Şahısperestlik Putperestliğin Köprüsüdür
Şahısları ölçüsüz sevmenin bir neticesi olarak hatasız görmek, hatalarında hep hikmet aramak, hatalı hallerinde kendilerini uyarmayı ahlaksızlıktan saymak, şahısperest olmaktır. Dokunulmazlık zırhına büründürülmüş ekâbirler, idareciler, gaybi bildiklerine inanılan mahfuz şeyhler, şahısperestlerin vazgeçilmezleridir. Yahudi ve Hıristiyanlar, hahamlarını ve ruhbanlarını rehber edineceklerine Rabler edindikleri için putpeseret müşriklerden sayılmışlardır. Mensubu olduğumuz İslâm toplumu bir melekler toplumu değil, bir mükellefler toplumudur. Hatasız ve günahsız kimse yoktur. Bizim âlimlerimiz bizim Rablerimiz değil, sadece din kardeşlerimiz ve rehberlerimizdir. Onlar da biz de şer’i şerif ile mukayyed kalmak mecburiyetindeyiz. İnsanların, hocaların, şeyhlerin, üstadların, politik parti liderlerinin hatırları kırılmasın diye hakkın hatırını kıranlar (ilimleri ve unvanları ne olursa olsun) birer şahısperesttirler. Şahısperestlik, inanç kanseridir.
Mustafa ÇELİK
20.02.2019 13:20
664 okunma
iSLÂM, bey’at ve itaat dinidir. İslâm’da itaat, şahıslara değil, şeriata yapılır. Şeriatın yerine ve önüne şahısları geçirenler, itaatleriyle köleleşen, isyanlarıyla da zalimleşen kimselerdir.
Şahısları ölçüsüz sevmenin bir neticesi olarak hatasız görmek, hatalarında hep hikmet aramak, hatalı hallerinde kendilerini uyarmayı ahlaksızlıktan saymak, şahısperest olmaktır. Dokunulmazlık zırhına büründürülmüş ekâbirler, idareciler, gaybi bildiklerine inanılan mahfuz şeyhler, şahısperestlerin vazgeçilmezleridir.
Şahısperestlik, bir putperestlik köprüsüdür. Bu köprüden geçenler, putperest olmaya mahkûmdurlar. Yahudi ve Hıristiyanlar, hahamlarını ve ruhbanlarını rehber edineceklerine Rabler edindikleri için putpeseret müşriklerden sayılmışlardır. Rabbimiz haber veriyor:
"(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (Hıristiyanlara ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır."(1)
Günümüzde Müslümanlar Allah’ı razı etmek yerine hocalarını, şeyhlerini, politik parti liderlerini razı etmeye çalışıyorlar. Bu yolda uğraş veriyorlar. Bu yolda olanların sonu cennete değil cehenneme çıkar. Çünkü bu yol Peygamber ve sahabenin gittiği yol değildir. Bu yolda olanlar; hocalarının, şeyhlerinin, politik parti liderlerinin şer’i şerife göre uyarılmalarına, hatalarının kendilerine hatırlatılmalarına karşı çıkarlar. Bilerek ve inanarak Allah’ın dininde hocaları, şeyhleri, üstadları, politik parti liderleri için dokunulmazlık, ayrımcılık ve ayrıcalık isteyenler, bu ümmetin Yahudileşenleridir.Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar: – Bu konuyu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler. Bazıları: – Buna Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgilisi Üsâme İbni Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Üsâme’ye:
– “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” diye sordu; sonra ayağa kalktı ve halka şöyle hitap etti:
“Ey insanlar! Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki,
 Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim."(2)
Buhârî’nin bir rivayeti şöyledir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzü renkten renge girdi ve: “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” buyurdu. Bunun üzerine Üsâme:
– Allah’tan benim bağışlanmamı dile yâ Resûlallah, dedi. Hadisin ravisi (Urve) der ki: – Sonra bu kadının elinin kesilmesi için emir verdi ve onun eli kesildi.
(3) Dikkat edilirse, İslâm’da dokunulmazlık kanunu yoktur. İslâm cinayet işleyen canileri koruma altına almaz. Öncülerini, ekâbirlerini lâ yuhti/hata etmez, lâ yüs’el/hesap sorulmaz kabul edenler, onları putlaştıranlardır. İnsanlık tarihinde putperestlik, şahısperestlikle başlamıştır. Yani aşırı sevgi putçuluğun en önemli nedenlerindendir. Bir şeyi veya kişiyi çok sevmek, kişiyi Allah’ın iradesi yerine o şeyin iradesine teslim olmaya dâhil edebilmektedir. Bu açıdan Araplar arasındaki putperestliğin nedenlerinden birisinin bizzat Kâbe’ye yönelik sevgi ve saygılarının olması ilginç ve önemlidir. Risâletten çok önceki çağlarda, çok büyük zorluklarla uzak bölgelerden Kâbe’yi ziyarete gelenler veya Mekke’den başka bölgelere göç edenler, hatıra olarak Kâbe’den veya Mekke’den yanlarına aldıkları taş veya benzeri şeyleri zamanla kutsayıp putlara dönüştürmüşlerdir. Arap putperestliğiyle ilgili önemli bir kaynağın yazarı olan İbn Kelbi’nin bildirdiğine göre, Mekke’den uzak bölgelere göç edenler Mekke’den aldıkları bir taşı yanlarında götürürler ve onun etrafında dönerek kendilerini Kâbe karşısında tavaf ediyor kabul ederlerdi. Zamanla o taşlar Kâbe’nin sembolü olmaktan çıkıp, tapılan bir puta dönüşmüştür. (4) Nûh kavminin putlarının da o toplumda yaşamış ve ölmüş bazı seçkin, salih insanların sembolleri olması, aşırı sevmenin putçuluğa neden oluşuyla ilgili önemli bir başka örnektir. Hz. Nûh’un kavmi, ilk zamanlar o çok sevdikleri insanların hatırasını canlı tutmak için heykellerini yapanlar, zamanla o heykelleri putlaştırmışlardı. Hatta Hz. Nûh’tan putperestliği terk etmeleri gerektiğini işitince, salih kişilerin sembolleri olan heykellere sarılıp, onları tevhid hakikatini reddetmek pahasına korumanın telaşına düşmüşlerdi: "Sakın ilahlarınızı terk etmeyin. Özellikle Vedd’i, Süva’ı, Yegûs’u, Yeûk’u ve Nesr’i bırakmayın’ dediler. Böylece onlar birçok kimseleri yoldan çıkardılar."(5) Kur’an, bir şeyi aşırı sevmenin şirke neden oluşu ve bu yanlışlığın sonucuyla ilgili olarak Hz. İbrahim’in ağzından şu gerçeği bildirmiştir: (İbrahim onlara) dedi ki: ‘Siz Allah’ı bırakıp, dünya hayatında birbirinizin duygularını okşayarak, aranızdaki uzlaşmanın, dostlukların kaybolmaması ve birbirinize dostluğunuzun devamı için bazı kimseleri ve putları ilâhlar edindiniz. Daha sonra kıyamet gününde, birbirinizi tanımaz hâle gelecek ve her biriniz diğerine lânet okuyacak, varıp barınacağınız cehenneme düşeceksiniz ve sizin için orada yardımcılardan bir kimse de bulunmayacak.’’(6)
Çağımızın en dehşetli hastalıkları olarak ortaya çıkan esbabperestlik, sanemperestlik, tabiatperestlik ve nücumperestlik insanlığın başına belâ olmuşlardır. Esbabperestliğin bir ne'vi olan şahısperestlik marazı da çağımızın manevî vebası gibi karşımızda durmaktadır. Şahısperestlik hastalığı ilerledikçe bir nev'î modern tarzda bir putperestlik hastalığını da doğurmaktadır. Hiç hata yapmayan, her şeyi bilen, asla yanılmayan ve onun gitmesiyle de herşeyin mahvolacağı zannedilen ucube bir şahıs hayali zihinlere yerleşmekte ya da yerleştirilmektedir. Hatta ehl-i iman olan bir insan bile bu şahısperestlik marazı yüzünden bazan şahsın menfaatini ümmetin menfaatine tercih etme gibi çok büyük bir yanlışa düşmektedir. Ehl-i iman insan çok dikkat etmelidir. Bir kıl mesabesinde olan şahıscılık yüzünden, dağlar büyüklüğündeki mü’minlik değerlerini yok saymamalıdır. Nasıl bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa; bir dağı setreder, göstermez. Aynı şekilde insanda velev ki sinek kanadı kadar da olsa şahısperestlik, dağ büyüklüğündeki bir kötülüğü göstermez. Bir milleti, bir kişinin ismi, resmi, büst ve heykeli önünde eğilmeye zorlamak, şahısperestliğin nasıl putperestliğe dönüştüğünü gösterir. 
Cemaatü’l Müslimin’den olma mesuliyetinin unutulduğu her yerde önce şahısperestlik sonra putperestlik hayatı istilâ eder. İslâm’da meşveret ve şûrâ usûlü geçerlidir. Ferdî mülâhazalara, şahıs merkezli telâkkilere itibar edilmez, kıymet verilmez. Müntesiplerine değer vermeyen, onları kıymetten düşüren cemaatte Cematü’l Müslimin kategorisine girmez. Asrımızda şahısperestlik hastalığı ve zalim politika, bütün ahlâkî değerleri tahrip etmektedir. İktidar sahiplerinin, insanların hidayetine vesile olmaları mümkün olduğu gibi, kitleleri dalalete sürüklemeleri de mümkündür. Bu siyasi bir tez değil, Allahû Teâla’nın kitabında yer alan bir hakikattir. Kur’an-ı Kerim’de, kıyamet gününde ortaya çıkacak manzara şöyle tasvir edilmiştir: (Tuğyan eden siyasi liderler) O gün yüzleri ateşte evrilip-çevrilirken, ‘Eyvah bize!.. Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e itaat etseydik’ diyeceklerdir. (Onlara tabi olanlar da) ‘Ey Rabbimiz!.. Hakikat biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan saptırdılar’ diyeceklerdir. Ey Rabbimiz!.. Onlara (liderlerimize) azaptan iki katını ver. Onları büyük bir lânetle rahmetinden kov!..”(7) Hesap gününde; tuğyan eden ve insanları hidayetten uzaklaştıran siyasi liderler ile onlara tabi olan kimselerin, birbirlerinin düşmanı hâline gelecekleri haber verilmiştir. Müslümanların fesadın, yalanın ve zulmün ön plana çıktığı dönemlerde, nasıl hareket edecekleri, önemli bir meseledir. Resul-i Ekrem (sav)’in; “Benden sonra birtakım emirler olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve yaptıkları zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir, ben de onlardan değilim. O kimse benim havzımın etrafına yaklaşamayacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik etmez ve zulümlerinde kendilerine yardımcı olmazsa, bendendir. Ben de onunla beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır”(8) buyurduğu ve mü’minleri uyardığı malumdur. Buradaki “Benden değildir, ben de onlardan değilim” ifadesi; yalan söyleyen, yalanın doğruların yerine ve önüne geçmesi için, yalan sosyal ve siyasal sistemi belirlemesi için çalışan ve zulmeden politikacıları desteklemenin, nelere sebep olacağını haber vermektedir. Şahısperestlik, bir yönüyle zalim olma ve zalimleri iktidara taşıma mesleğidir.
İnsanların en büyük zulümlerinden biri şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden semerâtı bir şahsa isnad ve ona mal ederler. Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır. ...Hattâ eski Yunanîlerin ilâheleri, böyle zâlimâne tasavvurat-ı şeytaniyenin mahsûlüdür.(9) Bahtiyar odur ki: Kevser-i Kur’ânî’den süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.
Şer’i şerifin sarih hükümlerini bir yana atan, açık mesajlara itibar etmeyip kendi hissiyatına göre delil arayan bir kimse putperest olma yolundadır. İnsan tasavvurlarını hakikat zannettiği müddetçe umniyelere kurban gitmekten kurtulamaz.
Şahısperestler genellikle duygusaldırlar, hayalcidirler ve hayalî şeylerin peşinden giderler. Hayalleri söndüğünde ise, hakikate küfür etmeye başlarlar.
Şahısperetlik bir hastalıktır. Envar-ı imaniyye ile tedavi edilmezse putperestliğe dönüşür.“Hakta tarafgirlik olmaz. Söylenenler doğru değilse, o zaman böyle şeylerden, o mezhepten ve kim olursa olsun o kişiden sakındırmış oluruz. Allah biliyor ki, hata edenin hatasını söylemekten maksadımız, şeriatı tenzih etmek ve onu yabancı şeylerden korumaktır. Yoksa söyleyen ve işleyenle bizim bir işimiz yoktur. Bununla ancak ilim emanetini yerine getiriyoruz. Âlimler de hata edenin kusurunu açığa çıkarmak için değil, hakkı ortaya koymak için birbirlerinin hatalarını gösteriyorlar. Kendisiyle teberrük edilen falan zahide nasıl cevap verilir veya sözü nasıl reddedilir? diyecek cahillerin sözüne itibar edilmez. Çünkü bağlılık şeriatın getirdiklerine olur, şahıslara değil. Adam cennet ehli veya evliyadan olabilir. Onun derecesi hatasının gösterilmesine engel olmaz. Bir şahsın yüceltilmesine bakıp ondan sadır olana delil ile bakmayan kimse, Hz. İsa’nın kendisini görmeyip onun elinde meydana gelen mucizelere bakan ve bundan da onu ilahlaştıran kimse gibidir. Hâlbuki Hz. İsa’ya bakıp yeme-içme ile yaşayan bir insan olduğunu görseydi, ona sadece layık olduğu değeri verirdi (insan sayardı).”(10)
Allahû Teâla tarafından peygamber gönderilmesinin sebebi; insanların sırat-ı müstakim üzere yürümelerine, akıllarını imanın ışığında kullanmalarına, şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınmalarına ve hevalarına tabi olmaktan kaçınmalarına yardımcı olmaktır.
Şahısperestlikten işkence görür iman. Çünkü şahısperestin zihninde birbirine karışmıştır sap ile saman. Şahısperestlik ehl-i hakkı, hakkın önüne geçirir. Şahısperest hâle gelen kişi ehl-i haktan daha önemser. Tabii ki bu, bir dalalet yoludur. Hz. Ali (rh.a) der ki: “Hak adamla bilinmez. Önce hakkı tanı, dolayısıyla ehl-i hakkı tanırsın.”(11) Şahısperestlik hastalığından kurtulmak istiyorsak; behemehâl önce hak, sonra ehl-i hak demeliyiz. Hak bilinmeden, hak anlaşılmadan ehl-i hak anlaşılmaz. Hakkı ve hakikati şahıslara ölçü yapmadıkça şahısperestlikten kurtulmak mümkün değildir. Bu nedenle diyoruz ki; Müslümansın ne put ol, ne putperest. İnsanı insan gör olma şahısperest!
Şahısperestlik köprüsünden geçip de putperest olmayan hiçbir kimse yoktur. Putperestlerin kahır ekseriyeti şahısperestlik köprüsünden geçenlerdir. Şahısperestlikten kurtulmak isteyenin her zaman şu üç faziletle tanınması lazım: İhlas, ihsan ve tevazu. Daha sonra da şu üç kusurdan arınması gerekir: Hevâ (heves), taassup ve kibir.
Bil ve inan ki; mensubu olduğumuz İslâm toplumu bir melekler toplumu değil, bir mükellefler toplumudur. Hatasız ve günahsız kimse yoktur. Bizim âlimlerimiz bizim Rablerimiz değil, sadece din kardeşlerimiz ve rehberlerimizdir. Onlar da biz de şer’i şerif ile mukayyed kalmak mecburiyetindeyiz. İnsanların, hocaların, şeyhlerin, üstadların, politik parti liderlerinin hatırları kırılmasın diye hakkın hatırını kıranlar –ilimleri ve unvanları ne olursa olsun- birer şahısperesttirler. Şahısperestlik, inanç kanseridir. İmanı yer bitirir, sonunda kişiyi putperest yapar. Hakkın hatırını bütün hatırlardan üstün tutmadıkça bu hastalıktan kurtulamayız.
____________________
(1) Tevbe Sûresi/ 31
(2) Sahih-i Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârik 6; İbni Mâce, Hudûd 6
(3) Sahih-i Buhârî, Megâzî 53
(4) İbn-i el-Kelbî, Putlar Kitabı, 41-46; İbn Hişam, es-Siretü’n-Nebeviyye, I/83
(5) Nuh Sûresi: 23, 24
(6) Ankebut Sûresi/ 25
(7) El Ahzab Sûresi/ 66-68
(8) Mansur Ali Nasıf- Tac Tercemesi- İst.: 1973 C: 3, S: 100 Mad. No: 168
(9) Mesnevî-i Nuriye/Said Nursî, Sh: 75
(10) Telbîsüİblîs/İbnü’lCevziyyu’l Bağdadi, Sh: 152, Beyrut/ 1989
(11) Telbîsüİblîs/İbnü’lCevziyyu’l Bağdadi, Sh: 84, Beyrut/ 1989
 
Misak Dergisi 338. Sayı
Ocak 2019
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya