Elfâz-ı Küfür ve Efâl-i Küfürde "Niyet" Meselesi
Elfâz-ı küfür ve efâl-i küfür konularında müçtehid ulemanın kitaplarda yazan fetvalarında, kişinin niyetini, kastını, amacını veya inancını dikkate aldığı veya dikkate almadığı birçok hususlar vardır. Bu hususlar birbiri ile karıştırılır, bilinmez ise, nakiller arasında tenakuz varmış gibi gözükeceğinden mesele zora girer ve yanlış anlaşılır. Ya da başka bir küfür çeşidi için söylenmiş olan bir fetva, uygun olmayan yerlerde kullanılırsa uygun olmayan sonuçlara varılabilir. Bu gibi olumsuzlukları bertaraf etmek için meseleyi izah etmekte fayda vardır. Küfrü gerektiren söz ve fiillerde kalbin niyeti ve durumu, küfür olan fiili harama dönüştürebilir .Meseleler ancak bu durumların bilinmesi ile birbirine karıştırılmadan hüküm doğru olarak tespit edilebilir. Bu sebeple niyet, kasıt, inanç, maksat, amaç gibi kelimelerle ifade edilen ve kişinin kalbi durumunu ifade eden bu kavramların duruma tesir ettiği veya etmediği küfür hallerini ortaya koymaya gayret edelim.
İbrahim DÖNERTAŞ
23.01.2020 11:00
188 okunma
Paylaş
ELFÂZ-I küfür ve efâl-i küfür konularında müçtehid ulemanın kitaplarda yazan fetvalarında, kişinin niyetini, kastını, amacını veya inancını dikkate aldığı veya dikkate almadığı birçok hususlar vardır. Bu hususlar birbiri ile karıştırılır, bilinmez ise, nakiller arasında tenakuz varmış gibi gözükeceğinden mesele zora girer ve yanlış anlaşılır. Ya da başka bir küfür çeşidi için söylenmiş olan bir fetva, uygun olmayan yerlerde kullanılır da, bu sebeple uygun olmayan sonuçlara varılabilir. Bu gibi olumsuzlukları bertaraf etmek için meseleyi izah etmekte fayda vardır. Küfrü gerektiren söz ve fiillerde kalbin durumu, küfür olan fiili harama dönüştürebilir .Yani küfür söz ve fiilleri çeşitlilik yönünden farklılık arz ederler. Bu söz ve fiillerde niyetin durumu değiştirdiği veya değiştirmediği durumlar pek çoktur. Meseleler ancak bu durumların bilinmesi ile birbirine karıştırılmadan hüküm doğru olarak tespit edilebilir. Bu sebeple niyet, kasıt, inanç, maksat, amaç gibi kelimelerle ifade edilen ve kişinin kalbi durumunu ifade eden bu kavramların duruma tesir ettiği veya etmediği küfür hallerini ortaya koymaya gayret edelim.
Niyete Bağlı Olarak Küfür Olan veya Olmayan Fiiller
Bir Mü'mini Kasten Öldürmek: Allah(cc) Kur'ân'ı Kerim'de. "Kim bir mü'mini kasten öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir"(Nisa,4/93) buyurmuştur. Âyetin mealinin zahirinden, bir Mü'mini öldüren bütün insanların, ancak büyük şirk işleyerek, tevbe etmeden kâfir olarak ölenlerin, içinde ebedi olarak kalacakları gibi cehennemde kalacakları anlaşılsa da durum böyle değildir. İmam Kurtubi bu âyeti şöyle açıklar;
"Bu âyette tahsis kaçınılmaz bir şeydir. Kasten mü'mini öldürenin tevbesinin kabul olunacağına dair haberler pek çoktur. Durum böyle olduğuna göre, o halde uygun olan, açıkladığımız şekilde âyetin tahsis edilmiş olduğunu kabul etmek veya İbn Abbas'tan söylediği nakledilen şu kanaate göre hamledilmiş olduğunu kabul etmektir. İbn Abbas der ki: Âyet-i kerimede geçen "kasten öldürmekten maksat, onun öldürülmesini helal kabul etmektir. Bu ise, icma ile küfre varır."(1) Dolayısı ile bir mü'mini öldürmek ancak öldürülmesini helâl görmek inancı ile işlenirse küfür olur. Bu iş helâl görülmez ise kişiyi fasık yapar. Ve hatta bu fiili yapan kimse İslâm devletinin infazları yerine getiren görevlisi ise sevaba bile nail olabilir.
"Kim bir mü'mini kasıtlı olarak öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir."(Nisa,4/93) Ehli sünnet alimleri bu husustaki diğer delillerden dolayı bu âyeti tevil etmiş "Kim bir mü'mini öldürmeyi helal görürse….."(2)veya "Kim bir mü'mini iman etmiş olduğu için öldürürse"(3) manalarını vererek, "helâl görme" ya da "mü'min olduğu için" öldürme inancına bağlı olarak küfür olduğuna hüküm verirler.
Bir Şahsa Secde Etmek: Fetevay-i Hindiyye'de şu hüküm geçmektedir: İbadet kasdıyla herhangi bir şahsa secde etmek de küfür alameti sayılmıştır(4) Fakat bir kimse tapınma kasdı olmadan hürmet için bir büyük karşısında eğilse, yeri öpse veya öpmeye yeltense tekfir olunamaz"(5) Dikkat edersek niyetin değişmesi ile, kişinin tekfir edilmesi hükmü de değişmektedir. Dolayısı ile küfür olan amellerde kişinin niyeti bilinmeden tekfir olunmazlar.
Kılık Kıyafette Benzemenin Hükmü: "Fetâvâ-i Suğrâ"da şöyle deniliyor; "Bir kimse Mecusilerin şapkasını giyse ve onlara kendini benzetse yahut omzu üzerine Mecusilerin alâmeti olan sarı bir bez bağlarsa yahut beline bir ip bağlayıp bunu zünnara benzetirse, yahut bir bağ bağlayıp bu bağı onların bağladığı bağa benzetirse kâfir olur. Eğer bu bezi ve bağı bağlayıp onlara benzetmede bulunmazsa o takdirde kâfir olmaz. Bu şekilde de olsa bir kimse suret ve sîret bakımından kendini Yahudi ve Hristiyanlara benzetse şakadan da olsa kâfir olur"(6)
"El Hulâsa"da şöyle yazılmıştır; "Bir kimse Mecusilerin şapkasını başına koysa bazı âlimlere göre kâfir olur, bazılarına göre ise kâfir olmaz" Sonradan gelen âlimlerden bir kısmı demişlerdir ki; "Eğer soğuk dolayısı ile yahut o şapkayı başına koymadığı takdirde inek süt vermiyorsa bu maksatlar için başa konulursa kâfir olmaz. Onlara benzeme maksadı ile eğer başına şapka giyerse kâfir olur" Ben (Aliyyü'l-Kâri) derim ki; "Yine bunun gibi, bir kimse Kızılbaş Rafizilerin tacını başına koyarsa tahrimen mekruh olur. Çünkü Hz. Peygamber 'Kim bir kavme benzerse onlardandır' buyuruyor. Bazı âlimlerin Türk kıyafeti olan Özbek Kalpağını başa koymanın da bidat olduğunu ileri sürmeleri ise yerinde bir fetva değildir. Çünkü bizler kâfirlere ve bidat ehline kendi şiarları olan kıyafetlerde benzememekle emredilmişiz.
Ğiyâr giymek: Zimmilerin omuzlarına attıkları alâmet yahut kumaş parçasıdır ki, elbiselerinin renginden başka bir renkte olurdu ve bununla müslümanlardan ayrılırlardı. Ğıyâr'ın rengi her bölge ve toplulukta değişik olmakla beraber, genellikle hıristiyanlar için mavi, yahûdîler için sarı, mecûsîler için kırmızı veya siyah olurdu(7) Gıyâr da âlimler tarafından küfür alâmeti sayılmıştır. el-Cürcâni'nin de söylediği gibi ister ğıyâr olsun, ister az sonra açıklayacağımız zünnâr veya başka bir alâmet olsun, bunları takınmak, giyinmek, kuşanmak, gayrı müslimlere ta'zim niyet ve kasdıyla olursa küfür olmaktadır. Böyle bir kasıt olmadığı, hakiki inancının da İslâm'a zıtlık teşkil etmediği anlaşılırsa bu kişi tekfir edilemez(8) İmam Cürcani'de yine niyeti ön plana alarak kişinin kafirlerin simgeleri olan şeylerin küfür olmakla birlikte kasıt ve niyetin bu olmaması sebebi ile kişinin küfrünü engellediğini beyan eder.
Kafirlerin Bayramlarını Kutlamanın Hükmü: Fıkhı Ekber şerhinde Aliyyü'l-Kâri şu nakilleri yapar; "El-Hulâsa" adlı kitapta zikredildiğine göre bir kimse "Nevruz" gününde bir Mecusiye yumurta hediye etse kâfir olur. Çünkü bu Mecusiye küfründe ve hatalarında yardımcı olmuştur. Nevruz gününde bir Müslümana kâfirlere benzeme kastı ile yumurta hediye ederse yine onlara benzemiş olur. Ancak bilerek değil de tesadüf ederse o zaman küfür olmaz" "Fetâvâ-i Suğrâ" da yazıldığına göre; "Bir kimse daha önce satın almadığı halde özellikle Nevruz gününe saygı için bir şeyler satın alırsa kâfir olur" çünkü bu Hareketi ile kâfirlerin bayramına saygı göstermiş olur. Ancak ihtiyaç sebebi ile satın alırsa o zaman bir şey lazım gelmez.(9) Bu fetvada da, (kâfirlere) "benzeme kastı" ve "saygı gösterme" niyetlerine dikkat çekilmektedir.
Kilise ve Havralara Gitmek: Gayr-ı müslimlerin tapınaklarına (kilise, havra, katedral vb. gibi)  ibâdet kasdıyla gitmek, buralardaki ibâdetin başka yerlerdeki ibâdetten daha faziletli olduğuna inanmak dinden çıkmaktır.(10)Fakat yukarıdaki yerlere ibâdet kasdı olmaksızın, mahiyetleri ve işleyişleri hakkında bilgi edinmek için gitmekte bir sakınca yoktur.(11)
Bir Müslümanı Tekfir Etmek: İbn Hacer el-Heysemi "ez-Zevacir an iktirafi'l-Kebair" isimli eserinde şöyle der; "352 ve 353 Numaralı günah: İslâm adını küfre çevirmeden, yani tekfir etmeden, sadece sövmek amacıyla kişinin Müslümana 'kâfir' veya ‘Allahu Teâlâ'nın düşmanı' demesi. (başlığından sonra, ‘kim kardeşine kâfir derse, ikisinden birine döner' hadisini aktardıktan sonra şöyle devam eder) "Bu da büyük bir tehdittir. Çünkü küfrün veya Allah'ın düşmanlığının kendisine dönmesi tehdidi bulunmaktadır. Bu, ‘Adam öldürme Günahı' gibidir. Bu nedenle ‘kâfir' ya da ‘Allah düşmanı' sözünü söyleyen kişi, bunu haksız olarak yapmışsa küfre girer. Çünkü Müslüman olan kişiyi kâfir veya Allah'ın düşmanı olarak nitelemiştir. Bu ise onun küfrünü gerektirir. Yahut büyük günah olur. Çünkü tekfir etmeyi kastetmemiştir. Bu ise büyük günah ve şiddetli azabı gerektirir. Bu nedenle bu sözler büyük günahın belirtisidir. İbnul Kayyum şöyle der; "Allahu Teâla ve Rasûlü'nün (sav) kâfir demediği kişiyi tekfir etmek, büyük günahlardandır."(12) Bu açıklamada da "tekfir etmeyi kast etmediği için" aslında küfür olan, bir Müslümana kâfir deme fiilinin, büyük günaha dönüşmesi söz konusu edilmektedir.
Aralarındaki bir geçimsizlik ve anlaşmazlık sebebiyle karı - kocadan biri diğerine kâfir dese çoğunluğa göre kâfir olmaz, karı da kocasından ayrılmaz.(13) Bu tip meselelerde tercih edilen görüş: "Kızgınlık, hırçınlık, sövme gibi sebeplerle eşlerden biri diğerine kâfir demişse kâfir olmaz" şeklindedir. Çünkü gadab halindeki şahsın psikolojik durumu, bu sözü mantığı ile düşünerek söylemediğinin bir delilidir. Yani deli ve sarhoş gibidir. Ayrıca kalben de eşinin kâfir olduğuna inanmamaktadır. Eğer aklı başında iken eşinin kâfir olduğuna inanır ve bu inancını dile getirirse hanefî fetva kitaplarından ez-Zâhîriyye'de belirtildiği gibi kendisi kâfir olur.(14)
Kâfirlere Yardım Etmek Küfür mü? Günah mı?:
Kadı Ebu Yâ'la(15); EbuBekr el-Cessâs(16)İbnu'l-Cevzi(17)gibi kimi âlimler sahabeden Hâtıb bin Beltea'nın kâfirlere yardım etmesinin küfür olduğunu, fakat tekfir edilmesine mani bir özür bulunduğu için tekfir edilmediğini söylemişlerdir. Hâtıb'ın fiilinin küfür olduğu görüşüne göre; Hatıb bin Beltea kıssası, Müslümanlara zarar verecek bir haberi kâfirlere ulaştırmanın küfür olduğuna delildir.
Bu görüşte olanlara karşı İmam Şafii, İmam Tahâvi, İbnTeymiyye ve İbnu'l Kayyım gibi ulemâ ise, Hâtıb'ın yaptığının küfür olmayıp masiyet (Günah) olduğuna kâni olmuşlardır.(18) İmam Şafii (rha)'in bu hadis hakkındaki yorumunu dinleyelim; "Bu hadiste, zanlardan hareketle hüküm vermenin bir kenara bırakılması söz konusudur. Çünkü mektup Hâtıb'ın (ra) aynen dediği gibi bu eylemi, İslâm hakkında şüphe ederek değil de, ailesini korumak için yapmış olduğuna, İslâm'a karşı bir rağbetsizlikten dolayı değil de, bir hatadan dolayı yapmış olduğuna ve en kötü manaya (küfre) ihtimalli olduğu için, ihtimalli olan bu fiilinde söz, onun (Hâtıb'ın) sözüdür. Bu konuda Rasulullah (sav) Onu öldürmeme hükmüne varmış ve hakkında baskın olan durumu işletmemiştir."(19) Dikkat edersek İmam Şafii (rha)'de niyet meselesini yani "İslâm hakkında bir şüphe" nedeni ile değil "ailesini korumak için" yapmış olduğunu ön plana alarak aslında küfür olan bir fiilin, niyet sebebi ile başka bir hale dönüşmesine işaret etmektedir. Bu eylem başlı başına küfür olsa idi Rasulullah (sav) onu direkt tekfir ederdi ve kastını sormazdı. Yine Hatıb'in "ben bunu küfretmek için yapmadım" sözü de bu eylemin ancak şirki sevmek, şirkin islâm'a üstün gelmesini istemek şartıyla küfür olacağına delalet etmektedir.
İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân isimli tefsirinde, "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin" (Mümtehine,1)âyetini tefsir ederken bu âyetin sebebi nüzulü olarak Hâtıb bin Beltea olayını gösterir(20) ve sonra bu işi yapanın hükmünü şöyle ortaya koyar; "Müslümanların gizli hallerini iyice bilip bu hallerine onların aleyhlerine dikkat çeken, düşmanlarına onların haberlerini bildiren bir kimse, eğer bu işi dünyevi bir maksatla yapıyor ve buna rağmen itikadı da sağlam ise bu davranışı dolayısıyla kâfir olmaz(21)Burada da aynı mahiyet söz konusu. Aslında küfür olan bir fiil "dünyevi çıkarlar için" yapılmakta ise, kişinin akidesi sağlam ise, yani yaptığı işteki niyeti bozuk bir inançtan dolayı değil ise, o zaman İmam Kurtubi o kişinin kafir olmayacağını beyan etmekte ve niyetin hükümlerdeki etkisine dikkat çekmektedir.
Velayet Şirki:
Kişinin mü'minleri bırakıp, kâfirleri dost edinmesi ve mü'minlerin aleyhinde onlara maddi ve manevi açıdan yardımda bulunması velâyet şirkinin en belirgin özelliklerindendir. Kişinin mü'minlerin sırlarını, gizliliklerini ve sadece mü'minlerin bilmesi gereken bilgileri tağutlara bildirmesi de velâyet şirkinin içine girer. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey İman edenler! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri veli, (dost) edinmeyin."(Nisa,4/144) Bir başka âyet "Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri veli, edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah ile dostluğu kalmaz"(Âl-i imran, 3/28)(22)âyetlerini delil getirerek kâfirlere yardım etmenin küfür olduğunu beyan ederler. Fakat bu mesele âlimler arasında ihtilaflı bir meseledir. Bu konu hakkındaki diğer açıklamaları inceleyelim;
Allah(cc) Kur'ân'ı Kerim'de Maide suresi 80. ve 81. âyette; "Onlardan birçok kimsenin kâfirleri veli edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine hazırladığı şey ne kötü şeydir! Çünkü Allah onlara gazap etmiştir. Azapta da ebedi kalıcıdırlar. Eğer Allah'a, Peygamber'e ve O'na indirilene iman etmiş olsalardı, onları veli edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu fâsık kimselerdir" buyurulmaktadır. Bu âyetleri hakkında İmam Kurtubi tefsirinde şu açıklamaları yapar: "Kâfirleri" yani, dinleri üzerinde olmadıkları halde müşrikleri, "veli edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine hazırladığı şey" yani, güzel ve süslü gösterdiği şey "ne çirkin şeydir. Yüce Allah'ın; "Eğer Allah'a, Peygamber'e ve O'na indirilene iman etmiş olsalardı, onları veli edinmezlerdi" buyruğu; bir kâfiri veli edinen bir kimsenin onun inandığı gibi inanması ve yaptığı işlerden razı olması, halinde; kâfir olduğuna delâlet etmektedir." diyerek, kâfirleri veli edinmenin ancak "Onların inandığı şeylere inanması ve ve yaptıkları işlerden razı olması" şartına bağlı olduğunu izah eder. Kâfirlerin inandığı gibi inanmayan ve onların yaptığı işlerden razı olmayan kimseler, onlara itaat etseler de onları veli edinmiş sayılmazlar.
Müşriklere İtaat Etmek: Allah (cc) Kur'ân'ı Kerim'de: "Eğer (müşriklere) itaat ederseniz, sizler de müşriklersiniz"(Enam,6/121) buyurmuştur. Bu âyeti kerimenin açıklamasında İmam Kurtubi (rha) şöyle der: "Eğer onlara itaat ederseniz." yani, meyteyi helâl kabul etmek hususunda onlara uyarsanız, "elbette siz de müşrikler olursunuz." Âyet-i kerime şuna delildir: Kim Allah'ın haram kıldığı herhangi bir şeyi helâl kabul edecek olursa, bununla müşrik olur. Şanı yüce Allah ise meyteyi açık nass ile haram kılmıştır. Başka herhangi bir kimsenin koyduğu bir hüküm ile meyte helâl kabul edilecek olursa, kabul eden şirk koşmuş olur.
İbnü'l-Arabî der ki: Mü'min bir kimse itikadı ilgilendiren hususlarda müşrik bir kimseye itaat edecek olursa bu itaati sebebiyle o da müşrik olur. Fakat fiilen ona itaat etmekle birlikte onun inancı tevhid üzere sağlıklı bir şekilde devam ediyor ve tasdikini sürdürüyorsa asi(fâsık) olur. Bunu böylece belleyiniz." Açıklamaları, itaatin ancak akidenin bozulması şartına bağlı olarak, kişinin müşrik olacağını izah eder. Akidesi ve inancı sağlam olduğu halde, akide meselelerinde bile itaati gerektiren hususlarda hemen tekfire gitmemekte fayda vardır.
Kâfirleri veli edinme ve müşriklere itaat etme ile ilgili âyetlerin zahiri metinlerine sarılarak hüküm çıkaran ve bu hüküm ile insanları tekfir eden kişiler usül dışı hareket eden, günahkâr kişilerdir. Bu hususta âlimler, müçtehid olmadığı halde hüküm çıkaran kimselerin, söylemiş oldukları konularda isabet etseler bile günaha gireceklerini beyan etmişlerdir.
Allah'ın İndirdikleri ile Hükmetmemek:
Ehli Sünnet ve'l Cemaat mezhebi dışında bulunan, Haricîler ve Mutezile, "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendileridir"(Maide,5/44) âyetinin zahirine göre, Allah'ın indirdiği hükümleri kalben tasdik eden kişinin, bu hükümler gereğince amel etmemesinin kendini kâfir yapacağını ileri sürmüşlerdir. Halbuki ehl-i sünnet âlimleri bu âyeti,"Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmemeyi helâl görürse"(23) veya "Allah'ın indirdiği hükümlerin batıl olduğunu iddia edenler"(24) ya da " Kim hükümlerin gereğine inanmaz, Allah'ın hükümlerine teslim olmazsa kâfirlerin ta kendileridir"(25)diye tevil etmişlerdir.(26) Açıklamalara dikkat edersek, ehli bidat mezheplerden olan Hariciler ve Mutezile, kişi kalben Allah'ı hükümlerini tasdik etse de, en güzel ve en doğru hükümler Allah'ın koyduğu hükümlerdir dese de, Allah'ın hükümleri ile hükmetmemeyi doğru görmese de yine de kâfir olur, demişlerdir. Buna karşılık ehl-i sünnet âlimleri, kâfir olmayı "helâl görme", "batıl olduğuna inanma" ya da "Allah'ın hükümleri ile hükmetmek gereksizdir" akidesini benimsemek şartına bağlamışlardır. Mâturîdi, Alî el-Kârî, İbnManzûr ve Âmidî'de geçen nakiller bu şekildedir.
El-Akidetu't-Tahâviyye'de konu ile ilgili şu açıklamalar vardır; "Yüce Allah'ın ve Rasulü'nün kâfir diye adlandırdığı kimseye bizimde kâfir diye adlandırabileceğimizi ittifakla kabul etmişlerdir. Zira Yüce Allah, Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmeden kimseye kâfir ismini verirken, bizim bu kimseleri kâfir olarak isimlendirmememiz imkânsız bir şeydir. Ancak, iman söz ve ameldir, artar ve eksilir diyenler; "Böyle bir küfür itikadi bir küfür olmayıp, ameli bir küfürdür derler ve bunlara göre küfrün çeşitli mertebeleri vardır. Kimi küfür kendisine göre daha aşağıdadır. Nitekim bunlara göre imanda da aynı durum söz konusudur. İman tasdikten ibarettir. Ameller imanın kapsamı içerisine girmez, küfür de inkâr demek olup her ikisi de ne artarlar, ne de eksilirler; diyenler ise bu hususta şöyle derler, Bu gibi küfürler hakiki değil, mecâzi küfürdür. Çünkü hakiki küfür kişiyi dinden çıkartan küfürdür."(27) Mecazi küfürler ise insanı dinden çıkarmaz.
Tahâvi'deki açıklama devam ediyor; "Burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. O da şudur; Allah'ın indirdiklerinden başkası ile hükmetmek, bazen kişiyi dinden çıkartan bir küfür olabilir. Bazen de küçük ya da büyük bir masiyet, ya da küfür olur. Bu durumda da o, ya az önce sözü edilen görüşlere göre mecâzi küfürdür, ya da küçük bir küfürdür. Bu da hükmedenin durumuna göre değişir. Eğer o, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmenin vacip olmadığına inanır, hükmetme ve hükmetmeme arasında muhayyer olduğu kanaatini taşırsa yahut o hükmün Allah'ın hükmü olduğuna kesin inanmasına rağmen onu küçümsüyor ise bu büyük küfürdür. Eğer Allah'ın indirdikleriyle hükmetmenin farziyetine inanır, o olay ile ilgili Allah'ın hükmünü bilir,-cezayı hak ettiğini itiraf eder de- buna rağmen Allah'ın indirdiği ile hükmetmez ise, böyle bir kimse asi günahkârdır ve buna mecâzi küfür yahut küçük küfür ile kâfir olmuş denilir."(28) El-Akidetu't-Tahâviyye'deki açıklamalara da bakıldığı zaman hükmetmeme konusunda yine Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyen kişilerin, bu işi yaparken hangi inanç üzerine oldukları dikkate alınmıştır. Allah'ın hükümlerini "küçümseme", "farziyetine inanmama", "gereksiz görme, ya da "muhayyer olma" gibi hususiyetlere inanarak Allah'ın hükümlerini uygulamayanların, insanı dinden çıkartan "hakiki küfür", ya da "büyük küfür yani "itikadi küfür"de oldukları açıklanmıştır. Buna karşılık Allah'ın hükümlerinin farz olduğuna inanan, buna rağmen Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyi terk edenlerin ise, Müslümanlığını kaybetmediğini, günahkâr ve asi bir Müslüman olduğunu beyan eder. Âyetteki küfrün de, insanı dinden çıkarmayan küçük küfür, ya da mecazi küfür olduğu bildirilir.
İbn Teymiyye'nin Görüşler:
Yine Muhammed bin Said el-Kahtani "el-Vera ve'l Bera" isimli eserinde İbni Teymiyye (rha)'den şu nakli yapar: " Minhacu's-Sünne adlı kitabında, İbnTeymiyye şöyle der; ‘Bir kimse Allah'ın Rasûlüne indirdiğiyle hüküm vermek vacib ve gerekli değildir diye inanıyorsa, bu kişi hiçbir şüpheye yer olmaksızın kâfirdir. Zira her kim, Allah'ın indirdiğine tabi olmaksızın, O'nun hükmünden dönerek, insanlar arasında kendi görüş ve düşüncesine göre hüküm vermeyi helâl sayar ve uygun bulursa, o kimse kâfirdir. Herhangi bir ümmet ve toplum düşünün ki, adaletle hükmetmeyi, evet sadece böyle yapmayı emretmektedir. Ancak bazen bu, toplumun dininde (inançlarında) adalet, onların büyüklerinin, önde gelenlerinin ileri sürdüğü görüşler olabilir. Hatta bunun daha ötesi de vardır. Böyle yapan kimselerin birçoğunun Müslüman olduklarını ya da İslâm'a mensup bulunduklarını da görebiliriz. Hatta öyledir de. Bunlar bulundukları toplumların adet ve töreleriyle, ortaya koymuş oldukları hükümlerle hükmederler de, Allah'ın hükmüyle hükmetmezler. Tıpkı bedevilerin cahili gelenekleri, adetleri ve taklidleri gibi. İşte kendilerine itaat olunan emirler, kitab ve Sünnet'e önem vermeksizin, kendisiyle hüküm verilmesi gereken şeyler, kendilerinin öngördüğü hükümler olursa, işte bu küfürdür. Aslında birçok insan Müslüman olmuştur. Buna rağmen hala aralarında sürdürdükleri hükümler, hâkim kimselerin öngördüğü gelenekler, adetler ve hükümler olmaktadır. Şâyet bunlar, Allah'ın indirdiğinin dışında bir şey ile hüküm vermenin, kendileri için caiz olmadığını bilirlerse, bir şey denemez. Aksine böyle değil de, Allah'ın indirdiğinin hilafına olan şeylerle hükmetmenin helâl olduğunu kabul ederlerse, işte bunlar kâfirlerdir"(29) İbniTeymiyye(rha)'nin son sözlerine tekrar dikkat çekersek, "Allah'ın indirdiğinin dışında bir şey ile hüküm vermenin, kendileri için caiz olmadığını bilirlerse, "bir şey denemez" diyerek kişinin kâfir olmasını, Allah'ın indirdiğinin dışındakiler ile hükmetmeyi "helâl" görme şartına bağlamıştır. "Allah'ın indirdiğinden başka şeyler ile hükmetmek caiz değildir" inancında olduğu halde yine de Allah'ın hükümleri ile hükmetmez ise "bir şey denemez" sözü, "kâfir olmaları hususunda bir şey denemez" anlamındadır yoksa bu söz onların "vebal altında olmadıkları" anlamına gelmez. Yine özellikle dikkat etmemiz gereken bir husus, İbni Teymiyye'nin de bütün ehl-i sünnet âlimleri gibi, Allah'ın indirdikleri ile hükmetmemenin kişiyi kâfir yapmasını kişinin niyetine yani "helâl" görmesine bağlı olarak açıklamıştır. Gerek şimdiye kadar verdiğimiz âlimlerin görüşleri, gerekse bundan sonra vereceğimiz nakillerdeki müçtehid ulema hep "niyet" meselesini dikkate almıştır.
İbn Kayyim El Cevziyye'nin Görüşleri:
Bu hususta Muhammed bin Said el-Kahtani "el-Vera ve'l Bera" isimli eserinde İbni Kayyım el-Cevziyye (rha)'den şu nakli yapar: "İbn Kayyım açıklamasında; ‘Allah'ın indirmiş olduğu hükümlerle hükmetmeyen kimsenin, asıl küfür manasında kâfir olmayacağını' belirtmektedir."(30)Yine aynı eserde İbn Kayyım (rha)'ın Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyen hakimler ile ilgili bir açıklaması vardır, şöyledir: "İbn Kayyım, ‘Medaricu's-Salikin' adlı kitabında, zikrettiği bir husus vardır. İbn Kayyım, hüküm meselesi ile ilgili tüm görüşleri ortaya koyduktan sonra diyor ki; ‘Allah'ın indirdiği ile hükmetmeme konusunda sahih olanı şudur ki, bu iki tür küfrü içerir. Birisi küçük küfür, diğeri de büyük küfür ki, bu hükmü veren hâkimin durumuna göre değerlendirilir. Mesela Allah'tan başkasının hükmüyle hüküm veren hâkim, hüküm verdiği meselede, asıl olarak Allah'ın indirdiğiyle hüküm vermesi gereklidir, diye itikad ediyorsa ve buna rağmen başkasıyla hüküm veriyorsa, böyle yapmanın isyan olduğunu ve yapan kimsenin de Allah tarafından cezaya hak kazandığını itiraf ediyorsa, işte bu küçük küfürdür. Fakat böyle olmayıp da, Allah'ın hükmüyle de hüküm verilmeyebilir, diye itikad ediyor ve inanıyorsa, Allah'ın hükmünün en iyi olduğunu kesin bilmesine rağmen, kendisinin de bu konuda muhayyer olduğuna inanıyorsa, işte bu halde büyük küfrü işlemiş olur. Çünkü bu hal büyük küfürdür. Şâyet hakim bunu bilmeden, cehaletle yapıyorsa veya hata ile böyle bir hüküm veriyorsa hatalıdır. Hakkında hata edenlerin hükmü icra olunur"(31)
İmam Kurtubi'nin Görüşleri
İmam Kurtubi (rha) konu hakkında şu nakli yapar; " Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmemenin caiz olduğuna inanır ve bunu helâl görürse, kâfir olur. Fakat bunu yapan kişi, haram olduğuna inanırsa, o Müslümanların fâsıklarındandır, işi Allah'a kalmıştır; dilerse ona azab eder, dilerse affeder."(32)
Yine İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân isimli eserinde Maide suresinin 43. âyetinde "Yüce Allah'ın: "Onlar inanmış kimseler değillerdir" yani senin verdiğin hükmün Allah'tan gelen hüküm olduğunu kabul etmiyor, ona inanmıyorlar. Ebu Ali de der ki: Ona razı olmamak suretiyle Allah'ın hükmünden başka bir hükmü isteyen kişi kâfir olur. Yahudilerin durumu da budur."(33)Açıklamasını yaparak Allah'ın hükümleri ile hükmetmemeyi, "helâl görmek, râzı olmamak, kabul etmemek, inanmamak" gibi akide ve inanç ile ilgili olduğunu beyan eder.
İbni Cerir Et-Taberi ise Şu Görüştedir: "Allah Teala, indirdiği ile hükmetmeyenlerin kâfirliğini, indirdiği ile hükmetmemesiyle birlikte, onu inkâr edenler için genelleştirmiştir. Abdullah b. Abbas'ın da dediği gibi Allah'ın indirdiğini inkâr ederek onunla hükmetmeyen herkes de ehl-i kitabın kâfirleri gibi kâfirdir."(34)
Yine İmam Taberi; " ‘Herkim' lafzı umum ifade eder, fakat inkâr edenlerin umumunu ifade eder. Bu nedenle âyetin içine, Allah'ın indirdiğini inkâr eden herkes girer. Müslüman olsun, olmasın. Çünkü Allah'ın hükmünü inkâr etmek, Muhammed (sav)'in peygamberliğini inkâr etmek gibidir."(35) İmam Taberi (rha)'de kâfir olmayı, "inkâr etme" şartına bağlar.
İmam Zemahşerî de Şöyle Demiştir: "Kim Allah'ın indirdiği hükümleri çümser de, onlarla hükmetmezse, onlar kâfirler, zâlimler ve fasıklardır. Bu âyet, onların küfürde aşırı gittiklerini gösterir. Çünkü onlar alay ettikleri ve küçümsedikleri için Allah'ın âyetlerine haksızlık ettiler ve başka şeylerle hükmederek, inat gösterdiler."(36) İmam Zamahşeri(rha) ise "Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenler, Allah'ın hükümlerini küçümser ya da alay ederek başka şeylerle hükmederlerse, işte o zaman kâfir olurlar, diyerek yine kâfir olmayı kayıtlandırır. İmam Fahruddin Er-Râzi (rha) kendi görüşünden önce, bu husustaki diğer görüşleri zikrederek onlar için, ‘bunlar zayıf görüşlerdir' dedikten sonra şu tesbitte bulunmuştur; "İkrime şöyle demektedir: "Hak Teâlâ'nın, "Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse..." ifadesi, hem kalbi, hem de lisanıyla inkâr edenler içine almaktadır. Kalbiyle onun Allah'ın hükmü olduğunu bilip (inanıp), sonra da lisanıyla onun Allah'ın hükmü olduğunu ikrar edip de, buna zıt olan şeyleri yapan kimseye gelince, o da Allah'ın indirdiğiyle hükmetmiş; ama onu bilfiil yapmamış olur. Binaenaleyh, böyle bir kimsenin bu âyetin hükmüne dahil olması gerekmez..." İşte, sahîh olan cevap budur. Allah en iyi bilendir."(37)diyerek tercihini belirtir ve ikrime (ra)'ın görüşüne katılır.
Âlûsî'nin Görüşü
Âlûsî kendi kanaatini belirterek diyor ki: "Haricilere şu cevap verilmiştir: ‘Sizin zikrettiğiniz âyetin zahir hükmünü almak doğru değildir. Çünkü Allah'ın indirdiği ile hükmetmemek, kişinin hem kalbi ile hem de bütün vücudu ile alakalı ise de, burada asıl maksat, kalp olayıdır. Yani Allah'ın nizamı ile hükmetmemeye inanıp, inanmama meselesidir. Eğer Allah'ın indirdiğine inanmıyorsa, bunun kâfirliğinde şüphe yoktur. Diğer yandan, Allah'ın indirdiklerinden hiçbiri ile hüküm vermeyen, ona inanmış olmaz, dolayısı ile bu kişi kâfirdir."(38) diyerek, meseleyi inanıp, inanmama ölçüleri içinde, kalb meselesi olarak açıklar. Fakat, Allah'ın bütün hükümleri ile de hükmetmeyenin kalbi ile inanmasının mümkün olamayacağını, dolayısı ile böyle kimselerin de kâfir olarak değerlendirileceğini beyan eder. Dikkat edersek "Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeme" meselesinde de kişi ehli sünnet âlimlerinin tamamına göre kalbindeki niyetine göre hüküm alır. "Kalbindeki niyeti ne olursa olsun kişi kâfir olur" sözü ehli sünnette kabul edilmemiştir. Bu şekli ile ancak Hariciler meseleyi böyle kabul etmişlerdir.
Buraya kadar naklini yapmış olduğumuz bütün hükümlerde âlimler küfür olan amelin niyetlere göre hükmü değiştirdiğini beyan ederek kişinin kalbi durumunu esas almışlardır. Şimdi vereceğimiz nakillerde ise kişinin kalbi durumunun esas alınmadığı, niyetinin ne olursa olsun kişinin kâfir olacağı ile ilgili âlimlerin sözlerini nakletmeye çalışacağız.
Küfür olan bir söz şaka ile de söylense, hüküm aynıdır. Yani küfür sözünü söyleme de niyet şaka da olsa bu bir mazeret değildir. Bu hususta Kur'ân-ı Kerim'de Allah(cc) şöyle buyurur; "Onlara sorarsan, andolsun, 'Biz dalmış, oyalanıyorduk' derler. De ki: Allah ile, O'nun âyetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz?" (Tevbe,9/65) İmam Kurtubi bu âyetin tefsirinde şu açıklamaları yapar; "Kadı Ebu Bekr b. el-Arabi der ki: Onların bu söyledikleri sözler ciddi de olabilirdi, şaka da olabilirdi. Ancak ne olursa olsun bu sözler küfürdür. Çünkü küfür sözleri şaka yollu söylemenin de küfür olduğu hususunda ümmet arasında görüş ayrılığı yoktur."
İmam Taberi tefsirinde yukarıda mealini verdiğimiz Tevbe suresi ٦٥. Âyetin sebebi nüzulunu şu şekilde nakleder ve bu hususta şu açıklamalarda bulunur; "Tebük gazvesinde bir adam, ‘Bizim şu Kur'ân okuyanlarımız kadar midelerine düşkün, dilleri yalancı ve düşmanla karşılaşma esnasında korkak kimseleri görmedim' dedi. O mecliste bulunan bir adam, ‘yalan söylüyorsun. Sen bir münafıksın. Seni Rasulullah (sav)e haber vereceğim dedi. Bu Rasulullah (sav)'e ulaştı ve bunun üzerine bu âyetler indi."(39) Âyetin ifadesinden onların bu olaydan önce mü'min oldukları, fakat telaffuz ettikleri bir takım alaycı ifadelerden dolayı küfre düştükleri anlaşılmaktadır. İmam Kurtubi, Kadı Ebu Bekir İbnu'l Arabi'nin şöyle dediğini nakleder; "Küfür (lafızlarıyla) şaka yapmak küfürdür. Bu konuda ümmet arasında hiçbir ihtilaf yoktur"(40)
İmam Cessas (rha) "Ahkamu'l Kur'ân" adlı eserinde şöyle der; "Bu âyette ikrah olmaksızın küfür kelimesini söyleyen kişilerin şakacı veya gerçekçi olmasının eşit olduğuna bir işaret vardır.... Bu âyet küfür kelimesini izhar etme hususunda şaka yapanla ciddi olanın aynı hükme tabi olduğunu ifade etmektedir"(41)
İmam Âlusi şöyle der: "Bazı âlimler bu âyet ile küfür kelimesini söyleme hususunda şaka yapmanın ve ciddi olmanın eşit olduğuna delil getirmişlerdir ki, bu hususta ümmet arasında hiçbir ihtilaf yoktur."(42)
İbniHümam şöyle der; "Bazı fiiller vardır ki, bunlar inkâr makamına kâimdir. Küfrün bizzat kendisinden uzak durmak nasıl gerekli ise bu tür fiillerden de uzak durmak gerekir. Allah(cc) "biz dalmış eğleniyorduk" diyen kimselere, "özür dilemeyin. Siz iman ettikten sonra gerçekten kâfir oldunuz" buyurdu. Onlara "siz yalan söylediniz" demedi. Aksine küfrün en belirgin özelliklerinden olan "boş işlere dalmak" ve "eğlenmek" ile boyunlarından İslâm bağını çıkardıklarını ve İslâm'ın korumasından çıkıp küfre girdiklerini haber verdi. Bu da göstermektedir ki, bu tür fiiller bir şahısta bulunduğu zaman o şahsın küfrüne hükmedilir, kalbindeki tasdike da bakılmaz"(43) Burada da İbni Hümam'ın beyanı üzere, "boş işlere dalmak, eğlenmek, şaka ile yapılan fiillerde" kalbdeki niyete bakılmamaktadır.
İbn Hacer el-Heysemi Hanefi imamlarından şu cümleleri nakleder; "Kim küfür kelimesini telaffuz ederse, onun küfür olduğuna itikad etmese bile kâfir olur. Birisi ona gülse veya yaptığını hoş görse, ya da buna rıza gösterse, o da kâfir olur."(44) Bu sözde de söylenen küfür sözünün, güldürmek amacı ile söylendiği anlaşılmaktadır.
İbn Nuceym der ki; "Kim gerek şaka yere, gerekse ciddi olarak küfür kelimesini söylerse tüm âlimlere göre kâfir olur. Bu konuda niyetinin hiçbir geçerliliği yoktur"(45)
İbni Abidin, Fetevay-i Hindiyye'den şu nakli yapar; "Şakacı ve müstehzi kimse şaka olsun diye, alay ederek ve küçük görerek küfür olan bir sözü söylese, inancı söylediği söze zıt bile olsa âlimlerin hepsine göre tekfir edilir.(46)Muhtemeldir ki, buradaki şaka kendisinde seb özelliği taşıyan bir şakadır.(47)
Ebû'lBerekât en-Nesefi Menâru'l Envâr isimli eserinde Mükteseb arızalarda hezl konusunu açıklarken şöyle der: "Dinden dönmeye dair gayri ciddi beyan insanı küfre götürür. Kişinin küfre girmesi gayri ciddi söylediği şeyi inanarak söylemiş olduğundan dolayı değil (zira inanarak söylemiyor), bu sözleri telaffuz etmekle dini hafife almış olacağındandır.(48)
Hanefî fikıhçıları def ve ney gibi müzik âletlerini çalarak Kur'ân okuyanın kâfir olacağı fikrindedirler.(49)
Bu harekette Kur'ân-ı Kerim'i hafife alma ve onunla alay söz konusudur.Umdetü'n Nesefi Şarihi Konevi şerhinde; "Kesin nasla yasaklanmış olan bir kötülüğü helal kabul etmek küfürdür. Fakat haber'i vahid gibi zanni delil ile sabit olan bir kötülüğe gelince, bunun hükmünü helal kabul eden kimse kâfir olmaz. Ancak fâsık olur. Bu haberi tevil ederse fâsık da olmaz" diyor.(50) Haber-i vahidi inkâr küfür olmaz. Belki Hz. Peygamberin tavsiyesini terkettiği için günahkâr olur.(51)Ancak bir kimse tek yolla gelen bir haberi hakaret ve alay yollu inkâr ederek reddederse o takdirde kâfir olur(52)Burada da dikkat edersek tek bir kişiden gelen bir hadisi inkâr küfür olmaz iken, niyet sebebi ile kişiyi kâfir yaparak hükmü değiştirebiliyor.
Kendi İsteği ile İnanmadığı Halde, Küfür
Kelimesini Söylemenin Hükmü
Bu başlık altında da, bir kısım âlimlerin kişiyi söylemiş olduğu söze inanmasa da, kalbi durumunda söylediğinin aksi durum söz konusu olsa bile yine de tekfir etmişlerdir. Ancak ikrah konusunda kişi, âlimlerin ittifakı ile ihtilafsız mazur görülmüş, bir kısım âlimler de bilmemek sebebi ile mazur görse de, diğer bir kısmı bu hususta da mazereti kabul etmemişlerdir. Mesele ulema arasında ihtilaflı olup, Bu başlıkta vereceğimiz nakilleri sağlıklı bir şekilde kullanabilmek için "Hakkında ihtilaf olan meselelerde tekfir'e karar verecek olan kadı nasıl hareket eder, kadı olmayıp da davetçi olan veya mükellef olan kişiler nasıl hareket eder?" hususundaki bilgileri de öğrenerek hareket etmekte fayda vardır. Aksi halde mesele sadece bu nakiller ile sabitlenir ise sonuçları itibarı ile çok yanlış hükümlere varılabilir.
Konevi demiştir ki: "Bir kimse kendi isteği ile inanmadığı halde küfür kelimesini söylerse kâfir olur. Çünkü hükmüne razı olmasa da o, bu kelimeyi söylemeye razı olmuştur. Bu sebeple ona kâfir denilir.Bilmemek sebebi ile mazur tutulamaz. İlim adamlarının çoğunluğuna göre bu hüküm böyledir. Bazı âlimlerse başka türlü düşünmüşler, bu görüşü kabul etmemişlerdir.(٥٣) Hanefi âlimlerinden Sadreddin el-Konevi der ki: "Kişi içeriğine inanmadığı halde isteyerek, küfür kelimesini telaffuz etse küfre düşer."(54)
Alî el-Kârî, Şerhu'l Emâli'de; "Kalbi imanla dolu olduğu halde herhangi bir zorlama olmadan kendi irade ve ihtiyarıyla küfrü gerektirecek bir söz söyleyen kimse bu dünyada kâfir hükmündedir(55)naklini yapar.
Aliyyül-Kâri Fıkhı Ekber şerhinde şu açıklamayı yapar: "Bir kimse itikad etmese de manasını bilerek küfür kelimesini konuşursa, fakat bu kelime kendisinden zorlama olmaksızın isteği dahilinde çıkarsa bazılarınca tercih edilen görüşe göre, küfrüne hükmedilir. Çünkü iman tasdik ve ikrarın tamamına denir. Küfür kelimesini söylediği için inkâr sebebi ile ikrar da değişmiş olur. Fakat bir kelimeyi konuşup bu kelimenin küfrü gerektirdiğini bilmezse, Kadıhan fetvasında bu meselede tercihsiz ihtilaf zikredilmiştir. Şöyle denilmiştir: "Bir görüşe göre, bu sözü söyleyen bilmeme özrü sebebi ile kâfir olmaz. Başka bir görüşe göre ise bilmese de bu söz ile kâfir olur. Ben derim ki (Aliyyül-Kâri ) en doğrusu birinci görüştür. Ancak bu mesele bilinmesi zaruri olan dini bir mesele ise o zaman bilmemek sebebiyle özürlü kabul edilmez, tekfir edilir."(56)
Hanefi âlimlerinden meşhur Şeyh Allâme Bedr er-Reşid, Hâvi'l Fetâvâ'da şöyle der; "Kalbi imanla tatmin olduğu halde bir kimse dili ile Allah'ı inkâr ederse, yahut küfrü gerektirecek bir söz söylese, Allah katında bu kişi mümin değildir, kâfirdir. Bu hususta şu âyet vardır "Kalbi iman ile tatmin edilmiş olduğu halde zorlananlar dışında kim Allah'a küfrederse, onlar için şiddetli bir azab vardır. Ancak küfre karşı bağrını açanlar üzerine Allah'tan gazab ve kendilerine çok büyük bir azab vardır"(Nahl,16/106)(57)diyerek durumu açıklar.
Fahreddin Hasen bin Mansur el-Hanefi der ki; "İsteyerek, kalbi iman üzere olduğu halde, dili ile küfür kelimesini söyleyen bir kişi kâfir olur. Allah katında da mü'min olmaz"(58) Burhaneddin ibni Mazeh el-Hanefi der ki; " Kim isteyerek, kalbi iman ile mutmain olduğu halde dili ile küfür kelimesini söylerse kâfir olur. Kalbindeki inanç ona fayda sağlamaz."(59)
Aynı Âlimin Farklı Beyanları ve Durum Tahlili
Meseleyi özetlersek; Din hususunda küfür sözleri ile şaka yapmak, peygamberleri öldürmek, mushafı pisliğe atmak, haç taşımak gibi küfür olan fiiller vardır ki âlimler genel manada bu gibi hususları açık küfür görmüş ve genel manada niyete bakmamışlardır. Bu gibi şeylerde niyet aranmaz, bunları yapan kişi kâfir olur. Kesinlikle niyete bakılan hususlar vardır ki, onları da yukarıda beyan ettik. Hakkında açık âyet ile "ebedi cehennemde olmak" gibi açık bir tehdit bulunan "bir Müslümanın öldürülmesi" bile niyet ile alakalıdır. Bunun dışında "kâfirlerin saflarında savaşmak, kâfirlere yardım etmek, kâfirleri veli edinmek, kâfirlere itaat etmek, Allah'ın hükümleri dışındaki hükümlerle hükmetmek, tağut'un mahkemelerine muhakeme olmak, kılık kıyafette müşriklere benzemek gibi hususlar niyetin değişmesi ile küfür olmaktan çıkıp fısk olabilmekte veya belki de bazı özel durumlar da mübah hale bile dönüşebilmektedir. Bu hususların tesbiti ise ancak yetkili merciler (kadı, müftü) tarafından araştırılarak hükmü verilebilir.
Bir de âlimlerin genel manada söylediği ve niyeti ne olursa olsun, bir zorlama yok ise ve kişi kendi isteği ile küfür sözünü söylüyorsa, o şekilde inanmasa da yine de kâfir olur; çünkü kalben inanmasa da, söylemeye razı olmuştur" şeklinde fetvaları vardır ki bu hususun aksini savunan âlimler de mevcuttur. Yani bu konuda âlimler nezdinde ihtilaf vardır. Diğer bir kısmı ise bu şekilde kabul etmemektedirler. Aliyyül-Kâri'nin "Bir kimse itikad etmese de manasını bilerek küfür kelimesini konuşursa, fakat bu kelime kendisinden zorlama olmaksızın isteği dahilinde çıkarsa bazılarınca tercih edilen görüşe göre, küfrüne hükmedilir." sözünde ve "İlim adamlarının çoğunluğuna göre bu hüküm böyledir. Bazı âlimlerse başka türlü düşünmüşler, bu görüşü kabul etmemişlerdir" sözleri bu ihtilafa işaret etmektedir. O halde yapılması gereken husus, diğer açıklamalarımızda da beyan ettiğimiz üzere "mükellefler için bu hususlardan şiddetle kaçınması, kadı'lar için ise konu hakkında, ihtilaf olduğu için, ‘İhtilaflı meselelerde kadı tekfir edemez' hükmü altında kadıların tekfirden kaçınmalarıdır.
____________________

(1) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân Nisa 93.

(2) el-Cüveynî, el-îrşâd, s. 388 vd.;  eş-Şehristâni, Nihâyetü'l -İkdam, s. 477; el-Heytemî, ez-Zevâcir, c. I, s. 32; ‘Alî el-Kârî, Şerhu'ş - Şifâ', c. II, s. 402.

(3) el-Mâturîdi, a.g.e. sh. 349; ez-Zebidî, a.g.e., c. II, sh. 252.

(4) Yahya b. EbîBekr, ag. esr.,vr. 13b

(5) el-'Âlemgîriyye, ag. esr., c. II, s. 276, 281.

(6) Fıkhı Ekber,Aliyyül-Kârişerhi,Çağrı yay.İst.1981 sh.469

(7) el-Cürcânî, ag. esr., c. III, s. 253; el-Beyâdî, İşârâtü'I - Meram, s. 51; İskilipli, ag. esr., s. 22 vd.

(8) el-Cürcânî, ag. esr., c. III, s. 253.;İman Küfür Sınırı, A.SaimKılavuz,Marifet yay.İst.1984 shf.162

(9) Fıkhı Ekber,Aliyyül-Kârişerhi,Çağrı yay.İst.1981 sh.470-471

(10) İbnTeymiyye, Mecmû'atu'r - Resâili'l - Kübrâ, c. II, s. 59; Yahya b. EbîBekr, ag. esr.,vr. 11b

(11) Alî el-Kâri, Şerhu'ş - Şifâ', c. II, s. 521 vd.

(12) İbnu'l –Kayyim,İlamu'l-Muvakkıin,4/405; Tekfirde 30 Risale,Muhammed el-Makdisi,Secdekitab sh.23-24

(13) Yahya b. EbiBekr, ag. esr.,vr.  lla;  el-'ÂIemgiriyye. ag. esr., c. II, s. 278.

(14) Bu konuda bk. el-'Âlemgiriyye, ,ag. esr., c. II, s. 278) (İman Küfür Sınırı, A.SaimKılavuz,Marifet yay.İst.1984 shf.150-151

(15) Zâdu'l-Mesir,İbnu'l-Cevzi,6/17

(16) Ahkâmu'l Kur'ân,9/50

(17) Keşfu'l-Muşkil,1/99

(18) Şeyh Ebu Yahya el-Libi'nin söylediğine göre bu görüşü savunan âlimler çoğunluğu oluşturmaktadır"Bkz. El-Mu'lim fi Hukmi'l –Câsûsi'lMuslim shf.51"

(19) el-Umm,4/264

(20) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân, Buruç Yayınları: 17/254-256

(21) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân, Buruç Yayınları: 17/258

(22) Tekfir Meselesi,FarukFurkan,Konya 2012,sh.160

(23) el-Mâturîdi, ag. eser., s. 348; ‘Alî el-Kârî, Şerhu'I - Fıkhı'l-Ekber, s. 148.

(24) İbnManzûr, Lisânu'l - ‹Arab, c. V, s. 145.

(25) el-Âmidî, ag. eser.,vr. 268b

(26) İman Küfür Sınırı, A.SaimKılavuz,Marifet yay.İst.1984 shf.35

(27) El-Akidetu't-Tahâviyye,İbnEbi'l-İzz el-Hanefî,Guraba yay.İst.2008,shf.327

(28) El-Akidetu't-Tahâviyye,İbnEbi'l-İzz el-Hanefî,Guraba yay.İst.2008,shf.328

(29) İbn Teymiyye,Mecmuatu'l-Tevhid,121.Risâle,278.; Muhammed bin Said el-Kahtani "el-Verave'l Bera, Yasin yay. C.1. sh.90-91

(30) Muhammed bin Said el-Kahtani "el-Verave'l Bera, Yasin yay. C.1. sh.87

(31) Medaricu's-Salikin, I. 337.; Muhammed bin Said el-Kahtani "el-Verave'l Bera, Yasin yay. C.1. sh.90.

(32) Kurtubi,el-Câmi, VI,190; H.Karakaya, İslâm Akaidi, beka yay. İst.2011 sh.125.

(33) İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami'l-Kur'ân, Maide 43.

(34) İbniCerir et-Taberi, Maide 44.tfsr.

(35) Taberî, Câmiu'lBeyân, V,162; H.Karakaya, İslâm Akaidi, beka yay. İst.2011, sh.124

(36) Muhammed es-Sâbuni, Maide 44.tfsr.

(37) Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu'l-Gayb, Maide 44. Tfsr.

(38) H.Karakaya, İslâm Akaidi, beka yay. İst.2011, sh.125;(Tâberi,Câmiu'l-Beyân IV. 162-164; E-Câmi, IV.190-191; Âlûsî, Ruhu'l-Meâni VI.145-146

(39) Tefsiru't-Taberi,6/172 vd.

(40) el-Câmiu li Ahkami'l Kur'ân,4/101

(41) Ahkamu'l Kur'ân,3/207; Tekfir Meselesi, Faruk Furkan, Konya 2012,sh.130 ve 304

(42) Tefsiru Ruhi'l-Meâni,6/190; ; Tekfir Meselesi,FarukFurkan,Konya 2012,shf.130

(43) Feydu'lBarî, 11/50; ; Tekfir Meselesi,FarukFurkan,Konya 2012,sh.131

(44) el-İ'lâmbi Kavâti'i'l-İslâm,shf.40; Tekfir Meselesi,FarukFurkan,Konya 2012,sh.131

(45) El-Bahru'r-Râik,5/134

(46) el-'Âlemgîriyye, ag. esr., c. II, s. 276; İbn ‘Âbidin, ag. esr., c. III, s. 285.

(47) A.SaimKılavuz,Marifet yay.İst.1984 shf.146

(48) Ebû'lBerekât en-NesefiMenâru'lEnvâr,Beka yay.İst.2016,shf.323

(49) Yahya b. EbîBekr, Esîru'l - Melâhide, vr. 8b;   el-'Âlemgîriyye, ag. esr., c. II, s. 267.

(50) Fıkhı Ekber,Aliyyül-Kârişerhi,Çağrı yay.İst.1981 sh.424

(51) el-Gazzâlî, Faysalu't - Tefrika, s. 58; Bedrurreşîd, ag. esr,,vr. 366a vdd.; İzmirli, Yeni îlm-i Kelâm, s. 31.; İman Küfür Sınırı, A.SaimKılavuz,Marifet yay.İst.1984 shf.54

(52) Fıkhı Ekber,Aliyyül-Kârişerhi,Çağrı yay.İst.1981 sh.435

(53) Fıkhı Ekber,Aliyyül-Kârişerhi,Çağrı yay.İst.1981 sh.425

(54) Şerhu'l Fıkhı Ekber,sah.241

(55) Alî el-Kârî, Şerhu'l - Emâli, s. 33.)A.SaimKılavuz,Marifet yay.İst.1984 shf.145

(56) Fıkhı Ekber,Aliyyül-Kârişerhi,Çağrı yay.İst.1981 sh.431

(57) Fıkhı Ekber,Aliyyül-Kârişerhi,Çağrı yay.İst.1981 sh.432

(58) FetâvâKadıhan,el-Fetâvâ'l-Hindiye hamişinde,3/573; Tekfir Meselesi,FarukFurkan,Konya 2012,sh.132

(59) el-Fetâvâ't-Tatarhâniyye, 5/458; Tekfir Meselesi,FarukFurkan,Konya 2012,sh.132

 

Misak 350. Sayı

Ocak 2020

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya