Müslümanlara Yapılan Çin İşkencesi'nin Boyutları
Uluslararası Af Örgütü'nün raporuna göre 'Aşırılıkla Mücadele' düzenlemesinin kabul edildiği Mart 2017 tarihinden bu yana, Sincan bölgesinde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik gruplara yapılan işkence dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Çin'in Kazak asıllı Müslüman vatandaşları milyonlarca Doğu Türkistanlı'nın tutulduğu kamplarda olanları anlattı. Bir mahkum "Bana cehennemi yaşattılar" diyerek, vahşeti ağlayarak dünyaya duyurmuştur. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikasının insanlık adına büyük bir utanç kaynağı olduğunu belirtmiştir. Çin makamlarını, toplama kamplarını kapatmaya davet eden Bakanlık, "Türk kamuoyunun ağır insan hakları ihlalleri konusundaki tepkisinin Çin makamlarınca dikkate alınmasını bekliyoruz" ifadesini kullanmıştır. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de; "Uygur Türklerine dönük keyfi tutuklamalar, bir milyondan fazla Uygur Türkü'nün toplama kamplarında ve hapishanelerde alıkonulması gibi eylemlerin hiçbir şekilde meşru olmadığını söylüyoruz" değerlendirmesini yapmıştır.
İsmail TEBRİZİ
10.04.2019 13:20
733 okunma
ULUSLARARASI Af Örgütü'nün raporuna göre 'Aşırılıkla Mücadele' düzenlemesinin kabul edildiği Mart 2017 tarihinden bu yana, Sincan bölgesinde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik gruplara yapılan işkence dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Düzenlemeye göre "normal" olmayan sakal bırakmak, başörtüsü takmak, namaz kılmak, oruç tutmak, alkol almamak ya da İslâm veya Uygur kültürüyle ilgili kitaplar veya yazılar bulundurmak da dahil olmak üzere, dini veya kültürel aidiyetin açık veya hatta özel alanda sergilenmesi "aşırılık" olarak değerlendirilmektedir. Çalışma veya eğitim amacıyla özellikle Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak da insanları şüpheli konumuna düşürmektedir. Yetkililer kampları "eğitim yoluyla dönüştürme" merkezleri olarak adlandırsa da, birçok kişi bu merkezlerin "siyasi eğitim kampları" olduğunu ifade etmektedir.
Pekin yönetimi, Çin'de dinî azınlıkların haklarının kanunlarla korunduğunu ileri sürüyor. Hangi haklar? Namaz kılma hakkı mı mesela? Doğu Türkistan (Sincan) bölgesinde camilerin girişlerine asılan tabelalarda Komünist Parti mensuplarının, devlet memurlarının, işçilerin, emeklilerin, öğrencilerin, kadınların ve çocukların camiye giremeyecekleri yazılı; öyleyse kimin namaz kılma hakkı? Namaz tabii ki evde de kılınabilir, fakat Çin yönetiminin 'her Müslüman aileye bir kardeş aile' uygulaması yüzünden bu da riskli. Ayda en az üç gün Müslüman bir ailenin evinde kalarak o evde günlük ve gecelik hayatın nasıl olduğunu gözlemlemekle, Komünist Parti kriterlerine aykırı hallerin olup olmadığını öğrenmekle, "aşırılığa" dair emarelerin bulunup bulunmadığını tesbit etmekle görevli olan Çinli gayrimüslim "kardeş aile"ler, devlete düzenli olarak rapor veriyorlar. Evde namaz mı kılınmış? Evin hanımı yahut kızı, "kardeş aile"nin namahrem erkeğinin karşısına başörtüsüyle mi çıkmış? Karıştırılan bir çekmecede İslâmi bir kitap mı bulunmuş? Hepsi raporda yer alıyor. Sonra gelsin 'rehabilitasyon'! Evin babası veya oğlu, hanımı veya kızı, icabında hepsi birden, doğru "Eğitim Yoluyla Dönüştürme Merkezi"ne!
Diktatörlük, sokaklarda, iş yerlerinde, devlet dairelerinde de yakın markaja alıyor Müslümanları. Adım başı polis çevirmesi; "Aç bakalım çantanı", "Ver bakalım akıllı telefonunu"; İslâmî bir unsur bulunursa, oracıkta derdest... Sakallıysan, başörtülüysen, zaten başka bir "aşırılık" deliline ihtiyaç yok. Ramazan'sa ve iş yerindeki amirin yahut okulundaki öğretmenin oruç tuttuğunu anlamışsa, o da yeter. Yetkililerde örgüt mensubu intibaı uyandırırsan veya onlar sana iyice gıcık gidip öyle bir yafta yapıştırırsa, mahkemeye sevk edilip ağır hapis cezası alabilirsin, hatta idam da edilebilirsin; ama daha ziyade "dönüştürme merkezi" görünür ufukta. Orada da hapis hayatı yaşıyorsun, orada da türlü çeşit eziyetler var, üstelik seni oraya gönderirken ailene haber vermiyorlar ve orada ne kadar kalacağını asla bilemezsin, ama resmiyette ceza söz konusu değil; çünkü "dinî azınlıkların hakları kanunlarla korunuyor"! Komünist topluma intibak için ücretsiz yardım alıyorsun; öyle bakmalısın hadiseye!
Çin'in Kazak asıllı Müslüman vatandaşları milyonlarca Doğu Türkistanlı'nın tutulduğu kamplarda olanları anlattı. Bir mahkum "Bana cehennemi yaşattılar" diyerek, vahşeti ağlayarak dünyaya duyurdu. Yüksek duvarlar ve dikenli tellerle çevrili devasa binalar, gözetleme kuleleri, etraftaki olağanüstü koruma kalkanları arasında dikilen yüzlerce toplama kampı. Çin bu kampların 'eğitim merkezleri' olduğunu iddia etse de başta BM, dünya medyası, STK'lar ve bu kamplardan kaçanların anlattıkları ise vahşetin aynası oluyor. Üç milyonu aşkın Doğu Türkistan'lının sudan sebeplerle tıkıştırıldığı kamplara bu defa BBC mercek tuttu. Kamplarda tutulan Kazak müslümanlar yaşanan vahşeti anlattı.  Kazak asıllı bir Çin vatandaşı olan Aybota Serik'in babası Çin hükümetinin "Mesleki Eğitim Merkezleri" adını verdiği gözetim kamplarından birisinde tutuluyor. Aybota ise bu kamplara "hapishane" demeyi tercih ediyor. Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin kuzeyinde Tarbagatay şehrinde imamlık yapan babası Kudaybergen Serik, Şubat 2018'de polis tarafından gözaltına alındı ve Aybota o günden beri babasından haber alamıyor.
Orinbek Koksibek bu kamplarda aylarını geçirmiş bir Kazak, "7 gün cehennemi yaşattılar bana orada" diye söze başlayıp kendisine yapılan işkenceyi anlatıyor: "Ellerim kelepçeliydi, bacaklarım birbirine bağlıydı. Beni bir çukura attılar ve tam ben ellerimi kaldırıp yukarı bakmaya çalışırken üstüme su dökmeye başladılar ve ben de çığlıklar attım. "Daha sonra ne olduğunu hatırlamıyorum. Ne kadar o çukurun içinde kaldım bilmiyorum ama mevsim kıştı ve hava çok soğuktu. Benim vatan haini olduğumu, iki vatandaşlığımın olduğunu, borcum olmasına rağmen topraklarımın olduğunu söylüyorlardı." Suçlamaların hepsinin yalan olduğunu söylüyor.
Bir hafta sonra Çince dilbilgisi ve Çince şarkılar öğrettikleri başka bir kampa gönderildiğini ve ancak üç bin kelime öğrenirse salıverileceğini söylediklerini anlatıyor. "Çince'de "yeniden eğitim kampı" diyorlar bu kamplara ama bütün istedikleri eğitimse, neden insanları kelepçeliyorlar? "Kazakları tutukluyorlar çünkü biz Müslümanız. Ama neden hapsedersin ki? Çin'in istediği bütün Kazakların Çinliye dönüşmesi. Bütün bir etnisiteyi yok etmek istiyorlar" diyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikasının insanlık adına büyük bir utanç kaynağı olduğunu belirtmiştir. Çin makamlarını, toplama kamplarını kapatmaya davet eden Bakanlık, "Türk kamuoyunun ağır insan hakları ihlalleri konusundaki tepkisinin Çin makamlarınca dikkate alınmasını bekliyoruz." ifadesini kullanmıştı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de "Uygur Türklerine dönük keyfi tutuklamalar, bir milyondan fazla Uygur Türkü'nün toplama kamplarında ve hapishanelerde alıkonulması gibi eylemlerin hiçbir şekilde meşru bulunmayacağını söylüyoruz" değerlendirmesini yapmıştı.
Dünya genelinde çok sayıda hükümet, uluslararası örgüt ve sivil toplum kuruluşu, Çin'in Uygur Türklerine yönelik uygulamalarına tepki gösteriyor. Avrupa Birliği (AB), Çin'le geçen yıl Temmuz ayında başkent Pekin'de yaptığı İnsan Hakları Diyaloğu toplantısının ardından, insan hakları savunucuları, dini inançları nedeniyle zulüm gören kişiler ve ifade özgürlüğü ile temel insan haklarına aykırı şekilde hapsedilen Tibet'lilerin ve Uygurların serbest bırakılmasını istemiştir. Birleşmiş Milletler (BM) Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi'nin 30 Ağustos 2018 tarihli raporunda, kamplarda bir milyondan fazla Uygur'un alıkonulduğu vurgulanmıştır. Avrupa Parlamentosu da geçen yıl ekim ayında kabul ettiği kararla, toplama kamplarının derhal kapatılıp alıkonan kişilerin serbest bırakılmasını istemişti.
Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve çok sayıda uluslararası sivil toplum kuruluşu, ağır hak ihlallerine maruz kalan en az bir milyon civarında Uygur Türkü'nün durumunu görüşmesi, bölgeye gözlemci heyet göndermesi ve gerçekleri ortaya çıkarması için BM İnsan Hakları Konseyine çağrı yapmıştır.
Çin, uluslararası kamuoyunda "toplama kampları" şeklinde adlandırılan yerlerin "mesleki eğitim merkezi" olduğunu ve buralarda tuttuğu kişileri "aşırı fikirlerden arındırarak topluma kazandırmayı" hedeflediğini iddia etmektedir. BM ve diğer uluslararası örgütler, kampların incelemeye açılması çağrılarını yinelerken, Çin şu ana kadar kendi belirlediği birkaç kampın az sayıda yabancı diplomat ve basın mensubu tarafından kısmen görülmesine izin verdi. BM yetkililerinin doğrudan bilgi almak amacıyla bölgede serbestçe inceleme yapma talebini ise Çin makamları geri çevirmektedir.
 
Misak Dergisi 340. Sayı
Mart 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail TEBRİZİ
DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya