Aile Ocağı veya Aile Yuvası
Aile ocağı, evlenmelerine dini ve hukukî engel bulunmayan bir erkekle bir kadının nikâh akdi yapmaları ile kurulur. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de evlenme konusunda şöyle buyurmuştur: “Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetime uymayan benden değildir. Evlenin. Çünkü ben diğer ümmetler karşısında sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Sünen-i İbni Mace-K.Nikah, 1) Aile ocağının en önemli amacı beden, zihin ve ahlâk bakımından sağlıklı nesiller yatiştirmek suretiyle insan soyunun meşrû esaslara dayalı devamını sağlamaktır.. İnsanların beden ve ruh sağlıklarını koruyabilmeleri din ve dünya işlerini daha kolay ve rahat yapabilmeleri için huzurlu bir ortama muhtaçtırlar. Bunun için en iyi ortam ise aile yuvasıdır.
N. Mehmet SOLMAZ
16.02.2019 14:00
611 okunma
Paylaş
AİLE ocağı, evlenmelerine dini ve hukukî engel bulunmayan bir erkekle bir kadının nikah akdi yapmaları ile kurulur.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de evlenme konusunda şöyle buyurmuştur:“Nikah benim sünnetimdir. Benim sünnetime uymayan benden değildir. Evlenin. Çünkü ben diğer ümmetler karşısında sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Sünen-i İbni Mace-K.Nikah, 1)
Aile ocağının en önemli amacı beden, zihin ve ahlâk bakımından sağlıklı nesiller yatiştirmek suretiyle insan soyunun meşrû esaslara dayalı devamını sağlamaktır..
İnsanların beden ve ruh sağlıklarını koruyabilmeleri din ve dünya işlerini daha kolay ve rahat yapabilmeleri için huzurlu bir ortama muhtaçtırlar. Bunun için en iyi ortam ise aile yuvasıdır.(5)
Ailenin önemi Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilir:
“O’nun varlığının delillerinden biri de, kendileriyle ülfet edip huzura ermeniz için size kendi cinsinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesidir. Şüphesiz bunda, sistemlice düşünen bir toplum için nice dersler ve ibretler vardır.” (Rum, 30/219)
Meal tefsirinde ayetin açıklamasında şöyle denir:
“Eşlerin birbiriyle sıcak bir muhabbet ve şefkatle kaynaşmaları, böylece sağlam bir aile yapısının kurulması için Cenâb-ı Hak onların arasına şu üç mühim fizikî ve rûhî kanunu koymuştur:
1-Eşler hem bedenen hem rûhen sükûna ve huzura ermek için birbirine muhtaçtırlar.
2-Allah eşler arasına birbirlerini sevip kaynaşmalarını ve sağlam bir beraberlik oluşturmalarını sağlayacak kuvvetli bir muhabbet koymuştur.
3-Eşlerin birbirini koruyup gözetmeleri ve ihtiyaçlarını gönüllü olarak karşılamaları için aralarına güçlü bir merhamet ve şefkat hissi yerleştirmiştir.
Bu hisler zamanla gelişerek, eşlerin birbirine son derece nezaketli, zerafetli ve müsamahalı davranmalarını sağlar.
Öyle ki, yaş ilerledikçe eşlerin birbirine duydukları şehevî arzularda bir düşme yaşanırken, zamanla artan bu şefkat ve merhamet hissiyatıyla eşler birbirlerine gençliklerinde olduğundan daha fazla bağlı hale gelirler.”(6)
Merhum Mevdûdî “Tefhim” tefsirinde şunları yazar:
“Yaratıcının bir hikmeti mucibince insan, bir tek cins olarak değil, insan olarak birbirine eşit, figür ve form olarak aynı temel formüle sahip, fakat farklı fiziksel yapıya, farklı zihnî ve psikolojik niteliklere, farklı duygu ve arzulara sahip olan iki ayrı cins halinde yaratılmıştır.
Daha sonra bu ikisi arasında o denli mükemmel bir ahenk yaratılmıştır ki her ikisi de diğerine mükemmel bir eş olur. Birisinin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçları tam anlamıyla diğerinin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarına karşıt gelir.
Bundan başka, Hikmet Sahibi, Yaratıcı, yaratılışın da başlangıcından beri her iki cinsten eşit oranlarda yaratmaktadır ki, hiçbir ülkede veya hiçbir bölgede sadece erkeklerin ya da sadece kızların doğduğuna şahit olunmamıştır.
Bu olay, insan aklının kesinlikle hiçbir dahlinin bulunmadığı bir alandır. İnsan, kızların dişil niteliklerle, erkeklerin de erkil niteliklerle- ki bu nitelikler tamamen birbirini tamamlayan özelliktedirler- doğmaya devam ettiği tabii akışa, hiçbir müdahalede bulunamaz, dünyanın her yerinde kadınların doğaya devam ettiği belirli oranı da bozamaz.
Yüzyıllardan beri, milyonlarca, milyarlarca insanın doğuşundaki bu ahenkli düzen ve bu düzenin işleyişi asla tesadüfi olamaz, birçok ilahın ortak iradesinin bir sonucu da olamaz. Bu da sadece bir yaratıcının, bir tek Hikmet Sahibi’nin başlagıçta sonsuz hikmeti ve kudreti ile mükemmel bir kadın ve erkek planı düzenlediğini ve daha sonra bu mükemmel plana göre belirli oranlarda, ayrı kişisel özelliklere sahip sayısız kadın ve erkeğin dünyaya gelmesi için hârikulâde bir düzen kurduğunu göstermektedir.
Bu düzen şans eseri meydana gelmemiştir, bilakis Yaratıcı, bu düzeni, kadının ve erkeğin birbirlerinin doğal ihtiyaçlarını karşılamaları ve her ikisini birbirlerinde huzur ve sükunet bulmaları amacıyla kurmuştur. Bu, Yaratıcı’nın bir taraftan insan neslinin devamını sağlamak, diğer taraftan da bir insan medeniyeti meydana getirmek için araç olarak seçtiği mükemmel bir düzendir.
Eğer iki cins değişik dizayn ve şekillerde yaratılmış ve her ikisine de birlikte olduklarında duydukları ahenk ve huzur duygusu yerleştirilmemiş olsaydı, insan nesli koyunlar ve keçiler gibi üreyebilirdi. Fakat bir medeniyetin doğması ihtimali sıfır olurdu.
Hayvan türlerinin hepsinin aksine bir insan medeniyetinin ortaya çıkmasını sağlayan asıl özellik, Hikmet Sahibi Yaratıcı’nın her iki cinse, birbirlerine karşı bir arada olmadıklarında tahmin edemeyecekleri bir sevgi, istek ve arzu yerleştirmesidir. Bu huzur ve sükunet arzusu, onları birlikte bir yuva kurmaya zorlamıştır. Yine bu arzu, aileleri ve kabileleri oluşturmuş ve insan için sosyal hayatı mümkün kılmıştır. Toplumsal hayatın gelişmesinde insanın zihni özellikleri de mutlaka yardımcı bir rol oynamıştır. Fakat bunlar asıl itici güçler değildir.
Toplumsal hayatın oluşmasını sağlayan asıl itici güç, kadın ve erkeğe yerleştirilen ve onları bir “yuva” kurmaya zorlayan arzudur. Sağduyu sahibi bir kimse kalkıp da bu Hikmet eserinin tabiat güçleri sonucu şans eseri meydana gelmiş olduğunu söyleyebilir mi? bu yalnız sağduyudan yoksun insanların da kabul etmeyeceği sadece ve sadece bir tek varlığın, o hikmet sahibinin hikmetinin bir ayeti bir işaretidir.
Burada “sevgi” ile bir kadın ve erkek arasındaki cazibenin itici gücü olan ve onları birbirlerine bağlı kılan cinsel sevgi kastedilmektedir.
“Merhamet,” evlilik hayatında yavaş yavaş gelişen, eşlerin birbirlerine karşı nazik, hoşgörülü ve düşkün olmalarını sağlayan duygusal ilişkidir.
Öyle ki yaşlılık döneminde cinsel sevgi asgariye düşer ve iki eş birbirlerine gençliklerinde olduğundan daha bağlı olabilirler. Yaratıcı’nın insanın içine yerleştirdiği bu iki olumlu güç, insanda varolan doğal arzuyu destekler niteliktedir.
Bu istek ile arzu sadece huzur ve tatmin arar, böylece kadınla erkeği biraraya getirir. Bundan sonra bu iki güç (sevgi ve merhamet) ortaya çıkar ve birbirlerinden ayrı ortamlarda yetişmiş olan iki yabancıyı o denli birbirlerine bağlar ki, bu ikisi hayatın birçok zorluklarına rağmen yaşamaya devam ederler.
Milyonlarca insanın kendi hayatında yaşayıp tecrübe ettiği bu sevgi ve merhamet ölçülüp tartılabilen maddi birşey değildir. Bu iki özellik, ne insan vücudunu oluşturan yapısal elementlere bağlanabilir, ne de bunların ortaya çıkışı ve doğuşu bir laboratuarda incelenebilir. Bunun tek açıklaması Hikmet Sahibi Yaratıcı’nın belirli bir gaye için bu iki özelliği insanın gönlüne yerleştirmiş olmasıdır.(7)
Çocuk Sevgisi ve Sevinci
Aile ocağında dünyaya gelen çocuk sevgi ve sevinçle karşılanır.
ana babanın çocuğuna sevgisi, çocuğun ana babaya sevgisi, tarif edilemez. Bu sevgi sonucudur ki, gerektiğinde çocuk ana ve babası için, gerektiğinde ana-baba evladı için canını feda eder. Yangın, sel felaketi gibi olaylarda bunun örneklerini görmekteyiz.
Çocuk Terbiyesi
İnsanlar arasında en güçlü sevgi bağları aile ocağında olur. İnsan aile ocağında terbiye edilir. İnsanın dili, dini, milliyeti, kime, nereye mensup olduğu aile ocağında şekillenir. Ahlaki özellikleri büyük çapta aile ocağında belirlenir. Yahudi, Hıristiyan, Budist, Müslüman çocuğu olması diye adlandırılması da ailesi sebebiyledir.
Çocuğun kültürüne de ilk hakim olan aile ocağıdır. Bir iki örnek verelim:
“Bir zaman devlet lisan okuluna devam ediyordum. Bir teneffüste kantin de İngilizce hocası ile çay içerken, yanımıza Fransızca hocası hanım geldi. Yanında sevimli mi sevimli 4-5 yaşlarında kız çocuğu vardı. İngilizce hocası çocuğu sevdi. Annesi, “Şimdiden dil öğrensin diye Fransızca şarkılar öğretiyoruz” dedi. İngilizce hocasının isteği üzerine çocuk Fransızca bir şarkı söyledi. Alkışladık.
Ben annesine; Bir şey sorabilir miyim?” dedim. İngilizce hocası yüzüme baktı, anladım diyordu. Annesi sor dedi. Tabii ne soracağımı bilmiyordu. Belki de Fransızca bir şey soracağımı zannediyordu.
Çocuğa “Seni kim yarattı.?” dedim. Arkasından da ekledim. ” Kimin kulusun.?” Çocuk bir bana baktı bir de annesine. Bir sessizlik oldu. Zil imdad’a yetişti, derse girdik. Çocuk Fransızca şarkı söylüyor, ama kendisini kimin yarattığını bilmiyor, çünkü kendisini kimin yarattığı aile ocağında ona söylenmemişti.
Annesi iki buçuk üç yaşındaki kızı Zeynep Mina için yemek duası ezberledi. Okusun mu? dedi. Okusun dedim. Okudu.
Yemeğimi yemeden el açtım Allah’ım sana
Akıl fikir doğruluk İyi huylar ver bana
Yemezsem büyüyemem, okuluma gidemem
Çabuk çabuk yiyelim, yemeğimizi bitirelim
Bizi yaratan Allah’a her zaman dua edelim. Amin”
Bir anne çocuğunu küçük yaşta şarkı öğreterek yabancı bir kültüre teslim ediyor.
Bir anne de çocuğuna Allah’a dua etmeyi öğretiyor, , gerçeği bildiriyor.
Bir başka olay:
Asansörden çıktım, işçiler binamızın diğer asansörünü tamir ediyorlardı. “Cuma ezanı okunacak, Cuma namazını kılın, sonra asansörü tamir edersiniz” dedim. İçlerinden biri, “Çalışmakta ibadettir” dedi. İşine devam ettiler. Cumadan döndüm aynı yerde çalışıyorlardı. Demek ki bu adamlara da ana ve babaları aile ocağında namazı, cumayı anlatmamışlar, namaz kılmayı öğretmemişler...
Çalışma ibadet midir? Evet! Besmele çekeceksin, helal kazanç için, helal işte işin hakkını vererek çalışmaya niyet edeceksin. İş bitnce de “Elhamdu lillah” diyeceksin. Nafile ibadet olur. Nafile ibadetler de hiçbir zaman farz, vacip ibadetlerin yerine geçemez, farz ve vacip ibaadetleri yapma sorumluluğundan insanı kurtaramaz.. ..
Onların yaptığı çalışma nafile ibadet olmaz. Söyledikleri söz, şeytanın kendilerini namaza gitmekten alıkoymak için telkin ettiği bir sözdür.
Çocuklar İçin Sorumluluklar
Her yeni doğan çocuk, aile için yeni bir sevinç ve mutluluk vesilesi olması yanında yeni görev ve sorumluluklar da getirir. Bu sorumlulukları şöyle özetleye biliriz:
A. Çocukların maddî ihtiyaçlarının karşılanması: Çocukların beslenme, barınma, giyim, tedavi ve maddi her türlü ihtiyaçlarını helal yoldan, israftan kaçınarak karşılamak ailenin temel görevidir. Bu karşılamaya haram karıştırmak, çocuğun müslümanca yetişmesine en büyük engeldir.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve selem; “Müslümanın hayır yolunda harcadıkları içinde en sevaplı olanı, aile fertlerine harcadıkları dır” buyurur.
Yine buyurur ki, “İnsanın bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerini sefil bırakması, kendisine günah olarak yeter.” (Ebu Davud, Zekat, 45)
B. Ailede ana baba çocuklarına daima şefkat, merhamet göstermeli, sevdiklerini çocuklarına söylemeli, kabahat işledikleri zaman yaptıklarının kötü olduğunu sebepleri ile onlara açıklamalı, şiddet ve hiddet göstermemeli. İyilik yaptığı zaman okşamalı, ödüllendirilmeli, yaramazlık yaptığı zaman yine münasip sözlerle bir daha yapmaması için uyarılmalı.
C. Aile içinde çocukların eğitimi ana babanın en önemli ve en zor görevidir. Çocuklar ana babada ne görürse onu öğrenir, ana baba nasıl konuşursa öyle konuşurlar. Nitekim ana baba hangi dili konuşuyorsa, çocuklar da aynı dili konuşurlar.
Müslüman ana baba Allah derse, çocuklar da Allah der. Bunun için ana baba daima doğru konuşacak, yalan söylemeyecek, eûzü besmele çekecek, abdest alacak, namaz kılacak, iyilikte örnek olacak ki çocuklar da ana babaları gibi olsunlar.
Çocuğa bu değerli eğitimi aileden daha iyi bir kurum kazandıramaz. Çünkü çocuğun en köklü duygusal pskolojik ve ruhi bağlarla bağlandığı, güvendiği ve sevdiğ kişiler ana babadır. Çocuğun kişilik ve ruh sağlığının oluştuğu devre aile içinde geçer. İnançlar, gelenekler, iyi alışkanlıklar, saygı, sevgi ve diğer toplumsal değerler aile içinde kazanılır. Aileden yoksun kalıp da bu değerleri kazanamayan çocuklar topluma uyum sağlayamazlar. Bütün bunlar çocukların eğitim ve öğretimi için ailenin, başka hiçbir şeyle yeri doldurulamayacak derecede önemli olduğunu gösterir. ” (8)
Çocuklara Karşı Davranışlar
Bir ansiklopedide çocuklara karşı davranış konusunda şunlar yazılır:
“Çocuklara daima uygun bir dille doğru, tutarlı ve yararlı bilgiler verilmelidir. Bu konuda ana babanın dinî ve dünyevî konularda bilgili olmaları gerekir.
Çocuklar için dini ve ahlakî konularda örnek olacak tarzda bir hayat sergilemek de en önemli bir görevdir. Gazali’nin Hz. Ali’ye atfettiği şu söz, kötü örnek olan ana baba için de geçerlidir: “İki insan beni kahreder: Câhil sofu ile Ahlâksız âlim. Zira câhil sofuluğu ile âlim de ahlâksızlığı ile insanları yanıltır.”
Çocuklara gösterilen hoşgörü, onları şımartacak kadar ölçüsüz olmamalıdır. Ayrıca çocuğun şahsiyetini zayıf düşürecek, onu âsileştirecek veya arsızlaştıracak şekilde katı bir disiplin uygulamak da isabetsizdir.
İslâm ahlâkçıları “te’dîb”in asla eziyet ve işkence olmadığını belirtirler. Ana baba bu konuda İslâm tebliğinin genel metodu olan “terğîb” (özendirme) ve “terhîb” (caydırma) metodlarını birlikte uygulamalıdırlar.
Müslümanlar için örnek aile reisi olan Allah’ın Rasûlü’nün hayatı boyunca hiçbir çocuğu dövmediğini bildiren sahih hadisler vardır.”(9)
___________________
(1) Prof. Dr. Ömer Çelik, Kur’an-ı Kerim Meâli ve Tefsiri, 5/618, Erkam Yayını, İst.
(2) Mevdûdî, Tefhimülkur’an, 7/258, İnsan yayınları, İst. Bakınız, Kur’an Yolu, 5/697, Diyanet Yayını, Ank.
(3) Osman Nuri Topbaş, Osmanlı, 542, Altınoluk Yayını, İst.
(4) İfav, İslâm’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedis, 1/79, İfav yayını, İst.
(5) İfav 1/78, 80
(6) Kur’an-ı Kerim Meâli ve Tefsiri, 4/18
(7) Tefhimülkur’an, 4/293
(8) İfav 1/79
(9) İfav, 1/82
 
Misak Dergisi 336. Sayı
Kasım 2018

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya