Beşinci Bâb: Kavillerin En İhtiyatlı ve En Güzeli ile Amel Etmenin Delîli Beyânındadır
Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in müctehid imamları; İslâm Fıkhı'nın dünyaya ve âhirete müteveccih olan bütün hükümlerinin dört kaynaktan elde edileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunlar sırasıyla Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz'in Sünneti, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha'dır. Bunlara 'Edille-i Şer'iyye' denildiği gibi 'Asli Deliller' de denilir. Bunların dışında bazı deliller daha vardır ki, asli delillerde hükmü bulunmayan meselelerin istinbat yoluyla çözülmesine vesile olurlar. Bunlara fer'i deliller veya müzhir olan deliller adı verilir. Ali Hıbrî Efendi'nin, usûl ilimlerini konu alan "Minhâcü'l-Muhammedî" isimli eserinin girişinde yer alan ve şer'i delillerin kısımlarını konu alan bölümünün tercümesini sunuyoruz. Bu yazı serimiz, usûl konusunda zihinlere takılan bazı şüphelerin giderilmesine vesile olabilir.
Mehmet TAŞKIN
27.08.2019 10:30
58 okunma
HAK TEÂLÂ BUYURDU Kİ: "Size Rabbinizden indirilen şeyin ahsenine (en güzeline) yani Kur'ân'a ittibâ' edin!"(1)
Hasan-ı Basrî şöyle der: "Hak Teâlâ'ya itaat ile meşgul olun ve ona isyan etmekten sakının. Zira Kur'ân'da (hiçbir zaman) kendisinden sakınmanız emredilmeden kabîh (çirkin) zikrolunmamıştır ve yüz çevirip rağbet göstermemeniz emredilmeden, edven (en aşağı olan) zikrolunmamıştır. Ve "ahsen" (en güzel olan) zikrolundu, ta ki onu ihtiyâr edesiniz."(2)
Ve dahi buyurdu ki: "Şunlar ki evsâna (putlara) ibadet etmekten imtinâ' edip Hak Teâlâ'nın ibadetine döndüler, onlar için ölüm anlarında ve kıyâmet günü diriltildiklerinde cennet ile beşâret (müjde) vardır. İmdi ya Muhammed, tebşîr et o kullarıma ki evsân ibadetinden kaçınıp Allah'ın tâ'atine dönmeleri ile bile bir kavli işitip en güzeline ittibâ' ederler. Yani, dînde titizler olup hasen ile ahsen arasını ayırt ederler. Kendilerini Hak Teâlâ'ya ziyade yaklaştıracak amelleri ihtiyâr ederler. Ne zaman azîmet ve ruhsatlar (birlikte) zikrolunsa azîmetlere ittibâ' ederler. Vâcip ve mendûb çakışsa vâcip ile amel ederler. İmdi onlar o kavimdir ki Hak Teâlâ onları azîmetleri seçmeye tevfîk etti ve onlar kâmil akıl sahipleridir."(3)
Muhakkik İbn Şeref Nevevî, "Bustân" nâm kitabında der ki: "Bir kimse ki fazîletli amellerden ona bir şey erişse, lâyık olur ki onunla amel ede, her ne kadar ömründe bir kere olsa bile… Ta ki o amel ehlinden ola. Ve lâyık değildir ki, onu mutlak terk ede, belki ona müyesser olanını işleye."(4) Zira Peygamber (sav)'den sıhhati üzerine ittifak vâki' olan hadîste buyuruldu ki: "Ne zaman size bir şey emretsem ondan istitâ'atiniz (kapasiteniz) olanını amel ediniz."(5)
Ve muhaddisler, fakîhler ve başkalarından ulemâ dediler ki: "Mevzû' (uydurma) olmadıkça, fezâ'ilde ve tergîbde ve terhîbde (Fazîletler, teşvik ve sakındırma konularında) zayıf hadîs ile amel câiz ve müstehabdır."(6)
Ve "Tahkîk" adlı kitapta şöyle denir: "Hadîs-i sahîh ile amel olunmak vâcibdir. Muhalefeti vech-i hasene haml (güzel bir yoruma çevirmek) mümkün olduğu müddetçe, bazı sahâbenin muhalefetiyle onun ameli terk olunmaz."(7)
"Mesâbîh" şerhi "Miftâhu'l-Fütûh"(8) nâm kitapta şöyle denmektedir: "İmam Müntehabü'd-dîn Ebü'l-Kâsım el-Iclî dedi ki: Ashâb-ı hadîs ne zaman bir hadîs hakkında "Bu hadîs münkerdir" dese, onunla muradları, ol hadisi inkâr vâcib olur demek değildir. Zira her ne kadar râvîsi ta'n olunmuş ise de, hadîs-i nebevîyi inkâr caiz olmaz. Zira ihtimâldir ki, sahîh ola. Belki muradları, "O hadîs ma'rûf değildir" demektir. Ve mârûf olmaması onun bâtıl olmasını îcap etmez."
"Kûtu'l-Kulûb" adlı kitapta şöyle denir: "Bir kimse Zührî'nin yanında bir hadîs zikrettiğinde (Zührî), "Biz bu hadîsi işitmedik" dedi. O kimse ona; "Peygamber (sav)'in cümle hadîslerini işittin mi?" dedi. Zührî, "İşitmedim!" dedi. O kimse: "Üçte ikisini işittin mi?" dedi. Zührî ayıttı ki, "O denli dahî işitmedim." O kimse ayıttı ki: "Ya yarısını işittin mi?" Zührî sükût etti. O kimse ona ayıttı: "İşbu hadîs tut ki o işitmediğin yarı kısmındandır…"(9)
Hüccetül-İslâm İmam Gazzâlî, "İhyâü Ulûm" adlı kitabında şöyle der: "Rivayet olundu ki hadis imamlarından birisi cumartesi gününde hacâmat edip ona abraş hastalığı isabet etti. İlacından tabipler âciz oldular. Öyle olunca o kimse ağlayıp, Hak Teâlâ tazarru' kıldı ve secdeye varıp secdesinde uyudu. Düşünde Peygamberimizi görüp marazından ona şikâyet kıldı. Peygamber (sav) ona; "Bu hususta vârid olan hadîsim sana erişmedi mi?" dedi. Yani "Bir kimse Çarşamba veya Cumartesi hacâmat edip ona veca' (ağrı, hastalık) isabet etse nefsini (kendisini) levm etsin (kınasın)"(10) demiştim. Bu hadîsim sana erişmedi mi?" O kimse ayıttı ki: "Evet, yâ Rasûlallâh erişti, lâkin sıhhatinde şekk ettim." Peygamber (sav) ona; "Niçin benden rivayet olunan kelâmda ihtiyât etmedin?" dedi. Ondan sonra mübarek eli ile onun illetli olan uzvunu mesh eyledi. Hemân dem o kimse uyanıp kendinden o hastalığı zail olmuş buldu."(11)
Ve İbn Mâce rivayet eder: Peygamber (sav) buyurmuş ki:"Muhakkaktır, benim ümmetim dalâlet üzere ictimâ' etmezler. Ne zaman ki dîniniz emrinde bir meselede ihtilâf görseniz, ekser ulemânın ittifak ettiği kavli tercih edip alın!"(12)
Ve İmam Zeyneddîn Havâfî şöyle der: "Sana vâcip olur umûrdandır ki, Ehl-i Sünnet mezhebi üzere itikâdları sahîh olacak denli akâid ilminden tahsîl edeler. Dahî şerîat-ı mutahharadan dört mezhebe muvafık amelleri sahîh olacak denli amel ilminden dahî tahsil edeler. Meselâ Hanefî mezhebinde ise abdest, namaz ve sair ibâdetlerinde ihtiyat ede, ta ki İmam Mâlik, İmam Şâfi'î ve İmam Ahmed mezhebinde dahi o ibadet sahîh ola. Zira meşâyih-i sûfiyye mezhebi (sûfî âlimlerin tutumu), fakîhlerin kavilleri arasını cem'etmek (birleştirme) üzeredir. Ve eğer cem' (birleştirme) mümkün değil ise, en ihtiyatlı ve evlâ olanı ile amel ede. Meselâ, abdesti kulleteynden almasan Şâfi'î sana itiraz etmez. Ve hatuna veya zekerine değdiğinde abdest alsan İmam Ebû Hanîfe sana "Niçin abdest aldın?" diye itiraz etmez. Dört mezhep sahiplerini sevip cemî'ine dua edeler. Ve bir mezhebi kendilerine hasr edip, "Diğerleri mezhebimiz değildir" diye taassup etmeyeler. Ve istitâ'atları oldukça azîmetlerle amel edip ruhsatları tetabbu' etmeyeler (aramayalar)."(13) İntehâ.
Lâkin cumhûr fukahânın ihtiyârı (tercihi) budur ki, mukallid olan kişi mezhep imamlarının kavliyle amel edip bir mezhepten öbür mezhebe intikâl etmeye, kendi mezhebinde sâbit ola. Zira dört mezhep dahi haktır, her hangisine tâbi' olursa cennete girer.
Hüccetül-İslâm İmam Gazzâlî, "İhyâü Ulûm"un "Kitâbü'l-Emri Bi'l-Ma'rûf ve'n-Nehyi 'Ani'l-Münker"inde der ki: "Her mukallid için mezheplerden dilediğini ihtiyâr etmek caiz olur diye re'y edenin re'yi (görüşü) muteber değildir. Hatta asla hiçbir zâhibin (böyle bir yol tutanın) zehâbı (bu tutumu) sahîh olmaz. Bu bir mezheptir ki sâbit olmayıptır, sâbit olduğu takdirce muteber değildir."(14)
Malum ola ki Kitâbullâh ve Sünnet-i Rasûlullâh'da şer'î hükümlerin hepsi variddir. Lâkin bazısı âşikâre olup herkes anlar ve bazısı hafîdir, onu ilimde râsih olan âlimler anlarlar. İmdi Hak Celle ve 'Alâ emretmiştir ki, âlimler ictihâd edip çalışalar ve zahmetler çekeler. Ta ki kendi kitabından ve Rasûlünün sünnetinden o hafî olan ahkâmı bulalar ve istihrâc edeler ve onunla amel edip başkalarına dahi talîm ve tefhîm edeler. Ta ki bunlara güzel sevâb, bol ecir ve çokça hasene vere. Ve eğer o âlim ahkâm istihrâcında hatâ ettiyse de, ma'zûr olup, ona günah olmaya. Belki hakkı talepte çalıştığı için ona bir sevâb ve ecir verile. Ve bu mertebeye kâdir olmayanlara emretti ki, bunlardan birine tâbi' olup ona uya ve onun sözüyle amel edip ondan hariç iş etmeye. O dahi ma'zûr olup ona dahi günah olmaya, her ne kadar uyduğu âlim hatâ ettiyse de… Pes, Peygamberimizin (sav) vefatından sonra sahâbe ve tâbi'în gazâyı cümleden mühim görüp ona koştular. Kitâbullah ve Sünnet-i Rasûlullâh'dan şer'î hükümlerin istihrâcına ferâğ (boş vakit) bulmadılar ve buna ihtiyaçları dahi yok idi. Zira onların ekseri müctehidler idi; vakt-i hâcette ictihâdları ile amel ederlerdi. Ve insanlar arasında vaka ve olaylar çok değil idi, istiftâ (fetva sorma işi) az vâki' olurdu. Sahâbe gittikten sonra ehl-i İslâm çoğaldı ve havâdis (olaylar) ziyade olup cehalet şâyi' ve münteşir oldu. Pes, lâzım oldu ki, o asrın ulemâsı başka şeylerden el çekip, çalışıp ictihâd ile Kur'ân'dan ve hadîsten çok hükümler çıkarıp kitaplar te'lîf ettiler. Öyle olunca her âlim ilmi ve aklı miktarınca çalışıp anladığını halka beyan edip kitaplar yazdılar. Her birine bir taife tâbi' oldular. Kimi Ebû Hanîfe'ye, kimi Mâlik'e, kimi Şâfi'î'ye ve kimi Ahmed b. Hanbel'e ve kimi Süfyân-ı Sevrî'ye, kimi Dâvûd-i Zâhirî'ye, kimi Evzâ'î'ye ve başkalarına -ki meşhurları onyedi imamdır-, onlara tâbi' oldular ve bunun üzere amel ettiler. Bu imamların cümlesi itikâdda hep birdir ve Ehl-i Sünnet ve Cemâ'attendirler. Gâyeti (İşin vardığı sonuç) budur ki, amelî olan hükümlerden bazı hususta birbirlerine muhalefet ederler, anladıklarına göre. Ol muhalefet Rab Teâlâ'nın izniyle olmuştur, zarar vermez. Bir kimse her hangisine tâbi' olsa caizdir, kıyamette cennete girer, tâbi' olduğu imam hata da ettiyse zarar vermez. Zira o hatası üzerine ecirlenir.
Ve bizim mezhebimiz Ebû Hanîfe (rha) mezhebidir. Ve bilâdın (ülke ve şehirlerin) ekserinde onun mezhebi şâyi' olup ahalisi onu imam edinmişlerdir. Zira cümle imamlardan önden gelmiştir. Peygamberimiz (sav)'in hicretinden seksen yıl geçtiği vakit doğup sahâbeden bir kaçına yetişmiştir. Seyyidü't-Tâbi'îndir. Hicret-i Nebeviyye'den Yüzelli yıl tamam olduğunda vefat eyledi, rahimehu'llahü aleyh. Ve onun şakirdleri vardır; Ebû YûsufMuhammed ibnü'l-HasanZüferHasan b. Ziyâd ve gayrileri gibi. Bunlar dahi üstadları gibi fakîh, âlim, sâlih ve müctehidlerdir. Bazı meselelerde üstadlarına muhalefet etmişlerdir, anladıklarına göre. Ve bunlar başka mezhep sahibi değillerdir. Zira üstadlarına fürû'un bazısında muhalefet ettiler ise de, usûlde ve fürû'un ekserinde üstadlarına tâbi' olurlar, belki bu cümle (bunun hepsi) bir mezhep sayılır. Ebû Hanîfe mezhebinde olanlar bazı hususta bunların kavliyle amel etmek caiz olur. Ve bazı ulemâ; "Mukallid olan kişi Ebû Hanîfe kavliyle amel edip şâkirdlerinden birinin kavliyle amel etmeye" diye cezm etmiştir.
Ve her kişiye lâzımdır ki, itikâdda ve amelde mezhebini bile. İmdi "İtikadda mezhebin kimin mezhebidir?" denilse, "Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebidir" diye. Yani, "Peygamber (sav)'in ve sahâbesi ve cemaatin itikadları olduğu nesne üzere ben dahi itikad ederim" diye. Onların itikad ettikleri nesneler, 'Akâid-i Seniyye Bâbında zikrolunur inşallah. Ve cezm ede ki, Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebi haktır, başka mezhepler bâtıldır.
Ve "Amelde mezhebin hangi mezheptir?" denilse, "İmam Ebû Hanîfe (rha) mezhebidir" diye. Amma "Ebû Hanîfe mezhebi haktır, başka mezhepler bâtıldır" diye hüküm etmeye. Belki (hüküm) ede ki, Ebû Hanîfe mezhebi doğrudur, hatâ olmak ihtimali de vardır. Ve başka mezhepler hatâdır, savâb (doğru) olmak ihtimali de vardır. "Musaffâ" Sâhibi(15) böylece tasrîh etmiştir.
Ve itikad ederiz ki, İmam Ebû Hanîfe müctehid imamların efdalidir ve dînî ilimlerde fukahânın ekmelidir. Zira tâbi'îndendir. Tâbi'în ise sahâbeden sonra ümmetin efdalidir. Zira Peygamber (sav) buyurdu ki:
"Kurûnların (kuşakların) hayırlısı benim (içinde) olduğum karndır (kuşaktır). Ondan sonra bunları takip eden karın'dır, yani tâbi'îndir."(16)
İmdi, Ebû Hanîfe (rha) Peygamber (sav)'in şehadetiyle ümmetin efdalinden olur ve Ebû Hanîfe'den sonra efdal İmam Mâlik'tir. Zira o tebe-i tâbi'îndendir. Bundan sonra efdal olan İmam Şâfi'î'dir. Zira Şâfi'î İmam Mâlik'in şâkirdidir, belki Muhammed b. Hasan'ın şâkirdidir. Bundan sonra efdal İmam Ahmed b. Hanbel'dir. Zira Ahmed Şâfi'î'nin şâkirdidir. İmam Şâfi'îEbû Hanîfe vefat ettiği senede doğmuştur. Ve diğer imamlar cümle Ebû Hanîfe'den sonra gelmişlerdir.
Ve adı geçen imamların her biri 'âbid, zâhid ve âhiret ilminde âlim ve halkın mesâlih-i dünyasına (dünyevî menfaatlerine) fakîh ve fıkhı ile Rab Teâlâ'nın vech-i kerîmini (rızasını) irade ederdi. İlm-i fıkıh (ile) meşgul oldukları gibi, ilm-i kulûb (ile) dahi meşgul idiler. Ve zann-ı gâlibimiz odur ki, Ebû Hanîfe anlayıp istinbât ve istihrâc ettiği meselelerin sevabı gayri imamlardan ekser ola. Zira bu fende asıl ve esas onundur.
Ve "Amelde mezhebim Ebû Hanîfe mezhebidir" demenin mânâsı, Ebû Hanîfe'yi ibadette ve mu'âmelâtta imam edindim ve onun kitap ve sünnetten istinbât ettiğini kabul ve onunla ameli ihtiyar ettim" demektir.
____________________
(1) Kur'ân-ı Kerîm, Zümer Sûresi, Âyet: 55.
(2) Sa'lebî, Keşf ve'l-Beyân, c. 8, s. 246; Begavî, Me'âlimü't-Tenzîl, c. 4, s. 97
(3) Kur'ân-ı Kerîm, Zümer Sûresi, Âyet: 17-18.
(4) Nevevî, Bustânü'l-'Ârifîn, s. 28-29.
(5) Buhârî, Sahîh, c. 9, s. 94, No: 7288; Müslim, Sahîh, c. 2, s. 975, No: 412/1337; İbn Mâce, Sünen, c. 1, s. 3, No: 2; Begavî, Mesâbîh, c. 1, s. 154-155, No: 114.
(6) Bkz. İbnü's-Salâh, Ulûmü'l-Hadîs, s. 103; İbnü'l-Mülakkin, Mukni', c. 1, s. 104.
(7) Nesefî'nin hilâfiyâta dair "Manzûme"si üzerine yazılan şerhlerden "Tahkîk" isimli bir kitap yahut Abdülazîz Buhârî'nin usûl-i fıkha dair Ahsîketî'nin "Müntehab"ı üzerine yazdığı şerhin olması muhtemeldir. Her iki kitabı da görme imkânımız olmadı.
(8) Bu kitaba ulaşamadık.
(9) Mekkî ibn Ebî Tâlib, Kûtu'l-Kulûb, c. 1, s. 300.
(10) Begavî, Mesâbîhu's-Sünne, c. 3, s. 245-246, No: 3523; Heysemî, Mecma'u'z-Zevâid, c. 5, s. 92-93, No: 5328. (Not: İmam Nevevî de, bu rivayet için, "Zayıf" demektedir. Bkz. Mecmû' Şerhu'l-Mühezzeb, c. 9, s. 62.)
(11) Böyle bir hikâyeyi Gazzâlî'nin "İhyâ"sında ve bildiğimiz bazı eserlerinde göremedik. Ancak, Ahmed Zerrûk'un, "Nasîhatü'l-Kâfiye"sinde (s. 16) bu hikâye geçmektedir.
(12) İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 1303, No: 3950.
(13) Zeyneddîn Muhammed Havâfî (v. 838 h.), Vasâyâ'l-Kudsiyye, Leipzig: IslamHSBook, 14215, vr. 115/A-B.
(14) Gazzâlî, İhyâ, c. 2, s. 326
(15) Ebü'l-Berekât Nesefî, Hilâfiyât ilmine dair yazdığı Manzûme üzerine yine kendisi bir şerh yazmış ve bu şerhi ihtisar ederek "Musaffâ" adını vermiştir. Ancak bu eseri göremedik. Nakil için bkz. İbn Nüceym, Eşbâh ve'n-Nezâir, s. 330.
(16) Kettânî, Nazmü'l-Mütenâsir, s. 199, No: 240; Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, c. 3, s. 478, No: 4033; İbn Ebî Şeybe, Musannef, c. 6, s. 404-405, No: 32408-32416; Müslim, Sahîh, c. 4, s. 1962, No: 2533.
 
 
Misak Dergisi 345. Sayı
Ağustos 2019
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya