HADİS
Nebevî Bir Müjde: "Cemaatte Rahmet, Ayrılıkta ise Azap Vardır" (1)
13.03.2019 13:10
984   okunma
Mü'minler, tıpkı namazda olduğu gibi toplum hayatında de birbirlerinin yanındadırlar. Müslümanlar namazda niçin bir araya geldiklerinin şuurunda oldukları gibi, müslümanlarla niçin bir arada olmaları gerektiğinin de farkındadırlar. Onların cemaat oluşu bilinçli bir tercihtir. Onların aralarındaki bağ iman bağıdır; soy, hemşehrilik, ırk, kabile, hizib, ya da vatandaşlık, hele hele çıkar beraberliği hiç değildir. Allah'ın Rasulü (sav) bir hadisi şerifte ise şöyle buyuruyor:"Kim aza şükretmezse çoğa da şükretmez. Kim insanlara teşekkür etmezse Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetlerinden bahsetmek şükür, böyle yapmamak ise nimete nankörlüktür. Cemaat rahmettir ayrılık ise azaptır." Merhum Mustafa Meşhur, 'İslâm'a Davet Fıkhı' isimli kitabında şu bilgilere yer verir:"İslâm; hem bir cemaat... Hem de dünya ve ahiret dinidir.Hesap gününe hazırlanan bir müslüman yeryüzünün neresinde olurlarsa olsun, diğer Müslümanların dertleriyle dertlenmeli, kardeşlerinin çektikleri çilelere ve acılara ortak olmalıdır. Bunun en açık delili şu hadisi şeriftir: 'Müslümanların dertleriyle hemdert olmayan onlardan değildir.'
İslâmi Tebliğin Unsurları, Cihadın Keyfiyeti ve Savaş Hukuku
20.02.2019 11:20
1058   okunma
Yeryüzünde Allahü Teâlâ’nın (cc) verdiği rızıklarla hayatını devam ettiren her insanın; hevâsının ihtiraslarını bir kenara bırakması ve hidâyete tabi olması gerekir. Bu, ruhlar âleminde gerçekleşen manevi mukavelenin tabii bir sonucudur. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a (cc) yemin olsun ki, arzusunu İslâm’a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz” buyurduğu ve önemli bir inceliğe işaret ettiği malûmdur. Arzuların İslâm’a tabi kılınması, her amelde ve fiilde ilâhi hükümlerin dikkate alınmasını beraberinde getirir. İmam Seyyid Şerif Cürcani (rha) ibâdeti tarif ederken, şu tesbitte bulunmuştur: “Hevâsına muhalefet edip, Allah’a (cc) teslim olan mükellefin meşrû fiillerine ibâdet denilir.“ İçinde bulunduğumuz hali dikkate alarak, insanları İslâm’a davet ederken dikkate almamız gereken zaruri dört unsuru izah edelim.
Dünya Süsü Âhirette de Devam Etmelidir
18.02.2019 10:50
937   okunma
Anne ve babanın evladı ile imtihan olacağını bildiren âyetin meâli şöyledir: "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfaât ise Allah yanındadır." (Teğabün Sûresi :5) Anne ve baba, kız ya da erkek olduğuna bakmaksızın, her çocuğun dünyaya gelişini gönül rızası ile kabullenmek, onu sevgiyle, şükür ve dualarla karşılamakla yükümlüdür. Ona güzel bir isim koymak, hak ettiği ilgiyi ve şefkati göstermek, kardeşler arasında ayırım yapmadan adaleti gözetmek sorumluluğundadır. Anne ve baba, aile ocağının devamını sağlamakla yükümlü olduğu gibi, bu ocağın sürur kaynağı olan çocuğunun her türlü ihtiyaçlarını helâl yoldan karşılamakla da yükümlüdür. Bu imtihanında başarılı olmak için her hakkı, hak sahibine vermeye gayret etmelidirler. Peygamberimiz Efendimiz'in (Sav) "Dünya hayatınızı ma'mur ve ıslâh ediniz. Yarın ölecekmiş gibi âhiret için hazırlanınız' buyurduğu malûmdur. Ana baba bu nebevi tavsiyeyi hayatlarının bir düsturu haline getirmelidirler.
Aile Ocağı veya Aile Yuvası
16.02.2019 14:00
854   okunma
Aile ocağı, evlenmelerine dini ve hukukî engel bulunmayan bir erkekle bir kadının nikâh akdi yapmaları ile kurulur. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de evlenme konusunda şöyle buyurmuştur: “Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetime uymayan benden değildir. Evlenin. Çünkü ben diğer ümmetler karşısında sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Sünen-i İbni Mace-K.Nikah, 1) Aile ocağının en önemli amacı beden, zihin ve ahlâk bakımından sağlıklı nesiller yatiştirmek suretiyle insan soyunun meşrû esaslara dayalı devamını sağlamaktır.. İnsanların beden ve ruh sağlıklarını koruyabilmeleri din ve dünya işlerini daha kolay ve rahat yapabilmeleri için huzurlu bir ortama muhtaçtırlar. Bunun için en iyi ortam ise aile yuvasıdır.
Namaz Terbiyesi
06.02.2019 09:10
921   okunma
Namaz en büyük terbiye vesilesidir. Namaz kılan bir müslüman, Allah'ın emrine uygun olmayan şeylere yönelmekten ve onlarla ömür tüketmekten sakınır. Namaz kılan bir müslüman, "Namazı kılarım ama diğer işleri kendi bildiğim gibi yaparım" diyemez. Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri, müstahabları ve âdâbı vardır. Bunlar tam vaktinda yerli yerince tam yapılmalıdır. Rukuda en az üç defa sübhane Rabbiyel’azîm, secdede en az üç defa sübhane Rabbiyel a’lâ demek sünnettir. Rukudan kalktıktan sonra, iki secde arasında sübhanallah diyecek kadar durulur. Okuyuşlar ne süratli, ne de çok yavaş olur. Adam, fatihayı, zammı suresini ne zaman okudu, rukua ne zaman gitti, secdeden ne zaman kalktı, selamı ne zaman verdi, belli olmaz, namazı suratli bir şekilde kılar. Bunlar hakkında Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Kuşun yem toplaması gibi hızlıca dört defa yatıp kalkar, namazda Allah’ı da pek az zikreder." (Müslim, Mesacid 195)
YAZARLAR
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya