Allah’ın Nuru Söndürülemez
Hakikati karartan, hakkı ve hakikati reddedip inkâr eden kâfirler, Allah’ın nûrunu, Allah’ın İslâm dinini, hidâyet ışığını ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Güya ağızlarıyla güneşi örtmek, söndürmek istiyorlar. Ağızlarıyla, kalemleriyle Allah’ın dinini yok etmek istiyorlar. Allah’ın dinini, Allah’ın âyetlerini, Allah’ın yasalarını, sistemini yeryüzünden silmek istiyorlar. Müslümanları boğmak ve yok etmek istiyorlar. Zannediyorlar ki Allah’ın dini, Allah’ın güneşi ağızlarıyla üfleyince sönüverecek. Allah ise kâfirler istemeseler de nurunu tamamlamış ve koruyacağını taahhüd etmiştir. tamamlayacaktır. Dersimimizin konusu olan ayet-i kerime bu hakikati ifade etmektedir.
Mustafa YUSUFOĞLU
18.07.2019 10:50
234 okunma
Paylaş
ONLAR ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır."(1)
Yeryüzünde kâfirler, küfrü imana tercih etmiş olan kimselerdir. İman nurdur, küfür zulümattır. Yani aydınlığı olmayan karanlık katmanlardan meydana gelmiş olan karanlıktır. Kâfirler, karanlığa alışmış insanlardır. Hakikati, gerçeği karartan insanlardır. Aydınlığa asla ve kat’a tahammülleri yoktur. Asırları ve nesilleri aydınlatmak için gelen ve bir ismi de “Nur” olan Kur’ân’a olan düşmanlıkları, karanlığa olan sevdalarındandır. Kâfirler ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek isterler. Bu âyetler hicretin üçüncü yılı Uhud savaşından hemen sonra nâzil oluyordu. Bu dönemde İslâm sadece Medine ile sınırlıydı. Müslümanların sayısı çok azdı. Birkaç bin civarındaydı. Bu bir avuç Müslümanın dışında tüm Araplar, tüm dünyanın bu dini yok etmeye kararlı oldukları bir dönemdi. Gerek o dönemde, gerek bu dönemde, gerekse kıyamete kadar kâfirler ağızlarıyla hakkı, güneşi söndürmek istiyorlar. Şu anda irtica hikâyeleriyle Müslümanları yok etmeye soyunanlar, Allah’la, Allah’ın âyetleriyle, Allah’ın sistemiyle savaşa tutuşanlar kiminle savaştığının farkında değildirler. Kiminle savaştığını dahi bilmeyen zavallı insanlardır bunlar. Zannediyorlar ki Müslümanlar zayıftır. Zannediyorlar ki Müslümanlar yalnız ve yardımcısızdırlar. Oysaki Müslümanların sahibi Allah’tır. Allah mü’minlerle beraberdir, mü’minler de Allah ile beraberdirler. Müslümanlar güçlerini dünyevi değerlerden değil, Allah’tan almaktadırlar.
Hakikati karartan, hakkı ve hakikati reddedip inkâr eden kâfirler, Allah’ın nûrunu, Allah’ın İslâm dinini, hidâyet ışığını ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Güya ağızlarıyla güneşi örtmek, söndürmek istiyorlar. Ağızlarıyla, kalemleriyle Allah’ın dinini yok etmek istiyorlar. Allah’ın dinini, Allah’ın âyetlerini, Allah’ın yasalarını, sistemini yeryüzünden silmek istiyorlar. Müslümanları boğmak ve yok etmek istiyorlar. Zannediyorlar ki Allah’ın dini, Allah’ın güneşi ağızlarıyla üfleyince sönüverecek. Allah ise kâfirler istemeseler de dinini tamamlayacaktır. Allah dinini tamamlamak dışındaki bir seçeneğe asla izin vermeyecektir. İnsanlık tarihinin başından bu yana niceleri Allah’ın dinini yok etmek, Allah’ın nûrunu söndürmek istemişler ama Rabbimiz asla buna imkân vermemiş, bu cinnete kapılanların hepsini helâk etmiştir. Onlar söndürme kavgası verirlerken elbette bizler de o nûru yakmaya, güçlendirmeye çalışacağız. Allah’ın nûrunu, Allah’ın kitabını gündemde tutmanın kavgası içine gireceğiz. Said Nursî (rha) haykırıyor: İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir; göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.(2) İslâm; ne tezdir, ne sentezdir. İslâm ne ideolojidir ve ne de mitolojidir. İslâm hak ve hakikattir. Allah’tan gelmiş olan vahiydir. Cahiliyyenin kararttığı dünyayı aydınlatan Nurullah’tır.
Bu ayet-i kerime önemli bir gerçeği dile getirmekte ve aynı zamanda ağıt yakmayı, hafife almayı çağrıştıran bir tablo çizmektedir. Bu gerçeğin ta kendisidir. Onlar kendi ağızlarıyla “Bu Kur’an apaçık bir büyüdür” diyorlardı. Yine dini yok etmek için çeşitli oyunlara ve tuzaklara başvuruyorlardı. Buradaki tablo onların çirkin bir çaba içinde olduklarını sergiliyor. Çünkü onlar güçsüz, cılız imkânları ile kendi üfürmeleriyle Allah’ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar!
“Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”
Allah’ın sözü bütünüyle doğrudur, nurunu Hz. Peygamber’in hayatında tamamlamış. Allah tarafından seçilen ilahi sistemin gerçeğe dayalı canlı bir örneği olarak İslam toplumunu ortaya çıkarmıştır. Belli başlı özellikleri bulunan ve çizilmiş bir sınırı olan bir şekilde bu cemaati, bu toplumu gün yüzüne çıkarmıştır. Kendisinden sonra tüm nesillerin gözleri önüne getirmiştir. Bu seçkin topluluğun kitapların sayfaları arasında teorik olarak bulunan bir toplum olmasını istememiş, realiteler dünyasında onu bir gerçek olarak gözler önüne sermiştir. Nurunu tamamlamış, dinini eksiksiz kılmış, böylece onlara büyük nimetini sunarak İslam’ı onlara din olarak seçmiştir. İslam’ı sevdikleri, uğrunda savaştıkları, ateşe girmeye razı olup onu terk ederek küfre dönmeye razı olmadıkları bir din kılmıştır. Böylece din gerçeği hem gönüllerde hem yeryüzünde egemen olmuştur. Bu gerçek bugün halâ yer yer dirilmektedir. Nabzı atmakta ve silkinip ayağa kalkmaktadır. İslam’a ve Müslümanlara karşı sergilenen onca savaşlara, hilelere, cezalandırmalara, soyutlamalara ve ağır zulümlere, işkencelere rağmen! Çünkü Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek, kulların ellerindeki ateş ve demirle onu bastırmak mümkün değildir. Azgın zalim diktatörler, siyonistlerin ve haçlı zihniyetinin türettiği sahte kahramanlar bu uzak hedefe ulaştıklarını hayal etseler de Allah’ın bu nurunu söndüremeyeceklerdir. Allah’ın takdiri bu dini hâkim kılmayı dilemiştir. Öyle ise bunun gerçekleşmesi zorunludur, kesindir.(3)
İmam-ı Kurtubî (rha) bu âyetin tefsirinde şunları kaydediyor: “Buradaki 'Allah’ın nuru' âyeti hakkında beş görüş vardır.
1- Birinci görüşe göre bu Kur’ân’dır. Onlar Kur’ân’ı çürütmek ve sözleriyle yalanlamak isterler. Bu açıklamayı İbn Abbâs ve İbn Zeyd yapmıştır.
2- İslâm'dır. Onlar sözleriyle onu bertaraf etmeye kalkışırlar. Bu açıklamayı es-Süddî yapmıştır.
3- Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’dir. Onlar yalan ve uydurma haberlerle helâk olmasını isterler. Bu açıklamayı ed-Dahhâk yapmıştır.
4- Allah'ın hüccetleri ve delilleridir. Onlar inkâr ile ve yalanlamakla onları çürütmek isterler. Bu açıklamayı İbn Bahr yapmıştır.
5- Bu bir örnektir. Yani kim ağzıyla güneşin ışığını söndürmek isterse bunun imkânsız olduğunu göreceği gibi, hakkı çürütmeye kalkışanın durumu da böyledir. Bu açıklamayı İbn Îsa nakletmiştir.(4)
Bu âyetin nüzûl sebebi de Atâ’nın İbn Abbâs’tan naklettiği üzere şudur; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e kırk gün süreyle vahiy gelmedi. Ka’b b. el-Eşref: Ey yahudiler topluluğu, müjdeler olsun size, dedi. Allah, Muhammed’e indirdiklerinin nurunu söndürmüş bulunuyor. Zaten onun işini tamamlayacak değildi. Rasûlüllah (sav) üzülünce, yüce Allah da bu âyeti indirdi ve bundan sonra da vahiyde bir kesinti olmadı. Bütün bunları el-Maverdî -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- nakletmiş bulunmaktadır.(٥)
Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Hakkı iptal için çalışmaktaki hallerini tasvir ve cür’etlerini tahkirdir. Sanki doğan güneşi ağızlarıyla püf diyerek söndürüvereceklermiş gibi hakkı yalan ve iftira ile iptal etmek istiyorlar. Hâlbuki Allah nûrunu itmam edecektir. Tamamlayıp âleme neşr eyliyecektir. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar ya’ni hoşlansalar da tamamlayacak, hoşlanmasalar da tamamlayacaktır.(6)
Bu âyet-i kerime’de geçen Nurullah’dan murad, Allah’ın hak dinidir. Allah’ın hak dini güneş gibidir. Üflemekle onu söndürmeye çalışıyorlar. Kur’ân’ı tekzip ederek iptal etmek istiyorlar. Yalanlarıyla Allahû Teâla’nın hüccetlerini iptal etmek istiyorlar. Bunların halleri, güneşi söndürmek isteyenlerin çabalarına benziyor. Yalan sözleriyle Rasûlüllah (sav)’in şanını iptal etmek ve O’nun ortaya çıkışını gizlemeyi murad ediyorlar. Ama Allah nurunu tamamlayacaktır.(7) Yani o kâfirler, Allah’ın dinini yahut kitabını, yahut parlak hüccetini haksız eleştirileriyle söndürmek istiyorlar, Allah ise, onlara rağmen, onu dünyanın her tarafına yayacak ve onu yüceltecektir.(8)
“Allah nurunu tamamlayacaktır.” Bu söz, hem ayetlerde hem de hadislerde geçmektedir. Allah va’dini yerine getirecek ve nurunu tamamlayacaktır. Bizim vazifemiz, insanları zorla Müslüman yapmak değildir. İnsanların kalbinde imanı yaratacak olan Allah’tır. Tohumu zamanında tarlaya ekip onun yeşermesine karışamayan bir çiftçi gibi, biz de iman ve İslam tohumlarını insanların kalp tarlasına ekeceğiz. Onların yeşermesini Allah’a havale edeceğiz.
Kışın arkasından yazı, gecenin karanlığından gündüzü her sene ve her gün getiren; bulutlarla kapanmış gökyüzünü bir anda açıp güneşi her yerde gösteren Allah, bu küfür gecelerini, sefahet bulutlarını ve çirkinliklerle dolu kış mevsimini de bir anda gündüze, güneşe ve yaza çevirebilir. Yeter ki bizler o güzellikleri hak edelim. Onun rahmet ve bereketine itimat edip güvenelim. Habbâb bin Eret -radıyallahu anh- şöyle anlatır:
Bir gün Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem-’in yanına vardık. Kâbe’nin gölgesinde, hırkasını başının altına yastık yapmış dinleniyordu. Müşriklerden gördüğümüz işkencelerden şikâyette bulunarak:
“–Bizim için yardım dilemeyecek misiniz? Allâh’a bizim için duâ etmeyecek misiniz?” dedik.
Rasûlüllah -sallâllahu aleyhi ve sellem- biraz üzüldü, yüzü kızarmış bir vaziyette yerinden doğruldu ve şöyle buyurdu:
“–Önceki ümmetler içinde bir mü’min tutuklanır, kazılan bir çukura konulurdu. Sonra da bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti-kemiği demir tırmıklarla taranırdı. Fakat bütün bu yapılanlar onu dîninden döndüremezdi. Yemin ederim ki Allah mutlakâ bu dîni hâkim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah’tan ve sürüsüne kurt saldırmasından başka hiç bir şeyden korkmadan/endişe etmeksizin San‘a’dan Hadramut’a kadar emniyetle gidecektir. Ancak siz acele ediyorsunuz!” (9)
Allah’ın nurunu tamamlamasından, yeryüzüne hâkim kılmasından şüphe edilemez. Çünkü Allah ve Peygamberi bizi müjdelemektedir. Allah’ın ve Rasulü'nün müjdesine inanmak, imandandır. Bu müjdenin doğrultusunda çalışmak, imanın gereğini yapmaktır. İbn-i Cüreyc (rha)’in ifadesiyle Müşrikler Allah’ın hüccetlerini, delillerini, inkârlarıyla, tekzipleriyle iptal etmek istiyorlardı. Onların bu durumu, güneşi üflemeleriyle söndürmeye çalışanların durumuna verilen bir misaldir. Üflemekle güneşi söndürmek muhal olduğu gibi, hakkı iptal etmekte muhaldir.(١٠) Kur’ân’ı iptal etmek istiyorlar. İslâm’ı defetmek istiyorlar. Rasûlüllah (sav)’i helak etmek istiyorlar. Ama boşuna çırpınıyorlar. Allahû Teâla, kendi dinini maşrıktan mağribe kadar bütün afakta hâkim kılacaktır.(11) Biz bu âyetten anlıyoruz ki; Allah’ın, Peygamberin ve bir bütün olarak İslâm dininin düşmanları üfürükçüdürler. Onlar bilgisiz ve belgesizdirler. Hz. İsa (as)’in elindeki İncil’in müjdelediği Ahmed’i, Muhammed’i (binler salatü selam üzerine olsun) silmeye gayret ediyorlar. Hak ve hakikat bilgisini inkâr edenler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlayacaktır. Kâfirler, karanlığa gömülmüş olanlardır. Karanlıkta karanlık işlerle meşgul olanlar, baştan sona nur/sönmeyen, söndürülemeyen aydınlık olan İslâm’ın cihana hâkim olmasını, insanların hayatına hükmetmesini istemezler. Dolayısıyla İslâm’ın hayata hâkim olmasından hoşlanmayanlar, kâfirlerin ta kendileridir. Allahû Teâla ne buyuruyorsa doğru odur. Peygamber (sav) ne söylüyorsa doğru odur, kâfirler şuç saysa da... Yasalar ve anayasalar yasaklasa da bir tek İslâm’ın hayata hâkim olması için çalışacağız.
Bu âyette Nur-u Kur’ân’ı sihir diyerek iptal etmek isteyenlerin hallerini, güneşi üfürmekle söndürmek isteyenlerin hallerine teşbihle istihzaya işaret için Efvâh lafzı varid olmuştur. Çünkü kuvvet ve metanetle cesim dağlar gibi sağlam olup yıkılmak ihtimali olmayan Kur’ân’ın pek kolay söyleniveren bir sözle iptalini irade etmek, üfürükle güneşin ziyasını söndürmeye çalışmaya benzediğinde şüphe yoktur. Bu gibi şeylerle uğraşmak bir cinnettir. Şeriatın şanına ta’zim için şeriat-ı garra’ Nur’la tabir olunmuştur. Zira nur herkesin hidayeti ve yolunu bulmasına sebep olduğu için şeriat da temessük edenlerin hidayetine sebep ve vesiledir. Rasûlüllah (sav)’in kâffe-i mükellefine mebus olduğuna işaret için Şeriat manasına olan Nur Allahû Teâla’ya muzaf kılınmıştır. Çünkü şeriat Allah’ın nuru olunca o nurdan ziya almak isteyenlerin cümlesini ihata eder. müstesnası olamaz. Binaenaleyh Rasûlüllah (sav)’in şeriatı, cümle insü cinne şeriattır.(12)
Allah’ın nurunu tamamlayacağına inanmak; davadır, mayadır. İslâm ümmetini bütün zamanlarda ve zeminlerde yeniden birleştirecek olan ruhtur. İslâm ümmetini sömürüden kurtaracak olan diriliş muştusudur. Hakka, hakikate, adalete ve tevhide dayalı, yeni bir dünyanın daimi kıvılcımıdır. Bil ve inan ki; Allah yolunda közü küllendirecek olan, onu söndürmek isteyenlerin saldırıları değil, onu savunanların günahları, hataları olacaktır. Biz mü’minler, tevhidi dünyanın muştusunu tutuşturacak közün başında bekleyen bekçileriz. Köze gülenlere aldırma sakın, bırak, onlar külüne baksınlar, sen altındaki kıvılcımı düşün! Ellerindeki sahte ateşleri söndüğünde onlar da bu kapıya gelecekler sakın unutma!.. Geleni kovma, közü paylaşmak için koruduğunu unutma sakın. İlahi yasadır, mü’minlere karşı merhametli, kâfirlere karşı şiddetli kelimeler biriktir heybende. Bil ki, mü’min kalplerin anahtarı merhamet, kâfir kalplerin anahtarı heybet ve cesarettir. Allah’ın nuru hayata hâkim olursa küfrün karanlığı son bulur. Dünya da yardıma gelse ayağa kalkamazlar, değdiğin bütün Müslümanlar yeniden can bulur.
____________________
(1) Saff Sûresi/ 8
(2)  Münâzarât (Said Nursî) Sh: 44, İst/ty.
(3) Fizilal’il Kur’ân (Seyyid Kutub) C: 6, Sh: 3558, Beyrut/1982
(4) El- Cami-u Li Ahkâmi’l Kur’ân (İmam-ı Kurtubî) C: 18, Sh: 85, Beyrut/1965
(5) En- Nüketü ve’l Uyun (Maverdî) C: 5, Sh: 530, Beyrut/ 1992
(6) Hak Dini Kur’ân Dili (M. Hamdi Yazır) C: 7, Sh: 4936, İst/1971
(7) Ruhu’l Meânî (Allame Alusî) C: 28, Sh: 88, Beyrut/ 1985
(8) İrşâdü’l-ʿAḳli’s-selîm ilâ mezâya’l-Kitâbi’l-Kerîm’ (Ebüssuûd Efendi) C: 8, Sh: 241, Beyrut/ ty.
(9) Buhârî, Menâkıb 25, İsti’zân 35, Menâkıbu’l-Ensâr 29; Ebû Dâvûd, Cihâd, 97/2649)
(10) El-Lübab Fi Ulumi’l Kitab (İbn-i Adil) C: 19 , Sh: 56-57, Beyrut/ 1998
(11) Ebü’t-Tayyib Muhammed el-Kannevci Sıddik Hasan Han, Fethü’l-Beyân fî Makasıdi’l-Kur’ân, C: 14 , Sh: 121, Beyrut/1996
(12) Hulasatu’l Beyân Fi Tefsiri’l Kur’ân (Konyalı Mehmed Vehbi Efendi) C: 14, Sh: 5904-5905, İst/ 1960
 
Misak Dergisi 344. Sayı
Temmuz 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya