Misak Dergisi 349. Sayı
Hesap gününe hazırlanan Müslümanlar ile gayr-i müslim olan kafirlerin dünya görüşleri, siyaset, ahlâk ve medeniyet anlayışları birbirinden farklıdır. Kur'ân-ı Kerim'de; "Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan (zûlûmattan) nura çıkarır. Küfredenlerin velisi ise tağuttur. O da kendilerini nurdan (ayırıp) zûlumata çıkarır. Onlar cehennemin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar" (El Bakara Sûresi: 257) hükmünün beyan buyurulduğu malûmdur. İmam Fahrüddin-i Râzî; bütün müfessirlerin 'nûr ile zulumât kelimelerinden kasdın iman ve küfür olduğunda ittifak ettiklerini' beyan etmiştir. Müfessir İbn-i Kesîr ise, önemli bir inceliğe işaret ederek şu tesbitte bulunmuştur: 'Allahü Teala (cc) bu ayette nuru tekil, zulumâtı ise çoğul olarak zikretmiştir. Şüphesiz ki hak (nur) tektir. Küfrün çeşitleri ise çoktur. Hepsi de batıldır.
Misak Yayın Heyeti
23.12.2019 10:00
249 okunma
Paylaş
AYIN KONUSU • Hüsnü AKTAŞ
04. Sh: 
 Modern Hurafeler, Tevhid-i Tedrisat Dayatması ve Mecburi Eğitim

İKTİBAS • Faruk ÖNALAN

08. Sh: Ebubekir el-Bağdadi: Bir Projenin Sonu

SİYASET • Mütercim/A.Kerim DEMİRCİ

11. Sh:  İslâm Ülkelerinde Müslüman Kardeşler Hareketinin Etkileri

MAKALE • Bünyamin ATEŞ

14. Sh: Totalitarizm ve Tek Adamlık Tartışmaları

SOHBET • Sabiha ATEŞ ALPAT

17. Sh: Furkan Olan Kur'ân

İNCELEME • Mustafa ÇELİK

19. Sh: Gayr-i Müslimlerin Müslümanlar Üzerindeki Velâyetleri Gayr-i Meşrudur

AKAİD• İbrahim DÖNERTAŞ

23. Sh:  Tekfir Üzerine Notlar

TEFSİR• Mustafa YUSUFOĞLU

28. Sh:  Cihadın Hakkını Vermek

HADİS • Mehmet İMAMOĞLU

32. Sh: 'Kur'ân'a Aykırı Hadis, Hadis Olamaz'

FIKIH • Yusuf KERİMOĞLU

39. Sh: Rızk Temini İçin Çalışmanın Hükmü ve Sıfatı

KİTAP • Mehmed Zahid AYDAR

42. Sh: Ku'ân'a Göre Sünnet'in Hüccet Değeri
 
 
 
_________________________________________________
YAYIN siyasetini, güzel sözlü insanların ortak vasfı olan 'her teklife kulak vermek ve o tekliflerin en güzeline uymakla' sınırlandıran mecmuamız, elinizdeki bu sayı ile birlikte otuzuncu hizmet yılına başlamıştır. Bizi buna muvaffak eden Allahû Teâla'ya (cc) hamd-ü senâ ederiz. Yönetim Kurulumuz, İslâm Fıkhı'ndaki selem akdinin hükümlerine göre yapılan abone işleminin süresini bir yılla sınırlandırmıştır. Abone ücreti, geçtiğimiz yıl olduğu gibi yurt içi 140.oo TL, yurt dışı 50 Euro'dur. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi mecmuamız cezaevinde bulunan mahkûmlara (talep etmeleri halinde) ücretsiz olarak gönderilecektir.
Bilindiği gibi içinde yaşadığımız alem, imtihan dünyasıdır. Elbette her imtihanın bir neticesi vardır. Allahû Teâlâ (cc) kendisine ihlâsla teslim olan (inanan) ve salih amel işleyen kullarına cennet hayatını vaadettiği gibi (El -Kehf Sûresi: 18/107); kâfir, münâfık ve müşrikler için de cehennem azabını hazırladığını haber vermiştir. Hevâlarını ilâh edinen müşriklerin önde gelenlerinin, Peygamberimiz Efendimiz'e; (sav) "Bu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş" sualini sormaları ve ölümden sonra tekrar dirilmeyi inkâr etmeleri üzerine şu Âyet-i Kerime inzal buyurulmuştur: "De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O her yaratmayı hakkı ile bilendir." (Yasin Sûresi: 79) Günümüzde yaygın olan dünyevileşme fesadı, Allahû Teâla'nın (cc) hukukunu hafife alma ve hesap gününü unutma hastalığının yayılmasını beraberinde getirmiştir. İslâm âlimleri, müsbit olan delilleri esas almış, Allah'a (cc) ve ahiret gününe iman üzerinde hassasiyetle durmuşlardır. Kur'ân ve Sünnet'te; Allah'a ve ahiret gününe iman, birbirinden ayrılmayan ve birbirini tamamlayan iki unsur olarak zikredilmiştir. Hz. Ebû Hureyre'den (ra) rivayet edilen Hadis-i şerif'te, Peygamberimiz Efendimiz'in (sav): "-Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse; ya hayırlı bir söz söylesin, ya sussun. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, müsafirine ikramda bulunsun"(1) emrini verdiği malûmdur.
Ahiret hayatını inkar eden, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan ve şehvetlerinin peşinde koşan kimseler, yeryüzünde fesadın yayılmasını arzu ederler. Dünyevileşme fesadı ile sekülerizm ve lâiklik felsefesi arasında zaruri bir münasebet vardır. Sekülerizm kavramını ilk defa kullanan George Jacop Holyoake, sekülerliği; 'dini inançlardan kaynaklanan bütün düşüncelerin dışlanması' şeklinde tarif etmiştir. Dünyevileşme fesadının, felsefi anlamda sekülerizm ve laiklik denilen tercihlerle olan münasebeti, et ile tırnağın münasebeti gibidir. Laikliğin felsefî değerini, kasdını ve ortaya çıkış macerasını bir tarafa bırakmak ve bu siyaset tarzını sadece 'yönetim tekniği' gibi takdim etmek doğru değildir. Laikliğin en yalın tanımı, din ile siyasi iktidarın egemenlik alanlarını birbirinden ayırmaktır. Bu açıdan İslâm ile lâiklik; birbirinin zıddı olan iki ayrı dünya görüşünün ifadesi olduğu gibi, birbirini mahkûm eden iki ayrı inancın belirleyici unsurlarıdır.
Hesap gününe hazırlanan Müslümanlar ile gayr-i müslim olan kafirlerin dünya görüşleri, siyaset, ahlâk ve medeniyet anlayışları birbirinden farklıdır. Kur'ân-ı Kerim'de; "Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan (zûlûmattan) nura çıkarır. Küfredenlerin velisi ise tağuttur. O da kendilerini nurdan (ayırıp) zûlumata çıkarır. Onlar cehennemin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar" (El Bakara Sûresi: 257) hükmünün beyan buyurulduğu malûmdur. İmam Fahrüddin-i Râzî; bütün müfessirlerin 'nûr ile zulumât kelimelerinden kasdın iman ve küfür olduğunda ittifak ettiklerini' beyan etmiştir. Müfessir İbn-i Kesîr ise, önemli bir inceliğe işaret ederek şu tesbitte bulunmuştur: 'Allahü Teala (cc) bu ayette nuru tekil, zulumâtı ise çoğul olarak zikretmiştir. Şüphesiz ki hak (nur) tektir. Küfrün çeşitleri ise çoktur. Hepsi de batıldır.'(2)
Günümüzde resmi ideoloji ve çağdaş uygarlık adına piyasaya sürülen siyasi rejimler ve yönetim teknikleri, zalim politikanın ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İslâm âlimleri zalim siyasetin haram kılındığını ifade ederken, şu tesbitte bulunmuşlardır: 'Siyaset ağır bir şeriat olup iki nevidir. Siyaset-i zâlime: halkın (insanların) haklarına zıt olan siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır. Siyaset-i âdile: halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini men eden siyasettir ki, şeriattan sayılır.'(3)
Adaletin mülkün (devletin/iktidarın) temeli olduğuna inanan Müslümanların; hem kendi nefislerine, hem çevrelerine karşı âdil olmaları zaruridir. Bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa (kavme) duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın. Adaletli olun. Bu takvaya daha uygundur." (El Mâide Sûresi: 8) Dikkat edilirse "...bir topluluğa (inancından, etnik kökeninden, cinsiyetinden veya diğer sebeplerden dolayı) duyduğunuz kin, sizi adaletten uzaklaştırmasın" emri verilmiştir. Buradaki emir, umumî bir beyandır. Müslümanların adaletin gerçekleşmesine engel olan halleri iyi tesbit etmeleri ve bunları ortadan kaldırmak için gayret sarf etmeleri zaruridir.
 
Allahû Teâla'ya (cc) emanet olunuz.
MİSAK YAYIN HEYETİ
 
 

Misak Dergisine
Yıllık Abone
Olmak için...
 
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya