Cihadın Hakkını Vermek (2)
Allah yolunda Allah için cihad etmek âdet değil, ibadettir. Cihad etmek ibadet olduğu gibi, cihadın hakkını vermek de ibadettir. Çünkü bunun her ikisi de Allah'ın emridir. Bu hakikat muhkem nass ile sabittir:"Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim'in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur'ân'da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!" (El Hacc Sûresi/78) Allah için cihad etmek âdet değil, ibadettir. Cihad etmek ibadet olduğu gibi, cihadın hakkını vermek de ibadettir. Rağıb el-İsfehânî'nin belirttiğine göre cihad üç çeşittir. Birincisi, görünürdeki açık düşmana karşı bütün güç ve kuvvetini harcamaktır. İkincisi, şeytana karşı gücünü sarf etmektir. Üçüncüsü, nefse karşı bütün takatini kullanmaktır. Cihad kavramının anlam alanı alabildiğine geniştir. Allah düşmanlarını memnun etmek için cihad kavramına farklı manalar yüklenemez. Şayet yüklenirse tuğyan olur.
Mustafa YUSUFOĞLU
23.12.2019 11:30
197 okunma
Paylaş

CİHAD ehli olmakla cinayet ehli olmak aynı şeyler değildir. Evcilik oynamakla ev yapılmaz. Din adına cinayet işleyenler var diye cihad ibâdeti de inkâr edilemez. Müslüman Müslümana karşı cihad edemez, Müslüman Müslümanla savaşamaz. Cihadın hakkını vermek, canilerin cinayetlerine son vermektir. Bunun da yolu Peygamber ve sahabesi nasıl cihad etmişlerse öyle cihad etmektir. İslâm dini, savaşa ancak Müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslâm'a ve İslâm ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış ve meşru gördüğü bu savaşı, diğerlerinden (istilâ, işgal vs.) ayırmak için ona da cihad adını vermiştir. Bütün bunları göz ardı ederek cihadı, gayrimüslimleri zorla Müslüman yapmanın bir vasıtası olarak takdim etmek ve; "Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin, Allah'tan âfiyet dileyin. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki cennet, kılıçların gölgesi altındadır"(11) buyuran Rahmet Peygamberi'ni dünyaya savaş ilan etmiş gibi göstermek ilmi gerçeklere aykırı olduğu gibi, ahlâkî ölçülerle de bağdaşmaz.

Cihad, şahısların yolunda ve şahısların rızası için yapılmaz. Cihad Allah yolunda Allah düşmanlarına karşı Allah için yapılır. Bu âyetten öncelike bunu anlıyoruz. Bu âyetin tefsirinde İmam-ı Kurtubî (rha) şunları kaydediyor: "Allah (yolun)da da hakkıyla cihad edin." Bu âyetle kâfirlere karşı cihad kastedilmiştir, denildiği gibi; yüce Allah'ın vermiş olduğu bütün emirleri yerine getirmek ve bütün yasakladıklarından uzak durmaya işaret olduğu da söylenmiştir. Yani nefislerinize karşı Allah'a itaat etmek, nefislerinizi hevalardan uzak tutmak uğrunda cihad ediniz. Vesveselerini reddetmek suretiyle şeytana karşı cihad ediniz. Zulümlerini reddetmek uğrunda zalimlere karşı cihad ediniz. Küfürlerini bertaraf etmek için de kâfirlere karşı cihad ediniz.

İbn Atiyye dedi ki: Mukâtil dedi ki: Bu âyet-i kerîme yüce Allah'ın: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun"(12) âyeti ile nesh olunmuştur. Hibetullah da böyle demiştir: Yüce Allah'ın:"Hakkıyla cihad edin" âyeti ile diğer âyet-i kerîmedeki:"Allah'tan nasıl korkmak lazım geliyorsa, öylece korkun."(13) âyeti, verilen bu gibi emirlerde güç yetirilebilinen dereceye hafifletilmek suretiyle neshedilmiştir. Ancak burada bir neshin varlığını kabul etmeye ihtiyaç da yoktur. Çünkü zaten başından beri hükümden kastedilen de budur. Çünkü "hakkıyla cihad edin" âyeti sizi zora koşmayacak kadarıyla cihad edin, demektir.

Said b. el-Müseyyeb'in rivâyetine göre de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Dininizin en hayırlı olanı, en kolay olanıdır."(14) Ebû Ca'fer en-Nehhâs dedi ki: Bu âyet, hakkında neshin câiz olmayacağı âyetlerdendir, çünkü bu (radıyallahü anhdaki hüküm) İnsan üzerine farzdır. Nitekim Hayve b. Şureyh de, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ref ederek şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Mücahid, aziz ve celil olan Allah için nefsine karşı cihad eden kimsedir." (15) Yine Ebû Galib'in Ebû Umame'den rivâyet ettiğine göre bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e birinci cemrenin yakınında: 'Hangi cihad daha faziletlidir?' diye sormuş ve ona cevap vermemiştir. Sonra ikinci cemre yanında da ona sormuş, yine cevap vermemiş. Sonra Akabe cemresinin yanında ona sorunca, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Soru soran nerede?" diye buyurunca, adam: İşte ben buradayım, demiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'de: "Zalim bir yöneticinin huzurunda söylenecek hak (adaletli) bir sözdür" diye buyurmuştur. (16)

"Sizi O seçti." Dinini korumak ve emrine bağlanmak için sizi seçen O'dur. Bu da mücahede emrini te'kid etmektedir. Yani üzerinize cihad etmek farzdır, zira bunun için sizi seçen Allah'tır. Yüce Allah'ın: "Dinde size güçlük vermedi" âyeti ile ilgili açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:

1-Güçlük:

Bu âyet-i kerîme bir çok ahkâm ile yakından ilgilidir. Bu da yüce Allah'ın bu ümmete vermiş olduğu özelliklerdendir. Ma'mer, Katade'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bir peygamber olması müstesna kimseye verilmemiş üç özellik bu ümmete verilmiştir. Peygamber'e: "Git, senin için bir güçlük, darlık yoktur" denilirdi. Bu ümmete de: "Dinde size güçlük vermedi" diye buyurulmuştur. Herbir peygamber ümmetine karşı şahittir. Bu ümmete de:"İnsanlara karşı şahidler olasınız diye..." (17) denilmiştir. Peygamber'e: "İste, istediğin sana verilecektir" denilirdi. Bu ümmete de: "Bana dua edin ki ben de duanızı kabul edeyim"(18) diye buyurulmuştur.

2-Kaldırılan Güçlüğün Mahiyeti: İlim adamları yüce Allah'ın kaldırmış olduğu bu güçlüğün mahiyeti hususunda farklı görüşlere sahiptirler. İkrime dedi ki: Bu, helâl kılınan hanımlardan ikişer, üçer ve dörder nikâhlamak ile sahip olunan cariyelerdir.

Maksat namazın kısaltılması, yolcunun orucunu açabilmesi, başka türlüsüne gücü yetmeyen kimsenin ima ile namaz kılması, kör, topal, hasta, gazaya çıkmak için gerekli harcamaları bulamayan fakir, borçlu, anne-babası bulunan kimselerden cihad yükümlülüğünün kaldırılması ve İsrailoğulları üzerinde bulunan ağır yüklerin kaldırılmasıdır. İbn Abbâs'tan ve Hasan-ı Basrî'den rivâyet edildiğine göre bu husus ramazan orucunu bitirmek, kurban bayramı birinci gününü tesbit etmek ve oruca başlamak için hilâlleri (kasıt olmaksızın) daha önce veya daha sonra görmüş kabul etmek hakkındadır. Mesela, Müslümana cemaat, zülhicce hilâlinin görüldüğünü tesbit etmek hususunda yanılacak olup da Arefe gününden bir gün önce vakfe yaparlarsa, yahut ta kurban bayramı birinci günü vakfede bulunurlarsa, bu onlar için yeterli gelir. Çünkü Hammâd b. Zeyd, Eyyub'dan, o Muhammed b. el-Munkedir'den, onun da Ebû Hüreyre'den rivâyetine göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizin oruç açmanız, oruç açtığınız gündür. Kurban gününüz de kurban kestiğiniz gündür." Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Dârakutnî rivâyet etmiş olup (19) lâfzı da zikrettiğimiz şekildedir. Bunun anlamı da şudur: İçtihadınız ile nasıl tesbit ederseniz size herhangi bir vebal ve zorluk söz konusu olmaksızın öyledir. Hadis İmâmlarının rivâyetine göre; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e kurban günü bazı hususlara dair sorular sorulmuş, ona kişinin unutabileceği yahut ta bir takım işleri öne alınıp, bazılarının sonraya bırakılmasına dair bilinmeyen bazı hususlar ve benzerleri hakkında kendisine ne kadar soru sorulduysa, mutlaka: "Yap, bir vebal yoktur" diye cevap vermiştir. (20)

3-Zorluğun Kaldırılması Kimler Hakkında Söz Konusudur?

İlim adamları derler ki: Zorluğun kaldırılması ancak şeriatın gösterdiği yol üzere dosdoğru yürüyen kimseler içindir. Talancılar, hırsızlar ve bir takım hadleri gerektiren suç işlemiş olanlar için ise zorluk vardır. Onlar zaten dinden uzaklaşmakla bu zorluğu kendi aleyhlerine tesbit etmiş oluyorlar. Şeriatte Allah yolunda bir tek kişinin iki kişinin karşısında sebat etmekle mükellef tutulmasından daha büyük bir zorluk yoktur. Ancak sağlam bir yakın ve mükemmel bir azim ile birlikte olması halinde bu, hiç de zor olmaz.

"Atanız İbrahim'in milletine" ez-Zeccâc der ki: Atanız İbrahim'in milletine uyunuz, demektir. el-Ferrâ' da "millet" kelimesi başta gelmesi gereken "kef (benzetme edatı)"nın hazfedildiği takdirine göredir. Sanki; "Milleti gibi (olun)" denilmiş gibidir.Sizler babanızın yaptığı hayır işleri yapınız, anlamında olduğu da söylenmiştir. Burada fiil kelimesi (yapınız) emri "millet" kelimesi yerine kullanılmış olmaktadır.

İbrahim bütün Arapların atasıdır. Burada hitabın bütün müslümanlara yönelik olduğu da söylenmiştir. Her ne kadar bütün müslümanlar onun soyundan gelen çocukları değilse bile İbrahim (aleyhisselâm)'ın müslümanlar nezdindeki saygınlığı, tıpkı evladı nezdinde babanın saygınlığı gibi oluşundandır.

"Önceden de bunda sizi müslüman diye o adlandırdı." İbn Zeyd ile el-Hasen dedi ki: Buradaki "o» zamiri İbrahim'e racidir, yani Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den önce size müslümanlar diye ad veren odur. "Bunda" da şu demektir: Yani onun hükmü gereğince Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e tabi olan muslümandır. İbn Zeyd dedi ki: İşte bu âyet, yüce Allah'ın: "Rabbimiz, ikimizi de Sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da yalnız Sana itaat eden müslüman bir ümmet var et" (21) âyeti ile aynı anlamdadır. En-Nehhâs dedi ki: Bu görüş ümmetin ileri gelen (ilim adam)lerinin görüşüne muhaliftir. Çünkü Ali b. Ebi Talha'nın, İbn Abbâs'tan rivâyetine göre o şöyle demiştir: Daha önceden size müslümanlar ismini veren aziz ve celil olan Allah'tır. Yani hem daha önceki kitaplarda, hem de bu Kur'ân-ı Kerîm'de size bu ismi O, vermiştir. Bu açıklamayı Mücahid ve başkaları da yapmıştır.

"Ta ki Rasûl size" size tebliğ ettiğine dair "şahit olsun. Siz de insanlara karşı" rasullerin kendilerine tebliğ ettiklerine dair "şahitlik edesiniz." Allah yolunda, Allah uğrunda cihat etmek; Allah'ın istediği şekilde müslümanca bir hayat yaşamaya, müslümanca kalmaya cehd-ü gayret etmektir. İşiniz gücünüz Müslümanlık olsun. Çünkü O Allah sizi seçmiştir. Ve sizin için dinde herhangi bir zorluk ta kılmamıştır.

Evet, kendi yolunda, Müslümanlık yolunda sizden cehd-ü gayret isteyen, sizi seçen Allah size bir ayrıcalık tanıyor. Ve üstelik sizi seçtiği, size yüklediği bu Müslümanlık yolunda, yüklediği bu kulluk yükünde bir zorluk da yoktur. Yâni Müslümanlar olarak sizin gücünüzü aşan, takatinizi zorlayan bir sorumluluğunuz da yoktur. Tam size uygun bir kulluk yasası belirledim, buyuruyor Rabbimiz. Siz atanız İbrahim'in dini üzeresiniz. Atanız İbrahim'in milleti üzeresiniz. Evet, biz Müslümanlar atamız İbrahim'in dinine nispet ediliyoruz. Bu bizim için şereflerin en büyüğüdür. Atamız, imamımız, önderimiz, liderimiz İbrahim (as)'dır. Peki, İbrahim (as)'ın dini, milleti neydi? Atamızın milleti İslâm'dı, İslâm milleti idi. Daha önce de, şimdi de size Müslüman ismini veren Allah'tır. İbrahim (as)'ın dini İslâm'dı, İbrahim (as) Müslümandı. Kitabımızın başka âyetlerinin beyânıyla Hz Âdem aleyhisselâmdan bu yana Rabbimizin seçtiği tüm elçilerine gönderdiği din İslâm'dı ve tüm peygamberleri de Müslümandı.

Evet, dün de, bugün de insanlar kendilerini hep İbrahim (as)'a izafe etmeye çalışırlar. Herkes İbrahim (as)'a yakınlık iddiasında bulunuyor. Yahudi'si de Hıristiyan'ı da, Müslümanlar da İbrahim (as)'ın dininde, İbrahim (as)'ın yolunda olmakla övünüyorlar. Peki, acaba gerçekten İbrahim (as)'a yakın olanlar, Onun dininde, onun yolunda olanlar kimlerdir? İşte Rabbimiz bu âyetinde Onun dininde, Onun yolunda olanları haber veriyor.

Ey müslümanlar, mademki Rabbiniz daha önce de, şimdi de size müslüman ismini verdi, öyleyse adınız sadece müslüman olsun. Çünkü bu ismi size Allah verdi. Bu ismin dışında kendinize başka şeref aramayın. Sizi müslüman diye çağırsınlar ve siz Müslüman olarak ölün. Adımız Müslüman. Bütün insanlığın imamı, imamımız İbrahim (as), dinimiz İbrahim (as)'ın dini İslâm'dır. Kendimize bunun dışında ne bir din ararız, ne bir şeref ararız, ne de bir isim peşine düşeriz. Böylece şu son peygamber size şahit olsun diye ki, bu dini o getirdi, bu kitabı o getirdi. Sizi İbrahim (as)'a nispet ettiren o Rasûl size şahittir. Sizler de tüm insanlığa şahitler olasınız diye Rabbiniz size Müslüman ismini vermiş, sizi şereflerin en yücesiyle şereflendirmiştir.

Rasûlüllah Efendimiz biz ümmetine şahittir, bizler de tüm insanlığa şahitleriz. Allah'ın Rasûlü çok güzel bir Müslümanlık sergileyerek biz ümmetine şahit oldu. Bizler de öyle güzel bir Müslümanlık sergileyeceğiz ki tüm dünya insanlığına şahit olacağız. Evet, bu ümmet, bizler, biz müslümanlar Bakara'daki âyetle birlikte söyleyecek olursak: "...vasat bir ümmetiz ve de şahit bir ümmetiz..." Bizi bu dünya üzerinde vasat ve şahit bir ümmet yaptı Rabbimiz. Tüm dünya insanlığına karşı hem denge unsuru, hem de kulluğunun şahitleri yaptı Rabbimiz bizi. Hükmüne tüm insanlığın boyun eğeceği, tüm insanlığın bize bakıp hizaya geleceği, sapıkların sapıklık noktalarını bizde anlayacağı, hakkı bulmak isteyenlerin bize bakarak hakkı bulabilecekleri şahit ve denge unsuru bir ümmet yaptı Allah bizi. Yeryüzünün dengesi bizimle, bu ümmetle kurulacaktır.

Yeryüzünde Allah'a kulluk bizimle açığa çıkacaktır. Peygamber (as) şahsında yaşadığı Müslümanlıkla nasıl ümmetine kulluğu örneklemişse bizler de tüm insanlık için kulluk nümunesi olmak zorundayız. Bu görev tıpkı peygamberin ashabına ve diğer insanlara kendisine vahy olunan dini anlatma ve yaşama konusunda şahitlik etmesi gibi bir görevdir. Çok şerefli, ama o nispette de sorumluluğu olan bir görevdir. Ümmeti içinde peygamberin görevi, sorumluluğu ve şerefi neyse diğer toplumlara karşı bizim de sorumluluğumuz ve şerefimiz odur. Bizler Müslümanlar olarak şu anda tıpkı peygamber gibi tüm insanlık önünde İslâm'ın yaşanılırlığının pratiğini göstermek zorundayız. Bu konuda peygamber ümmetine karşı şahit olduğu gibi, biz de tüm insanlara şahitler olmak zorundayız.

Şimdi biz insanlara şahitler olmak zorundayız. Peki, nasıl şahit olunur insanlara? Bunun yolu, bütün insanlara bu dini götürür, Kur'ân âyetlerini bütün insanlara ulaştırır, dünya üzerinde Allah'tan ve O'nun âyetlerinden, cennetten, cehennemden haberdar edilmedik bir tek insan kalmayacak biçimde herkesi haberdar edebilirsek, işte o zaman biz insanlara şahitlik görevimizi yapmışız demektir. Tıpkı Rasûlullah'ın bu ümmet üzerine şahitlik yaptığı gibi.Öyleyse gelin ey Müslümanlar, öyle güzel bir Müslümanlık yaşayalım ki tüm dünya insanlığı güzeli bizde görsün, kulluğu bizde görsün ve dirilsin. Öyle güzel tebliğ edelim ki Allah'ın dinini yeryüzünde benim bundan haberim yoktu diyen bir tek insan kalmasın.(22)

Cihadın hakkını vermek istiyorsanız; Allah yolunda ve sadece Allah için bütün varlığınızla hareket edeceksiniz. Batıl dinler karşısında dininizi sevecek ve her türlü vesileye karşı dininizle iftihar edeceksiniz. Irkçılığı bırakacak "İbrahim Milleti"nden olacaksınız. "Şucu" veya "bucu" değil sadece "Müslüman" olacak ve sadece "Müslüman" ismiyle iftihar edeceksiniz. Rasûlüllah (sav)'i şahid/örnek ve önder edinerek insanlığın önünde şahid ümmetin şahid ve şehidleri olacaksınız.

____________________

(11) Sahih-i Buhârî, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 19-20; Ebû Dâvûd, Cihad, 89

(12) Teğâbun Sûresi/16 

(13) Âl-i İmrân Sûresi/102

(14)  Ahmed b. Hanbel,Müsned, IV, 338, V, 32

(15) Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 2; Müsned, VI, 20-22

(16) Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 251, 256 Aynı manayı vurgulayan başka rivâyetler: Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Nesâî, Bey'at 37; İbn Mâce, Fiten 20; Müsned, II!, 19. 61, IV, 314, 315.

(17) Bakara Sûresi/143

(18) Mu'min Sûresi/60 

(19) Ebû Dâvûd, Savm 5; Tirmizî, Savm 11; İbn Mâce, Siyam 9; Dârakutnî, II, 163

(20) Sahih-i Buhâri, Um 23, 24; Hacc 125, 131; Müslim, Hacc 327, 331; Ebû Dâvûd, Menâsik 78, 87; Tirmizî, Hacc 45, 76; İbn Mâce, Menâsik 74; Ebû, Dâvûd, Menâsik 65; Muvatta', Menâsik 242; Müsned, II. 159, 160T 192..., III, 326, 3B5

(21) Bakara Sûresi/128

(22) Besairu'l Kur'ân (Ali Küçük) C: 6, Sh: 659-660, İst/ 2019

 
Misak Dergisi 349. Sayı
Aralık 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya