Misak Dergisi 343. Sayı
Siyâsi rejimin konusu; iktidârın nasıl teşekkül edeceğini, kimler tarafından denetleneceğini ve hangi şartlarda devredileceğini tesbit ile sınırlıdır. Dârû’l İslâm’da ortaya çıkan siyâsi rejim modellerini: Bu mahiyeti dikkate alarak; Hilâfet, Saltanat ve İmâmet şeklinde tasnif etmek mümkündür.
Misak Yayın Heyeti
05.07.2019 10:00
400 okunma

AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ
04. Sh:
 ABD ile Rusya Arasında Siyasi Tercihe Zorlanan Türkiye'nin Sancıları

SİYASET• Abdullah EREN

08. Sh: Rusya'nın Kontrollü Gerginlik Stratejisi ve İdlib Problemi

İKTİBAS • Günal BULUT

11. Sh: Batı'nın Sosyolojik Silahı: Toplumsal Cinsiyet Çeşitliliği

SOHBET • Sabiha ATEŞ ALPAT

14. Sh: Dava Yolunda Kardeş Olmak

İNCELEME • Mustafa ÇELİK

16. Sh: Siyaset-i Şer’iyyenin Dili Firâset-i Mü’min

MAKALE • İbrahim DÖNERTAŞ

20. Sh: “Elhamdulillah” Sözü ve Mahiyeti

HADİS • İbrahim SERİN

25. Sh: Bir Hadis-i Şerif Işığında, Dersler ve İbretler (3)

FIKIH • N.Mehmet SOLMAZ

29. Sh:  Mal ve Serveti Harcama Konusunda İnsanın Durumu

FIKIH • Mehmet TAŞKIN

35. Sh: Üçüncü Bâb: İcmâ-i Ümmet'in Hüccet-i Şer‘iyye Olmasına Delîl Beyânındadır

TEFSİR • Mustafa YUSUFOĞLU

37. Sh: Mü’minlerin Cihadı Kendilerini ve Ailelerini Cehennem Ateşinden Korumak

KİTAP • Mehmed Zahid AYDAR

42. Sh: Yunan Mezâlimi

_________________________________________________
 
TARİH boyunca Allah’a ihlâsla teslim olan Müslümanlar ile hevâlarını ilâh edinen müstekbirlerin dünya görüşleri, devlet ve siyâset anlayışları, birbirinden farklı olmuştur. Bu farklılaşma tarihin her döneminde, birbirlerine karşı amansız mücadele içine girmelerini beraberinde getirmiştir. Bu bir anlamda hak din ile bâtıl dinin (yani dine karşı dinin) mücâdelesidir. İmam Fahrüddin-i Râzî; ‘Hak din; birincisi ilim, ikincisi sâlih ameller olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği gibi, bâtıl din de; birincisi şüpheler, ikincisi çirkin fiiller olmak üzere iki şeyden meydana gelir’(1) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. İslâm Fıkhı’nın mahkûm edildiği ülkelerde yaşayan Müslümanlar ile ‘Dârû’l İslâm’ vasfına hâiz olan bir ülkede yaşayan Müslümanların problemleri birbirinden farklıdır. Allah’ın indirdiği hükümler ile hükmedilen bir İslâm beldesi için üç farklı tehlikeden söz etmek mümkündür. Birincisi: Kâfirler, İslâm ülkesini işgâl ve istilâ edebilirler. İkincisi: Bir şehir veya bölge halkı topluca irtidâd ederek, Dârû’l İslâm’ın sınırları içindeki bir beldeyi ele geçirebilirler. Üçüncüsü: Mü’minlerin emirine zimmet akdi ile bağlı olan Gayr-i Müslimlerin, bu akdi bozmaları ve yaşadıkları beldeleri istilâ etmeleri mümkündür.(2) Yıllarca süren savaş (cihad) neticesinde elde edilen İslâm topraklarının son bir asır içerisinde, bu üç tehlikeyi aynı anda yaşadıklarını söylemek mümkündür. Bu tesbitten sonra siyasi rejim konusuna da kısaca değinmekte fayda vardır.
Siyâsi rejimin konusu; iktidârın nasıl teşekkül edeceğini, kimler tarafından denetleneceğini ve hangi şartlarda devredileceğini tesbit ile sınırlıdır. Dârû’l İslâm’da ortaya çıkan siyâsi rejim modellerini: Bu mahiyeti dikkate alarak; Hilâfet, Saltanat ve İmâmet şeklinde tasnif etmek mümkündür. Bu üç modelin iktidârın teşekkülü, devredilmesi ve denetlenmesi konusunda, birbirinden farklı usûlleri ön plâna çıkardığını söyleyebiliriz. Bazı muteber kaynaklarda; İslâm ülkesinde yaşayan insanların ortak ihtiyaçları dikkate alınmış ve hilâfet nizamının zarureti şöyle ifâde edilmiştir: “Müslümanlar için bir halifeye (imama) mutlak surette ihtiyaç vardır. Dini hükümlerin uygulanması, cezaların tatbiki, kâfirlere karşı ülke sınırlarının korunması, cihad için ordu teşkil edilmesi, sadakaların toplanması, zorbaların, soyguncuların ve eşkiyaların zabt-u rapt altına alınıp kahredilmesi, Cum’a ve Bayram Namazlarının edâ edilmesi, insanlar arasında ortaya çıkan ihtilâfların ortadan kaldırılması, hukukun üzerine kaim olduğu şahidliklerin kabulü, velileri bulunmayan (kimsesiz) çocukların ihtiyaçlarının karşılanması, eğitilmesi, evlendirilmesi ve ganimet mallarının taksimi gibi önemli meseleler halife (imam) Sayesinde icra edilir.”(3) Siyâsî iktidârın teşekkülünü sağlamadan bu işlerin yapılabilmesi mümkün değildir. İslâm Fıkhı’nın hükümlerini uygulamakla görevli olan halife, yüklendiği ağır mes’ûliyet sebebiyle diğer insanlardan farklıdır, ancak ‘dokunulmazlık zırhına’ hâiz değildir. Teb’âsından her hangi bir kimsenin hukukuna tecavüz ettiği zaman; sıradan bir insan gibi, davalı olarak ‘Mezalim Kadısı’nın huzuruna çıkarılır ve yargılanır. Dolayısıyla İslâm Fıkhı’nı uygulayan devlet; mukaddes bir kurum veya dokunulmazlığı olan bir tüzel kişilik değildir. İnsanların yeryüzündeki Hilâfet vazifelerini yerine getirebilmeleri için, sadece bir vasıtadır.
Hülâfa-i Râşidiyn döneminden sonra saltanat sistemi ön plâna çıkmış ve devleti takdis eden ‘Hikmet-i Hükümet’ anlayışı yayılmaya başlamıştır. Bu dönemde sultanlara “Halifetûllah” (Allah’ın halifesi) sıfatını uygun gören ve onların yeryüzünde ‘Allah’ın zılli’ (gölgesi) olduğunu söyleyen siyaset uzmanları ve politikacılar ortaya çıkmıştır. Maalesef bazı âlimlerin de ‘Allah’ın zılli’ (gölgesi) tâbirini kullandıklarını gizlemek mümkün değildir. Meselâ: Hanbeli ûleması’ndan İbn-i Teymiye şöyle demiştir: “Yöneticilik, dini yükümlülüklerin en büyüklerindendir. Hattâ dinin ayakta kalabilmesi, ancak onunla mümkün olabilir. Zira Allah’ın farz kıldığı emr-i bi’l ma’rûf vecibesinin ifâsı, ancak otorite ve devletle gerçekleştirilebilir. Keza cihad, adalet, hacc, hadd cezalarının tatbiki ve bunun gibi hususlar da yine devlet otoritesi sayesinde gerçekleşir. Bu yüzdendir ki bir hadiste ‘Sultanın Allah’ın yeryüzündeki gölgesi’ olduğu belirtilmiştir.(4) Bazı hadis kitaplarında yer alan ‘inneme’s sultanû zıllûllah ve ramhuhû fi’l-ard’ şeklindeki haber, Hz. Enes’den (ra) nakledilen mürsel bir haberdir.(5) İsmailiye Fırkası’na mensup olan bazı müellifler; Hz. Ali’nin (ra) mukaddes bir şahsiyet olduğunu ifâde etmek niyetiyle, O’nun yeryüzünde ‘Allah’ın zılli’ (gölgesi) olduğu haberini uydurmuş ve yayılmasını sağlamışlardır.(6)
Saltanat ve imâmet sistemlerinde hem iktidârın teşekkülünde ve devrinde, hem de denetlenmesinde müslümanların rızası (siyâsî tercihi) devre dışı bırakılmış, zalim sultanlar kendi siyasi ihtiraslarını “İslâmî kavramları istismar ederek” devam ettirme arzusuna kapılmışlardır. Tıpkı günümüzde olduğu gibi!.. Bu istismar siyâseti fitne ve fesâdın yayılmasına sebeb olmuş, İslâm toprakları müstekbir kâfirlerin istilâsına uğrayan bir coğrafya haline gelmiştir. Müslümanların hem velâyet hukukunu unutmaları, hem fütüvvet ahlâkını kaybetmeleri, İslâm coğrafyasında yaşanan zilletin en büyük sebebidir. Unutulmamalıdır ki İslâm dininin iman ve ibâdet esasları ile ahlâki hükümlerini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) bu keyfiyeti haber verdiği ve şöyle buyurduğu malûmdur: ”Mü’minlerin iman yönünden en mükemmel olanı, ahlâkı en güzel olanıdır."(7) Hesap gününe hazırlanan Müslümanların bütün siyasi ve ictimâi keyfiyete haiz olan arzularını İslâm’a tabi kılmaları farzdır. Tek kelimeyle Müslümanların kendi hallerini değiştirmeleri ve bütün imkânlarını İslâmî hizmete tahsis etmeleri zaruridir.

 

Allah'a emanet olunuz
MİSAK YAYIN HEYETİ

_____________________

(1) İmam Fahrüdin-i Râzî- Tefsir-i Kebir/*Mefatihû’l Geyb-Ankara:1989, C:5, Sh:13

(2) Şeyh Nizamüddin ve Heyet-Feteva-î Hindiyye-Beyrut: 1400, C: 2, Sh: 232

(3) Muslihuddin M. Kesteli-Şerhi Akaidi’l Kesteli-İst: 1973 S. Bilici. Yay. Sh: 181-182 Ayrıca

İmam-ı Taftazani-Şerhü’l Akaid-İst: 1980 Sh: 326 vd.

(4) İbn-i Teymiyye- Es Siyâsetü’ş Şer’iyye- İst: 1985 Sh: 194-195 (Çev:V.Akyüz)

(5) El Aclûni- Keşfû’l Hafa- Beyrut: 1351 C:1 Sh: 213

(6) En Neysabûri-İsbatû’l İmame- Beyrut: ty Sh:86.

(7) Sünen-i Ebû Davud- İst: 1401 K. Sünne: 14

 
 
 

Misak Dergisine
Yıllık Abone
Olmak için...
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya