İhanete Uğrayan Mukaddes Emanetin Hesabı
Yeryüzünde akıl, irade ve sorumluluk sahibi olan varlık, sadece insandır. Zira ilahi teklifleri tamamını ifade eden emaneti insanın yüklendiği malûmdur. Eğer insan Allah'ın yegâne hak dini olan İslâm ile idare olunmazsa heder olur. Bize verilen emâneti¸ koruduğumuz takdirde her iki alemde saadede ereriz. Emanet o kadar geniş bir çerçevedir ki; her birinin hesabı mutlak surette sorulacaktır. Çünkü insan bunu kendi hür iradesiyle yüklenmiştir. Hayatını, her nefesini bu şuurla geçirmelidir. Din, Allahû Teâla tarafından vazolunmuş ilahi kanunlardan meydana gelmiş olan ağır bir emanettir. İlahi kanunlar manzumesi olan "din" insanoğlunun en mukaddes emanetidir. Allah'ın dinine alternatif olarak Hıristiyan Batı'dan getirilen değerler, kurumlar, müesseseler, mukaddes emanete ihaneti beraberinde getirmiştir.
Mustafa ÇELİK
23.01.2020 11:20
163 okunma
Paylaş
YERYÜZÜNDE "akıl", "irade" ve "sorumluluk" sahibi yalnız insandır. Çünkü emaneti insan yüklenmiştir. Ama insan Allah'ın yegâne hak dini olan İslâm ile idare olunmazsa heder olur.
Kur'ân'da insanla ilgili yapılan tanımlamaların çoğunda insanın üstün özelliklerine işaretler mevcuttur. Gerek yaratılışı ve gerekse daha sonraki süreçte üstlenmesi gereken görevleri ile ilgili yapılan değinilerde sürekli bu yönüne dikkatler çekilmektedir. Bu çerçevede Kur'ân'da Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Biz insanı Ahsen-i takvim üzere yarattık sonra onu aşağıların en aşağısına attık."(1)
"Biz ademoğlunu mükerrem kıldık."(2)
Bu âyetler insanın üstlendiği önemli görevine işaret etmektedir. Kur'ân-ı Kerim, buna "emanet" demektedir: "Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir."(3) Buna benzer Kur'ân'da onlarca âyet insanın üstünlüğüne işaret etmektedir.Emanetin ne olduğu konusunda pek çok görüş vardır. Bunlar içerisinde itaat,(4) akıl,(5) kâinatta Allah'a ve O'nu birliğine delalet eden şeyler,(6) hilafet,(7) dinî yükümlülükler (farzlar ve hadler),(8) elest bezminde alınan mîsâk,(9) marifetullah,(10) namaz,(11) insanların birbirlerine bıraktıkları türden emanet,(12) insanın bedeni,(13) erkek ve kadının avret mahalli ve bunun korunması (iffet),(14) tevhid,(15) ilahî isimlerin ve sıfatların tecellisi(16) gibi görüşler öne çıkmaktadır.İnsana yüklenen emânetin dinî vazifelerin tamamıyla ilgili bulunan sorumluluktur.
Bize verilen emâneti¸ yaratılış amacına uygun olarak koruduğumuz takdirde bizi mutlu eder; koruyamadığımız takdirde mutsuz eder. Bunun için İslâm âlimlerinin çoğu¸ yukarıdaki âyette geçen "emâneti"¸ dinî vazifelerin tamamı¸ yani insanın yükümlü olduğu bütün emir ve nehiyler olarak yorumlamıştır.(١٧)
Emanet o kadar geniş bir çerçevedir ki; her birinin hesabı mutlak surette sorulacaktır. Çünkü insan bunu kendi iradesiyle yüklenmiştir. Hayatını, her nefesini bu şuurla geçirmelidir.
Akıl, hak ile batılı birbirinden ayrıtetmeye vasıta olan bir emanettir. Zaten insanı sorumlu kılan asıl emanet de odur. Onu diğer canlılardan ayıran, sadece ona has bir özelliktir. Onunla iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, sevabı günahtan, güzeli çirkinden ayırt edebilir. Allahû Teâla onu kullanmasını insana; "Akıl etmez misiniz?," "Derin derin düşünmez misiniz?" gibi ifadelerle devamlı hatırlatır. Bu ifadeler insanı tefekküre, teakkule, tedebbüre, yaratılış gayesini, nereden ve niçin geldiğini, nereye gideceğini düşünmeye, sorumluluklarının bilincinde olmaya, mahlûkâta ibretle bakmaya sevk eder.
Mal, Allahû Teâla tarafından hayatın kıvamı kılınmış bir emanettir. Ve muhakkak ki insan bu emanetten de mes'uldür. Nasıl kesbettiğinden nasıl sarfettiğine, zekâtını verip vermediğine, Allah yolunda ne kadarını harcadığına…
Aile, Allah'ın âyetlerinden bir âyet olması münasebetiyle bir emanettir. Kutsal, mukaddes bir emanet. Aile bireyleri birbirlerine karşı sorumlu ve emanettirler. Genelde aile sorumlusu ve emanet sahibi "baba" gibidir ama ailedeki herkes bu emaneti yüklenmiştir. Her birisi ayrı bir fonksiyonu icra eder. Ailenin dini, kültürel ve sosyal değerlere sımsıkı sarılıp, örnek aile teşkil etmesi için baba, anne ve çocuklar sorumluluklarının bilincinde olmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki toplumu oluşturan ailelerdir.
Din, Allahû Teâla tarafından vazolunmuş ilahi kanunlardan meydana gelmiş olan ağır bir emanettir. İlahi kanunlar manzumesi olan "din" insanoğlunun en mukaddes emanetidir. Şüphesiz ki bu emanetin asıl koruyucusu Allahû Teâla'dır. O'nun dininin korunmaya hiç mi hiç ihtiyacı yoktur. Fakat din insanlığa imtihan için takdim edilmiştir. İnsanın dinini koruması demek olan onun emir ve nehiylerine uyması bu emaneti sahiplendiğine bir işarettir. Aksi olan dinin kaide ve kurallarından uzaklaşma ve "bid'at" diye tabir olunan dinde olmayan şeylerin ona empoze edilmiş olması ise emanetin sahipsiz kaldığının ya da sahipleri tarafından gereğince muhafaza edilmediğinin, benimsenmediğinin apaçık göstergesidir.
Aklın aktive edilip, bilgi ile doldurulmuş hali olan ilim de bir emanettir. Ümmet için, ümmetin varlığı, devamı, berraklığı ve huzuru için "baş üstüne konulacak" bir emanet. Öyleki Rasul-i Ekrem (sav);  "Alimler peygamberlerin varisleridirler"(18) buyurmuştur. Allah Teala'nın dininin koruyucusu olan peygamberlerin yokluğunda dinin "hamisi" onlardır. "Allah'tan gerektiği şekilde ancak alimler korkarlar"(19) buyruğu da onların bu makama layık olduklarını perçinler niteliktedir.
Zaman, ömür nimetinin sermayesi olan bir emanettir. Zaman, Saniyeler, dakikalar, günler, haftalar diye tabir olunur. Zaman emanetine karşı mesuliyetimiz; "zamanı kuşanmak" yani zamanla bütünleşmek, var olduğumuz sürece onun içinde olmak, saniye-dakika-saat-gün-ay-yıl diye ifade edilen her birimini değerlendirmek ve onu avucumuzun içinde tutmak ve son nefese kadar avucumuzu açmamak… Aksi olursa ahlar ve keşkeler yakamızı hiçbir zaman bırakmayacaktır.
Nesil, zürriyetin ve hürriyetin teminatı olan bir emanettir. İnsanlığın yarını, geleceği olan emanet. İçinde bulunulan âna göre nesil gruplara ayrılır. Yaşlı, orta yaşlı, genç, çocuk vb… İşte bu gruplardan çocuk ve genç diye tabir olunanlar diğer iki gruba emanettirler. Onların dine, vatana, insanlığa faydalı birer şahsiyet haline gelmeleri ve bu hallerini muhafaza etmelerini sağlamak için, onlara lazım olan donanımı emanet sahipleri temin etmek zorundadırlar. Eğer bu görevi ihmal ederlerse neslin; "Öyle insanlar vardır ki; yönetimi ele geçirdiklerinde ürünleri (ekonomiyi), nesli (eğitimi) bozmak için çaba sarfeder"(20) âyet-i celilesinde niyetleri izhar edilmiş olanların savunmasız birer hedefi haline gelmesi işten bile değildir. Bu donanım ancak eğitimle sağlanabilir. Yaygın ve örgün eğitimin her türlü imkânı ve tekniği kullanılarak bu donanım nesle kazandırılmalıdır. Dini, milli, kültürel ve sosyal olgulara yabancılaşma eğiliminde olan nesle daha ilk çocukluğundan olgunluğuna kadar bu değerler devamlı surette sunulmalı ve bu değerleri sindirmesi ve adeta gönlüne, ruhuna kazıması sağlanmalıdır.
Çevremize baktığımızda bütün eşya ve insanla kaim olan her şey birer emanettir. En küçük zerreden en büyüğüne insanoğlunun hizmetine sunulmuş olan her şey bu çerçevenin içindedir.
"Allah emanetleri ehline vermenizi emrediyor" (21) buyuran Yüce Rahman da emaneti muhakkak ehline vermiştir. Yani insanoğlu emaneti sahiplenmeye layık görülmüştür. "Zayıf"tır, "Aceleci" dir, "Cahil" dir, "Zalim" dir ama bu ağır emanetin taşıyıcısı olmaya en layık varlık da odur. Belirttiğimiz gibi akıl ve irade sahibi olan tek mahluk odur.
Hayat insana tercih imkanlarını sunar. İyi-kötü, güzel-çirkin, zor-kolay. Bazen külfetine katlanmak kaydıyla zor seçilir. Külfetine ve karşılığına… Evet zorun çoğu zaman bir karşılığı, ödülü de vardır.
İnsan da zoru seçmiştir. Emanetten korkan diğer varlıkların aksine biraz da aceleci davranarak emaneti yüklenmiştir ve sonucuna da katlanacaktır. Nasılki bu yolu seçerken kendi hür iradesini kullanarak tercihini yapmışsa, sonucu tayin ederken de fail-özne kendisi olacaktır.
İnsana vaat edilen cennet ve cehennem'dir. Yaşayışı yani emaneti kullanış tarzı ona bu iki seçenekten birini kazandıracaktır: Ya ebedi mutluluk ya ebedi hüsran...
Tevhid dünyasının ilk ifadesi olan Besmele'de Allah kendisini Rahman ve Rahim olarak sıfatlandırmaktadır / isimlendirmektedir. Kulları ile olan yaklaşımını "rahman" ve "rahim" ilişkisi çerçevesinde belirlemektedir. Buna göre Allah kullarına karşı son derece merhametlidir. Bu çerçevede tefsir mahiyetinde aktarılan bir hadiste Hz. Peygamber Allah'ın kullarına rahmetini annenin çocuğuna olan aşırı şefkatine benzetmektedir.(22) Evreni büyük bir ahenk ve nizamla yaratan Allah, insan yaşamına en elverişli gezegeni de adeta insana tahsis etmiştir. İnsan yaşamı için gerekli her türlü donanımla dünya gezegenini onun emrine amade kılmıştır. Ancak dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki bu gezegen, içindekilerle birlikte insana emanet olarak verilmiştir.  Dolayısıyla ondan yararlanırken emanet anlayışıyla hareket etmek durumundadır. İslâm, insanı doğuştan hür ve günahsız olarak kabul etmektedir. (23) Bilindiği gibi başta Hırıstiyan ilahiyatında olmak üzere insan, asli günahla dünyaya gelmekte hatta bu asli günahından arınması için tanrı oğul İsa'nın çarmıha gerilmesine göz yummaktadır. Bu inanışa göre tanrı ile insan arasında bir rekabet mevcuttur. İnsan tanrının katında mevcut olan bilgiye sahip olmak için büyük bir hırsın içindedir. Ve bundan dolayıdır ki Prometheus'e bir yolunu bulup tanrıdan ateşi yani bilgiyi çaldığı için tanrı Prometheus'u ağır bir şekilde cezalandırmıştır. Sarp kayalıklarda bir kartalın saldırısına maruz bırakılan prometheus'e bu cezaya tanrıya ait olan bilgiye el uzattığı için katlanmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle bu inanışa göre tanrı insana karşı son derece kıskanç ve müsamahasızdır. Adeta tanrı ile insan arasında gizli bir iktidar savaşı mevcuttur. Ateşle yolunu aydınlatmayı başaran insan tanrıya karşı bağımsızlığını ilan etmiş ve ona artık ihtiyacının kalmadığını haykırmıştır. Bu nedenledir ki bu anlayışta emanet düşüncesi mevcut değildir. İnsan her ne pahasına olursa olsun gerek bu gezegende, gerekse başka gezegenlerde iktidarını ilan etmelidir. Elde ettiği bilgiyle tabiatta ki mevcut zenginlikleri bir an önce çıkarmalı ve bunlardan olabildiğince hızlı bir şekilde yararlanmalıdır. Dikkat edilirse batıda ortaya çıkan teknolojik gelişmeler sonucunda dünya üzerinde yapılan tahribat, dünya var olduğu günden bu yana yapılan tahribatın yüzlerce mislidir. Özellikle son yüz yılda dünya adeta tahrip edilmiştir. Bunun neticesidir ki gezegen yakın bir dönemde insan yaşamına elverişsiz bir hale gelecektir. Gezegenin bu şekilde talan edilmiş olmasının ardında yatan esas neden, insanın Allah'a karşı iktidar mücadelesine girişmesi, Allah'ın hükümlerine rağmen dünyanın yönetimini ele geçirme hevesidir. İslâm bütün insanları hür ve günahsız olarak kabul etmektedir. Bunun için İsa'nın çarmıha gerilmesine ihtiyaç olmadığı gibi, tanrıyı yenmek İçin de Yakub'un kendisiyle güreşmesine de gerek yoktur.(24) Hıristiyanlıkta bilgi sahibi olmakla kişi Allah ile ilişkisini kesiyor, İslâm'da ise kişi bilgi sahibi olmakla Allah'ı tanır ve Allah'a bağlı bir hayat yaşar. Dolayısıyla Allah'ın dinine alternatif olarak Hıristiyan Batı'dan getirilen değerler, kurumlar, müesseseler, mukaddes emanete ihanetin adresleridir.
Hilafetin ilgasından bu yana müstevli harbi ve mürtedler tarafından bu topraklarda mahiyeti izah edildiği şekilde "Çöplüğe attılar da mukaddes emaneti. Hak diye bellettiler hakka en büyük ihaneti!" Din, akıl, mal, can ve nesil emniyetlerini ortadan kaldırdılar. Hilafetin önüne ve yerine geçirdikleri bütün sistemler, idare tarzları, mukaddes emanete ihanet etmek içindir.
İhanete uğrayan mukaddes emanetin hesabını hainlerden sormak üzere "bütün dünyada Allah'a yönelen/yönelecek olan bir nesil yola çıkmış ve gelmektedir." (25) Bu nesle engel olmak asla ve kat'a mümkün değildir. Bu nesil geceye yenilmeyen bir nesildir. Bilindiği gibi,"Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır!"
İhanete uğramış emanetin hesabını soran davacı olabilmek için her şeyden önce, emanet ehli olmak gerekir. Emanet, eminlikle kaimdir. Eğer bir komşunuz size eziyet etmiyor ve size zarar vermiyorsa, malınızı, namusunuzu ve kanınızı koruyorsa, size rağmen kalbinizde taht kurabilecektir. Şâyet sizin inanan, namaz kılıp oruç tutan, hacca da gitmiş bir komşunuz olsa, ama komşuluk hukukunuzu çiğniyorsa ona asla güvenemezsiniz. Nasıl ki zırhları delen silahlar varsa, aynı şekilde "emanet: güvenilirlik" de kalpleri ve akılları delip geçen (onları ele geçiren) bir silahtır. Bütün insanlar emanete riâyet eden insana mecburen saygı duyar. Dönüp önce kendi kalplerinizi gözden geçirin (siz de sevmeseniz bile güvenilir insanlara saygı duyduğunuzu göreceksiniz). Dürüst olursan insanlar senin "mü'min" olduğunu derinden hisseder. Nitekim "iman" kelimesi "emn: güven" kökünden, "İslâm" kelimesi ise "silm: barış" kökünden türemiştir. Emanet ehli olmayanlar, mukaddes emanete ihanet edenlerden hesap soramazlar. Emanetin emini olmayanlar, isteseler de istemeseler de emanetin haini olurlar. İslâm davasının emini olan her Müslüman ihanete uğrayan mukaddes emanetin daimi davacısıdır. Mukaddes emaneti ihanete uğratanlardan hukuk zemininde hesap sormakla mükelleftir.
Yeryüzünde mukaddes emaneti gereğince sahiplenen, onu Hakk'ın rızasına uygun bir şekilde koruyan, gelecek nesillere gönül rahatlığıyla teslim eden, elest bezmindeki sözüne sadık kalan ve bu sayede ebedi saadete eren bahtiyar mü'minler, ihanete uğrayan mukaddes emanetin hesabını hainlerden soranlardır. Allahû Teâla bizleri o mukaddes emanetin vârisleri, bizden yetişecek nesilleri de mukaddes emanetin muhafızları eylesin.
-------------------------
(1) Tin Sûresi/ 4-5
(2) İsra Sûresi/ 70
(3) Ahzab Sûresi/72
(4) Mukātil b. Süleyman, Tefsîr, thk. Ahmed Ferîd, Beyrut, 2003, III, 57; Taberî, İbn Cerîr, Câmiu'l-beyân an te'vîli'lKur'ân, thk. Abdülmuhsin et-Türkî, Kahire, 2001, XIX, 196; Nehhâs, Ebu Ca'fer, Me'âni'l-Kur'ân, thk. M. Ali es-Sabûnî, Mekke, 1989, V, 385; Mâverdî, Ali b. Muhammed b. Habib, en-Nüket ve'l-uyûn, Beyrut, ts, IV, 428; Zemahşerî, Carullah Mahmud b. Ömer, el-Keşşâf, thk. A. Abdülmevcud- Muhammed Muavvıd, Riyad, 1998, V, 102; İbn Âşûr, Muhammed Tâhir, et-Tahrîr ve't-tenvîr, Tunus, 1984, XXII, 126.
(5) Kādî Beydâvî, Envârü't-tenzîl, İstanbul, ts, II, 254; Şirbînî, Muhammed b. Ahmed, Tefsirü's-siraci'l-münir, Beyrut, ts, III, 340; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve't-tenvîr, XXII, 127.
(6) Mâverdî, en-Nüket ve'l-uyûn, IV, 429; Tûsî, Ebû Ca'fer, et-Tibyân fî tefsiri'l-Kur'ân, thk. A. Habib el-Âmilî, Beyrut, ts, VIII, 367.
(7) İbn Kuteybe, Tefsîru ğarîbi'l-Kur'ân, thk. es-Seyyid Ahmed Sakr, Beyrut, 1978, s. 353; İbnü'l-Cevzî, Ebu'lFerec Abdurrahman b. Ali b. Muhammed, Zâdü'l-mesîr fî ‘ilmi't-tefsîr, Beyrut, 1984, VI, 428;Konevi, İsmail b. Muhammed, Haşiye ‘ala tefsiri'l-Beydavi, nşr. Abdullah M. Ömer, Beyrut, 2001, XV, 434; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve'ttenvîr, XXII, 126.
(8) Taberî, Câmiü'l-beyân, XIX, 197-201; Mâtürîdî, Ebu Mansûr Muhammed, Te'vîlâtu'l-Kur'ân, thk. Ali Haydar Ulusoy, İstanbul, 2008, XI, 393; Nehhâs, Me'âni'l-Kur'ân, V, 384; Mâverdî, en-Nüket ve'l-uyûn, IV, 428; Râzî, Fahreddin, Mefâtîhu'l-ğayb, Beyrut, 1981, XXV, 236; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve't-tenvîr, XXII, 126.
(9) Konevî, Hâşiye, XV, 431; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve't-tenvîr, XXII, 127.
(10) Âlûsî, Rûhu'l-maânî, Beyrut, ts, XXII, 102.
(11) Âlûsî, Rûhu'l-maânî, XXII, 102
(12) Taberî, Câmiü'l-beyân, XIX, 201-202; Mâverdî, en-Nüket ve'l-uyûn, IV, 429; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve't-tenvîr, XXII, 127.
(13) Şevkânî, Fethü'l-kadîr, Beyrut, ts, IV, 308.
(14) Taberî, Câmiü'l-beyân, XIX, 200; Mâverdî, en-Nüket ve'l-uyûn, IV, 428; İbn Kesîr, İmadüddin Ebu'l-Fidâ, Tefsîru'lKur'âni'l-azîm, thk. M. es-Seyyid Muhammed vd, Kahire, 2000, XI, 251.
(15) Mâtürîdî, Te'vîlât, XI, 393; Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân, thk. Rıza Ferec, Beyrut, 2012, III, 508; Kuşeyri, Abdülkerim, Letâifü'l-işârât, nşr. A. Hasan Abdurrahman, Beyrut, 2007, III, 46; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve'ttenvîr, XXII, 127.
(16) Âlûsî, Rûhu'l-maânî, XXII, 99; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve't-tenvîr, XXII, 127
(17) Râzî¸ Fahruddin Muhammed¸ et-Tefsiru'l-Kebir¸ (Mefâtihu'l-Gayb)¸ Beyrut 1990¸ XXV¸ 235; Hâzin¸ Alâeddin Ali b.Muhammed b.İbrahim el-Bağdâdî¸Lübâbu't-Te'vîl fî Meâni't-Tenzîl¸ Beyrut trs¸ V¸ 279; İbn Kesir¸ Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azim¸ Mısır trs¸ III¸ 523-524; Suyutî¸ Celalüddin¸ Dürrü'l-Mensur¸ Beyrut trs.¸ II¸ 113
(18) Sahih-i Buhari, İlm, 10; Ebû Davut, İlm, 1; Tirmizi, İlm,19; İbn Mace, Mukaddime,17
(19) Fatır Sûresi/28
(20) Bakara Sûresi/205
(21) Nisa Sûresi/58
(22) Buhari, Edebi 18; Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 1
(23) Rum Sûresi/ 30
(24) Ahd-i Atik, Yaratılış, 32
(25) Cahiliyyetü'l Karni'l İ'şrîn (Muhammed Kutub) Sh: 281, Beyrut/ 1989
 
Misak Dergisi 350. Sayı
Ocak 2020
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya