Misak Dergisinin 344. Sayısı Çıktı
Peygamberimiz Efendimiz’in (sav), “Müslümanın, diğer müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır. Müslümanlar İslâm dininin himayesi altındadırlar. Bu hususta gayr-i müslim (zimmet ehli) olanlar da müslüman gibidirler” buyurduğu malûmdur. Dârû’l İslâm’da değişmeyen kaide şudur: Müslümanların lehine olan şeyler gayr-i müslimlerin de lehine, müslümanların aleyhlerine olan şeyler, onların da aleyhlerinedir.
Misak Yayın Heyeti
18.07.2019 12:29
153 okunma
AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ
04. Sh:
 
Vatandaş Kimliği, Modern Kanun Devleti ve Zenofobi Hastalığı
İKTİBAS • Ardan ZENTÜRK
07. Sh: Ayasofya'yı Açın, İncirlik'i Kapatın
SİYASET• Ramazan CAN
08. Sh: Ümmet, Muhammed Mursi'yi Niçin Sahiplendi?
SOHBET • Sabiha ATEŞ ALPAT
09. Sh: Gelecek Nesiller İçin Öğretim Değil; Eğitim!
MAKALE • İbrahim SERİN
11. Sh: Sahih Tasavvuf Anlayışının ve Ruh Terbiyesinin Keyfiyeti
İNCELEME • Mustafa ÇELİK
23. Sh: İslâm Emanet ve Adalet Dinidir
AKAİD • İbrahim DÖNERTAŞ
26. Sh: Lâ İlâhe İllallah ve Elhamdûlillah Arasındaki İman Yolculuğu
TEFSİR • Mustafa YUSUFOĞLU
31. Sh:  Allah'ın Nuru Söndürülemez
FIKIH • Hüseyin ÇİP
35. Sh: Müctehidde Aranan Vasıflar
FIKIH • Mehmet TAŞKIN
38. Sh: Dördüncü Bâb: Re'y ve İctihâdın Meşrû'iyetine Delîl Beyânındadır
KİTAP • Mehmed Zahid AYDAR
43. Sh: İslâm Toplumunda ve Çağımızda KADIN
 
_________________________________________________
 
ZAMAN içerisinde yaşanan siyasi hadiselerin ve içtimai alanda yaşanan değişimlerin değişik ihtilâfları beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Tarih ilminin konusu, zaman içerisinde meydana gelen hadiselerin sebeblerini, vesilelerini ve sonuçlarını tahlil etmekle sınırlıdır. Ancak tarih kitaplarında yer alan bilgilerin izafi olduğunu, yani o tarihin yazılmasını sağlayan güçlerin ‘resmi yorumlarını’ da beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Tarih boyunca kendilerini devletin kurucusu veya milletin kurtarıcısı ilân eden politikacılar (farklı zamanlarda yaşamış olsalar da) ‘tanrının oğlu’ (!) rolünü oynamaktan adetâ zevk almışlardır. Adaleti reddeden, hukukun üstünlüğünü hafife alan ve Peygamberlerin tebliğ ettiği hakikatleri kabul etmeyen kavimlerin, ortak sloganları şudur: “Biz atalarımızın yolundan ayrılmayız.” Bilindiği gibi atalar dini, geçmişe karşı beslenen ölçüsüz saygıyı ve sevgiyi iman esası haline getiren itikâdi tercihlerin hülâsasıdır. Tanzimat ve Meşrutiyet münevverlerinin ‘muasır medeniyet’, günümüz aydınlarının ‘çağdaş uygarlık’ şeklinde ifade ettikleri siyasi kültür; sadece münzel kitaba dayanan dinleri vicdanlara hapsetmekle/mahkûm etmekle kalmamış, zaman içerisinde kurucu iradeyi temsil eden devlet adamlarının siyasi tasavvurlarının ‘sivil din’ haline getirilmesine vesile olmuştur.
İnsanları kayıtsız ve şartsız kendilerine itaate çağıran devlet adamlarının, hukuka ihtiyaçları yoktur. Keyiflerine göre çıkardıkları kanunlarla her şeye müdahale edebilirler. Kanun devletinin en ideal şekli, eski Mısır’da görülmüştür. O dönemde kendisini “Ra ilâhı’nın oğlu” (Firavun) ilân eden zamanın devlet başkanı Mısırlılara hitaben; “Ey millet! Ben sizin için, kendimden başka bir ilâh tanımıyorum. Ben sizin rabbiniz değil miyim?” sualini sormuştur. Aynı zaman diliminde Hz. Musa (as) insanlara, “Allah’a (cc) iman ve ibâdet ediniz. Sizin yegâne rabbiniz O’dur. Firavun’a kulluk etmeyiniz” dediği için, aralarında mücadele başlamıştır. Firavun’un, Hz. Musa’ya (as) hitaben: ”Eğer bu tebliğinden vazgeçmezsen, seni muhakkak zindana atılanlardan ederim” (Eş- Şûra Sûresi: 29) dediği malûmdur. Kadı Beyzavi, bu ayetin tefsirinde: “İlmi delil getirmekten aciz olan zorbaların âdeti, Firavun gibi tehditler savurmaktır” diyerek, bu psikolojinin sadece Firavun’a mahsus olmadığına işaret etmiştir. Bugün müzelerde heykelleri bulunan Sümer Tanrıları (Anû, Enlil, Marduk vs) birbirlerinin ardından tahta çıkan krallardır. Akkad Kralı Naram-Sin, kendisini ‘İnsanların İlâhı’ ilân etmiştir. Zerdüşt itikadına göre ‘Ahura-Mazda’, devlet yönetimini elinde bulunduran ve insanlara rızık verdiğine inanılan tanrıdır. Amerika’da hüküm süren İnka İmparatorları da, resmi metinlerin altına ‘Tanrının Oğlu’ imzasını atmışlardır. Eski Asur, Yunan, Mısır ve Roma uygarlıkları, atalar dininin ortaya çıkardığı putperest/şahısperest uygarlıklardır. Dilediği gibi kanun koyma hakkını devlet adamlarına ve politikacılara tahsis eden bütün ülkelerde, zaman içerisinde atalar dininin resmi ideoloji haline geldiğini söylemek mümkündür.
Aydınlanmacı filozofların etkisinde kalan aydınların; yirminci yüzyılın ilk yıllarından itibaren, din ile devlet ve siyaset arasındaki münasebeti tartışma konusu haline getirdikleri malûmdur. Tüzel kişiliği olduğu farzedilen devlet kurumu; her şeyin öznesi haline getirilmiş, hatta ‘insan devlet içindir’anlayışı yaygınlaştırılmıştır. Yeryüzünün halifesi olan insanı hakir gören ve devletin ‘mukaddes varlık’ olduğunu ileri süren bu siyasi anlayış, her türlü fesadın kaynağı haline gelmiştir. Bu arada temel özelliği etnik/dini ayırımcılık, yabancı düşmanlığı, zenofobik milliyetçilik ve ideolojik keyfiyete haiz demokrasi olan modern siyasi kültür, insanları birbirinin kurdu haline getirmiştir. Bu noktada bir inceliğe işaret etmekte fayda vardır. Hukuk kurumu olan devlet; cemiyet halinde yaşayan insanların, birbirleriyle olan münasebetlerini düzenlemek için gerekli olan bir vasıtadır. Devlet adına iktidar imkânlarını kullanan hükümetin; adalete riâyet etmesi, emaneti ehline vermesi ve teb’asının/vatandaşlarının saadeti için zaruri olan düzenlemeleri yapması zaruridir. İslâm ahkâmını uygulayan devlet, insanların yeryüzündeki hilâfet vazifelerini yerine getirebilmeleri için bir vasıtadan ibarettir. Dolayısıyla devlet, mukaddes bir kurum veya dokunulmazlığı olan bir tüzel kişilik değildir.
Son yıllarda modern siyasi kültürün etkisinde kalan ve resmi ideolojiyi sivil din haline getiren zinde güçler; devleti her şeyin öznesi haline getirmiş ve hukukun üstünlüğünü hafife almaya başlamışlardır. Bunlar arasında yayılan ‘Herodian’ tavır, din düşmanlığının yayılmasına vesile olmaktadır. Muhafazakar aydınlar ‘İslâm’ın Güncellenmesi’ gibi keyfiyeti meçhul teorileri ön plâna çıkarmış, bir anlamda gelenek ve geçmiş ile hesaplaşma hastalığına tutulmuşlardır. Zelyot siyasi tavrı benimseyen bazı İslâmcılar ise, bırakınız ‘davet-i ümmet’ vasfına haiz olan insanlara İslâm’ı tebliğ etmeyi, kendi siyasi görüşlerini paylaşmayan Müslümanları tekfir/tahkir etmeye başlamışlardır. Hâlbuki İslâm fıkhı’nı uygulayan devletin temel hedefi; dini, kavmi, dili ve rengi ne olursa olsun her insanın can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerini sağlamak, haklarını ve hürriyetlerini korumaktır. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav), “Müslümanın, diğer müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır. Müslümanlar İslâm dininin himayesi altındadırlar. Bu hususta gayr-i müslim (zimmet ehli) olanlar da müslüman gibidirler” buyurduğu malûmdur. Dârû’l İslâm’da değişmeyen kaide şudur: Müslümanların lehine olan şeyler gayr-i müslimlerin de lehine, müslümanların aleyhlerine olan şeyler, onların da aleyhlerinedir. Gayr-i müslimler, kendi aralarında cereyan eden ihtilâflarını dinlerine göre çözme hakkını haizdirler. Yani kendi içlerinden birisini hakem tayin etme ve kendi inançlarına göre ihtilâflarını çözme imkânları vardır. Bütün dünyada kabul gören BM İnsan Hakları Sözleşmesi’nde bile bu keyfiyete haiz bir hakkın tanınmadığı malûmdur. Modernizmin getirdiği manevi hastalıklar, Türkiye’yi uçurumun kenarına doğru sürüklemektedir.
Hesap gününe hazırlanan ve adaletin mülkün (devletin-iktidarın) temeli olduğuna inanan müslümanların; aydınlanma felsefesine dayanan modern hurafeleri (ideolojileri) mahkûm etmeleri, iyilik ve takva hususunda birbirleri ile yardımlaşmaları, zaruridir.
Allah’a (cc) emanet olunuz.
 
 
Allah'a emanet olunuz
MİSAK YAYIN HEYETİ
 
 

Misak Dergisine
Yıllık Abone
Olmak için...
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya