Düşünce Hürriyeti ve Türkiye'de Yayıncılık
Müslüman olmayan kesimlerin, müslüman yazarlara karşı kendilerine mahsus önyargıları vardır. Bu ön yargı şudur: "Müslüman olan yazarlar kendilerine mahsus düşünceler geliştiremezler, kendi özgün fikirleri olamaz. Zira onlar, temelde Kur'an-ı Kerim'e ve Hz. Muhammed (sav)'e tabi oldukları için kendi fikirleri olamaz, onlar sadece nasslara tabi olurlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana "ifade özgürlüğüne" kıymet verildiğini söylemek zor. Daha dün denilebilecek vakitte sırf FETÖ'yü eleştiren kitap yazdığı haber alınan birisinin basılmamış kitabına el koyulmuş kendisi de hapse atılmıştır. Kısaca düşünen her zaman yanmaktadır. Şu an yürürlükte olan Terörle Mücadele Kanunu, düşünen her insanı terörist olarak yargılamaya müsait bir yapıdadır.
Bünyamin ATEŞ
27.08.2019 11:15
63 okunma
MÜSLÜMAN olmayan kesimlerde, müslüman yazarlara karşı kendilerine mahsus önyargı mevcut. Önyargı şu: "Müslüman olan yazarlar kendilerine mahsus düşünceler geliştiremezler, kendi özgün fikirleri olamaz. Zira onlar, temelde Kur'an-ı Kerim'e ve Hz. Muhammed (sav)'e tabi oldukları için kendi fikirleri olamaz, onlar sadece nasslara tabi olurlar. Kaldı ki Kur'an'da "Allah ve Rasûlünün önüne geçmeyin" ayeti mevcuttur ki, bu ayetle anlaşılmaktadır ki herhangi bir meselede bir görüş ileri sürerken mutlaka Allah ve Rasûlünün beyanlarını dikkate almak zorundadır."
Müslüman yazarların Allah ve Rasûlünün önüne geçemeyeceği açık bir husus. Evet, Allah ve Rasûlünün önüne geçen kimsenin Müslümanlık iddiası koca bir yalandır ama Allah ve Rasûlünün önüne geçmemek kendine mahsus düşünce geliştirmeye, özgün fikirler üretmeye engel teşkil etmeyeceği gibi sağlıklı düşünmek için Allah ve Rasûlünün önüne geçmemekle mümkün olacağını söylemek zorundayım. Neden?
Güneş, Ay, yıldız ve dünya ve dünyanın içindeki her şey. Tüm bu varlıklar düşünmemize engel teşkil eder mi? Esasen realiteyi kabul etmeme hadisesi "felsefi bir kılık" şeklinde sunulsa da realiteyi kabul etmemek ya deliliktir veya art niyetin ta kendisidir. Meseleye bu açıdan bakılırsa Güneş, Ay, yıldız, dünya ve dünyanın içindeki her şey hakikatin/Hakkın ta kendisidir. Bizzat kendi varlığımız, düşüncelerimiz de gerçektir, inkârı mümkün olmayan zaruri bilgi mesabesindedir. Bir insanın düşünmek, düşüncelerini söylemek veya yazıya dökmek için varlığı kendine engel görmesi abestir, düşüncesizliktir, akılsızlıktır...
Hz. Muhammed (sav)!.. Hz. Muhammed (sav)'in getirmiş olduğu şeylerin tamamı da hem gerçek hem de hakikattir. O'nun bize kadar ulaşan bilgiler de zaruri bilgi mesabesindedir ve inkârı da ya akılsızlık sınıfına sokulur veya delilik. Deliler yazımızın (düşüncenin) konusu olmadığına göre Hz. Muhammed (sav)'in sözlerini reddetmek açıkça akılsızlıktır, gerçeği ve hakikati inkârdır.
Hz. Muhammed (sav)'in sözleri düşüncenin de köşe taşlarını oluşturur. Eğer düşünmek, özgün fikirler üretmek istiyorsanız mutlaka Hz. Muhammed (sav)'i dikkate almak, O (sav)'nun önüne asla geçmemek zorundasınız. Ancak bundan sonra düşüncelerinizin anlamı olabilir. Evet, "Güneş'in varlığı düşünceme engel" diyenlerin sözleri ne kadar abes ise "Hz. Muhammed (sav)'e boyun eğmek düşünce özgürlüğüme engeldir" diyenlerin sözü de aynı şekilde abestir.
Peygamberimiz (sav)'in sahabeleri ictihada teşvik ettiği, Kur'an ve Sünnet'te olmayan meseleleri çözümünün nasıl yapılacağını anlattığı sabittir. Bununla birlikte "Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz" beyanları gibi hükümlerle dünyanın imarı hususunda geniş bir hürriyet alanı bırakıldığı da malumdıur. Esasen Hz. Muhammed (sav)'e tabi olmak düşünceye engel olan vesvese, hurafe gibi aktörleri de mahkûm edecektir. Hz. Muhammed (sav)'e tabi olmayan düşünürlerin şeytanın vesveselerine, dünyanın "aldatıcı" cazibesine, hurafelere batmaması mümkün değildir.
Bazı yazarlar İmam Gazali (rha) Hazretlerinin İbn-i Sina, İbn-i Rüşd ve Farabi gibi isimleri tekfir etmesini düşünce özgürlüğüne vurulan bir darbe olarak niteler. Hatta bazıları İslâm Dünyasındaki düşünce "fakirliğinin" İmam Gazali (rha) sonrasında başladığı iddiasındadırlar. Bu kimselerin en başta anlamadığı husus şudur. İslâm veya hakikat; nasslarla beyan edildiği gibi aklen hiçbir hükmü de reddedilemeyecek hususlardır. İmam Gazali (rha) yukarıda ismi geçen kişileri üç açıdan tekfir eder:
Birincisi; Bu kimseler yeniden dirilmeyi sadece ruhla olacağını beden olarak dirilmenin olmayacağını söyler.
İkincisi: Yine bu kimseler Allah'ın külli şeyleri bildiğini ama cüz'i şeyleri bilemeyeceğini zırvalar.
Üçüncüsü: Bu kimseler âlemin başlangıcı olmayacağı hezeyanını savurur.
Hâlbuki âlemin bir başlangıcı olması hususu bir yaratıcının varlığını, bu yaratıcının ileride olacak şeylere de tamamen hâkim olduğunu ispatlar. Âlemin başlangıcı yoksa âlem kendinden kendi kendine vardır, zatı ile kaimdir. Ama başlangıcı olmayan varlığın üzerinde zaman olgusunun işlemesi ise açık bir saçmalıktır. Yukarıda sayılan üç isim bu saçma sapan hezeyanları "düşünce" olarak pazarlamış, onların da avukatları, İmam Gazali'yi düşünce özgürlüğünün düşmanı olarak ilan etmişlerdir. Hâlbuki aynı avukatlar, Güneş'i reddeden kimseleri ya deli olarak nitelemektedir veya art niyetli…
Sonuçta gerçek bir düşünce adamı olmak istiyorsanız öncelikle müslüman olmak zorundasınız. İslâm'ın temel kaidelerini dikkate almadan düşünce adamı olamazsınız olsa olsa şeytanın sözcüsü olabilirsiniz.
Türkiye'de Siyasi ve Tarihi Yayıncılık
Türkiye'de siyasi alanda yayıncılık yapmak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasından bu yana oldukça zor. Kuruluş felsefesinin tek adam üzerine kurulu olduğu bir devlette, tek adamın düşünce dünyasına aykırı sözler söyleyen insanların darağaçlarında sallandırıldıkları tarihi bir gerçektir. Şapka Risalesini "şapka kanunu" çıkmadan önce yazan İskilipli Atıf (rha) idam edilmiştir. Bazı yazarlar; İskilipli Atıf Hoca'nın şapka risalesinden dolayı değil, "vatana ihanet" suçundan idam edildiğini iddia etmektedir. Onlara göre vatana ihanet, Mustafa Kemal'in arzu ve isteklerinin aksine düşünmektir.
Bugün dahi anayasaya göre Türkiye'de eğitim ve bilimsel faaliyetler (düşünme faaliyetleri) Atatürk İlke ve İnkılâplarına göre yapılır ve aksi ise sizi cezaevine sokabilir. Ülkede Atatürk İlke ve İnkılâpları asla sorgulanamaz ve her durumda her şeyi meşrulaştırır. Türkiye'de yapılan veya denenen tüm darbeler Atatürk İlke ve İnkılâpları adına yapılmıştır. Yine Türkiye'de işkence suçtur ama söz konusu Atatürk olunca "işkenceye sıfır tolerans" diyenler bile işkenceleri görmezden gelmektedir. Geçen sene Atatürk'e hakaret ettiği iddia edilen iki genç bizzat polis tarafından zorla Atatürk heykelinin önüne getirilmiş, heykelin önünde dövülmüş, küfredilmiş ve bu kayıtlar bizzat polis tarafından basına servis edilmesine rağmen ne ülkenin yöneticileri ne de yargı kurumları işkenceci polisler hakkında işlem yapmamıştır.
Türkiye'de siyasi ve tarihi yayıncılık yapmak bazı kanunlara göre mümkün değildir. 5816 Atatürk'ü Koruma Kanunu çıktığından bu yana sadece Atatürk'ün zatını değil düşüncelerini ve yaptıklarını eleştirmeyi de imkânsız kılmaktadır. Hatta bu kanun bazı zamanlar, tarihi belgeleri yayınlamayı bile imkânsız hale getirmektedir. Tarihçi Mustafa Armağan "Derin Tarih" dergisinde bazı belgeler yayınlamış ve belge yayınlandıktan sonra da hem dergi toplatılmış hem de yazar hakkında dava açılmıştır. Acı olan dergisi toplatılan Yeni Şafak grubu dergilerinin toplatılmasını haber dahi yapamamış ve yazarına sahip çıkmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana "ifade özgürlüğüne" kıymet verildiğini söylemek zor. Daha dün denilebilecek vakitte sırf FETÖ'yü eleştiren kitap yazdığı haber alınan birisinin basılmamış kitabına el koyulmuş kendisi de hapse atılmıştır. Kısaca düşünen her zaman yanmaktadır.
Şu an yürürlükte olan Terörle Mücadele Kanunu, düşünen her insanı terörist olarak yargılamaya müsait bir yapıdadır. İktidarda olanlar; "Cezaevinde olanlar gazetecilikten değil teröristlikten yargılanıyorlar" diye hava atsalar da düşünmeniz hele iktidarı eleştiren düşünceler üretmeniz sizi "hükümeti iş göremez hale getirmek" suçlamasıyla ömür boyu hapse mahkûm ettirebilir.
İktidar yanlısı bazı kimseler; "Türkiye'de fikir özgürlüğü yoktur algısını özellikle Batılı ülkeler ve yayıncılar gündeme getirmektedir. Bu bir algı oyunudur" deseler de kendilerinin de ters yönde algı oyunları yaptığını kör olmayanlar görmekte, sağır olmayanlar duymaktadır. Hâlbuki iktidar ve iktidar ortakları düşünce hürriyetini engellemekle kendi ayaklarına üç yönden sıkmaktadır.
Birincisi: Herkes aynı şeyi söylediğinde tek bir aykırı bir ses bile çok ses anlamına gelmekte hatta tüm sesleri bastırmaktadır. İktidar yanlısı medyanın toplumun iktidara destek verenleri tarafından bile ciddiye alınmamasının sebebi budur.
İkincisi: İktidarların düşünce hürriyetini yasaklamaları kendi ürettikleri gerçeklere (yalanlara) inanmalarını kolaylaştırır. Yalana inanan, yalan bir dünya inşa eden iktidarlar ise zamanla toplumdan kopmaya mecbur kalır ve hiç beklemedikleri bir anda hakikat duvarına çarparak yerle bir olurlar.
Üçüncüsü: Herkesin aynı şeyleri söylediği ve "cins" fikirlerin olamadığı bir toplumda her şey bayağılaşır, çürür; herkes "kemik" derdine düşer, yolsuzluk sıradanlaşır, herkes köşe başını tutmaya çalışır, iş işten geçmeden küpünü doldurmaya çalışır, ideal ölür, ekonomik kriz meydana gelir ve nihayet toplum içten içe çürür ve nihayet ya iç savaşta yok olur veya istila sonucu varlığını kaybeder. "Ben en yüce Rabbim" diyen Fir'avun kendisinin uydurduğu fikirlere sahip kişileri zindana atarak toplumunu dalgaların arasında boğmuştur.
Hüsnü Aktaş ve Diğerleri…
Türkiye'de ve dünyada genel gidişata aykırı fikirler öne süren kişiler ya özellikle unutturulur veya hapse atılarak etkisiz hale getirilir. Fikret Başkaya, "Paradigmanın İflası" kitabını yazdığı için cezalandırılmıştır. Kürt Sorunu hakkında yazan İsmail Beşikçi binlerce yıl hapis cezası ile yargılanmıştır. Hüsnü Aktaş Hocaefendi, "Medeni Vahşet" isimli eseri yazdığı için askeri hapishanede 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmıştır.
Siyasi alanda gerçek ve özgün fikirler üreten Hüsnü Aktaş gibi isimlerin seslerinin çıkmaması için genel olarak "gürültü" çıkartmak taktiği siyasal iradeler tarafından benimsenmiştir. Buradaki "gürültüden" murat sözde muhalif görünen kimselerin yayınlarını ön plana çıkarmak şeklinde tecelli eder. Mesela Türkiye'de FOX yayın grubu kime muhaliftir? Mevcut dünya sistemine mi? Rejime mi? Hiçbirine… Ama FOX'un muhalif gürültüsü çok zaman gerçek muhalefeti bastırmakta, popülizmi ön plana çıkartmaktadır. Ajitasyonu muhalefet zanneden kimseler, gerçek ve köklü muhalefeti gürültü ile mahkum etmeye çalışırlar. Esasen mevcut kapitalist dünyada muhalefet de bir pazardır ve pazara hitap etmek için Noam Chomsky gibi isimler piyasaya sürülerek bu alanda da piyasadan pay kapmaya çalışılır.
Hüsnü Aktaş ve O'nun gibi müslüman yazarlar dünyada hakiki muhalefetin ve hakiki düşüncenin mimarlarıdır. Zira;
Birincisi: Bu kimseler hem realiteyi hem de hakikati kabul etmektedir. Allah ve Rasûlünün önüne geçerek vesvese, hurafe ve yaldızlı boş sözler pazarlamamaktadır. Hakikati kabul ettikten sonra kendilerine mahsus düşünceleri mevcuttur.
İkincisi: Dünyada Hak ve Batıl mücadelesi mevcuttur. Hakkın dışında kalan tüm rejim ve ideolojiler neticede kula kulluğa dayanmakta, kulların izafi düşüncelerini savunmaktadırlar. Halbuki Hak, kula kulluğu reddetmekte ve sadece Allah'a kulluğu esas almaktadır. Hüsnü Aktaş Hocaefendi de hayatı boyunca kula kulluğu, kula kulluğa dayanan rejimleri kabul etmemiş ve sadece Allah'a kulluğu savunmuştur.
 
Misak Dergisi 345. Sayı
Ağustos 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Bünyamin ATEŞ
DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya