Misak Dergisi 335. Sayı
TARİH boyunca hakkı inkâr eden ve insanları hakir gören müstekbirler, kuvveti esas alan orman kanunlarını ön plâna çıkarmışlardır. Klasik Hellenist felsefenin etkisinde kalan ve ‘Hakikat yoktur, hakikat zannedilen şeyler vardır. İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat (vahiy) yoktur’ ilkesini benimseyen filozofların, rölativizm (izafiyet) teorisini geliştirdiklerini söylemek mümkündür. Bu felsefi ekolün iddiası, genel hatları ile şudur:
Misak Yayın Heyeti
06.02.2019 14:53
1.027 okunma

AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ

04. Küresel Hegemonya İhtirasının Zaruri Sonucu: Ticaret Savaşları

HABER-YORUM

07. Cumhurbaşkanı Erdoğan  Dünya Liderlerine seslendi; 'Dünyanın düzenini sağlayacak olan sadece adalettir'

09. Yeni Ekonomi Programının Üç İlkesi: ‘Dengeleme, Disiplin ve Değişim’

11. Uluslararası Af Örgütü’nden Doğu Türkistan Raporu: ‘Çin Devleti’nin Zulmü Dayanılmaz Boyutlara Ulaştı’

12. İran Medyası Rusya'ya Ateş Püskürüyor

İKTİBAS •Abdurrahman DİLİPAK

13. N'olacak Bu Ailenin Hali?!

MAKALE • İbrahim DÖNERTAŞ

15. İdlib Meselesi ve Müslümanların Beden Bütünlüğü

SOHBET • Sabiha ATEŞ ALPAT

18. Müminlerin Değişmeyen Vasıfları

İNCELEME • Mustafa ÇELİK

21. Edille-i Şer’iyye’den Şüphe Edilmez

AKAİD • Yusuf KERİMOĞLU

25. Mûcize ve Kerâmet Kavramlarının Keyfiyeti

TEFSİR • Mustafa YUSUFOĞLU

29. Muhabbet Sapıklığının Neticesi Azâbdır

HADİS • N.Mehmet SOLMAZ

33. Namaz Terbiyesi

FIKIH • Mehmet TAŞKIN

37. Şer’î Delillerin Kısımları I. Kur’ân-ı Kerîm

KİTAP • Mehmed Zahid AYDAR

41. Menâkıb-ı İmam Ebû Hanife

____________________________________________

 

TARİH boyunca hakkı inkâr eden ve insanları hakir gören müstekbirler, kuvveti esas alan orman kanunlarını ön plâna çıkarmışlardır. Klasik Hellenist felsefenin etkisinde kalan ve ‘Hakikat yoktur, hakikat zannedilen şeyler vardır. İnsanın dışında, insanı aşan herhangi bir hakikat (vahiy) yoktur’ ilkesini benimseyen filozofların, rölativizm (izafiyet) teorisini geliştirdiklerini söylemek mümkündür. Bu felsefi ekolün iddiası, genel hatları ile şudur: ‘Bütün bilgiler; insanoğlunun şahsi kanaatlerine ve duygularına göre, bir mahiyeti ifade edebilir. Fakat her bilgi, izafi bir değerdir. Mutlak hakikat söz konusu değildir.’  Rölativizmi savunan filozoflar; bilginin izafiliğinin yanında, siyasetin, hukukun ve ahlâkın da izafi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hakikatin varlığını inkâr eden ve izafi değerler teorisini geliştiren bu felsefi anlayışı (rölativizm) savunan devlet adamları, zaman içerisinde münzel kitaba (vahye) inanan kimseleri hakir görmeye başlamışlardır. Buna mukabil İslâm âlimleri; hem mutlak hakikatin, hem izafi değerlerin varlığını kabul etmişlerdir. Genel kaide şudur: ’Allah’ın (cc) indirdiği hükümler mutlak hakikatin ifadesidir. Mevrid-i nass’da ictihada mesağ yoktur. Muhkem nassla sabit olmayan ahkâmda (ictihadi meselelerde) izafiyet söz konusu olabilir.’

 İnsanların içinde yaşadıkları cemiyetin genel kültürüne, kendi idrak kabiliyetlerine ve zaman içinde değişen şartlara göre, bazı izafi gerçekleri ‘hakikat’ zannetmeleri mümkündür. İnsanları kayıtsız şartsız kendilerine itaate çağıran devlet adamlarının, adalete ve hukuka ihtiyaçları yoktur. Kendi dünya görüşlerini ve menfaatlerini korumak için, bütün imkânlarını seferber edebilirler. Devlet adamlarının hevâlarını ilâh edinmeleri, adaletin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engeldir. Arapça olan hevâ kelimesi, değişik keyfiyetleri ifade için kullanılan bir kelimedir. Bazı İslâm âlimleri ‘hakkı inkâr edip, nefsi emmarenin şehvetlerine tabi olmaya hevâ denilir’ şeklinde tarif etmişlerdir. Hevâya tabi olmak; insanın hidayetten uzaklaşmasına, amellerinde zulüm, cevr ve bağy etmesine sebeb olur. (1) 

Günümüzde ‘çağdaş uygarlık’ adına piyasaya sürülen siyasi rejimler ve yönetim teknikleri, zalim politikanın ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Zalim politika ideolojik anlamda şüpheleri, hakkın inkârını, insanların hakir görülmesini, adaletin hafife alınmasını ve iktisadi hayatı zaafa uğratmak için işlenen çirkin fiillerin yayılmasını sağlamıştır. Hak din birincisi ilim, ikincisi salih amel olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği gibi, batıl din birincisi şüpheler, ikincisi çirkin fiiller olmak üzere iki şeyden meydana gelmektedir.(2) Bu noktada bir inceliğe daha işaret emekte fayda vardır. Müslümanlar ile gayr-i müslim olan insanların dünya görüşleri, siyaset ve medeniyet anlayışları birbirinden farklıdır. Kur’ân-ı Kerim’de; “Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan (zûlûmattan) nura çıkarır. Küfredenlerin velisi ise tağuttur. O da kendilerini nurdan (ayırıp) zûlumata çıkarır. Onlar cehennemin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar” (El Bakara Sûresi: 257) hükmünün beyan buyurulduğu sabittir. İmam Fahrüddin-i Râzî; bütün müfessirlerin ‘nûr ile zulumât kelimelerinden kasdın iman ve küfür olduğunda ittifak ettiklerini’ beyan etmiştir. Müfessir İbn-i Kesîr ise, önemli bir inceliğe işaret ederek şu tesbitte bulunmuştur: ‘Allahü Teala (cc) bu ayette nuru tekil, zulumâtı ise çoğul olarak zikretmiştir. Şüphesiz ki hak(nur) tektir. Küfrün çeşitleri ise çoktur. Hepsi de batıldır.’(3)

Orman kanunlarını savunan ve ‘kuvvetli olan daima haklıdır’ sloganını dillerinden düşürmeyen zorbaların, adaleti, hukuk devletini ve ahlaki değerleri hafife aldıklarını gizlemenin bir anlamı yoktur. Kur’an’ı Kerim’de: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur. Allah’a isyandan sakının, Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir" (El Maide Sûresi: 8) buyrulmaktadır. Dikkat edilirse “...bir topluluğa (inancından, etnik kökeninden veya diğer sebeblerden dolayı) duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın” emri verilmiştir. Buradaki emir, umumî bir beyandır. Allah Teâlâ (cc) haklarında hüküm verilecek veya şahitlik edilecek insanlar hakkında dikkatli olunmasını ve adalete riayet edilmesini emretmektedir. Daha açık bir ifadeyle hased, kin veya başka duyguların tesirine kapılmadan, adalet ve insaf ile hükmedilmesi farz kılınmıştır. Mütefekkir İbn-i Haldun “Mukaddime” isimli eserinde; ‘devletin zevâlini, hukukun ve ahlâkın zaafa uğraması’ ile açıkladığı malûmdur. Müslümanların adaletin gerçekleşmesine engel olan halleri iyi tesbit etmeleri ve bunları ortadan kaldırmak için gayret sarf etmeleri zaruridir.

Allah’a (cc) emanet olunuz.

MİSAK YAYIN HEYETİ 

______________________

(1) Geniş Bilgi İçin/ İmamı Kurtubi- El Ahkâmû’l Kur’an- Kahire: 1967 C: 5 Sh: 412

(2) İmam Fahriddin-i Razi- El Mefatihû’l Gayb- Ankara:1989 Akçağ Yay. C:5 Sh:13

(3) İbn-i Kesir-Tefsirû’l Kur’an’il Aziym-Beyrut: 1969 C: 1 Sh: 312

 

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya