Allah ve Rasûlü'nün Daveti İnsana Hayat Verir
Hangi konuda olursa olsun Allah ve Rasûlü bizi neye çağırmışsa, neleri emretmiş, neleri yasaklamışsa tümüne icâbet etmek ve baş üstüne demek zorundayız. Eğer Allah ve Rasûlü bu kitabın istediği bir hayatı yaşamaya çağırıyorsa hemen icâbet etmemiz gerekir. Zira Kur'an-ı kerim'de "Ey îman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasûlü'nün çağrısına uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve muhakkak O'nun huzurunda toplanacaksınız." (El Enfal Sûresi:24) hükmü beyan buyurulmuştur. Allame Kadı Beyzavî (rha) der ki; "Size hayat verecek şeylere" cümlesinin manası; dinî ilimlerdir, çünkü onlar kalbin hayatıdır, cahillik de ölümüdür. Son devrin müfessirlerinden M. Hamdi Yazır (rha) de der ki: "Allah sizinle kalbiniz arasına perde çektiği ve ölüme da'vet ettiği vakıt icabet etmemeğe ve cebrine mukavemet eylemeğe imkân bulamazsınız ve bir lâhza sonra başınıza ne geleceğini bilemezsiniz. O halde kalbinizle aranız açılmadan canınız elinizden alınmadan, fırsat elinizde iken Allah'ın Rasulü sizi ihya edecek, hayatı ebediyyeye yükseltecek ilim veya amel her hangi bir şeye da'vet ettiği zaman ihmal etmeyip istekle icabet ediniz."
Mustafa YUSUFOĞLU
25.04.2019 11:40
230 okunma
Paylaş
EÎMAN EDENLER, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasûlü'nün çağrısına uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve muhakkak O'nun huzurunda toplanacaksınız." (1) Bu âyet-i kerime, iman edenlerden imanlarının bir gereği olarak hayatlarını Allah ve Rasûlünün buyruklarıyla tanzim etmelerini istemektedir. Bu âyet-i kerime biz mü'minlere diyor ki; İnandığınız Allah ve Rasulüne icâbet ediniz. Allah ve Rasulü sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman hemen icâbet edin. Anlıyoruz ki, Allah ve Rasulü'nün çağırdığı şeylerin tamamı bize hayat veren şeylerdir ve onlardan mahrum olanlar da ölüdür. Yine biliyoruz ki Kur'an'ın bir adı da ruhtur ve bu ruhla ilişkisi kesilmiş insan ölüdür. Zaten irtidat eden, Kur'an'dan irtibatını kesen kişi ruh hakkını, hayatiyet hakkını kaybettiği için İslâm'da ölümü hak etmiş insandır.
Evet, Allahû Teâla'nın dünyaya karışmak üzere, hayata karışmak üzere, kullarının hayatına karışmak üzere, kullarına hayat kazandırmak, kullarını gerçek hayat olan cennete ulaştırmak üzere gönderdiği tüm emirlerine icâbet edin. Müslümanlar olarak bizler Rabbimizin ve Rasûlünün tüm çağrılarına icâbet etmek zorundayız. Meselâ bakın Rasûlüllah efendimiz sahâbeden birini namazdayken çağırır, o kişi de namazını tamamlamadan Rasûlüllah'ın dâvetine icâbet etmez. Bunun üzerine Allah'ın Rasûlü bu âyet-i kerîmeyi okur, veya bu olay üzerine âyet iner. Ama sebeb-i nüzûl âyetin genel mânâsını sınırlandırmaz. Bu tefsirde genel bir yasadır.
Hangi konuda olursa olsun Allah ve Rasûlü sizi neye çağırmışsa, neleri emretmiş, neleri yasaklamışsa tümüne icâbet etmek ve baş üstüne demek zorundayız. Eğer Allah ve Rasûlü bu kitabın istediği bir hayatı yaşamaya çağırıyorsa hemen icâbet ediniz. Allah ve Rasûlü savaşa çağırıyorsa hemen hiç beklemeden icâbet ediniz. Allah ve Rasûlü infaka çağırıyorsa, sahip olduklarınızı Allah kullarıyla paylaşmaya çağırıyorsa hemen icâbet ediniz. Allah ve Rasulü neyi beğenmişse, sizler de hemen onu beğenin. Allah ve Rasûlü nelerden uzaklaşmanızı istemişse hemen onlardan uzaklaşın. Allah ve Rasûlü kitap ve sünnet karşısında dilsiz ve sağırlar kesilmeyin demişse hemen bu tavrınızı değiştirin. Allah ve Rasûlü vahyi işitmedikleri halde işittik diyenlerden olmayın demişse, olmayın. Allah ve Rasûlü kitap ve sünnete karşı vurdum duymaz bir tavır takınanları mahlukâtın en şerlileri olarak vasıf etmişlerse, onlar gibi olmayın. Allah ve Rasûlüyle muvafakat halinde bulunun. Allah ve Rasulü neyi sevmişse siz de onu sevin, neye düşman olmuşsa siz de ona düşman olun. Allah ve Rasûlünün razı olduklarından razı olup gazap ettiklerine gazap edin... İşte Allah ve Rasûlüne icabet budur.
Şimdi böyle yaptığımız zaman, böyle yaşadığımız zaman bunun menfaati kime dokunur? Allah ve Rasûlü mi? Hayır. Rabbimiz buyuruyor ki: "Sizi diriltecek, size hayat verecek, sizi yaşatacak, sizi Allah'ın istediği ebedî diriliğe ulaştıracak" buyuruyor. Sizi gerçek dirilik hayatı cennete ulaştıracak. Öyleyse bunun sonunda menfaatlenecek olanlar bizleriz. Şunu da kesinlikle bilin ki, iman etmek ve amele dönüştürmek üzere bilin ki; Allah kişi ile kalbi arasına havl yapar. Allah kişi ile kalbi arasına engel olur. Çünkü Allah kişiye kendi kalbinden daha yakındır. Allah insan ile kalbi arasına engel olur. Allah sadece insanın kendisiyle başkaları arasına değil onun bizzat kendisi ile kalbi arasına girer de insanı bir anda kalbindeki niyetlerinden ve amellerinden mahrum bırakır. Bir anda insanın iradesini bozup tersyüz eder. İnsanın düşüncelerini, kanaatlerini, zevklerini, hedeflerini değiştiriverir. Aklını, şuurunu yok ediverir. Kendi kendini duymaz ve anlamaz hale getiriverir.
Allah, Mukallib el Gulûptur. Kalpleri değiştiren, kalplere hükmedendir. Bir kimse Allah ve Rasulü'nün kendisine hayat kazandıracak, kendisini diriltecek dâvetlerine hemen icâbet etmez, Allah ve Rasulü'nün çağrılarına uyma duygusunu yitirir ve nefsinin, hevâ ve heveslerinin çağrılarına, başkalarının çağrılarına icâbet etme eğilimi gösterirse, başkalarının hayat programlarına, başkalarının yasalarına evet demeye yönelirse Rabbimiz de onun kalbi üzerinde etkisini kuruverir ve artık şerri, küfrü, şirki, pisliği, murdarlığı yazıverir de onların kalplerini bunları sever bir hale gelir. Artık bir daha hakkı, doğruyu, İslâm'ı, imanı sevmez ve asla bunlara dönemez hale gelir. Çünkü Allah, Muhavvil el Gulûbdur. Kalplere egemen olan, onlara söz geçiren, onları evirip çevirip dilediği hale sokandır. Hani Rabbimiz kitabımızın bir başka âyetinde şöyle buyuruyordu: "Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah'tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü'minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şayet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."(2)
O birbirlerini yemeye çalışan insanları sahâbe-i kirâm olarak tek bir ümmet haline getiremezdin. İşte aynen burada olduğu gibi Rabbimiz Allah ve Rasûlüne iman etmeye çalışan, Allah ve Rasûlünün dâvetlerine icâbet etmeye yönelen o topluluğun kalpleriyle kendileri arasına girmiş ve onların kalplerindeki tüm kini, düşmanlığı, yanlış duyguları kaldırıp onları ümmet içinde en şerefli mü'minler haline getirivermiştir. Burada Rasûlüllah efendimizin bir duasını da hatırlayalım. Bizler Rabbimizin ve Rasulü'nün istediği bir takım eylemleri yapmaya çalışmakla birlikte sürekli bu duayı yapalım inşallah. "Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım! Benim kalbimi dinin üzerine sabit kıl." İnşallah bu duayı sürekli bizler de yapalım. Çünkü gönüllerimiz nelere bağlı değil ki? Meselâ bir namazımız var, onda bile kalbimiz tümüyle Allah'a bağlı değil. Bir orucumuz var, onda da tamamiyle Allah'a bağlı değiliz. Onun için biz de tıpkı Rasulullah efendimizin istediği gibi Rabbimizden kalplerimizi dinine bağlamasını isteyelim. Kalbimizle irtibatımız kesilmeden önce, canımız elimizden alınmadan önce, fırsat elimizde iken Allah ve Rasulü'nün dâvetine icâbet edelim.
Tirmîzi'nin rivâyetinde Rasulullah efendimizin az evvel okuduğu duasını duyan sahâbe-i kirâm efendilerimiz buyurdular ki: Ey Allah'ın Rasulü, biz sana getirdiğin mesaja inandığımız halde bizim için korkuyor musunuz? diye sorunca şöyle buyurdu: "Evet, kalpler şanı yüce Allah'ın iki parmağı arasındadır, onları evirip çevirir." Ve unutmayın ki sonunda O'na haşir olacak, O'nun huzuruna getirileceksiniz. Hesabı O'na ödeyeceksiniz. Öyleyse faturayı kendisine ödeyeceğiniz Rabbinizin istediği gibi küfürden, şirkten, nifaktan, ihlassızlıktan, dünyaya bağlılıktan kurtulmuş tertemiz bir kalple Rab-binizin huzuruna gitmeye bakın. İşte ancak o zaman hesabınızın kolay olacağını düşünebilirsiniz. Eğer düşüncemiz, itikadımız, imanımız, amelimiz ve kalbimiz bir uygunluk ifade ediyorsa işte o zaman kurtuluş söz konusu olacaktır. Değilse bilesiniz ki sadece kalp temizliği de yetmeyecektir. Öyle değil mi? Âyetin başında Rabbimiz Allah ve Rasulüne icâbet edin buyurdu. Allah ve Rasulü ne istemişse öylece uygulayın, böylece dirilik kazanacaksınız .(3) İmam-ı Kurtubî (rha) bu âyetin tefsirinde diyor ki: "Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:
1. Allah ve Rasûlü'nün Çağrısı
Yüce Allah'ın: "Ey iman edenler... Allah ve Rasûlü'nûn çağrısına uyun" âyetinin tasdik eden mü'minlere hitab olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. "Çağrıya uymak" anlamını veren "isticâbet", icabet ile aynı şeydir. "Size hayat verecek" kelimesinin aslı; şeklinde olup ikinci "yâ" harfi üzerindeki ötre ağır geldiğinden dolayı hazfedilmiştir. Ancak burada (İki "ye"nin birbirine idğam edilmesi) câiz değildir. Ebû Ubeyde der ki: "Çağrısına uyun" yani, icabet edin, cevap verin, demektir. Şu kadar var ki, dildeki örfe göre; şekli, "lâm" harfi ile teaddi (geçiş) eder, ise «lâm"sız teaddi eder. Nitekim yüce Allah'ın şu âyeti böyledir; "Ey kavmimiz, Allah'ın davetçisinin çağrısına uyun."(٤) Bununla birlikte «lâm"sız teaddi ettiği de olur. Buna şahit da şairin şu beytidir:
"Ve bir çağıran çağırdı: Ey seslenişe karşılık veren kişi! diye Ancak o vakit hiçbir karşılık veren olmadı."
"Size hayat verecek şeylere" âyeti"Çağrısına uyun" âyetine tealluk etmektedir. Yani: Sizi çağırdığı vakit, size hayat verecek şeyler için O'nun çağrısına uyun, demektir. Buradaki "lâm" harfinin "e, a" anlamına geldiği de söylenmiştir. Yani, size hayat verecek şeye uyun. Bu da, dininize hayat verecek ve size dininizi öğretecek şeylere uyun, anlamına gelir. Yine bunun: Kendisi vasıtasıyla kalplerinizi diriltecek ve böylelikle kendisini tevhid etmenize sebep teşkil edecek şeylere uyun, anlamına geldiği de söylenmiştir. Buradaki "hayat verme" ifadesi istiaredir. Çünkü, buradaki hayat, küfrün ve cehaletin Ölümünden dirilişi kastetmektedir. Mücahid ve Cumhûr şöyle demişlerdir: Yani sizler, Allah'a itaat çağrısına ve Kur'ân-ı Kerîm'in ihtiva ettiği emir ve yasaklara uyunuz. Çünkü ebedî hayat, sonu gelmez nimet bundadır.
Yüce Allah'ın:
'Size hayat verecek şeylere' âyetinde kastedilenin cihad olduğu da söylenmiştir. Çünkü cihad, zahiren hayatın sebebidir. Zira düşmana gaza yapılmayacak olursa, onlar Müslümanlara gaza yapar. Düşmanın Müslümanlara gaza yaparak üzerlerine gelmesi ise ölümdür. Cihadda ölmek ise ebedi hayattır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar Rabbleri katında diridirler..."(5) Doğrusu âyetin, Cumhûrun belirttiği gibi umum ifade ettiğidir.
2. Allah ve Rasûlünün Çağrısına Uymak Gereği:
Buhârî, Ebû Said el-Muallâ'dan, şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Mescidde namaz kılıyordum. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni çağırdı, ben onun çağrısına uyup gitmedim. Daha sonra yanına gittim ve: Ey Allah'ın Rasûlü, ben namaz kılıyordum, diyerek özür beyan ettim. Şöyle buyurdu: "Aziz ve celil olan Allah: "Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasûlünün çağrısına uyun" demiyor mu?" dedi ve hadisin geri kalan bölümünü zikretti. (٦) Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân l'de benzeri bir olayı Ubeyy b. Ka'b'ın başından geçmiş olarak kayd ettikten sonra; "Bu hususta Enes'ten ve Ebû Sâid b. el-Muallâ'dan gelmiş rivâyetler de vardır" diyerek bu hadise de işaret etmektedir. Şâfiî -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- der ki: Bu Hadîs-i şerîf, namazda bulunan bir kimse, farz olan bir fiili işleyecek yahut farz olan bir sözü söyleyecek olursa, namazının bozulmayacağına delil teşkil etmektedir. Çünkü Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazda dahi olsa çağrısına uyulmasını emretmektedir.
Derim ki: Yine bunda el-Evzaî'nin şu görüşünün lehine de delil vardır: Namaz kılan bir kimse, bir kuyuya düşmek üzere olan bir çocuğu görüp ona bağıracak ve yanına gidip onu azarlayacak olursa, bunda bir mahzur yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
3. Yüce Allah'ın Kalpler Üzerindeki Tasarrufu:
Yüce Allah'ın; "Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer..." âyeti ile ilgili olarak şöyle denilmiştir. Yüce Allah'ın bu nassı, O'nun, kulları hakkında küfrü ve imanı hükmetmiş olmakla birlikte, kâfir kişi ile kendisine yerine getirmesini emretmiş olduğu îman arasına girip, bunun sonucunda kâfire îman etme kudretini vermediği takdirde onun imanı kazanamayacağını, aksine, onun zıddı olan küfre güç ve kudret verdiğini ortaya koymaktadır. Aynı şekilde mü'min için de böyledir, onun ile küfür arasına engel olmaktadır. Bu nass ile şanı yüce Allah'ın, hayrı ve şerri, kulun bütün amelini yaratan olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. İşte Hazret-i Peygamberin: "Kalpleri evirip çeviren hakkı için hayır..." (7) âyetinin anlamı budur. Yüce Allah'ın bu fiili, saptırdığı ve yardımından mahrum bıraktığı kimse hakkında adaletinin bir tecellisidir. Zira Allah, onlardan kendilerine vermekle yükümlü olduğu bir hakkı engellemiş olmuyor ki, O'nun adalet sıfatı zail olsun. O, kendilerine lütuf olarak vermek imkânına sahip olduğu birşeyi vermemiştir. Yoksa, kendisinin onlara vermesi gereken haklarını esirgemiş değildir. Es-Süddî der ki: Kişi ile kalbi arasına girer ve böylelikle kişi O'nun izni olmaksızın iman edemez. Yine O'nun izni, yani meşîeti olmaksızın küfre sapamaz. Kalp, düşüncenin mahallidir. Buna dair açıklamalar, daha önce el Bakara Sûresi'nde (٢/٧. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Kalp Allah'ın elindedir. O, ne zaman dilerse kalbi akletmesin diye kul ile kalbi arasına vereceği bir hastalık yahut bir afet sebebiyle girer. Bunun da anlamı şudur: O halde, aklınızın zail olması ile buna imkân bulamayacak hale gelmeden önce Allah'ın ve Peygamberi'nin çağrısına uymakta elinizi çabuk tutunuz. Mücahid de şöyle demektedir: Yani, Allah, kişi ile onun kalbi arasına yaptığını bilemeyecek hale gelene kadar girer. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de de şöyle buyurulmaktadır:
"Muhakkakki bunda, kalbi olan... kimse için elbette bir öğüt vardır."(٨) Burada kalpten kasıt akıldır. Şöyle de açıklanmıştır: Allah, kişi ile kalbi arasına ölüm ile girer ve bu durumda artık geçmiş olanlarını telafi etme imkânı kalmaz. Bir diğer açıklama da şöyledir: Müslümanlar, Bedir günü düşmanların çokluğundan korkuya kapıldı. Şanı yüce Allah, kişi ile kalbi arasına girdiğini ve bunu da onların korkularını güvenliğe değiştirmek suretiyle buna karşılık düşmanlarının güvenlik duygusunu da korkuya dönüştürmek suretiyle gerçekleştirdiğini onlara bildirdi. Şöyle de açıklanmıştır. Yani, yüce Allah işleri bir halden bir başka hale evirip çevirir. Bu da kapsamlı bir açıklamadır. Taberînin tercih ettiği açıklama şekli bunun, şanı yüce Allah'ın, kulların kalplerine kendisinin onlardan daha çok hâkim olduğunu ve dilediği takdirde kendileri ile kalpleri arasına girerek, yüce Allah'ın dilemesi müstesna insanın hiçbir şey idrâk etmesine imkân vermeyeceğini haber vermektedir.(9)
Allame Kadı Beyzavî (rha) der ki; "Size hayat verecek şeye" cümlesinin manası; dinî ilimlere, çünkü onlar kalbin hayatıdır, cahillik de ölümüdür.(10) M. Hamdi Yazır (rha) de der ki: "Allah sizinle kalbiniz arasına perde çektiği ve ölüme da'vet ettiği vakıt icabet etmemeğe ve cebrine mukavemet eylemeğe imkân bulamazsınız ve bir lâhza sonra başınıza ne geleceğini bilemezsiniz. O halde kalbinizle aranız açılmadan canınız elinizden alınmadan, fırsat elinizde iken Allah'ın Rasulü sizi ihya edecek, hayatı ebediyyeye yükseltecek ilim veya amel her hangi bir şeye da'vet ettiği zaman ihmal etmeyip istekle icabet ediniz."(11) İmam-ı Nesefi (rha) de şöyle der: "Burada davetten murad; din ile alâkalı kişiye hayat verecek ilimlere çağrıda bulunmaktır! Çünkü ilim yani bilgi hayattır, dirilmedir. Nitekim cehalet yani bilgisizlik de ölüm demektir. Yahut hayat verecek olan şey, kâfirlerle cihat etmektir, savaşmaktır. Çünkü mü'minlerin cihadı bırakmaları hâlinde kesinlikle kâfirler onları yenerler ve öldürürler. Veya şahadete yani şehit olmaya çağırdığı zaman derhal katılın dâvetine, demektir."(12) Davet-i Rasûlüllah (sav)'in ihya edeceği şeyle murad; cihaddır. Ve bu makama münasip olan da budur. Çünkü bu âyet, cihada müteâllik olan âyetler akabinde vürud ettiği gibi cihad, İslâm'ın bekasına ve kuvvetine sebep olup cihadı terk ise düşmanın galebesine ve dinin inkırazına sebep olacağı cihetle bilumum ehl-i imanı ihya edecek cihaddır.(13) Netice olarak ehl-i iman için vahyi hayat olduğu gibi, vahiyden kaynaklanan değerler de birer hayattırlar. imanı diri tutacak, düşmanları karşısında direnişli kılacak olan şey; ulumu diniyyedir, a'mâl-i salihadır ve fisebilillah cihaddır.
____________________
(1) Enfal Sûresi/ 24
(2) Enfal Sûresi/ 62-63
(3) Besairu'l Kur'ân (Ali Küçük) Enfal suresi/24
(4) el-Ahkaf Sûresi/31
(5) Âl-i İmrân Sûresi/169
(6) Buhârî, Tefsir 1. sûre 1, 8. süre 2, Fedâilu'l-Kur'ân 9; Ebû Dâvûd, Vitr 15; Nesâî, İftitâh 26; Dârimî, Salât 172, Fedâilu'l-Kur'ân 12; Müsned, III, 450, IV, 211. 
(7) Sahih-i Buhârî. Kader 14, Tevhid 11; Tirmizî, Nüzûr 13; Nesâî, Eymân 1; Dârimî, Nüzûr 12; Muvatta''; Nüzûr 15; Müsned, II, 26, 67, 68, 127 
(8) Kaf Sûresi/37
(9) El- Cami-u Li Ahkâmi'l Kur'ân (İmam-ı Kurtubî) C: 8 , Sh: 389-391 , Beyrut/1965
(10) Kadı Beydavi, Envaru't-Tenzil ve Esraru't-Tevil, C: 1, Sh: 471, İst/ 1285
(11) Hak Dini Kur'ân Dili (M. Hamdi Yazır) C: 4, Sh: 2386, İst/1971
(12) İmam Nesefi'nin Medarikü't Tenzi'l- ve Hakaiku't-Te'vil, C: 2, Sh: 100, İst/ 1984 
(13) Hulasatü'l Beyan Fi Tefsiri'l Kur'ân (Konyalı Mehmed Vehbi Efendi) C: 5, Sh: 1872, İst/ 1960
 
Misak Dergisi 341. Sayı
Nisan 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya