Mal ve Serveti Harcama Konusunda İnsanın Durumu
Zengin olan her mükellefin; mal ve serveti harcama konusunda ihtiyac duyduğu ilimleri öğrenmesi gerekir. İmam-ı Gazali (rh.a) bu meseleyi izah ederken şu tesbitte bulunmuştur. 'Malı yaratılış gayesine uygun olarak harcamak cömertliktir. Malı yaratılış gayesi dışında kalan yollara harcamak israftır. Malı yaratılış gayesi için harcamaktan kaçınarak malı elde tutmak ise cimriliktir. Merhum Prof. Dr. Zeki Duman da şöyle demiştir: “Dinin ve örfün gerekli gördüğü yerde ve gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bunun üstünde harcamak israf, gerekli ölçünün altına düşmek ise cimrilik adını alır. İsrafın müradifi sayılan tebzir daha ziyade Allah’ın lütfettiği ve içerisinde yetimlerin yoksulların fakirlerin ve ihtiyaç sahiplerinin hakkı olan malı Allah’ın hoşnut olmayacağı yerlere harcamaktır. Buna savurganlık denir.”
N. Mehmet SOLMAZ
04.07.2019 10:40
184 okunma
Paylaş
İMAMI Gazali’nin harcama tanımları: Merhum şöyle der: Malı yaratılış gayesine uygun olarak harcamak cömertliktir. Malı yaratılış gayesi dışında kalan yollara harcamak israftır. Malı yaratılış gayesi için harcamaktan kaçınarak malı elde tutmak ise cimriliktir.(1)
Merhum Prof. Dr. Zeki Duman da şöyle der: “Dinin ve örfün gerekli gördüğü yerde ve gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bunun üstünde harcamak israf, gerekli ölçünün altına düşmek ise cimrilik adını alır. İnkar şirk Allah’ı ve ahıret gününü unutup günahlara dalmak, haram helal tanımamak ve Allah’tan umudunu kesmek de insanın kendisi ile ilgili israfıdır. İsraf ile anlamdaş sayılan tebzir daha ziyade Allah’ın lütfettiği ve içerisinde yetimlerin yoksulların fakirlerin ve ihtiyaç sahiplerinin hakkı olan malı Allah’ın hoşnut olmayacağı yerlere harcamaktır. Buna savurganlık denir.”(2)
Harcamada Orta Yol
Allah şöyle buyurur: Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler ne de kısarlar;harcamaları ikisi arasında orta bir yol olur.” (Furkan 25/67) Merhum Mevdûdî ayetin açıklamasında orta yol israf ve cimrilik konusunda şunları yazar: Allah’ın kulları harcamada bulunurken terazinin dilini tam ortada tutarlar. Ne gerekli harcamalarının sınırını aşarak israfta bulunurlar ne de para biriktirip yığmak için acınacak durumlara düşerler, yalnız tutumludurlar. Hz. Peygamber sallallahü ve sellemin izleyicilerinin kendilerini Arabistanın şehvetlerini doyurmada alabildiğine harcayan zenginleriyle paralarını hayırlı yerlere kısan cimrilerinden ayıran niteliklerinden biri de buydu.
İslam’a göre şunlar israftır:
1- Gayri meşru yerlerde en küçük miktarda da olsa harcamada bulunmak.
2- Meşru yollarda kendi kaynaklarının dışına taşmak ya da zevk için harcamada bulunmak.
3-Allah için değil de gösteriş için infakta (harcamada) bulunmak.
Öte yandan kendisinin ve ailesinin ihtiyacı için kendi mevki ve imkanları ölçüsünde harcamada bulunmamak ya da hayır işleri için parayı kısmak ise cimriliktir. İslam’ın ön gördüğü yol terazinin dilini ortada tutmaktır. Bu konuda Hz. Peygamber sallallahü ve sellem Ahmed ve Taberanin rivayetine göre şöyle buyurmuştur: “Yaşayışta itidal üzere olmak hikmet işaretidir.”(3)
Allah: İsra suresi ayet 17/29 da “Eli sıkı olma büsbütün eli açık da olma; sonra kınanır ve eli boşta açıkta kalırsın” buyurarak cimri olmayı hoş görmediği gibi infakta bulunan kişinin malını büsbütün saçıp savurarak sonunda başkalarına muhtaç duruma gelmesini de uygun bulmamıştır. İnfakta bulunurken takip edilmesi gereken ölçü normal ihtiyaçların karşılanmasından sonra kalan maldan verilmesidir.(4)
Cömertlik
Cömertlik bütün insan topluluklarında ve ahlak sistemlerinde benimsenmiş bir meziyettir. Cahiliye döneminde de cömertlik önemli bir meziyet sayılırdı Hâtem-i Tâî, Ka’b b. Mâme, Herîm b. Sinan gibi cömertliğiyle ün yapmış kişiler saygıyla anılır örnek gösterilirdi. Ancak bu dönemde cömertlik ahlaki ve insani amaçlardan çok kişi veya kabile şerefini artırmak herkesin nezdinde hatırı sayılır ve minnet duyulan bir kişi veya kabile görünümü kazanmak için özenilen bir meziyetti.
Çünkü bu dönem ahlak anlayışının temelindeki kişi ve kabileler arasında sürüp giden şeref yarışı bulunuyordu. Allah İslâm dininde cömertliği çok üstün bir fazilet olarak bildirmiştir. İslâm dininde cömertlik Allah’ın hoşnutluğunu kazanma esasında şefkat ve merhamet gibi dînî ahlâkî ve sosyal açıdan yüksek cihanşümül kurallara bağlı olarak yapılır ...
Kur’an-ı Kerim yardımlaşmanın insanlara iyilik (birr) ve Allah’a saygı gösterme (takva) niyetine dayalı olması gerektiğini bildirir: "İyilik ve takva konusunda yardımlaşın günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın" (Mâide 5/2) emrini verir. “Malını insanlara gösteriş için harcayan Allah’a ve ahiret gününe inanmayan' (Bakara 2/264) bir kimsenin harcamalarının ahlaki bir değer taşımadığını bildirir.(5) Takva; Allah’a saygı göstermek emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmaktır. Günah ise Allah’ın emirlerini terk etmek ve yasaklarını yapmaktır.
Servet ve Şöhret Düşkünü İnsanlar
İnsanlar vardır ki servet biriktirmekten ve şöhret sahibi olmaktan başka bir şey düşünmezler. Servete ve şöhrete kavuşmak için her türlü yolu mubah görürler. Böyle kimselerin bencil duygularını tatmin için kullandıkları cömertlikleri de hem dünya yönünden hem ahıret yönünden bir işe yaramaz. Çünkü bunları Allah sevmez. Bunlar toplumda denge sağlayan insanlar olamazlar, iyi ve dengeli bir toplum kuramazlar. Aksine bu dünyada hem kendilerini hem de başkalarını rezil ederler. Ahiret’te onlara acıklı bir azap vardır.
Cömert kimse; Allah’a ibâdet eden, Allah’ın yarattıklarının haklarını gözeten, serveti kazandıktan sonra onu kendisi için de başkaları için de ve iyi ameller için de harcayan kimsedir. Allah cömert kimselerden razı olur, çünkü bu kimseler iyi bir toplum kurabilirler, toplumda denge ve huzur unsuru olabilirler ve dünyada huzur içinde yaşayabilirler. Ahiret’te de bütün Cennet nimetleri onlar içindir.(6)
Şair Rıdvan Özkan’ın cömertlik konusunda şiiri
Cömertlik berekettir. Bolluk verir insana,
O en büyük servettir. Yakınlaştırır Allah’a
Paylaşan mutlu olur. Derdine derman bulur.
Allah’tan korkmayanlar. Hep şeytana kul olur.
 
Müslümansan vereceksin. Hep fakir gözeteceksin,
Bırak artık cimriliği. Bir gün sende öleceksin.
Medine’nin İlk Müslümanları: Ensar yardım deyince cömertlik deyince biz müslümanların aklına Medine’nin ilk müslümanları gelir. Onlar malını mülkünü Mekke'de bırakarak Medine'ye hicret eden Mekkeli müslümanları bağırlarına basmışlar, onlara evlerinin kapıların açmışlar, ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Allah tarafından Medineli bu müslümanlara“Ensar=yardım ediciler” adı verilmiştir. Haklarında ayet-i kerime inmiştir. Ayet-i Kerimenin meali şöyledir: “Daha önceden Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Haşr 59/9)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Medineye hicret edince Medineli Müslümanlar şöyle demişlerdir: “Tüm bağ bahçe ve tarlalarımız emrine hazırdır bunları biz ve Muhacir kardeşlerimiz arasında paylaştır.” Peygamberimiz sallahü aleyhi ve sellem de: “Bunlar çiftcilikten anlamazlar çünkü geldikleri yerlerde bu tür işler yapmamışlardır. Bağ ve bahçelerinizi sizlerin işleyip onlara hisse vermeniz mümkün olmaz mı?” der. Ensar da “İşittik ve itaat ettik” diye cevap vermişler. Sözlerinde durmuşlar. Her şeylerini muhacir kardeşleri ile paylaşmışlar. Dünyada iken Allah’ın meth-u senasına mazhar olmuşlar. Ne büyük bir bahtıyarlık ....
Muhacirler “Bu kardeşlerimiz kadar fedakar kimseler görmedik öyle ki onlar kendi tarlalarını işleyip bize hisse verecekler ve bundan dolayı bütün sevabı onlar alacaklar” derler. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem de: “Onları övdüğünüz ve onlar için hayır duası ettiğiniz sürece sizler de Allah’tan mükafat alırsınız” diye cevap verir. Ensarla muhacirleri birbirine kardeş yapar her ensar kardeş olduğu muhacirin ihtiyacını karşılarlar. Ayet-i Kerimenin bir kısmını tekrar edelim:
Kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Ensarın mühacirlere karşı gösterdiği bu fedakarlığa “Îsâr” denir. Îsâr kendisi ihtiyaç içinde olsa bile mümin kardeşini kendisine tercih etmektir. Ferağat ve fedakarlığın zirvesidir. Bu da en üstün şekli ile ilk kez Ensarda görülür.(7)
Ayet-i kerime belirtilen gerçekleri mubarek Medineli mubarek müslümanlar yaşarlar. Hal bir sene ve daha fazla bir zaman devam eder. Bu zaman içinde Mekkede ticaretle meşgul olanlar Medinede de ticarete başlarlar, kısa zamanda kendi ihtiyaçlarını karşılarlar başkalarına da yardım eder duruma gelirler.
Beni Nadır Yahudilerini
Mal Varlıklarını Dağıtımı
Uhud savaşında müslümanların yenilmesi yahudilerin ve münafıkların kalplerindeki emellerinin tekrar yeşirmesine sebeb oldu. Beni Nadir oğulları yahudiler Peygamberimizle yaptığı anlaşmayı bozdular Mekke müşrikleri ile işbirliği yapma görüşmelerine başladılar. Peygamberimiz sallahü aleyhi ve sellem öldürülen bir müslümanın diyetini almak üzere Beni Nadir yurduna gitiği zaman güler yüzle karşıladılar. Bir damın gölgeliğinde misafir ettiler. Maksatları damdan büyük bir taşı başına bırakıp öldürmekti. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Cebrail’in haber vermesiyle bulunduğu yerden ayrıldı. Yahudiler emellerinde başarılı olmadılar ama düşmanlıklarına devam ettiler. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Beni Nadir yahudilerin on gün içinde Medineyi terk etmelerini istedi.
Münafıkların başı Abdullah bin Ubey bin Selul Beni Nadir yahudilerine; “Sakın yurdunuzu ve mallarınızı bırakıp gitmeyin. Kalenizde oturun. Bizler sizi kimselere teslim etmeyiz. Eğer size karşı savaşırlarsa biz de sizinle birlikte savaşırız. Bir yere ayrılmayın. Benim yanımda kavmimden başka Araplardan iki bin adam daha var” dedi. Yahudiler münafık başının sözlerine kandılar. “Bizler yurdumuzu terk etmeyeceğiz. Elinden geleni ardına koyma” dediler. Savaşmak için hazırlığa başladılar. Kalelerine sığındılar. On gün geçti Beni Nadır yahudileri yurtlarını terk etmediler. Müslüman askerler kalelerini muhasara etti. Muhasara on beş gün sürdü. Munafık başının vaad ettiği yardım gelmedi. Ümitsizliğe kapıldılar, sürgün dışında kurtuluşun olmadığını anladılar. Güven içine Medineyi terk etmek istediklerini bildirdiler.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem zırhlarını silahlarını bırakmak şartı ile üç kişiye bir deve ve deveye yükleyecekleri kadar eşya alarak güven içinde Medineyi terk etmelerine izin verdi. Yahudiler müslümanlar faydalanmasın diye evlerinin direklerini söktüler tavanlarını çöktürdüler ve duvarlarını yıktılar. Yanlarında yüklü mıktarda altın ve gümüş götürdüler. Yahudi Sellam bin Hukayk içi altın ve gümüş dolu bir öküz derisi götürür ve şöyle der:”Biz bunu dünyayı yükseltmek ve alçaltmak için hazırladık. Buradaki hurma bahçelerini terk ediyorsak Hayberdeki Hurma bahçelerine gidiyoruz.”(8)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Beni Nadir yahudileri sürgüne gönderildikten sonra Ensar’a şöyle dedi: “Şimdi yeni bir imkan meydana gelmiştir. Şayet isterseniz sizin topraklarınızla Yahudilerin bıraktıkları toprakları birleştirerek sizlerle Muhacirler arasında yeniden paylaştırabiliriz. Şöyle de olabilir; sizler topraklarınızı idare eder Yahudilerin bıraktıkları toprakları da Muhacirler arasında paylaştırırız.”
Bunun üzerine Ensar “Biz kendi topraklarımızıi alalım ve Beni Nadir’in bıraktıkları toprakların hepsini de Muhacirlere verelim.” dediler. Hz. Ebubekir “Ey Ensar Allah sizlerden razı olsun ve sizlere hayırlı mükafatlar versin” diye mukabelede bulundu. Beni Nadir’in toprakları Ensar’dan sadece Hz. Ebu Dücane ve Hz. Sehl bin Hanif’e, Hz. Haris bin Simme’ye hisse verilmiştir. Çünkü bu sahabiler çok fakirdirler. Beni Nadir toprakları mühacirlere bölüştürüldü. Aynı fedakarlığı Ensar Bahreyn feth olunduğunda da yapmışlardır. Hz. Peygamber ele geçen bu bölgeyi Ensar’a vermeyi istiyordu ama Ensar “YaRasulallah Muhacir kardeşlerimizin de bizim kadar malı olana değin biz hiçbir şey almayız” dediler.(9)
Cömertlikte Önder Olanlar ve Yol Gösterenler
Cömertlikte önder olanlar ve yol gösterenler, kainatın serveri peygamberimiz Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem Hz. Hatice radıyallahu anha validemiz ile Mekke'nin ve Medine'nin ilk müslümanlarıdır. Başka hiç bir toplulukta bunların Allah için sergilediği insanlığı ve cömertliği göremeyiz. Allah Kur'an-ı Kerim'de Muhacir ve Ensarı meth-u sena eder ve şöyle buyurur: "İslâm'ı kabul ve ona hizmette öne geçen mühacir ve ensarın ilkleri ile bunların yoluna en güzel şekilde uyanlar var ya; Allah onlardan razı olmuş onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlar için her tarafından ırmaklar çağlayan içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur." (Tevbe ٩/١٠٠)
Bu mühacirler ve Ensar kimlerdir? Bunlar iki kıbleye doğru namaz kılanlar. Bedir savaşında bulunanlar. Hudeybiyede ağaç altında biat edenler ve onların yolunda olanlardır. Ayette “Bunların yoluna en güzel şekilde uyanlar var ya; buyurulur. Meali dikkatlice tekrar okuyalım. Ayette bildirilen mühacir ve ensarın yoluna en güzel şekilde uyanlardan Allah razı oluyor. Kıyamete kadar gelmiş ve gelecek müslümanlara bu ne büyük bir müjdedir...
Tabiinden Hasan Basri Hazretlerine ashab-ı kirâmdan soruldu. Önce içli içli ağladı sonra şöyle anlattı: “Onlarda hep iyilik ve hayır alametleri vardı. Bu alametler yüzlerinden belliydi. Oturmaları kalkmaları konuşmaları hep hayrı anlatırdı. Onların giyimleri orta halli idi; güzel olurdu. Onların tutuşları hoştu; tevazuu dile getirirdi. Onların konuşmaları dâima iyi ve güzel olan şeyleri işlemeye dairdi.
Onlar yerken içerken rızkın en temizini helâlini seçer yerlerdi. Onlar Yüce Rablerine taat için eğilirlerdi; boyunlarını O’nun emri karşısında bükerlerdi. Sevdikleri işte hep O’nun emrini gözetirlerdi; sevmedikleri işte de hep O’nun emrini gözetirlerdi. Onlar Yüce Hak için verirlerdi; bu verdiklerini candan verirlerdi. Bu halleri onların mâna susuzluklarını giderirdi, cisimleri zayıflatırdı. Onlar Yüce Hakk’ı hoşnut etmek yolunda kulların darılmasına önem vermezlerdi. Onlar öfkede aşırı gitmezlerdi. Onlar Allah’ın hükmü dışına çıkmazlardı. Onlar Kur’an’a tutunur ve sünnet üzere hareket ederlerdi. Onlar dillerinde Allah zikri ile dolaşırlardı. Onlar kendilerinden yardım istendiği zaman kanlarını Allah yolunda akıtırlardı. Onlar kendilerinden Allah rızası için borç istendiği zaman mallarını seve seve verdiler. Onlar ahlakları gayet güzel olan zatlardı. Onlar dünyalığın azı ile yetindiler. Onlar öbür alemin yolunu tutuncaya kadar hep böyle oldular oldukları gibi göründüler.”(10)
Cömertlik Örnekleri
Bir Kadının Bürdesi
Bir kadın dokuduğu kumaşı (bürdeyi) Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirip verdi: Bunu giyesin diye kendi ellerimle dokudum dedi. Böyle bir kumaşa ihtiyacı olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu aldı izâr olarak (belden aşağısına) giyinip yanımıza geldi. Bunu gören falanca Hz. Peygamber’e: Ne kadar da güzelmiş! Bunu ver de ben giyineyim dedi. Resul-i Ekrem: Peki dedi. Orada biraz oturduktan sonra evine döndü.
Kumaşı katlayıp o adama gönderdi. Ashab-ı kirâm o sahabiye: "Hiç de iyi yapmadın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öyle bir kumaşa ihtiyacı olduğu için onu giyinmişti. Üstelik sen Hz. Peygamber’in kendisinden bir şey isteyeni geri çevirmediğini bile bile o kumaşı istedin" dediler. O şahıs şunları söyledi: "Vallahi ben o kumaşı giyinmek için değil kendime kefen yapmak için istedim." Hadisin râvisi Sehl İbni Sa’d’ın dediğine göre o kumaş bu zatın kefeni oldu.(11)
Abdullah ibni Abbas (ra): Allah’ın rasulü insanların en cömerdi ve en iyilikseveriydi der. Allah’ın rasulü kendisinden her hangi bir şey istediğinde asla “hayır” dememiştir.(12)
Süt annesi Halime bir kıtlık zamanı peygamberimiz sallallahü aleyhi ve selleme yardım için geldi. Hz. Hatice anamız Halime'ye 30 koyun bir deve verdi. Hatice annemiz Mekke'nin zengin hanımlarından biri idi. Şam’a kervanı gider ticaret malı getirir Mekke'de satılırdı. Zenginliğini köle müslümanların kölelikten kurtulmaları ve fakir müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıHz. Ebubekir Mekke döneminde servetini de Allah yolunda harcadı. 40 bin dinarı bulan mal varlığı Medine’ye hicret ederken beş bin dinara inmişti. O serveti ile fakir ve yoksul Müslümanlara yardım ediyor sahipleri tarafından işkence edilen Müslüman köleleri ne pahasına olursa olsun satın alıyor hürriyetlerine kavuşturuyor müşriklerin işkencelerinden kurtarıyordu. Bilâl-i Habeşi, annesi Hamame, Âmir bin Fuheyre, Ubeys, Ümmü Ubeys Ebu Fukeyhe, Zinnîre, Nehdiye, Nubeyne Hz. Ebübekir’in satın alıp işkenceden kurtardığı müslüman kölelerden bazılarıdır. Hz. Ebubekir’in köleleri satın aldığını duyan babası Ebu Kuhâfa: “Oğlum! Madem köle satın alıyorsun güçlü ve kuvvetli olanları satın al” dedi. Hz. Ebubekir babasına: “Satın aldığı kölelerden faydalanmayı düşünmediğini Allah’ın rızasını kazanmayı umduğunu” söyledi. Medine döneminde de muhtaçların yardımına koştu. Tebük seferinde malının tamamını verdi...
Hz. Ömer Tebük seferinde malının yarısını verdi. Müslüman kadınlar Tebük seferinde bilezik-küpe gibi altın ve gümüş süs eşyalarını çıkarıp verdiler. Memleketimizde İlk İmam-Hatip okullarının yapımında da müslüman kadınların altın-gümüş gibi süs eşyalarının çok büyük tesirleri görüldü. Medine’de içilebilecek tatlı suyu olan bir kuyu vardı. Adı “Rûme” idi. Bir Yahudi’nin mülkiyetinde idi. Yahudi suyu istediği paraya satardı. Su almak isteyenlere de çeşitli engel ve zorluklar çıkarırdı. Hz. Osman Yahudi’ye istediği parayı verdi kuyuyu satın aldı ve Medine halkına bağışladı. Zengin-fakir müslüman olan-olmayan herkes kuyudan tatlı su ihtiyacını karşıladı. Hz. Osman ise Tebük seferinde donatımlı olarak üçyüz deve ve bin dinar yardımda bulundu. Rasulullah (sav) ellerini kaldırarak: “Ya Rabbi ben ondan razı oldum. Sen de razı ol!” diye dua etti.
Hz. Ebubekir zamanında Hz. Osman’ın buğday yüklü yüz develik kervanı Şam’dan gelmişti. Ashabı Kiram buğdayı satın almak istediler.İyi bir fiyat da verdiler. Hz. Osman: “Satmam, sizden daha iyi fiyat veren var” dedi ve buğdayı satmadı. Hz. Ebubekir’e şikayet ettiler. Hz. Ebubekir: “Siz Osman hakkında kötü düşünmeyiniz. Her halde sözünü yanlış anladınız. Beraberce gidelim” dedi. hz. Osman’ın yanına gittiler. Hz. Ebubekir şikayetlerini anlattı. Bunun üzerine Hz. Osman şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasülünün Halifesi! Onlardan daha iyi olan; bire yediyüz veriyor. Bunlar bire yedi veriyorlar. Biz buğdayı bire yediyüz verip alana verdik” dedi. Yüz deve yüklü buğdayı Allah rızası için Medine halkına dağıttı.
Ver Öyleyse
Hazreti Ali hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış akşamda devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu. Devenin yuları yardımcısı Kamber’in elinde kendisi de önde gidiyordu. Medine’nin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu: Ne olur Allah rızası için! ... diyordu. İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor.
Hazreti Ali soruyor: Kamber ne istiyor bu yoksul?
Hurma istiyor efendim! Ver öyleyse! ...
Hurma çuvalda efendim!. Çuvalla ver öyle ise! ...
Çuval da devenin üzerinde!. . Deveyle ver öyle ise!
Emri yerine getiren Kamber der ki: Devenin ipi de benim elimde demekten korktum. (Çünkü beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi) Hulefâ-i râşidîni takip eden yıllarda Medine-i Münevvere’de bâzı fakirlerin kapılarına meçhûl bir kimse her sabah bir çuval erzak bırakmaktaydı. Bir sabah o fakirler uyandıklarında baktılar ki kapılarına erzak konmamış.
Sebebini merak ederlerken o esnada içli bir salâ sesi duyuldu ve Medine-i Münevvere Hz. Ali (ra)’ın torunu Zeynelâbidîn (ks)’un vefat haberiyle çalkalandı. Herkes derin bir mateme büründü. Peygamberimiz (sav) bu kıymetli torununa karşı son vazîfeler îtina ile yapılmaya başlandı. Sıra mübarek nâşının yıkanmasına geldiğinde bu şerefli vazîfeyi yapacak olan zât ölünün sırtında içi su toplamış büyükçe yaralar görünce şaşırdı. Sebebini anlayamadı. Yakınlarına sorulduğunda ise Ehl-i Beyt’ten orada bulunup bu sırra âşinâ olan bir kimse şunları söyledi:
Zeynelâbidîn hazretleri her sabah hazırladığı erzak çuvallarını sırtında taşıyarak erkenden fakirlerin kapısına götürür ve kimseye görünmeden geri dönerdi. Halk da bu çuvalları kimin bıraktığını bilmezdi. Sırtında gördüğünüz yaralar işte o çuvalları taşımaktan ötürü oluşmuş yaralardır.
Abdurrahman b. Avf (ra) malının yarısı olan dört bin dirhemi tasadduk etti ve: “Yanımda sekiz bin dirhem var. Bunun dört bin dirhemini kendim ve çocuklarım için sakladım. Dört bin dirhemini de Rabbime güzel bir borç olarak verdim” dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav):“Sakladığını da verdiğini de Allah mübarek eylesib” buyurdu.(13)
Hayırseverler ve Cömert İnsanlar
Her Zaman Vardır
Allah’a şükürler olsun!Hayr severler ve cömert insanlar her zaman vardır. Böyle bir hayr severliği ve cömertliği Gediz depreminde gördüm. 28 Mart 1970 tarihinde gece saaat 23:02'de Kütahyanın ilçesi Gediz'de büyük bir deprem oldu. Deprem Türkiyenin yarıdan fazlasında hissedildi. Devrem olduğu zaman Ankarada evden dışarı kaçmaya çalıştık. Depremin büyüklüğü 7.2 olarak bildirildi depreminin artçı sarsıntıları bir yıldan fazla sürmüş artçı sarsıntıların bir bölümü 5. 0 büyüklüğünde olmuştur.   
Sarsıntı alanında takriben 3500 ev tamamen yıkıldı 7000 ev ağır 10. 600’den fazla bina da fazla ölçüde hasara uğradı. 33. 000 aile yaklaşık olarak 80. 000 kişi barınaksız kaldı.   6 saniye süren depremde 1086 kişi hayatını kaybederken 1260 kişi de yaralandı.
Diyanet İşleri Başkanlığı, İmam-Hatip mezunları ve Din görevlileri federasyonundan 5 kişilik bir heyet olarak Gediz’e gittik. Baş sağlığı diledik, Kur'ân okuduk depremde kaybettiklerimizin ruhuna bağışladık, konuşmalar yaptık, teselli etmeye çalıştık. Barınacak ev kalmamıştı. Camiler dahil bütün binalar ve evler yıklımıştı. Köylerde ahırlar küçük baş ve büyük baş hayvanların çoğunun mezarı olmuştu. İnsanlar konuşamaz hale gelmişlerdi. Biz de o korkunç deprem manzaralarını gördükten sonra konuşma kabiliyetimiz kaybedecek hale gelmiş durumdaydık ...
Devlet Türkiye çapında büyük bir yardım kampanyası açtı. O zamanın parası ile on lıra verenin ismi durmadan radyo ile ilan ediliyordu. Bir köye gittik. Köy harap etrafta dolaşan beş on hayvan ve bir insan topluluğu gördük. Topluluğun yanına vardık. Selam verdik. Kendimizi tanıttık geçmiş olsun dedik.
Üç kişilik bir heyetin etrafında toplanmışlardı. Adamın birisi elinde bir kağıt herkesin ismini yazıyor imzasını alıyordu. Diğer birisi de imza atana 250 lıra para veriyordu. Üçüncü şahısta para dolu bavulu tutuyordu. İlk defa bavul dolusu para görüyordum. Kimler olduklarını sorduk Allah’ın kulları dediler isimlerini söylemediler. Kimin yardımı dedik bir şey demediler. Gittiğimiz köylere de yardım yapmışlar ... Gediz depreminde Medine ashabının bir örnek yardımını gördük. Allah razı olsun ...
Allah’a şükürler olsun! Bu gün de cömert müslüman kardeşlerimizin bağışları ile ülkemizde Balkanların Afrika'nın ve Asya'nın çeşitli ülkelerindeki yetimlere barınak, hastalara sağlık, susuzlara su, eğitimden mahrumlara okul hizmeleri, yoksullara ekmek ve aş hizmetleri götüren teşkilatlarımız vardır. Niyazımız sayılarının daha daha çok olmasıdır ...
Cömertliği Şartları
Bir harcamanın cömertlik sayılabilmesi ve bu harcamayı yapana “cömert” denilebilmesi için başlıca şartları şunlardır:
1- Yardımın isteyerek ve seve seve Allah rızası için yapılması gerekir. (Haşr 59/9)
Cömertlik insanda bir inanç ve meleke haline gelmekle gerçekleşir. İsteksizce başkalarının zorlaması ile yapılan yardımlara hayırlara “cömertlik” denilemez. Buna karşılık iyilik yapma niyet ve iradesi taşıdığı halde maddi bakımdan bunu gerçekleştirme imkanı bulamayan ve küçük yardımlar da bulunan insanlar da cömert sayılır. Fakir olduğu halde cami inşaatına bir tuğla getiren kadının hareketi elindeki hurmanın yarısını fakire veren yoksulun hareketi de cömerlikten sayılır.
Peygamberimiz şöye buyurur: “Yarım hurma ile de olsa cehennemden korununuz" (r 3/59)
Cömertliğin meleke halini alması güçlü bir irade eğitimine bağlıdır. Çünkü başkalarına karşılıksız yardımda bulunmak nefse ağır gelir.
Kendisine hangi sadakanın daha hayırlı olduğu sorulan Hz. Peygamber “Sağlığın yerinde ve mala düşkün olduğun zengin olmayı istemekte ve fakirlikten korkmakta olduğun zamanda verdiğin sadakalar...” diye cevap vererek çok önemli bir hakikati veciz bir ifadeyle anlatmıştır (Buhari Zekat 1)
2- Mal yaratılış gayesinde en uygun şekilde kullanılmalı dini ve ahlaki ölçülere göre gereken yerlere gerektiği ölçüde harcanmalıdır.
3- Cömertliğin diğer bir şartı da yardıma mukabil hizmet mükâfat övgü veya teşekkür gibi herhangi bir maddi veya manevi karşılık beklememek, gösterişten, yardım edileni rencide edecek küçük düşürecek tutumlardan dikkatle kaçınmaktır (İnsan 76/8-10, Bakara 2/261-265).
4- Yardım olarak verilen malın gözden düşme bir şey olmayıp sahibi nezdinde değer taşıması da cömertliğin şartlarındadır. (Bakara 2/267 Âl-i İmrân 3/92).(14)
_______________
(1) İslam’da inanç ibâdet ve günlük yaşayış ansiklopedisi 1/336 İfav yayını İst.
(2) Prof. Dr. M. Zeki Duman Beyanülhak 1/260 Fecr yayını Ank.
(3) Mevdudi Tefhimülkur’an 3/601 İnsan Yayını İst.
(4) İslam’da inanç 2/403
(5) İslam’da inanç 1/351
(6) Tefhimülülkur’an 1/222
(7) Prof. Dr. İsmail L. Çkan N. Mehmed Solma Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler ve tefhid mücadesi 513 Ensar yayını İst.
(8) Prof. Ali Muhammed Sallâbî Siyer- Nebi İsla tarihi asrı saadet dönemi 2/215-219 Ravza yayını İst.
(9) Tefhimülkur’an 6/210
(10) Hânî el-Hadâiku’l-verdiyye s. 338)den (Kur’an-ı Kerim meal ve tefsiri Erkam yayını 2/441 İst.
(11) Riyzussalihi 3/408 Erkam yayını İst.
(12) M. Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık 3/1181 Kalem yayını İst.
(13) Prof. Dr. Ömer Çelik Kur’an-ı Kerim meal ve tefsiri 1/346 Erkam yayını İst.
(14) İslam’a inanç 1/351
 
Misak Dergisi 343. Sayı
Haziran 2019
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya