Bir Hadis-i Şerif Işığında, Dersler ve İbretler (2)
Fakih sahaberden Hz. Abdullah İbnû Ömer'den (r.a) rivayet edilen Hadis-i şerif'te, değişik felâketlerin ortaya çıkmasının sebebleri ve vesileleri haber verilmiştir. Bu hadis-i şerif meâlen şöyledir: "Ey Muhaciirin topluluğu! Beş şey vardır ki onlarla iptila olmanızdan Allah'a sığınırım. 1- Eğer ilan edilecek kadar içinizde fahşa açığa çıkarsa, o zaman içinizde taun ve kendilerinden önceki selefleri arasında hiç görülmemiş hastalıklar ortaya çıkar. 2- Ölçü ve tartıları eksiltirlerse o zaman kıtlık, geçim sıkıntıları ve zalim sultanların zulmü onların üzerine olur. 3- Zekâtlarını menederlerse o zaman yağmurlar men olunur, eğer hayvanlar olmasaydı yağmur hiç yağmazdı. 4- Allah ve Rasulüyle olan ahidlerini bozarlarsa, o zaman Allah, onlara onların dışından bir düşman musallat eder ki onların ellerinde olan şeylerin bir kısmını çekip alıverir. 5- İmamları (yöneticileri) Allah'ın Kitabıyla hükmetmezlerse, üstelik Allah'ın kitabıyla hükmetmedikleri gibi bir de Allah'ın ayetlerini seçerlerse o zaman Allah, onların bazısına bazısının acısını tattırıverir." (İbnu Mace, Fiten, 22)
İbrahim SERİN
27.05.2019 10:30
329 okunma

RASULULLAH (SAV) ŞÖYLE BUYURUYOR:

"Şüphesiz yine Allah, geriye kalan malınızın (cimrilik kirlerinden ve afetlerinden temizlenmesi için size) zekatını farz kılmıştır. (verecek olduğunuz zekatın karşılığı sizin olacaktır.) Halbuki Yüce Allah farz olarak kıldığı miras mallarını ancak sizden sonra varislerinize kalacaktır. Kişinin kazandığı en hayırlı mal, dindar ve salih bir zevcedir. Zira ona baktığı zaman kocasını sevdirir. Emir ettiği zamanda itaat eder. Yanından ayrıldığınız vakit de namus ve iffetini korur." (Beyhaki. İmam Suyuti, Camiu's-Sağir, Aydın Yayınevi: 1/834)

CİMRİLİK HELAK SEBEBİDİR

Abdullah b. Amr (ra) 'dan; demiştir ki: Rasûlullah (sav) bir hitabesinde şöyle buyurdu: "Cimrilikten sakının, çünkü sizden öncekiler cimrilik sebebiyle helak oldular. Cimrilik onları, vermemeye sevketti de vermediler, akrabaya iyiliği kesmeye sevketti de kestiler, (mal toplamak için) günah işlemeye sevk etti de günah işlediler." (Ebu Davud, Zekat 46) A'meş ve Şu'be... Abdullah îbn Amr'dan (ra) naklederler ki; Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuş: "Zulümden korunun, çünkü zulüm; kıyamet gününde zulümât (karanlık) tır. Fuhuştan korunun, çünkü Allah; fuhşu ve aşırı gitmeyi sevmez. Cimrilikten de kaçının, çünkü o; sizden öncekileri helak etmiştir. Onlara zulmü emretmiş, zulmetmişler, azgınlığı emretmiş azmışlar, akrabalıkla sıla-i rahm'i kesmeyi emretmiş onlar da akrabalarına ziyareti kesmişlerdir." Bu hadîsi İmâm Ahmed ve Ebu Dâvûd Şu'be kanalıyla, Nesaî de A'meş kanalıyla Amr îbn Mürre'den naklederler.Hz. Ebû Bekir'in kızı Esma (ra)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ey Allah'ın Resûlü! evimde kocam Zübeyr'in getirdiğinden başka bir şey yoktur, bu durumda ben de sadaka olarak bir şeyler verebilir miyim? Diye sordum da Rasûlullah(sav) şöyle buyurdular: "Evet verebilirsin. Sen cüzdanın ağzını kapatma, sana verilen cüzdanın ağzı da kapanır." Rasûlullah (sav) şöyle devam etti: "Verirsen sayma sana da sayılarak verilir." (Tirmizi , Birr 40; Ebu Davud, Zekat 46; Buhari, Zekat 22)

Ebû Hureyre (ra)'dan rivâyete göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Cömert kimse Allah'a yakın, Cennete yakın, insanlara yakın olup ateşten uzaktır. Cimri kimse ise Allah'tan uzak, Cennet'ten uzak, insanlardan uzak ve ateşe yakındır. Cömert cahil; cimri Âlim'den, Allah'a daha çok sevimlidir." (Tirmizi, Birr 40) Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor: Allah Rasulü (sav) şöyle buyurdular ki: "Kulların sabaha erdiği her günde iki melek semadan iner ve bunlardan biri şöyle dua eder: "Ey Allahımız! İnfak edene halef (devam) ver." Diğeri de şöyle dua eder: "Ey Allahımız! Cimriye de telef ver." (Buhari, zekât 27 – Müslim zekât 57) Enes b. Mâlik (ra)'den rivâyete göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Sadaka vermek Rabbinin isyan edenlere karşı gazabını söndürür ve kötü ölümü de önler." (Tirmîzî, Zekat 28)

Muaz (ra) derki: Allah Rasulü (sav) şöyle buyurdu: "Şüphesiz sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi, hata ve günahı söndürür." (Tirmizi, İman 8)

Bütün bunlardan anlaşılan odur ki zekât yağmurun, rahmetin ve kardeşliğin teminatıdır.

ALLAH TEALA VE RASULÜ (sav) İLE OLAN

ANTLAŞMAYI BOZMANIN CEZASI

4- "Allah ve Rasulüyle olan ahidlerini bozarlarsa o zaman Allah, onlara onların dışından bir düşman musallat eder ki, onların ellerinde olan şeylerin bir kısmını çekip alıverir."   Hadisin bu bölümünü anlayabilmek için öncelikle Allah Teala ve Rasulullah (sav) ile nasıl bir antlaşma yaptığımızı öğrenmemiz ve bilmemiz gerekiyor. O halde gözlerimizi hayat Kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'e çeviriyoruz. Rabbimiz celle celaluhu şöyle buyuruyor: "Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini (soylarını) çıkarmış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim'? Demişti de onlar: 'Evet (Sen Rabbimizsin), şahid olduk' demişlerdi."  (A'raf, 172)Allahu Teâlâ "Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?" demekle bizden neyi istemiştir? İşte bu nokta da "Rabb" kavramını ne anlama geldiğini bilmemiz icap ediyor. Arapça "Rabb" kelimesi:

1- Melik ve Malik, yani sahip olmak

2- Kefil olan, rızık veren, ihtiyaçları karşılayan, koruyan

3- Hükümran, kanun koyan, yaratan, düzenleyen, terbiye eden

4- Kendisine itaat edilen seyyid ve efendi gibi anlamlara gelir.

Demek ki Allahu Teâlâ, bize "Melikiniz ve Malikiniz, kefiliniz, rızık vereniniz ihtiyaçlarınızı karşılayanınız, koruyucunuz, hüküm sahibiniz, kanun koyanınız, yaratanınız, düzenleyeniniz, terbiye eden seyyidiniz ve efendiniz ben değil miyim?" demekte. Ve biz de bütün bu manaları göz önünde bulundurarak "evet Sen bizim Rabbimizsin" diyerek şahitlikte bulunmuşuz. Alim'ul gayb olan Rabbimiz, bizden aldığı bu ahdi unutacağımızı ezeli ilmiyle bildiği için, bu ahdi hatırlatacak peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Bu antlaşma Rabblik ve kulluk antlaşmasıdır, bu ahid bir tevhid ahdidir. İmam Taberi (rha), Tefsirinde şu bilgilere yer verir: Ubey. b. Kâ'b'dan (ra) bu âyetin izahı hakkında şunları söylediği rivayet edilmektedir: "Allah Teala, Hz. Âdem'in soyundan gelecek olan insanları onun sulbünde toplamış, onlara can vermiş ve onları şekillendirmiştir. Sonra onları konuşmalarını istemiş onlar da konuşmuşlardır. Daha sonra bunlardan ahd almış ve bunları, kendi nefislerine şahit tutarak: "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" demiş onlar da: "Evet, şahidiz sen bizim rabbimizsin" diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Allah: "Ben de yedi kat göğü ve yedi kat yeri ve atanız Âdemi, kıyamet gününde: "Biz bunu bilmiyorduk." dememeniz için size karşı şahit tutuyorum. Bilin ki benden başka ne bir ilah ne de bir rab vardır. Hiçbir şeyi bana ortak koşmayın. Ben sizlere, sizden aldığım ahdi size hatırlatacak Peygamberlerimi göndereceğim ve sizlere kitaplarımı indireceğim." dedi. Onlar da: "Senin, bizim rabbimiz ve ilahımız olduğuna, bizim senden başka hiçbir rabbimiz olmadığına şahitlik ederiz" dediler. Ve böylece ikrarda bulundular. Allah Rasulü'ne (sav) verdiğimiz ahde gelince müslüman olurken O'nu (sav)'i peygamber olarak kabul edeceğimize O'nun (sav) Allah Teala'dan getirmiş olduğu bütün hakikatlere  tereddütsüz kabul edeceğimizi tasdik ve ikrar etmiş oluyoruz. Akabe bey'atlerini hatırlayalım.

Birinci bey'at:

Ubâde bin Sâmit (ra), bu bey'at etme olayını şöyle anlatıyor: Biz on iki kişi idik. Rasûlullah (sav) bize şöyle buyurdu: "Geliniz, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın; hırsızlık etmemek, zina yapmamak, çocuklarınızı öldürmemek, yalan dolanla hiçbir kimseye iftira atmamak, hayırlı bir işte bana muhalefet etmemek üzere bana bey'at edin! Sizden, verdiği sözde duranın ecir ve mükâfatını Allah üzerine almıştır. Kim insanlık haliyle bunlardan birini işler de, ondan dolayı dünyada cezaya çarptırılırsa, bu ona keffâret olur. Kim de bunlardan, yine insanlık haliyle birini işler de, işlediği o suçu Allah gizler açığa vurmazsa, onun işi de Allah'a kalır. Allah dilerse onu bağışlar, dilerse azaba uğratır." Ubâde bin Sabit (ra): "Biz bu şekilde Rasûlullah'a (sav) bey'at ettik" (Müslim, hudud, 10) demiştir. Ayrıca, bu Müslümanlar, Rasûl-i Ekrem'le (sav) aralarında şu şekilde bir anlaşma da akdettiler: "Gerek sıkıntı ve darlıkta ve gerekse refah ve sevinç hâlinde (söz) dinlemek ve itaat etmek (başta gelir.) Ve sen bizzat, bizim üstümüzde bir tercihe sahip olacaksın ve senin hiçbir iyi hareketinde sana karşı itaatsizlik etmeyeceğiz."

İkinci bey'at:

Evs ve Hazreç kabilelerinin seçkin temsilcileri hicretten önce gerçekleşen ikinci akabe beyatında Hz. Peygamber'le (sav) biatlaşırken bu gerçeği anlamışlardı. İbni İshak der ki: Asım ibni Ömer ibni Katade bana şu haberi aktardı: Bunlar Hz. Peygamber (sav) ile ahitleşmek için toplandıklarında Beni Salim ibni Avf'ın kardeşi olan Abbas ibni Ubade İbni Nadle el-Ensari şöyle dedi: "Ey Hazrecliler! Bu adamla neyin üzerinde beyatlaştığımızı biliyor musunuz? 'Evet' dediler. Abbas: Siz insanların siyah derilisine kızıl derilisine karşı savaşmak üzere onunla beyatlaşıyorsunuz. Eğer siz mallarınızın ellerinizden çıktığını ve büyüklerinizin öldürülmeye başlandığını gördüğünüzde onu düşmanlarına teslim edecekseniz, şimdiden teslim edin! Allah'a yemin ederim ki böyle birşey yapmanız hem dünya hem de ahirette hüsrana uğramanızdır. Yok eğer siz mallarınızın yitirilmesi ve büyüklerinizin öldürülmelerine rağmen onun sizi kendisine çağırdığı ilkelere bağlı kalacaksanız o zaman böyle bir yükümlülük altına girin. Allah'a yemin ederim ki bu hem dünyanın hem de ahiretin en hayırlı işidir."

Onlar dediler ki; "Biz mallarımızı yitirsek de büyüklerimizin öldürüldüğünü görsek te O'na bağlı kalacağız" ve Hz. Peygamber'e (sav) "Eğer biz sözümüzde durursak bize ne vardır ey Allah'ın elçisi?" diye sordular. Peygamber (sav)"Cennet" buyurdu. Onlar elini uzat dediler. Peygamberde (sav) elini uzattı ve onlar kendisine biat ettiler. Rukayka kızı Umeyme (r.anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ensardan bir gurup kadınla Rasûlullah (sav)'in yanına biat etmek üzere gelmiştik. Ve şöyle dedik: "Ey Allah'ın Rasûlü! Hiçbir şeyi Allah'a ortak koşmayacağımıza, hırsızlık yapmayacağımıza, zina etmeyeceğimize ve hiçbir kimseye iftira etmeyeceğimize ve dinin emirleri konusunda sana karşı gelmeyeceğimize söz veriyor ve sana biat ediyoruz." Bunun üzerine Rasûlullah (sav): "Yapabileceğiniz ve güç yetirebileceğiniz hususlarda" ilavesini yapmamızı emir buyurdu. Biz: "Allah ve Rasûlü bize bizden daha şefkatli ve merhametlidir. Müsaade et ver elini, sana biat edelim" dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Kadınlarla musafaha ederek biat etmem, yüz kadına söyleyeceğim şeyler bir kadına söylediğim gibidir.(Nesai, Biat: 18; İbn Mâce, Cihad: 43; Tirmizî, Siyer: 37)

Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'inde şöyle buyuruyor: "De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız." (En'am, 151)

Hâkim, Müstedrek'inde Yezîd îbn Hârûn kanalıyla... Ubâde İbn Sâmit'ten (ra) rivayet ediyor ki; Allah Rasûlü (sav): Hanginiz bana şu üç şey üzerine biat eder? buyurmuş ve: "De ki: Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını ben söyleyeyim..." âyetlerini sonuna kadar okumuştur. Daha sonra da şöyle buyurmuştur : "Kim bu bîatına vefa gösterirse; onun mükâfatı Allah'a aittir. Kim de bunlardan bir şey eksiltirse; Allah Teâlâ ona dünyada iken bir şey verirse bu, onun için bir ceza olur. Kimi de âhirete bırakırsa, işte onun işi Allah'a kalmıştır : Dilerse azâb eder, dilerse bağışlar." Hâkim, bu hadîsin de isnâd'ının sahîh olduğunu, fakat Buhârî ile Müslim'in tahrîc etmediklerini söyler. Ancak Buhârî ile Müslim, Zührî kanalıyla... Ubade'den rivayet edilen: "Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamak üzere bana biat ediniz..." hadîsinde birleşmişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.

Bunu kısaca özetleyecek olursak, şehadet kelimesini getiren her insan Allahu Teala ve Rasulü'ne (sav) bir söz vermiş oluyor. Bu söz ile neyi reddettiğini neleri de yüklendiği kabul etmiş oluyor.  İşte bu, Allahu Teala ve Rasulü (sav) ile yapılan bir antlaşmadır. Bu ahdin dışına çıkan her müslüman Allah Teala ve Rasulü (sav) ile olan antlaşmasını bozmuş demektir. Maalesef Müslümanların çoğunluğu Allah Teala ve Rasulü (sav) ile olan antlaşmalarını bozdular, hal böyle olunca da Allah Teala, bize bizden olmayan düşmanlar musallat etti. Bu düşmanlar inancımıza, kültürümüze, değerlerimize, topraklarımıza, yeraltı, yerüstü zenginliklerimize musallat oldular ve elimizdekilerin bir kısmını çekip aldılar. Öyle ki yeraltı yerüstü zenginliklerimize rağmen ümmetin büyük bir bölümü açlıkla boğuşuyor, ümmet savaşlarla boğuşuyor. İşte böylece Rasulullah (sav)'in on dört asır önce söylemiş olduğu bu hakikat İslam ümmetinin üzerine tecelli etmiş oldu. Allahu Teala Kur'anda şöyle buyuruyor: "...Bir kavim kendi nefislerinde olanı değiştirip bozmadıkça Allah da şüphesiz onların halini değiştirmez." (Ra'd, 11)

Buradan anlaşılıyor ki, esas olan, insanların kendi davranışlarıdır. Onlar kendilerini değiştirmeyip, hak yolda devam ettikleri sürece Allah Teala onları saptırmaz. Ancak, insanlar iradelerini kullanmaz, hak yoldan çıkma eğilimi gösterirlerse Allah Teala da onları doğru yolda tutmaz. Böylece sapıklığa düşerler. Bu hususta diğer âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır: "Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük de gelirse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara Peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter." (Nisa, 79)

"Başınıza gelen bir musibet, kendi ellerinizle kazandığınız günahlar yüzündendir. O işlenenlerin birçoğunu da affeder." (Şûra, 30)

Vehbe Zuhayli (rha), 'et-Tefsirü'l-Münir' de şöyle der: İslâm tarihinin geçmiş asırlardaki olayları açık bir şekilde göstermektedir ki Allah Tealâ, İslâm ümmetinin içinde bulunduğu izzet, kuvvet, refah, istiklâl, ilim, siyaset, ekonomi ve toplum hayatındaki başarı gibi nimetleri, ancak onlar kendi hallerini değiştirip, Kur'an'dan başka sistemleri geçerli kılarak dinlerini ihmal ettikten, Peygamberlerinin (sav) sünnetini terkedip, başkalarını taklit ederek aralarındaki yardımlaşma bağları zayıfladıktan, ahlâkları kötüleşerek aralarında büyük günahlar yayıldıktan sonra değiştirmiştir. Allah, yeryüzünü onu ıslah edip düzeltenlere vaadederek şöyle buyurmuştur: "Yeryüzüne ancak onu iyi ve doğru bir şekilde imâr eden kullarımın mirasçı olduğunu..." (Enbiyâ, 105)"Yeryüzü şüphesiz Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonuç, Allah 'a karşı gelmekten sakınanlarındır" (A'raf, 128).

Daha sonra Allah Tealâ, azap etmeye mutlaka kadir olduğunu bildirerek şöyle buyurmuştur: "Allah, bir millete fakirlikle, hastalıkla, işgal edilmekle veya benzeri belâlarla azab etmeyi dileyince hiçkimse onlardan bu azabı uzaklaştıramaz. Onlar için Allah Tealâ'dan başka, işlerini üzerine alan, onlara fayda sağlayıp zararı uzaklaştıran bir yardımcı da yoktur. Şu ilâh oldukları iddia edilen putlar ise faydalı şeyi yapmaktan ve zarar veren bir eziyeti def etmekten âciz oldukları için ilâh olmaya asla müstehak değildirler". Bütün bunlar göstermektedir ki Allah, ne zaman olursa olsun insanlara azab etmeye muktedirdir. Dolayısıyla azabı hemen istemek ne aklın ne de hikmetli olmanın gereğidir.

MÜSLÜMANLARIN YÖNETİCİLERİ

ALLAHU TEÂLÂ'NIN KİTABIYLA

HÜKMETMEDİKLERİ ZAMAN

5- "İmamları (yöneticileri) Allah'ın kitabıyla hükmetmezlerse üstelik hükmetmedikleri gibi birde Allah'ın ayetlerini seçerlerse o zaman Allah onların bazısına bazısının acısını tattırıverir."

ALLAHU TEALA'NIN HÜKMÜYLE

KİMLER HÜKMETMEZ?

"Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitab'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.
Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerin ta kendileridir." 
(Maide, 44-45) "İncil sahibleri Allah'ın onda indirdikleri ile hükmetsinler. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Maide, 47)

İmam Maverdi (rha), 'En- Nüket ve'l Uyun' isimli tefsirinde şu bilgilere yer verir: Bu üç ayet hakkındaki ihtilaf dört görüşe ayrılır: Bu ayetler yahudiler hakkında gelmiştir. Bu kavl İbnu Mes'ud, Huzeyfe, El-Bera ve İbrahim (ra) gibi alimlerin görüşüdür. Ehli kitap hakkında nazil olmuştur ama hükmü ammdır, bütün insanları kapsar. Bu kavl Hasan ve İbrahim'in görüşüdür. 'Kafirler' lafzı ile ehli İslamı, 'zalimlerle' yahudileri ve 'fasıklarla' hıristiyanları irade etmiştir. Bu kavl eş- Şa'bi'nin görüşüdür. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmemekle beraber inkar ederse o kimse kafirdir. Kim amel etmemekle beraber hükmü ikrar ederse (inkar etmezse) o kimse de zalim ve fasıktır. Bu kavl ise İbnu Abbas'ın (ra) görüşüdür.

Vehbe Zuhayli (rha), 'Tefsirü'l-Münir' isimli tefsirinde şu bilgileri kaydeder: "Kâfirler, zalimler ve fasıklar"ın vasıfları aynı mıdır, yoksa birbirinden farklı mıdır? Kimi müfessirler bu üç sıfatı da aynı mevsufa ait kabul ederken, İbni Abbas (ra) bunları Kitap Ehli (Yahudi ve Hristiyanlar) hakkında özelleştirmektedir. Evlâ olan ise şöyle demektir: Kim Allah'ın hükmünü red ve inkâr ederse, o kimse kâfirdir. Bununla birlikte kim o hüküm gereğince hükmetmeyip bununla birlikte Allah'ın hükmünü terkettiğini ikrar ediyor, onun hükmü olduğunu kabul ederek bunu yapıyorsa o kişi de zalim ve fasıktır.

Şeyh Muhammed Ali Sabuni, 'Safvetu't Tefasir' isimli tefsir'inde şu bilgilere yer verir: Zemahşerî (rha) şöyle der: Kim Allah'ın indirdiği hükümleri küçümser de onlarla hükmetmezse onlar kâfirler, zâlimler ve fasıklardır. Bu âyet, onların küfürde aşırı gittiklerini gösterir. Çünkü onlar alay ettikleri ve küçümsedikleri için Allah'ın âyetlerine haksızlık ettiler ve başka şeylerle hükmederek inat gösterdiler. Ebu Hayyan (rha) şöyle der: Bu âyetin akışından, her ne kadar hitabın Yahudilere ait olduğu anlaşılsa da, âyet Yahudiler ve diğer insanlar hakkında umumidir. Kâfirler hakkında gelen her âyet, âsi mü'minleri de içine alır. İbnu Atiyye (rha), 'el-Muharreru'l Veciz' isimli tefsirinde şöyle der: Bu konuda söylenecek en doğru söz şudur: Bu ayetler bütün mü'min ve kafirlere şamildir. Kafirler için tam bir mana ile gelirken, (asi) mü'minleri de günah, zulüm ve fısk cihetinden ötürü içine alır.

Ebu'l-Leys Semerkandi (rha), 'Tefsîrul-Kur'an' isimli eserinde şöyle der: Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fâsıkların tâ kendileridir. Ancak kâfirler, zâlimler ve fâsıklar Allah'ın indirdiği ile hükmetmezler. Yüce Allah'ın emirlerine itaat etmeyenler, O'na âsî olanlardır. Kim, Allah'ın hükmüyle amel etmez, dünya menfaati için kendi reyiyle hükmederek şer'i hükümlere ve icma-ı ümmete muhalefet ederse zâlim ve fâsık olur. Zâlim ve fâsıkları da Allahu Teâlâ asla sevmez. Kendi reyiyle hükmedenler, Allah'ın hükümlerinden birini inkâr veya hafife alırlarsa kâfir olurlar. Eğer Allah'ın hükümlerine muhalefetleri cehaletlerinden ileri gelirse zâlim ve fâsık olurlar. Mü'minler, Allah'ın hükümlerine muhalefetten kaçınmalıdırlar. Hem mü'min Allah'ın hükümlerine asla muhalefet edemez. Zira Yüce Allah, hükümlerini insanlar arasında uygulanması için göndermiştir. Hükümlerine muhalefet edenler, elbette zâlim ve fâsıkların tâ kendileridir. Allah'ın hükmünün icra edilmediği toplumlarda zulümden başka bir şey bulmak mümkün değildir. Allahu Teala diğer bir ayette ise şöyle buyuruyor: "Onlar hâlâ cahiliyye (devrinin) hükmünü mü istiyorlar? Yakin sahibi (hakka kesin inanan) bir toplum için kimin hükmü Allah'ın hükmünden daha güzel olabilir?" (Maide, 50)

ALLAHU TEALA'NIN AYETLERİNDE

SEÇİCİ DAVRANMANIN TEHLİKESİ

Allahu Teala'nın ayetlerinde hesabına geleni almak, işine gelmeyeni terketmek ehli kitab'ın ahlakıdır. Allahu Teala Kur'an-ı Azimu'ş Şan'da şöyle buyuruyor: "Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir. 
İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir." 
(Bakara, 85-86) "Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip "Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız' diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; 
İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır."
 (Nisa, 150-151)

ALLAHU TEALA'NIN AYETLERİNİ

DÜNYA META'I KARŞILIĞINDA SATMAK

"Benim âyetlerimi az bir paha ile satmayınız ve yalnız Benden korkunuz." (Bakara, 41) Vehbe Zuhayli (rha), 'Tefsiru'l Münir' isimli tefsirinde şu bilgilere yer verir: Yani Benim ayet ve hükümlerimi insanlardan alacağınız rüşvet, mal yahut mevkiye, liderliğe vs. tamah etmek veya başkalarının rızasını elde etmek gibi oldukça değersiz, gelip geçici bir menfaat karşılığında değiştirmeyin. Çünkü dünya metaı pek az ve geçicidir. Aldığınız rüşvet kalıcılığı olmayan haram bir yiyecektir. O bakımdan onu alıp dininizi, ebedi sevabı kaybetmeyin. Zira nasıl olur da sizler gelip geçen azıcık bir şeyi, ebedi ve çok şey karşılığında kabul edebilirsiniz? Seyyid Ebu'l A'la El-Mevdudi (rha), 'Tefhimul Kur'an' da şöyle der: Eğer bir kimse, belirtilen hudutları aşar ve hakkının bulunmadığı sahanın içine girerse hak kavramına karşı gelmiş olur. Aynen bunun gibi Allah'ın kulları için çizdiği sınırları aşan, kendi arzusu doğrultusunda giden ve Allah'ın mülkünde başlarına buyruk efendi imişler gibi davranan ve yalnızca Allah'a ait olan haklara utanmadan el atmaya yeltenen herkes Allah'a karşı gelen gerçek asidir.

İSLAM NE İLE YIKILIR?

"Muhammed b. Uyeyne haber verip (dedi ki) bize Ali -ki o İbn Mushir'dir. Ebû İshak'dan, (o) eş-Şa'bî'den, (o da) Ziyâd b. Hudeyr'den (naklen) haber verdi (ki Ziyâd) şöyle dedi:" "Bana Ömer (radıyallahu anh); "Biliyor musun, İslâm'ı ne yıkar?" diye sordu. "Hayır" dedim. Şöyle açıkladı: "Onu alimin hatası (sürçmesi), münafıkın Kuran vasıtasıyla (dünyevi çıkarlar için) mücâdelesi, saptırıcı önderlerin/yöneticilerin hükmü! (Darimi, Mukaddime, 23) Burada hadisin son şıkkına tekrar dönecek olursak hadisin son şıkkı şöyle idi: "O zaman Allah onların bazısına bazısının acısını tattırıverir." Evet gerçekten müslümanlar olarak her yerde birçok sıkıntı ile deneniyoruz aile içi huzursuzluklar, çocukların ana ve babalarına olan saygısızlıkları, ana ve babaların huzur/muzır evlerine terkedilmeleri, eşler arası geçimsizlikleri ve hızlıca dağılan yuvalar ardından şeytan'a kolayca yem olan çocuklar, komşularla olan sıkıntılar, kaybolan akrabalık bağları, iş arkadaşlarıyla olan sorunlar ve İslam topraklarında cereyan eden savaşlar, tehcirler, esaretler, tecavüzler, toplu halde öldürülmeler, evleri barkları başlarına yıkılmalar ve nihayetinde öz vatanında parya olmak gibi daha nice tattığımız acılar hadis-i şerifin tecelli ettiğinin delili değilmidir?

ALLAHU TEALA MÜNKERÂTIN HER

ÇEŞİDİNİ NEHYEDİYOR

Allahu Teala Kur'an-ı Azimu'ş Şan'da şöyle buyuruyor:

"Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti.
Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. 
(Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti." (En'am, 152-153) Allahu Teala Kur'an-ı Azimu'ş Şan'da şöyle buyuruyor: "İsrailoğulları'ndan kâfir olanlar, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve haddi aşmalarından dolayı idi.. Onlar, işledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Onların yapmakta oldukları gerçekten ne kötü bir şeydi!." (Mâide, 78-79) İmam Kurtubi (rha), 'el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'an' isimli tefsirinde şöyle der: Yüce Allah'ın: "Onlar... birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı." Yani, biri ötekini kötülükten vazgeçirmeye gayret etmezdi. "Onların yapmakta oldukları gerçekten ne kötü bir şeydi" buyruğu da kötülükten sakındırmayı terkettiklerinden dolayı bir yergidir. Onlardan sonra gelenler de onlar gibi davranacak olurlarsa, aynı şekilde yerilirler.

Ebu Dâvud, Abdullah b. Mes'ud'dan (ra) şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasulullah (sav) buyurdu ki: "İsrailoğulları'nın ilk eksikliği şöyle başlamıştı. Onlardan birileri (münker işleyen) birisini ilk gördüğünde ona: 'Ey filan, Allah'tan kork ve yapmakta olduğun şu işi terket. Çünkü bu işi yapmak senin için helal değildirder, fakat ertesi günü onunla karşılaşır, ancak bu durumu, onunla birlikte oturup yiyip içmesine engel teşkil etmezdi. Onlar bu işi yapınca, Allah da onların kalplerini birbirine benzetti." Daha sonra Hz, Peygamber (sav): "İsrailoğulları'ndan kâfir olanlar Davud'un ve Meryemoğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve haddi aşmalarından dolayı idi." (el-Maide, 78) buyruğundan itibaren: "Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir" (el-Maide, 81) âyetine kadar olan bölümleri okuduktan sonra göyle buyurdu: "Allah'a yemin ederim ki hayır (böyle olmaz), ya iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, zalimin elini tutarak onun hakkın dışına çıkmasına fırsat vermez, yalnızca hak işlemeye mecbur edersiniz, yahut da Allah sizin de kalplerinizi birbirine benzetir ve onları lanetlediği gibi sizi de lanetler." (Ebû Dâvud, Melâhim 17; Tirmizî, Tefsir 5. sûre 6, 1; İbn Mace, Fiten 20.)

 
Misak Dergisi 342. Sayı
Mayıs 2019
 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya