Üçüncü Bâb: İcmâ-i Ümmet'in Hüccet-i Şer‘iyye Olmasına Delîl Beyânındadır
Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in müctehid imamları; İslâm Fıkhı'nın dünyaya ve âhirete müteveccih olan bütün hükümlerinin dört kaynaktan elde edileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunlar sırasıyla Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz'in Sünneti, İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha'dır. Bunlara 'Edille-i Şer'iyye' denildiği gibi 'Asli Deliller' de denilir. Bunların dışında bazı deliller daha vardır ki, asli delillerde hükmü bulunmayan meselelerin istinbat yoluyla çözülmesine vesile olurlar. Bunlara fer'i deliller veya müzhir olan deliller adı verilir. Ali Hıbrî Efendi'nin, usûl ilimlerini konu alan "Minhâcü'l-Muhammedî" isimli eserinin girişinde yer alan ve şer'i delillerin kısımlarını konu alan bölümünün tercümesini sunuyoruz. Bu yazı serimiz, usûl konusunda zihinlere takılan bazı şüphelerin giderilmesine vesile olabilir.
Mehmet TAŞKIN
04.07.2019 10:30
139 okunma
Paylaş

KİŞİ amellerine delîli Kitâb ve Sünnette bulamadığında, onu icmâ-‘i ümmetten talep eyleye. Zira o dahi Kitâb ve Sünnet gibi hüccettir. Hak Celle ve ‘Alâ Sûre-i Nisâ’da buyurdu ki: “Bir kimse ki ona mûcizelere vukûf ile Hak zâhir ve hidâyet yolu beyân olunduktan sonra, Peygambere muhalefet eyleye ve i‘tikâd ve amelde mü’minlerin üzerinde oldukları yoldan başka bir yol ihtiyâr eyleye... Biz onu dünyada küfür ve dalâletten meyl ve muhabbet ettiği şeye yönlendirir ve [o yolda] mutasarrıf kılarız. Ve onunla ihtiyâr eylediği nesne arasını tahliye edip âhirette onu cehenneme koyarız. Halbuki cehennem ne çirkin mercii ve mukarrer (kalacak yer) olur.”(1)

Kadı Beyzâvî şöyle der: “İşbu âyet icmâ‘ya muhalefet haram olmak üzerine delâlet eder. Zira Hak Teâlâ Peygamber üzerine ve mü’minlerin yolundan başka yola ittibâ‘ üzerine şiddetli bir tehdit tertîb eyledi. Bu ise ya bunlardan her birinin haramlığı içindir veya ikisinden birinin haramlığı içindir veyahut ikisinin birden haramlığı içindir. İkincisi bâtıldır, zira “Bir kimse hamr (içki) içse ve ekmek yese hadde müstehak olur” demek kabîhdir. Aynı şekilde üçüncüsü dahi bâtıldır, zira Peygamber (sav)’e muhalefet haramdır, ona başka bir şey ilave olsun veya olmasın (fark etmez)... İmdi murâd bir birine muhalefet haram olmaktır. O halde mü’minlerin yolundan başka yola ittibâ‘ (uymak) haram olduysa, mü’minlerin yoluna ittibâ‘ vâcip oldu.”(2)

Mansûr Kâ’ânî, “Muğnî Şerhi”inde şunları söyler: “Mü’minin sebîli (yolu), kavil ve fiil olarak kendi nefsi için ihtiyâr ettiğidir. İmdi onlara ittibâ‘ vâcip olur, zira Hak Teâlâ mü’minlerin sebîline muhalefeti cehenneme müstahak olma sebeplerinden birisi kıldı. Eğer denirse ki, “Bu tehdit, meşâkka (peygambere muhalefet) ile birlikte ittibâ‘ın (mü’minlerin yoluna uymanın) bütünü ile alâkalıdır.” Cevap veririz ki: Belki her birine müte‘allaktır. Zira Peygambere şâkka (muhalefet) istihkâk-ı nâra (cehenneme müstahak olmak için) kifâyet eder. Yine mü’minlerin yolundan başka yola ittibâ‘ dahi cehennemlik olmaya yalnız kifâyet eder. Eğer bunların her biri [tek başına] buna kifâyet etmese Peygambere muhalefet ile [mü’minlerin yolundan başkasına] ittibâ‘yı bir arada zikretmek Hakîm [olan Allah’tan] müstahsen olmazdı. Nitekim “Bir kimse Peygambere muhalefet eyleye ve ekmek yiye biz onu cehenneme atarız” demek müstahsen olmadığı gibi...”(3)

Ve İmam Süyûtî “Miftâhu’l-Cenne” nâm kitabında der ki: “Mü’minlere muhalefetin Cehenneme girmeyi îcâb etmesi delâlet eder ki, icmâ-‘i ümmet olup muhalefeti caiz olmaya... Kitâb ve Sünnete muhalefet caiz olmadığı gibi... Zira Peygambere muhalefet ile sebîl-i mü’minînin (mü’minlerin yolundan) başkasına ittibâ‘ arasını şart ve cezâda cem‘ eyledi.”(4)

Sûre-i A‘râf’ta Hak Celle ve ‘Alâ buyurdu ki: “Bizim halk ettiğimiz kimselerden bir cemaat vardır ki, Hakka hâdîler ve Hak’la emirde ‘âdillerdir.”(5)

İşbu âyet ile her asırda icmâ‘ın sıhhatine istidlâl olundu. Zira bundan murâd her kuşakta işbu sıfatla mevsûf bir tâife vardır demektir. Zira Peygamberimiz (sav) buyurdu ki:

“Ümmetimden bir taife hak üzere daim ve sabit olur, emr-i ilâhî gelip kıyamet kopuncaya kadar...”(6)

İmdi, icmâ‘nın sahîh olması Peygamber (sav) zamanına veya sahâbe dönemine mahsus olsa, bunun zikrinde fayda olmazdı. Pes, imdi bu âyet ve bu hadîs icmâyı sahâbeye mahsûs kılanlar üzerine hüccet olur.(7)

Ve Hak Celle ve ‘Alâ ümmete hitaben Sûre-i Âl-i Imrân’da buyurdu ki: “Allah’ın ilminde veyahut Levh-i Mahfûz’da siz hayr-i ümmet olup insanlar için izhâr olundunuz; marûf ile emir ve münkerden men‘ edersiniz ve Hak Teâlâ’nın varlığına ve vahdâniyetine ve sıfatlarına ve her îman vâcip olan şeylere inanırsınız. Zira Hak Teâlâ’ya mütehakkak ve müte‘addiye olmaz, ancak ona iman getirmeye emr eylediğine iman hâsıl olmayınca...”(8)

Ve Hak Teâlâ imanı onların emr-i bi’l-mârûf ve nehy-i ‘ani’l-münker etmelerini zikreyledi. Zira bununla Hak Celle ve ‘Alâ delâlet kast etti ki; onların emr-i bi’l-mârûf ve nehy-i ‘ani’l-münker etmeleri Hak Teâlâ’ya iman ve tasdik ve dinini izhâr içindir. İşbu âyet ile istidlâl olundu ki, icmâ-‘i ümmet hüccettir. Zira bu âyet iktizâ eder ki, onlar her mârûf ile âmirler ve her münkerden nâhîler (her münkere mani olanlar) ola... Zira mârûfta ve münkerde olan Elif Lâm istiğrâk içindir. İmdi, eğer onlar bâtıl üzerine icmâ‘ etseler halleri bunun hilâfı üzere olurdu. Mansûr Kâ’ânî, “Muğnî Şerhi”inde şöyle der: “Hayriyet (hayırlı olmak) onların üzerine icmâ‘ eyledikleri şeyde Allah katındaki hakîkati îcâb eder. Görülmez mi ki, Hak Celle ve ‘Alâ hayırlı olma sebebini beyân edip ve “Onlar emr-i mârûf ve nehy-i münker ederler” deyû buyurdu. Lâm ise bunda istiğrâk içindir. İmdi, eğer onlar bir münker üzerine ittifak etselerdi münkerden nice nehyederlerdi.”(9)

Ve “Mesâbîh”te zikrolundu: Enes, Peygamber’den rivayet eder, buyurmuş ki: “Ümmetim veyahut bu ümmet veyahut ümmet-i Muhammed bir dalâlet üzerine ictimâ‘ etmezler. Zira Hak Teâlâ onların cemaatini dalâletten hıfzetmiştir.”(10)

İmdi bu nassın umûmu, dalâlet türlerinin hepsini nefy eder; hatâ ise dalâlettir. İmdi, onun üzerine icmâ‘ caiz olmaz. Pes, imdi ol şey ki, ümmet-i Muhammed onun üzerine icmâ‘ edeler, ol hakdır, ona muhalefet caiz olmaz.

Ve bir rivayette buyurmuş ki: “Mü’minlerin gökçek gördükleri amel Hak Teâlâ katında dahi gökçektir.(11) Benim ümmetim hata üzerine ictimâ‘ etmezler.”(12)

Bir rivayette dahi buyurmuş ki: “Ümmetim dalâlet üzerine ictimâ‘ etmemelerini rabbimden dilek ettim, onu bana verdi.”(13)

Bir rivayette buyurmuş ki: “Hak Teâlâ’nın hıfzı ve nusreti ve rahmeti cemaat üzerinedir ki, dîn üzere ictimâ‘ ederler. Zira bir kimse ki imam-ı hakka tâbii ola, Hak Teâlâ onun hâfızı ve nâsırı olur. Ve işbu ümmetten bir kimse ki, ulemâsının icmâ‘ı olduğu şeyden müfârakat eyleye (ayrıla) onlardan ayrılıp ehl-i nârdan olur.”(14)

Ve bir rivayette dahi buyurmuş ki: “Bu ümmetin cemaat-i müslimînine ittibâ‘ ve mülâzemet edin. Zira bir kimse ki cemaati terk ede, onlardan ayrılıp ehl-i nâr olur, zira münferidin isabeti nadir olur; nadir ise ‘adem menzilesindedir.”(15)

Ve dahî Peygamberimiz (sav) buyurmuş ki:

“Bir kimse bir karış miktarı cemaatten çıka, tahkîk İslâm yuları onun boynundan münhali‘ (çözülmüş) olur.”(16)

Ve dahi buyurdu ki: “Bir kimse imâm-ı hakka itaatten çıkıp cemaat-i müslimînden ayrılsa, ol kimse ehl-i câhiliyyet ölümü gibi ölmüş olur.”(17)

İmam Süyûtî “İklîl” nâm kitabında aydür: “İbn Ebî Hâtim, İbn Mes‘ûd’dan tahrîc eder. Buyurmuş ki: “Ol amel ki mü’minler onu gökçek göreler, o Allah Teâlâ katında dahi gökçektir. Ve o amel ki mü’minler onu çirkin göreler, o Allah Teâlâ katında kabîhdir.” Süfyân der ki: A‘meş bu kavle Kur’ân’dan; [(Allah’ın âyetlerine karşı mücadele), Allah ve (O’na) iman edenler katında büyük bir günahtır](18) kavl-i şerîfini delîl getirirdi.”(19)

Şeyh Abdülvehhâb eş-Şa‘rânî“Levâkıhu’l-Envâri’l-Kudsiyye” nâm kitabında şöyle der: “Peygamberimiz (sav) cemaatten ayrılmaktan nehyetti. Hak Teâlâ’nın te’yîd ve nusreti cemaate mukârindir” dedi. O sebepten icmâ-‘i ümmet, ahkâm-ı şer‘iyye delîli olmakta kitâb ve sünnetten olan nass makâmına kaim oldu.”(20)

_______________

(1) Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi, Âyet: 115.

(2) Beyzâvî, Envâru’t-Tenzîl, c. 2, s. 97.

(3) Kâ’ânî, Şerhu’l-Muğnî, vr. 70/A.

(4) Elimizdeki baskıda bu bilgiyi bulamadık.

(5) Kur’ân-ı Kerîm, A‘râf Sûresi, Âyet: 181.

(6) Müslim, Sahîh, c. 3, s. 1523, No: 1920/170; Buhârî, Sahîh, c. 9, s. 101, No: 7311; Abdülhak İşbilî, Cem‘ Beyne’s-Sahîhayn, c. 3, s. 194-195, No: 3327, 3333; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c. 1, s. 454, No: 1267.

(7) Kenar Notu: Ulemâ-i Şâfi‘iyyeden Şeyh Muhyiddin Arabî, “Fütûhât” nâm kitabında aydür: “Her bâr ki icmâ‘ ıtlâk ederiz, muradımız Peygamber (sav)’den sonra sahâbenin icmâ‘ıdır, gayri değil. Pes bu kelâm, işbu âyete ve bu hadîse muhaliftir. (Bkz. Fütûhât, c. 3, s. 247)

(8) Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i Imrân Sûresi, Âyet: 110.

(9) Kâ’ânî, Şerhu’l-Muğnî, vr. 70/A. 96/A (Siyah-Beyaz)

(10) Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 1, s. 162, No: 136; Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 466, No: 2167.

(11) Sehâvî, Mekâsıdü’l-Hasene, s. 581, No: 959; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c. 2, s. 221, No: 2214; Zeyla‘î, Nasbü’r-Râye, c. 4, s. 133, No: 1.

(12) Beyzâvî, Minhâcü’l-Vüsûl, s. 176; İbn Mülakkin, Tezkiratü’l-Minhâc ilâ Ehâdîsi’l-Minhâc, s. 51, No: 51.

(13) Sehâvî, Mekâsıdü’l-Hasene, s. 716, No: 1288; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c. 2, s. 430, No: 2999.

(14) Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 200, No: 393; İbn Ebî ‘Âsım, Es-Sünne, s. 39, No: 80; Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 1, s. 162, No: 136; Tirmizî, Sünen, c. 4, s. 466, No: 2167.

(15) Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 1, s. 162, No: 137; Hâkim, Müstedrek, c. 1, s. 201, No: 395-396.

(16) Ahmed, Müsned, c. 37, s. 543, No: 22910; Begavî, Mesâbîhu’s-Sünne, c. 3, s. 14, No: 2785.

(17) Şihâb Kuzâ‘î, Müsned, c. 1, s. 277, No: 450; Ahmed, Müsned, c. 10, s. 308, No: 6167, c. 24, s. 542 ve 459, No: 15681 ve 15693

(18) Kur’ân-ı Kerîm, Gâfir Sûresi, Âyet: 35.

(19) Süyûtî, İklîl Fî İstinbâtı’t-Tenzîl, s. 226, No: 35.

(20) Şârânî’nin bu isimle günümüze ulaşan birkaç kitabı bulunmaktadır. Bunlardan ikisi “Fütûhât-ı Mekkiyye”nin özeti olan “Levâkıhu’l-Envâri’l-Kudsiyye el-Müntekât Min Fütûhâti’l-Mekkiyye”, ile ahidlere dair “Levâkıhu’l-Envâri’l-Kudsiyye Fî Beyâni’l-Uhûdi’l-Muhammediyye”dir. Her iki kitapta bu bilgiye ulaşılamamıştır.

 
 
Misak Dergisi 343. Sayı
Haziran 2019
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya