Müctehidde Aranan Vasıflar
İçinde bulunduğumuz asrın problemlerinden en göze çarpanı din adına her kesimin gelişigüzel söyleyeceği bir sözü ve alelade izleyeceği bir yolunun bulunmasıdır. Bazı kesimlerin bilgisizce müçtehidlik rolüne soyunduğu şu asrımızda; "içtihâd nedir, müçtehid kimdir, müçtehid’de aranan vasıflar nelerdir? Bir insan müçtehid değilse mukallid olması zorunlu mudur?" gibi soruların 'efradı-ı cami, ağyarına mani' bir şekilde cevaplandırılması gerekir. Konunun anlaşılması için öncelikle içtihâd kelimesinin lügat ve ıstılâhi manalarını bilmemiz gerekir. İçtihâd lügatte; gücünün tümünü kullanmak ve zorluğa katlanmak konusunda kendini zorlamaktır. Istılâhi manası ise; bir müçtehidin istinbât yolu (hüküm çıkarma) ile ameli, şer’i bir hükme ulaşmak için bütün gayretini (gücünü ve takatini) harcamasıdır. Bir başka deyişle; içtihâd Kitap, Sünnet ve İcma’da kati/muhkem olarak bulunmayan bir meseleyi (yani fer’i bir konuda) müçtehid olan bir fakihin bütün gücünü harcayarak bir sonuca bağlamasıdır.
Hüseyin ÇİP
18.07.2019 10:40
260 okunma
Paylaş
RAHMÂN ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
Hamd, insanı yoktan yaratan ve onu en güzel nimetlerden bir tanesi olan AKIL nimeti ile nimetlendiren Allah Teâlâ’yadır. Salât ve selâm elçilerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (sav)’e ve bütün benlikleri ile ona destek olan âline ve ashâbına olsun. İslâmî eğitimin mahkûm edildiği şu asrımızda her mü’min erkek ve kadının dinini en iyi şekilde öğrenmesi ve öğrendiği dininin gereğini ihlâs çerçevesinde yaşaması FARZ-I AYN’dır.
İslâmî eğitimin metodu bizlere bu dinin en son elçisi olan Hz. Muhammed (sav) öncülüğünde, O'nun sahabileri ve sahabilerinin adımlarını takip eden tabiin ve müçtehid imamlar dönemi olan tebe-i tabiin aracılığı ile ulaşmıştır. Bundan dolayı bir insanın doğru yol üzere olmasının yegâne şartının, yukarıda da belirttiğimiz gibi Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in yolunu adım adım izleyen ashâbına ve ashâbını her noktada örnek alan tâbiin ve tebe-i tâbiine uymaktan geçtiğini belirtmek zorundayız. Zira İslâm’ın itikâdi ve ameli normlarının bir bütünlük içerisinde bize, bu örnek şahsiyetler aracılığı ile gelmesinin yanı sıra, Allah Azze ve Celle dinini, bu özel ve hayırlı nesil ile koruma altına almıştır. Bir Müslümanın fikrini ve zikrini bu saydığımız nesiller oluşturmadığı sürece hakiki bir mü’min olması mümkün değildir.
İçinde bulunduğumuz asrın problemlerinden en göze çarpanı din adına her kesimin gelişigüzel söyleyeceği bir sözü ve alelade izleyeceği bir yolunun bulunmasıdır. Bazı kesimlerin bilgisizce müçtehidlik rolüne soyunduğu şu asrımızda; "içtihâd nedir, müçtehid kimdir, müçtehid’de aranan vasıflar nelerdir? Bir insan müçtehid değilse mukallid olması zorunlu mudur?" gibi soruların doğru cevaplarının, aslımıza rücu etmemizde nasıl bir rol oynayacağı hususu önemli bir yekûnu oluşturmaktadır. Zira bu konu yeterince anlaşılmadığı sürece samimi duygularla dini müdafaa etmeye çalışan 21. yüzyıl insanımızın hem dalalete sapan, hem de saptıran bir fonksiyona sahip olabileceğini gözlemlememek mümkün değildir. Başarı Allah’tandır. O'na sığınır, O'na tevekkül ederim. Konunun anlaşılması için öncelikle içtihâd kelimesinin lügat ve ıstılâhi manalarını bilmemiz gerekmektedir; İçtihâd lügatte; gücünün tümünü kullanmak ve zorluğa katlanmak konusunda kendini zorlamaktır.(1)
Istılâhi manası ise; bir müçtehidin istinbât yolu (hüküm çıkarma) ile ameli, şer’i bir hükme ulaşmak için bütün gayretini (gücünü ve takatini) harcamasıdır.(2) Bir başka deyişle; içtihâd Kitap, Sünnet ve İcma’da kati/muhkem olarak bulunmayan bir meseleyi (yani fer’i bir konuda) müçtehid olan bir fakihin bütün gücünü harcayarak bir sonuca bağlamasıdır.(3)
Hadis literatüründe içtihâd; kadı ve yöneticinin doğru hükme ulaşmak için elinden gelen gayreti göstermesi manasında kullanılmıştır.(4)
Konumuzun lügat ve ıstılâhi tariflerinden de anlaşıldığı üzere "Mevrid-i nasda içtihada mesağ yoktur" kaidesi gereği, müçtehidin, içtihâd alanının Kur’an, Sünnet ve İcma’da, hakkında nas bulunmayan meselelere yönelik olduğu anlaşılmış olmaktadır. İçtihâd kitap (Kur’an’ı Kerim), Sünnet, Peygamberimizin ve O'nun güzide ashâbının uygulaması ile sabittir.
İçtihâdın Kur’an’ı Kerim’den delili; "İnsanlar arasında Allah’ın sana gösterdiğine göre hükmedesin diye hakkı içeren kitabı sana indirdik; hainlerden taraf olma!"(٥)
"Kendilerine güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu yayıyorlar. Hâlbuki onu Rasûlullah’a ve aralarından yetki sahibi kimselere götürselerdi, içlerinden haberin mâna ve maksadını çıkarabilenler şüphesiz onu anlarlardı. Size Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz."(6)
Ulema bu iki ayetin tefsiri ve manalarının anlaşılır olmasında, içtihâdın cevazını açıkça beyan etmişlerdir. Bununla beraber Allah Azze ve Celle Peygamberine Şûra’yı emretmiştir: "İş hususunda onlarla istişare et."(7) Yine Allah Teâlâ "Onların işleri kendi aralarında şura iledir"(8) buyurmak suretiyle bu ayeti kerimeyi mü’minleri övmek maksadı ile zikretmiştir. Peygamberimiz ve ashâbı, dini ve dünyevi işlerinde bu emre çok büyük bir ehemmiyet göstermişlerdir. Kendisi ile emrolunan ve önem atfedilen bu şura, arzedilen bir mesele ve görülmekte olan bir husus/dava hakkında azami düşünce ve fikir sarfetmekle, görüş belirtmek ve içtihâd etmekten başkası değildir. İçtihadın sünnetten delili ise; Hz. Muaz hadisi ve İbni Mes’ud'un (r.anhuma)’nın kendilerine bir mesele arz edilen kişinin Kitap’tan ve Sünnetten delilini bulmada acze düştüğü zaman şer’i ahkâmın tatbiki ve kaza (hüküm) yolunun beyanını ifade ederken ki şu sözleridir:
"kişi kendisine arz edilen konuda kitap ve sünnette herhangi bir şey bulamazsa kendi gorüşü ile ictihâd etsin ve kendi görüşün ile içtihâd et."(9)
İçtihâd konusunda Peygamberimiz, ashâbından bazılarına kendileri hayatta iken izin verdiği ise çok meşhur bir olaydır. Bu deliller bize içtihâdın, Peygamber Efendimiz döneminden günümüze kadar nesilden nesile aktarılan konulardan bir tanesi olduğunu göstermektedir. İçtihâdın tarifini yaptıktan sonra müçtehid (içtihâdı yapmaya ehil olan kişi) kimdir sorusuna cevap arayalım. Müçtehid; kaynağından yani Kur’an ve Sünnetten hükümleri çıkartmaya kudret ve akıl sahibi, buluğ çağına ermiş olan kimseye denilir.(10)
MÜÇTEHİDLERİN
TABAKLARI
İbni Abidin’in, bu konuda meşhur olan Resmi’l Müfti adlı eserinde, İbni Kemal Paşa’nın taksimatına göre müçtehidlerin tabakalarının 7 kısım olduğunu beyan ettikten sonra özetlemiş olduğu kısmın konumuzla alakalı bölümünü buraya naklediyoruz.
1. Mutlak Müçtehitler: Dört imam ile usûlde ve fürûda hiç kimseyi taklid etmeksizin usûl kurallarını tesiste ve fürû hükümleri dört delilden (edille-i erbea) çıkarmada onlar gibi hareket edenler. (Bütün şer’i delillere hakkı ile vakıf olup; gerek usulde gerekse fer’i meselelerde hiç kimseyi taklid etmeyen ulema sınıfı bu sınıftandır)(11)
2. Mezhepte Müçtehitler: Hocalarının belirlediği kurallar gereğince mezkûr delillerden hüküm kudreti olan ulema sınıfıdır. Bunlar bazı fürû meselelerde hocalarına muhalefet etmiş olsalar bile usul kurallarında onu taklid ederler.
3. Meselede Müçtehitler: Yani Mezhep sahibinden rivayet bulunmayan konularda içtihâd eden ulema sınıfıdır.
İzah etmeye çalıştığımız konuların tamamının bağlantısı ve bu meselelerin neden anlatılmaya çalışıldığı, bahsimizin sonunda günümüzdeki halin tahlilini yaparken beyan etmeye gayret göstereceğiz. Şimdi de müçtehid’de aranan özellikler üzerinde duralım:
MÜÇTEHİD’DE
ARANAN VASIFLAR;
Bir insanın kitap ve sünnet’ten hüküm çıkarabilmesi için aşağıdaki konulara hâkim olması gerekir. Zira izahına gayret edeceğimiz bu konulardan herhangi birinde eksiklik olduğu zaman o insanın, Allah’ın kitabı ve Peygamberin sünnetinden hüküm çıkartmasının ve din hakkında konuşmasının mümkün olmadığını belirtmek gerekmektedir. Bu şartları sırayla şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Buluğ çağına ermiş ve Akıl sahibi olması.
2. Adalet sahibi olması.
3. Fıkhu’n nefs: Bu, bir kimsede uzun zaman boyunca, ilimde olan sebatı, âlimler ile olan yakınlığı, selef ulemasından olan müçtehidlerin kavillerine vukufiyeti, onların hükümlerinin vecih şekillerini ve ihtilaflarını bilmesi neticesinde oluşan bir melekedir. Esasen bu meleke, tüm bunların da ötesinde bir kimsede çalışmakla meydana gelmeyen fıtri bir özelliktir.
4. Kuran ilimlerine vakıf olması: Ayetlerin nâsihini, mensuhunu, âmm ve hassını, mutlak ve mukayyedini, muhkem ve müteşâbihini, zahir ve müevvelini ve esbâbu’n nüzulünü bilmesi gerekmektedir.
5. Sünnet ilimlerine vakıf olması; Kuran ilimleri ve Sünnet hakkında yazılmış bütün hadis kitaplarına vakıf olması gerekmektedir. Sadece Sahihayne (Buhari ve Muslim) veya Kütüb-i Sitte’ye yahut bunlara İmam Ahmed’in Müsned’ini veya Sünen-i Beyhaki’yi ya da Hâkim’in Müstedrek’ini ilave etmiş olması veyahut bunlar gibi hadis kitaplarını eklemesi yeterli değildir. Belki de bu kitaplarda olmayıp da başka eserlerde olan bir hadisi gözden kaçırmış olabilir. Bundan dolayı müçtehid olan bir kişinin, bütün hadis kitaplarına vakıf olması gerekmektedir. Zira her makamın bir sözcüsü her ilmin bir ehli ve adamı vardır. Allah (cc) bunların kadrini bilen insanlara merhamet etsin. Kur’an ilimlerine ziyade olarak sünnete dair ilimde müçtehid olan kimsenin şunları da bilmesi gerekmektedir; Hadis’in sahih ve zayıf olduğunu, sened ricallerini (Rical ilmi), onların doğum ve vefat tarihlerini, onların adaletlerini bilmek için onlarla alakalı menkıbelerini, kişiler hakkında bir hükme varabilmesi için cerh ve ta’dil ilmini bilmesi gerekir. Mesela bir kimse İmam Buhari’nin sahihtir dediği bir hadisi alır ve İmam Buhari’nin sahihtir sözüne itimâd ederse bu kişi müçtehid değil, İmam Buhari’nin mukallididir. (Oysa müçtehid olan bir insan bir hadisin sahih ve zayıf olması noktasında kendi şartlarına göre o hükme varması gerekmektedir. Zira bunun dışındaki menheç ile müçtehid sayılmaz.)
6. İcma ile alakalı konulara vakıf olması
7. Usulü fıkhı bilmesi
8. Arap dili ve edebiyatına vakıf olması; Nahiv, Sarf, Belagat ilimlerine vakıf olması gerekmektedir. Çünkü Allah Teâlâ Arap dilinin kural ve kaidelerine göre hüküm istinbatında bulunmamızı zorunlu kılmıştır. Kim Arap dili ve edebiyatının ilmine ve fennine vakıf değilse, içtihâd yapması hatta ilim sahibi olması mümkün değildir. Bu saydığımız vasıflar hem mutlak müçtehid olan İmam Şafii, Malik, Ahmed ve Ebu Hanife, hem de onların alt tabakalarından olan diğer mezhep imamları ve meselede müçtehitler içindir.(12)
MÜÇTEHİD DERECESİNE
ULAŞMAYAN KİŞİYE GELİNCE
Az önce metinde de anlattığımız üzere kim bu şartları taşımaz veya bu şartlardan herhangi biri kendisinde eksik olursa, o kimse müçtehid derecesine ulaşmamış demektir. "Kim ki müçtehid derecesine ulaşamazsa, cumhuru ulemaya göre o kişinin herhangi bir müçtehide tabi olması etmesi vaciptir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır;"Bilmiyorsanız zikir ehline sorun"(13)
Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Onu öldürdünüz Allah da sizi öldürsün, bilmiyorsanız sorsaydınız ya?"(14) Cumhurun bu görüşü müçtehidlik derecesine ulaşmamış hem âlim hemde avam için eşit seviyededir.(15)
Yukarıda anlatılan vasıflara sahip olabilmek için ciddi bir medrese eğitiminden ve her ilmi ehlinden almanın zaruriyeti aşikâr olmakla birlikte, kişiyi belkide sadece müçtehid ulemanın kavillerini anlayacak bir seviyeye getirebilir. Hal böyle iken tüm bunların anahtarı mesabesinde olan Arapça dil bilgisine dahi hakkını teslim ederek sahip olmayan kimselerin, bugün bir müçtehid edasına bürünerek İslâm fıkhını indî görüşlerine mahkûm etmek istemeleri, tamamen içler acısıdır. İmam Ebu Hanife ve İmam Şafii’ye talebelik edemeyecek seviyedeki bu kesimlerin, İmamların, her dönemin müçtehid âlimlerinin de süzgecinden geçmiş fetvalarına burun kıvırmaları, daha da öteye giderek onları hataya nispet etmeleri, cehalet ve uydurulmuş dinin(!) sahipleri olarak vasfetmeleri, en hafif bir tabir ile had bilmezliktir. Esasen modern müptedilerin içerisine düştüğü en büyük handikap, Ehlisünnet ile ayrıştıkları hususun sadece furuatta değil usûlde takip ettikleri metod(suzluk)tur. Zira son dönemlerde Sünnet’e karşı başlatmış oldukları amansız saldırıları onların, Peygamber (sav)’in söz, davranış ve uygulamalarının, dinde bir kaynak teşkil etmediğini, tek kaynağın sadece Kur’an’ı Kerim olduğunu kabul ettiklerini göstermektedir. Lakin Kur’an’ı Kerim’in her bir meseleyi tafsilat ile ve en ince ayrıntısına kadar ele almayışı, bu güruhu ikinci bir kaynak arayışına zorlamıştır. Onlara göre bu kaynak, akıl olmalıdır. Aklın vahyi anlamadaki fonksiyonu elbette göz ardı edilecek bir durum değildir. Bir an bu güruha karşı hüsnü zannımızı muhafaza ederek samimi olduklarını düşünsek bile, dinde ikinci bir kaynak olarak kabul ettikleri akıllarının! Hz. Âdem’e baba bulmaya çalışması, samimiyetsizliklerini ele vermektedir. Akıllarını dahi vahyin kontrolünde kullanamayacak kadar bedbaht olan bu zümrenin bir müçtehid edası ile piyasada at koşturmaları bir tarafa, İslâm adına tek bir söz dahi söylemeye hakları olmadığı gibi, i’rapta mahalleri bile söz konusu değildir.
Hâsılı kelam İmam Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Malik ve İmam Ahmed bin Hanbel’in kitap ve sünnet hakkındaki içtihatlarını ellerinin tersiyle Yitmeye kalkan işbu modern müptedilerin, bu davranışlarının gerek bilgisizliklerinden, gerekse dış düşmanların maşası haline gelmiş olmalarından kaynaklandığı izahtan varestedir. Bu durumun bizim için en büyük düşmanlarımızın varlığından da ehemmiyetli bir mesele olduğunu özellikle belirtmek gerekmektedir. Çünkü bu din, tahrif olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. O halde bu zümre ile mücadelenin sürdürülmesi ve Müslümanların bu sahayı asla terk etmemeleri bir zorunluluktur. Sözlerini, ilmini ve nakillerini selefimiz olan müçtehid imamlara isnad etmeyen grupların sözlerine asla itibar edilmemelidir. Müçtehid imamlarımızı bu denli korumamızın sebebi bu dinin onlar vesilesi ile bize tevarüs etmiş olmasıdır. Müçtehid imamların etkisini İslâm toplumu üzerinden kaldırmaya çalışan, hevalarının esiri olan kesimlere karşı müçtehid ulemayı korumak, dini korumanın ta kendisidir. Hamd kendisine tevekkül edilen ismi azam sahibinedir. Dua eder dua bekleriz...
______________
(1) Müfredat, Rağıb el’İsfahani Kur’an Kavramlar Sözlüğü s. 248 Çıra yay.
(2) Bahru’l Muhit fi Usuli’l Fıkh Zerkeşi c. 6 s. 208 Mektebetu’s Sunne
(3) Emanet ve Ehliyet Yusuf Kerimoğlu c. 1 s. 42 Misak yay.
(4) DİA. İçtihâd mad. c. 21 s. 432
(5) Nisa 105
(6) Nisa 83
(7) Ali İmran 159
(8) Şura 38
(9) el’Mucez fi Usuli’l Fıkh, Muhammed Ubeydullah Esadi 285
(10) Bahru’l Muhit fi Usuli’l Fıkh, Zerkeşi c. 6 s. 209 Mektebetu’s Sunne
(11) Emânet ve Ehliyet, Yusuf Kerimoğlu, c. 1 s. 45
(12) El 'Hülasa fi Usuli’l Fıkh Muhammed Hasan Hiyto s. 122, 123
(13) Enbiya 7
(14) Sünen-i Ebi Davud, Tahâret babı
(15) El 'Hülasa fi Usuli’l Fıkh Muhammed Hasan Hiyto s. 125. Ayrıca bkz: El’Mucez fi Usuli’l Fıkh, Muhammed Ubeydullah Esadi s. 294, Bahru’l Muhit Zerkeşi c. 6 s. 293
 
Misak Dergisi 344. Sayı
Temmuz 2019
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya