Müslümanın Din Disiplini (Amentü Hukuku)
İslâm, günlük hayatın başvuru kaynağıdır. Çünkü İslâm'ın hükümleri, günlük hayatın direktifleridir. Onlara bağlı kalmadan, insanca ve müslümanca bir hayat yaşamak mümkün değildir.
Mustafa ÇELİK
06.02.2019 12:51
573 okunma

Misak Yayınları 24

Şubat 2002
285 Sayfa, Küçük Boy,
2. Hamur Kağıt, Karton Kapak.

Fiyatı: 25.00 TL. Ücretsiz Kargo

Kredi Kartıyla 3 Taksit İmkanı.
ISBN: 978-975-7719-24-2
Allah (cc)'ın mülkünde, Allah (cc)'ın indirdiği İslâm didine ekleme ve çıkarmada bulunarak tağutları, sahte ilahları razı etmeye çalışan ve kendi hevâlarına uyan cahillerin ve çıkarcıların faaliyetlerine karşı koyma hususunda samimi isek, müslümanlara din disiplinini kazandırmaya çalışmak mecburiyetindeyiz. Biz müslümanlara din disiplini kazandırırsak, monarklaşan resmi ideolojinin denetiminde ve rehberliğinde faaliyetlerini devam ettiren rütbeli ve rütbesiz cahillerin ve çkıarcıların faaliyetleri akamete uğramaya mahkûmdur. İşte biz bu gerçeği genelde bütün insanların, özelde ise müslümanların gözleri önüne sermek ve mü'minlerin her hal ve mekanda önemli ve öncelikli vazifeleri olan Amentü'nün hakkını ve hukukunu mü'min erkek ve kadınlara hatırlatmak için "Müslümannın Din Disiplini (Amentü Hukuku)" isimli bu esere kaleme aldık. Hayırlara vesile olsanı dileriz.

Kitabın ücretini (25 TL.) en yakınınızdaki PTT’den posta çekiyle Misak’ın 499943 no’lu hesabına yatırdığınızda en kısa zamanda adresinize gönderilecektir.


Bu sayımızda sizlere tanıtımını yapacağımız kitap; Müslümanların hayatında bozuk olarak görülen "DİN DİSİPLİNİ/ Amentü Hukuku" boşluğunu dolduracağına inandığımız güzel bir kitaptır. Kitap, Mustafa ÇELİK hoca efendiye aittir. Gerek kainatın yaratılışında, gerek insanoğlunun ve gerekse diğer mahlukatın yaratılışında muazzam bir disiplin göze çarpmaktadır! Hiçbir mahluk amaçsız, gayesiz ve başıboş olarak yaratılmamıştır. Kainatta "üstün zeka"ya sahip olduğunu iddia eden insanoğlundan başka Rabbine kullukta nankörlük eden başka bir mahluk var mıdır?
 
Cansız olarak nitelendirilen mahlukat, yaratılış gayesine matuf olarak görevinin başındadır. Demek oluyorki; İnsan ve cinnin dışındaki tüm mahlukat yaratıcısına mutidir. Halbuki, Allahü Teala (c.c) bu mutiliği özellikle: "Biz cinleri ve insanları ancak bize ibadet etsinler diye yarattık" buyurarak yaratılış gayesinin gereği olarak cinlerden ve insanlardan istemektedir! Esefle söylemek gerekirse insanoğlunun hali malum! Mesela güneş sisteminde azıcık bir isyan sözkonusu olmuş olsa idi kainatın dengesi bozulur, herşey altüst olurdu. İşte bu noktadan hareketle hocamız da insanoğlunun özellikle de "Günümüz Müslümanının" mutlaka bir "Din Disiplini/ Amentü Hukuku"nu hatırlamaya ihtiyacı olduğunu hissetmiş olacak ki bu isim altında kaleme almış olduğu yazısını kitap haline getirmiştir.
 
Peki; "Niçin?" diyecek olursanız, zira "Dünya Müslümanlarından daha disiplinsiz bir hayat yaşayan mahluk olmadığı için" diyebiliriz! Hocamız amacını kitabının başında özet olarak şöyle ifade etmiştir: "Amacımız; dinimiz olan İslam'ın kaidelerini hayatımızın her alanına amir kılarak O'nun atmosferinde Allahü Teala (cc)'nın rızasını kazanmaktır." (sh:13) Gelelim kitabın içeriğine. Kitap beş bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde "Amentü, Amentüsüz Yaşam, Amentü Hukuku, Amentüye Çağrı" konuları üzerinde detaylı olarak durulmuş, konular ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ve ulemanın görüşleri ışığında izah edilmeye çalışılmıştır. Her şeyin temelinin "Amentü" olduğunu izah ederken; "Sahabe nesli, çocuklarına "Amentü Billahi ve Kefertü Bittağuti" cümlesini Kelime-i Tevhid olan "La İlahe İllallah" ile beraber tavsiye ediyorlardı" demiş, "Amentünün yapı itibariyle iki ana bölümden meydana geldiğini, Birinci bölümde, "Kefertü Bittağuti/ Tağutu inkar ettim". İkinci bölümde ise; "Amentü Billahi/ Allah'a iman ettim." diyerek iman edilmesini, bu iki bölümden birinin eksik olması halinde Kur'an-ı Kerim'in ön gördüğü amentünün meydana gelmeyeceğini" vurgulamıştır. (sh:18)
 
Tağut'u inkarla başlayan sahih imanın kaynağı için Bakara suresinin 256. ayet-i celilesi gösterilmiş ve devamında "Tağut; ibadet edilen olsun, itaat edilen olsun, kulun kendisi sebebiyle haddini aştığı her şeydir. Buna göre her bir kavmin tağutu; Allah'tan ve Rasulünden başka hükümlerine başvurdukları yahut Allah'tan gelmiş bir delil olmaksızın kendisine uydukları ya da Allah'a itaat olup olmadığını bilmedikleri hususlarda itaat ettikleri kimsedir. İşte bu dünyanın tağutları bunlardır."(sh:18) denilmştir. Amentüde samimiyet isteyen ayet-i kerimenin: "Ey iman edenler,.....iman edin." (en-Nisa:136) izahından sonra, perişan-pejmürde ve zillet içerisindeki günümüz müslümanlarının acı durumlarına tercümanlık eden M. Hamdi Yazır (rh.a)'ın çok ilginç tesbitleri aktarılmış tüm bu olumsuzlukların sebebinin ise "CEMAATSİZLİĞE" bağlandığı ve tüm günahlarımızın başının cemaatsizlik olduğu şu cümlelerle beyan edilmiştir : " Şimdi sana bütün imanla söylerim ki, günahımızın başı Cemaatsizliktir. Seni beni ahlaksız eden, yardımsız, kuvvetsiz bırakan, büyük büyük amellerden alıkoyan, heva ve hevesine kaptırıp da sefahetlere, rezaletlere garkeden, Allahü Teala (c.c)'yı unutturup, şuna buna boyun eğdiren Cemaatsizliktir." (sh:52) İkinci bölümde; "Bu gün Allah için ne yaptın?, Ölüm Takvim Kullanmaz, Müslümanın Din Disiplini....
 
Müslüman Her Yerde Müslümandır." konuları işlenmiştir. "Müslümanın Din Disiplini" başlığı altında, Ahzab suresinin 36. ayetinin tefsiri ile ilgili olarak: "Konyalı M Vehbi Efendi (Rh.a) şöyle diyor: "Vacip Teala bu ayette hükm-ü ilahiye itaat etmenin felaha sebeb olacağını beyanla hükm-ü Rasulullah (s.a.v)'e karşı ittihaz olunacak meslek bu olup, mü'mine layık olan, Şer'i Şerif'e (işittik ve itaat ettik) denilmek olduğunu iş'ar buyurmuş ve bunun dışında söz söylemek caiz olmadığını beyan etmiştir. Binaenaleyh; kütüb-ü fıkhiyemizde beyan olunduğu vechile hükm-ü Şer'iye davet olunan kimsenin hükm -ü Şer'iyi inkar ederek icabetten imtina ederse tekfir olunacağını fukahay-ı izam hazaratı beyan buyurmuşlardır...Binaenaleyh; "Ben fetvaya razı olmam" diyen kimsenin küfrüyle hükmolunur." (sh:71)
 
Daha sonra ÇELİK hocamız konu ile ilgili olarak: "Müslüman bilir ve inanırki, İsrailoğullarının yahudileşmelerinin en önemli sebeplerinden birisi de, Hahamlarını ve Rahiblerini Rablaştırmalarıdır. Yeri gelmişken şu hakikatı beyan etmekte fayda vardır: Çağdaş Daru'n-Nedve'lerde Allahu Teala 'dan gelmeyen ve Allahu Teala'nın Şeriat'ına dayanmayan kanunlarla, kararnamelerle, yasa ve anayasalarla toplumu sevk-ü idare etmeye çalışanlara Şer'i velayet ve siyasi vekaletlerini teslim edenler, din disiplinini kaybetmiş olanlardır." demiştir. (sh:73) Daha sonra Müslümanın İslam'a göre yaşama mecburiyeti konusunda şu hususlar dile getirilmiştir: "..güneş doğduktan sonra- bir rivayete göre ise batmak üzere iken - nafile namaz kılmaya kalkışan bir müslüman ikaz edilince; "ne yani, Allah'ın bana namaz kıldığım için azab edeceğini mi söylemek istiyorsun?" diye mantıklı gibi görünen bir cevap vermiştir.
 
Ancak ikazı yapan tabiun neslinin ileri gelen alimlerinden Said İbni'l- Müseyyeb (rh.a), ona hiç beklemediği bir cevapla mukabele etmiş ve müslümanlar tarafından asla ihmal edilmemesi gereken bir gerçeği hatırlatmıştır: " Allah sana namaz kıldığın için değil, Sünnet'e uymadığın için azab eder!" (sh:81) Üçüncü bölümde; Dini Allah'a has kılma mes'uliyetiyle ilgili olarak da şöyle denilmiştir: "Hayatın bazı alanlarını düzenleme yetkisini Allahu Teala'dan alıp ekabirlerine, putlarına, parlamentolarına, parlamentlerine, hocalarına, şeyhlerine devredenler, dini Allahu Teala'ya has kılmayıp, yeni bir takım uydurma ilah ve dinler edinmeye çalışanlardır. Nefislerinin, ekabirlerinin, putlarının, idarecilerinin keyfine ve isteğine göre hayat tarzları, din anlayışları oluşturmaya çalışanlar, dini Allah'a has kılmayan şirk kaynaklı ve küfür kılıklı teröristlerdir.
 
Bunların toplumdaki vasıflarının Hoca, Şeyh, Doçent, Profesör olası durumu değiştirmez." (sh:104) Din Disiplinini bozmayla ilgili de çok hoş tesbitler verilmiştir. (sh:116-118) Bu tesbitler için eser mutlaka okunmalıdır. Daha sonra Aklını Vahye Tahkim edenlerden ve onların öncülerinin asıl niyetlerini ortaya çıkaran çok güzel bilgiler aktarılmıştır. Mesela; Modernizmin öncülerinden Demokrat kafalı "Fazlurrahman şunları söylemiştir: "İnsan öyle bir olgunlık seviyesine çıkmıştır ki, artık onun hazır Vahyin yardımına ihtiyacı yoktur. İnsan kendi ahlaki ve fikri kurtuluş kaderini kendisi çizebilir." (sh:126) Ayrıca "Mekasıt ve Vesail" konuları o kadar muazzam ve o kadar güzel misallerle açıklanmıştırki hayret etmemek elde değildir! (sh:131-140) Bu konuda bir-iki vurucu cümleyi de vermeden geçemeyeceğim.
 
Şöyleki: "Şeriat'a onun usulünün dışında yardım etmek isteyen kimsenin zararı, Şeriat'a darbe vurmak isteyen kişinin zararından daha çoktur." ( İmam-ı Gazali) Yine; "Tarik-i gayr-i meşru ile, bir maksadı takibeden maksadının zıddıyla ceza görür." (Said-i Nursi) (sh:139) Bilmem politika ile uğraşan müslüman kardeşlerimiz gereken dersleri alıyorlar mı? Dördüncü bölümde "Bizantizm, Helenizm, Felsefe, Kur'an müslümanlığı, Dinler arası Diyaloğ ve hoş görü" konularına ışık tutan ÇELİK hocamız daha sonra İslam'ın millileştirilmesi hastalığından bahsetmiş; "Necip millet, Bin yıllık tarih, Arap müslümanlığı, Acem müslümanlığı, Türk müslümanlığı, Türkler olmasaydı İslam bu kadar yayılamazdı, Milli Rab, Türkçe ibadet, Türkçe Kur'an, Milli Kitap, Milli ibadet, Milli Peygamber "vb. hastalıkları ve İslamı hakim müşriki düşünceye benzetme hastalıklarından; "Radikal İslam, Sivil İslam, Askeri İslam, Siyasal İslam, Ilımlı İslam, Geleneksel İslam, Modern İslam, İslam ile Demokrasi, İslam ile Laiklik, İslam ile Liberalizm, Demokrasi İslam'ın öteki ismi" vb. saçmalıkları açıklamaya çalışmış; (sh:166-189)
 
"İbrahimi Dinler" safsatası ve Ehl-i Kitabın itikadi, ameli yapısı gibi konular izah edilmiştir. (sh:190-218) Beşinci ve son bölümde; "Uydurulmuş Din'den İndirilmiş Din'e" konusunda önce Şer'i deliller, daha sonra da Ef'ali mükellef'in dediğimiz hükümler sıralanmış, (sh:222-223) Daha sonra ise, "Medine'si olmayan Mekke'ler" ve "Mekke'de müslüman olmanın bedeli" gibi kavramlar üzerinde durulmuştur. (sh:238-251) Gerçekten bu kavramlar o kadar muazzam incelenmiştir ki kelimelerle ifade edilmesi çok güç!
 
Çelik hocamız daha sonra, Medine devletinin oluşmasındaki basamakları sıralamıştır: "İman-Davet-Cemaat-Sabır-Hicret-Cihad" (sh:243) En son olarak "Yanlış 'Peygamber Tasavvuru'nun Düzeltilmesi" konusunda inanılması gereken çerçeve çizilmiş; bunun dışında kalan ve aydınlar (!) tarafından ısrarla Müslümanların gündemine sokulmaya çalışılan yanlış ve çoğaltılmış peygamber tasavvurları çok açık ve net bir şekilde reddedilmiştir. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Günümüz müslümanlarının mutlaka "Din disiplinine ve Amentü hukukuna" ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını her ne suretle olursa olsun giderme durumları söz konusudur.
 
Mustafa Çelik hoca efendi böyle bir noksanlığı görerek bir kitap yazmıştır. Onun için Allahü Teala (c.c) kendilerinden razı olsun diyor, daha nice eserler yazmasını bekliyoruz. Müslüman kardeşlerimizden; bu ve buna benzer akaidi temiz, güvenilir yazarlarımızın eserlerini alıp okumalarını, diğer müslümanlara da tavsiye etmelerini ümit ediyoruz! Allahü Teala (c.c)'ya emanet olunuz.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya