah’ın sevdiği eller, işte bu ellerdir “ iltifafında bulundu.(4) Alın teri ve el emeğiyle kazanılan helâl rızkın önemini, Peygamberimiz Efendimiz (sav) fiilen ashabına öğretmiştir. Ailesinin nafakasını temin için çalışan ve bu esnada elleri nasır tutan bütün müslümanlar için, aynı müjde geçerlidir.

ALIŞ-VERİŞİN ÖNEMİ VE KEYFİYETİ
Cemiyet halinde yaşıyan insanların; alış-veriş (ticaret), hizmet, menfaat ve diğer hususlarda, birbirleriyle sıkı ilişkiler içerisinde oldukları malûmdur. Alış-verişin bulunmadığı bir toplumu düşünmek bile mümkün değildir. Dolayısıyla her müslümanın, alış-veriş hukuku ile ilgili ilimleri öğrenmesi gerekir. İbni Abidin ‘Reddü’l Muhtar’ isimli eserinde şu tesbitte bulunmuştur: “Ticaret ile meşgul olan kimselerin alış-verişi öğrenmeleri farzdır. Ta ki, sair mûamelâtta şüphelerden ve mekruh olan şeylerden korunabilsinler. Sanat sahipleri ve diğer herhangi bir işle meşgul olanlar da böyledir. Haramdan korunmak için onların da meşgul oldukları işin hükmünü bilmeleri farzdır.”(5) Muhakkak ki her müslümanın temel hedefi; Allah’ın (cc) her emrini, emrettiği gibi yerine getirmek ve O’nun rızasını kazanmaktır. Dolayısıyla müslüman; hevâsına muhalefet eden ve, Allah’a (cc) teslim olan mükellefin vasfıdır. Bu teslimiyetin temelinde; ilim, hesap gününe hazırlanma gayreti ve ihlâs ön plândadır. Kur’an-ı Kerim’de: “(Öyle kimseler) vardır ki, ne bir ticaret, ne bir alışveriş (onları) Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namaz kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoyamaz. Onlar kalblerin ve gözlerin (dehşetle) döneceği günden korkarlar” (En Nûr Sûresi: 37) hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyla mü’min bir tüccar; “zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de hesabının sorulacağı günü” daima hatırında tutmak mecburiyetindedir. Ayrıca Peygamberimiz Efendimiz’in (sas), “Emin ve sadık tüccar, kıyamet gününde şehidlerle beraberdir”(6) müjdesine mazhar olabilmek için, bütün imkanlarını seferber etmesi gerekir. Mü’min bir tüccarın; hem Allah’ın (cc) hukukunu koruması, hem de müşterisi olan insanların haklarına titizlikle riayet etmesi gerekir. Hanefi fukahası ‘Ticari faaliyetlerin rüknü; meşrû sebeb ve karşılıklı rızadır’ hükmünde ittifak etmiştir. Bu ittifak, muhkem nasslardan istinbat edilen hükümlere dayanır. Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler, birbirinizin mallarını batıl yollarla yemeyin. Meğer ki (o mallar), sizden karşılıklı bir rızadan (doğan) bir ticaret malı ola (o zaman yeyin). Kendi nefsinizi de öldürmeyin. Şüphe yok ki Allah sizi çok esirgeyicidir. Kim (helal ) hududları aşarak ve zulüm yaparak bu amelleri işlerse, biz onu ateşe sokacağız. Bu da Allah için çok kolaydır.” (En Nisâ Sûresi: 29-30) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler “Bir malın batıl yolla yenilmesinden murad, islâm’ın haram kıldığı yollarla yenilmesidir”(7) hükmünde ittifak etmişlerdir. Bu yollara tevessül eden kimseler; geçici olan dünya hayatı için, ahiret hayatlarını tehlikeye atmış olurlar. Ticaretle meşgul olan bir mü’minin; üzerinde hassasiyetle duracağı ilk mesele, haram kılınan malların alış-verişini yapmamaktır. Allahû Teâla (cc) bir şeyi haram kılınca, onun bedelini de haram kılar. Peygamberimiz Efendimiz’in (sas) “şarabın alış-verişiyle’ ilgili olan insanlara şu hakikati tebliğ etmiştir: “İçilmesini haram kılan Allah, alınıp-satılmasını da (alış-verişini) haram kılmıştır.”(8) Fukaha’nın ‘şarap, domuz eti, kan, put ve bunun gibi haram maddelerin alış-verişinin batıl, bundan elde edilen gelirin de haram olduğu konusunda ittifak ettiği malûmdur.(9) Şüpheli olan malların alış-verişini yapmamak müstehaptır. Ticaret ile uğraşan müslümanların; iyilik ve takva hususunda birbirleriyle yardımlaşmaları, kötülükleri önlemek için ellerinden gelen gayreti sarfetmeleri gerekir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) “Tacirler kıyamet gününde facirler olarak diriltilirler. Ancak Allahû Teâla’dan (cc) korkan, iyilikten ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesnadır”(10) buyurduğu ve alış-verişle meşgul olan kimseleri ikaz ettiği malûmdur.
Helâl kazanç elde eden ve zengin olan müslümanların; farz, vacip ve müstahap olan mali ibadetlerini, zamanında ve ihlasla edâ etmeleri zaruridir. Mü’minlerin bariz vasıflarından birisi, Allah’ın (cc) kendilerine verdiği nimetlerden, ihtiyaç sahibi olan kimselere infak etmeleridir. Müslümanlar arasında ‘sadaka ve infak’ kavramlarıyla ifade edilen salih ameller, mükellefin imanı ve hesap günü Şuûruyla ilgilidir. sadaka aynı zamanda imanda sadakatla da ilgili bir kavramdır. Kur’an-ı Kerim’de sadaka kelimesi, farz olan zekâtı ifade için de kullanılmıştır. İmam Fahrüddin-i Razi “Allah zekâtı da sadaka olarak adlandırmıştır. O halde sadaka; ya malın tam olması ve devam etmesi için bir sebebtir, ya da kulun imanında sadık ve mükemmel olduğunu istidlâl etmeye vesiledir”(11) diyerek bir inceliğe işaret etmiştir. Allah’ın (cc) rızasını elde etmek niyetiyle verilen; vacip veya nafile olan, mali ibadetlere de sadaka adı verilmiştir.(12) Dolayısıyla mali ibadet olan sadakaların hükmü; farz, vacip, mendub veya müstehaptır.
Utandığı için insanlardan birşey istemeyen, fakat ihtiyaç sahibi olan fakirlere ve miskinlere sadaka verilmesi gerekir. Bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: “(Sadakalar) Allah yolunda kendilerini vakfetmiş fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşmaya muktedir olmazlar. (Hallerini) bilmeyenler, iffet ve istiğnalarından dolayı onları zenginlerden sanır. Sen (habibim) o gibileri simalarından tanırsın. Onlar insanlardan yüzsüzlük edip de birşey istemezler. Siz ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu hakkı ile bilendir.” (El Bakara Sûresi: 273)
Günümüzde tevekkül ehli olan, iffetinden ve gönül zenginliğinden dolayı kimseden birşey istemeyen fakirleri tesbit etmek kolay değildir. Ancak taharri (araştırma) vacip olan bir ameldir. Terkedilmesi caiz değildir. Bazı hadis mecmûalarında, Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) fakiri şu şekilde tarif ettiği malûmdur: “Asıl fâkir ortalıkta dolaşıp dilenen, kendisine bir-iki hurma veya bir ekmek verilen kimse değildir. Kendisine yetecek kadar rızk bulamayan, hali bilinmediği için sadaka verilmeyen ve kimseden birşey talep etmeyen müslüman gerçek fakirdir.”(13)
Bazı Muteber kaynaklarda, ihtiyaç sahibi olan müslümanlara borç vermenin (karz-ı hasen) onlara sadaka vermekten daha efdal olduğu”belirtilmiştir.(14) Müslümanların birbirleri ile yardımlaşma yollarından birisinin; ihtiyaç halinde, kendi aralarında borç alıp vermeleridir. Karz-ı hasen, deyn ve ariyet gibi kavramlar; hem yardımlaşma, hem de borç hukuku ile ilgili olan kavramlardır.
Herhangi bir karşılık beklemeden veya dünyevi menfaat ummadan verilen borca, Kur’an ve sünnette “Karz-ı Hasen” vasfı verilmiştir. Karz-ı hasen; deyn ve ödünçten (ariyet) farklı olan bir muameledir.) Bilindiği gibi karz, geri almak üzere verilen malı ifade eden bir terimdir. Fukaha, “Misli olan maldan, benzerini (aynısını) geri almak üzere başkasına vermeye karz denilir” tarifini benimsemiştir.(15) Kur’an-ı Kerim’de karz-ı hasenin, Allah’a (cc) borç vermeye benzetildiği sabittir: “Hakikat sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar ve Allah’a karz-ı hasenle borç verenler (yok mu?) Onların mükafatı kat kat artırılır. Onlar için çok şerefli (başka) bir mükâfat da vardır.” (El Hadid Sûresi: 18) Çarşıda misli bulunan her çeşit mal veya para, karz-ı hasen muamelesi için bir vesiledir. Allah (cc) rızası için borç veren (karz-ı hasende bulunan) kimsenin, herhangi dünyevi bir menfaat beklemesi caiz değildir. Hz. Abdullah İbn-i Mes’ûd, Hz. İbn-i Abbas ve Hz. Abdullah İbn-i Selâm’dan (r.anhum) mevkûfen rivayet edilen bir hadisi-i şerifte: “Menfaat sağlayan her karz, faiz çeşitlerinden birisidir” buyurulmuştur. Rasûl-i Ekrem (sav) menfaat sağlayan karz-ı hasen muamelesinden nehyetmiştir. Çünkü burada şart koşulan menfaat karşılıksız bir fazlalıktır ve bu açıdan faize benzemektedir.(16)
Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) sadaka, karz-ı hasen, infak ve diğer mali ibadetlerin edâsıyla ilgili olarak şu tavsiyede bulunduğu malûmdur: “Sadakaların en iyisi, insanın bizzat kendi eliyle vereceği sadakadır. İnfak; siz hayatta iken ve istediğiniz kimseye istediğiniz kadar verdiğinizdir. Yoksa can boğaza geldikten sonra geç kalmış olursunuz. Sizden sonrakiler malları dilediği gibi kullanırlar.”(17) Helâl kazıncın kadr-u kıymetini bilen ve zengin olan müslümanların, bu tavsiyeye uygun amellerde bulunmaları gerekir.
___________________
(1) İmam-ı Şâtıbî- El Muvâfakât- Beyrut 1991 C: 2 Sh: 4 vd.
(2) Geniş bilgi için / Mecmuatû’t Tefasir - İst: 1979 C: 6, Sh: 317-318.
(3) İmam-ı Kurtubi- El Camii’u Li Ahkami’l Kur’an- Kahire: 1967 C: 10 Sh: 135.
(4) İmam-ı Serahsi- El Mebsut- Beyrut: ty C: 30 Sh: 345.
(5) İbn-i Abidin- Reddü’l Muhtar - İst: 1982 C: 1 Sh: 40.
(6) Sünen-i İbn-i Mace-İst: 1401 C: 2, Sh: 726. Had. No: 2146 K. Ticret: 1.
(7) Geniş biblgi için/ İbn-i Kesir-Tefsirû’l Kur’an’il Azim-Beyrut: 1969 C: 1, Sh: 479. Ayrıca Mecmuatu’t Tefasir-İst: 1979 C: 2, Sh: 57-58.
(8) İmam-ı Malik-El Muvatta-İst: 1401 C: 2, Sh: 846 K. Eşribe: 5.
(9) Şeyh Abdülgani El Meydani-El Lübab -Beyrut: 1400 C: 2, Sh: 24 vd.
(10) Sünen-i Tirmizi- İst: 1401 : 3 Sh: 515-516 Had. No: 1210.
(11) İmam Fahrüddin-İ Razi- Mefatihû’l Gayb- Ankara: 1989 C: 5 Sh: 524
(12) Ragıp El Isfahani- El Müfredat Fi Garibû’l Kur’an- İst: 1986 Sh: 408 vd, Ayrıca Seyyid Şerif Çürcani- Et Ta’rifat- İst: ty-Kaynak yay. Sh:132
(13) İmam Ahmet b. Hanbel - El Müsned - İst: 1401, C: 1, Sh: 384, Ayrıca Sahih-i Müslim - C: 1, Sh: 719, İmam-ı Malik - El Muvatta - C: 2, Sh: 924-925.
(14) Nureddin El Azizi- Siracü’l Münir (Şerhû Camiû’s Sagir) Kahire: 1324 C: 3 Sh: 57, Ayrıca El Heytemi- Mecmuaû’i Zevâid- Beyrut: ty. C: 4 Sh: 126
(15) İbn-i Abidin- A.g.e. C: 11 Sh: 89.
(16) İmam-ı Kasani- El Bedaiû’s Senai- Beyrut: 1974 C: 7 Sh: 395.
(17) Sahih-i Buhari- İst: 1401 K. Vesâya:14.





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle