Kötülükleri Emretmek ve İyiliklerden Nehyetmek Münafıkların Vasfıdır
Münâfık erkekler ve kadınlar yeryüzünde fitne ve fesadın yayılmasını arzu ederler. Onlar birbirlerinin velîsi ve dostudurlar. Bu hakikat muhkem nassla haber verilmiştir: Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.“ (Et Tevbe Sûresi: 67 Bu âyet-i kerime, pratik hayatta münafıkları tanımamızı sağlıyor. Münafıklar şeriatullah’a karşı çıkarlar, onun hükümlerini kerih görürler ve nerede ma’rufu/şer’i şerife ve akl-ı selime uygun olanı bulurlarsa menederler, engel olmaya çalışırlar. Münafıklar, iki yüzlülüğü ve Allah’tan başkasının rızasını arzu ederler. Onların sadaka ve hayırlı fiiller hususunda elleri sıkıdır/bağlıdır. Onlar, Allah’ın Peygamberini de, Allah’ın şeriatini de terk etmiş kimselerdir. Münafıklar, İslâm’a ve Müslümanlara karşı derin ihanet faaliyetleri içerisindedirler.
Mustafa YUSUFOĞLU
16.02.2019 14:05
415 okunma
Paylaş
“MÜNAFIK erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir. “ (1)
Allah’a, Peygamberine ve mü’minlere karşı hain olanlara münafık denir. Münafıklar, kötülerle birlikte kötü bir dünya kurmanın peşinde koşanlardır. Onların faaliyetleri kötülüğün iktidar olması içindir. Hususta münafıkların erkekleri ile kadınları birbirlerine benzerler. Onlar birbirlerindendir. Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar birbirlerindendirler. Münâfık erkekler ve kadınlar küfür ve nifakta birbirlerine benzerler. Birbirlerinin velîsi ve dostudurlar onlar. Kötülüğü, münkeri emrederler ve iyiliği, ma’rufu men ederler. İyiliklerin engellenmesi, kötülüklerin yayılması için çırpınırlar. Kötülük taraftarıdır onlar. Kötülük onların vazgeçilmez özellikleridir. İyiye düşmandırlar, iyilikten nefret ederler. İyileri iyilikten vazgeçirmek için çırpınırlar. İyilerin ve iyiliklerin önüne barikatlar koymaya say ederlerken, kötülüklerin işlenmesine elbirliği yaparlar. Elleri de sıkıdır onların. Hayırlı hiç bir işe zerre kadar bir harcama yapmazlar. Mallarını kötülük ve fuhşiyyat yollarında tüketirler. Münâfıklığın belki en belirgin alâmetleri işte bunlardır. İyiliği menetmek, kötülükleri yaymaya çalışmak ve de cimrilik yapmak. Bu özellikler önünde sonunda insanı münâfıklığa götürür Allah korusun. Elini sımsıkı tutup Allah yolunda harcamada bulunamayanlar elbette iyilikleri men edip kötülükleri emredeceklerdir. Çünkü toplumda iyiliğin yayılması demek münâfıkların ellerindekilerin azalması demektir. Çünkü artık toplumda sömürü tuzakları boşa çıkacaktır. Ama toplumda iyilik yerine kötülük, fedâkarlık yerine bencillik hakîm olursa elbette zayıflar kendilerine teslim olmak zorunda kalacaklardır. Onlar, iyilere ve iyiliklere tuzak kurmanın peşindedirler.
Münafıklar, toplumda kötülükleri egemen kılmak için renkten renge girerler. Bazan ikiyüzlü, bazan bin yüzlü olurlar. Kötülükte sorgusuz, sualsız biri ötekini destekler. Evet, münâfık erkek ve kadınlar birbirleriyle tek can gibidirler. Birbirlerinin velîsi ve dostudurlar. Onlar arasında karşılıklı bir velâyet, bir dostluk ilişkisi vardır. Birbirleri adına karar alırlar ve birbirlerinin kararlarını, yasalarını uygularlar. Onlar birbirlerinin velîsidirler. Tabii mü’minler olarak sizler de birbirlerinizin velîsisiniz. Münâfıkların sizlerle, sizlerin de onlarla asla bir velâyet, bir dostluk ilişkiniz olamaz. Akraba bile olsalar mü’minle münâfık arasında bir dostluk, bir velâyet ilişkisi yoktur. Allah mü’minlerin velîsidir, mü’minler de birbirlerinin velîsidirler.
Mü’minler hiç bir zaman kendileri gibi inanmış mü’minleri bırakarak münâfıkları kendilerine velî seçemezler. Hiç bir zaman mü’minleri bırakıp münâfıklarla dost olamazlar, onlarla dostluk kuramazlar. Çünkü mü’minlerin velîleri, mü’minlerin dostları Allah’tır. Allah mü’minin dostudur, mü’min de mü’minin dostudur. Allah mü’minlerin velîsidir, mü’minler de Allah’ın evliyasıdır. Öyleyse mü’minler mü’minlerin dostudur, velîsidir, sırdaşıdır, birbirlerini cehennemden koruyup cennetin kazandırıcısıdır. Öyleyse bir mü’min dünya işlerinde, bireysel, sosyal, ailevi, toplumsal, ekonomik, siyasal hayatında, âhirete müteallik işlerinde, yâni hayatının tüm alanlarında kendisiyle ilgili tüm problemlerinde bir dostluk, bir velâ ilişkisi içine girecekse, birileriyle birlikte hareket edecekse, birileriyle istişare edecek, birilerinin kararına başvuracaksa, birilerinden akıl danışacaksa kendisine velî olarak, dost olarak ancak ve ancak Allah dostluğuna ehil mü’minleri seçecektir. Mü’minleri sevecek, mü’minleri dost bilecek, mü’minleri velî bilecek, mü’minlere bağımlı olacak, mü’minlerin derdini, tasasını kendi tasası, sevincini kendi sevinci, başarısını kendi başarısı bilecektir. Tüm işlerini, tüm hayatını, siyasetini, ekonomisini, eğitimini, sosyal ve bireysel hayatını, aile hayatını mü’minlere göre düzenleyecek, hesabında mü’minler olacaktır. Müslüman izzet ve şerefi Müslümanlarda ve Müslümanlarla birliktelikte görecektir. Değilse Allah (cc) korusun bir takım basit dünyevî hesaplarla, bir takım basit menfaat kaygılarıyla bir Müslümanın mü’minleri bırakarak kâfirleri ve münâfıkları dost edinmesi, hayatını onlar kaynaklı yaşaması asla düşünülemez. Onlar Allah’ı unutmuşlar, Allah da onları unutmuştur. Onlar Allah’ın dinini unuttular, Allah’ın dinini kendi haline bıraktılar, ilgilenmediler, ilgi kurmadılar, Allah da onları unutmuştur. Onlar Allah için bir hayat yaşamayı unuttular, Allah da onları korumayı, başarıya ulaştırmayı, merhamet etmeyi unutmuştur. Elbette kendisine kulluğu unutanları Allah da unutacaktır. Ne müthiş bir şey değil mi? Allah tarafından unutulmak, hesaba katılmamak, yüzüne bakılmamak, sözü dinlenmemek ve ebedîyen azaba mahkûm edilmek. Bundan daha kötü bir âkıbet olur mu? Evet, bu dünyada bu dünyanın sahibini unutarak, bu hayatın sahibinin vahyinden yüz çevirerek, kitabı ve peygamberiyle ilgilenmeyerek, hayatı vahye göre düzenlemeyerek, Kur’ân ve Sünnet’e karşı nötr davranarak bir hayat yaşayanlar unutulacaklar. Allah’ın rahmet ve merhametinden mahrum kaldıkları için mutlu olamayacaklar, huzur bulamayacaklar, hayatın tadını alamayacaklar. Bugün burada unutuldukları gibi, yarın da cehennemin bir köşesinde dayanılmaz azapların kucağında unutulacaklar. Öyleyse gelin ey Müslümanlar, Allah’ı unutanlar gibi olmayın. Allah’ı unutup Allah’ın da kendilerini unuttuğu münâfıklar gibi olmayın. Onlar Rab’lerini unutmuşlar, Rab’lerini unutarak bir hayat yaşamışlar, Allah da onlara kendilerini unutturuvermiş. Kendilerini unutmuşlar adamlar. Kendilerini düşünmez olmuşlar. Kendi hayırlarını, kendi mutluluklarını, kendi cennetlerini düşünmez olmuşlar. Cenneti unutup, âhireti unutup hep dünyayı düşünür olmuşlar. Hep parayı düşünür olmuşlar, hayatı düşünür olmuşlar, arabayı düşünür olmuşlar, arabanın modelini, elbisenin güzelini, evlerinin dükkânlarının dizaynını düşünür olmuşlar. Arabalarının üzerinde meydana gelen küçücük bir çiziği düşünür olmuşlar da, kendi ruh dünyalarında, ailelerinin, çocuklarının ruh dünyalarında oluşan nerdeyse araba girecek büyüklükteki küfür ve şirk çiziklerini hiç düşünmez olmuşlar. Evlerinin boyasını, cilasını düşünmüşler de kendilerinin, çocuklarının Allah boyasıyla boyanmasını hiç düşünmez olmuşlar. Çocuklarının boğazlarının doyurulmasını düşünmüşler de kalplerinin kafalarının Allah’ın istediği bilgi ve imanla doyurulmasını hiç düşünmez olmuşlar. Euro’yu, Doları düşünmüşler de Bakara’yı, Âl-i İmrân’ı hiç düşünmez olmuşlar. Dışlarını düşünmüşler de içlerini, kalplerini düşünmez olmuşlar. Bedenlerinin ihtiyaçlarını düşünmüşler de kalplerinin ihtiyacını hiç düşünmez olmuşlar. Her şeyi düşünüyor adamlar, ama kendilerini unutuyorlar. Kendi geleceklerini unutuyorlar. Hâlbuki bu dünyadan insanın gidecek tek şeyi kendisidir. Malı mülkü, atı arabası, dükkânı tezgâhı, evi barkı, toprağı tapusu, vatanı, ülkesi her şeyi burada kalacaktır. Yaptığımız, ektiğimiz, diktiğimiz, bina ettiğimiz her şey bu dünyada kalacaktır. Bunlardan sadece Allah için yaptıklarımızın kazancı bizimle birlikte öbür tarafa gidecektir. Eğer bizler bu bizi yaratıp bu dünyada imtihana çeken Rabbimizi unutursak, Rabbimizin dinini, Rabbimizin kitabını, Rabbimizin elçisini, Rabbimizin bizden istediklerini unutarak bir hayat yaşarsak, İslâm’dan uzak bir dünya yaşayacak olursak o zaman kesinlikle bilelim ki biz kendi kendimizi unutacak ve hayatımızı dünyada kalacak, bizimle birlikte yarına intikal etmeyecek boş şeylerin peşinde bir ömür tüketerek eli boş olarak Rabb’ımızın huzuruna gideriz. İşte görüyoruz, insanlar kendilerini, kendi geleceklerini unutuyorlar da nice boş şeylerin peşine takılıyorlar değil mi? Allah’ın kendilerini kendisini hatırlatmak üzere, kendilerine kendilerini, kendi kulluklarını, kendi kurtuluşlarını öğretmek üzere gönderdiği kitabını unutuyorlar da başka nice kitapların peşine düşüyorlar. Kur’ân’ı unutuyorlar da nice gazetelerin, nice dergilerin, nice kitapların peşine takılıyorlar. Allah’ın kendilerine örnek olarak, önder olarak gönderdiği peygamberini bırakıyorlar da nicelerinin arkasına düşüyorlar. Nicelerini kendilerine örnek biliyorlar. İşte kim böyle Allah’ı unutursa Allah da ona kendisini unutturacaktır. Allah onu kendi haline bırakıverir de o insan dünyanın peşinde, dünyada kalacak şeylerin peşinde yuvarlanır gider Allah korusun. Tamamen küfrün, şirkin, isyanın ve günâhların içinde boğulur gider. İşte bunlar münâfıklardır. Bunların kalbleri, düşünceleri, amelleri, hayatları bozuktur. Bunlar kötülüklerle ve kötülerle kendi temiz fıtratlarını kirletmişlerdir.
Münafık erkek ve kadınlardan kötülükten gayrisi bekelenemez. “Bu âyette geçen Münafıklar “Birbirlerindendir” buyruğu, onların dinden çıkması ile aynı anlamdadır. Ez- Zeccâc der ki: Bu yüce Allah’ın: “Onlar muhakkak sizlerden olduklarına dair Allah’a yemin ederler.” (2) buyruğu ile ilişkilidir. Yani, onlar mü’minlerden değildirler. Aksine birbirlerindendirler. Bu da onların münkeri emredip ma’ruftan alıkoymak hususunda birbirlerine benzedikleri anlamına gelir. Ellerini sıkı tutmaları ise, onların cihadı terk etmeleri ve yerine getirmeleri gereken haklar hususunda cimrilik etmeleri demektir.
Burada “Unutmak” terk etmek anlamındadır. Yani onlar Allah’ın kendilerine verdiği emirleri terkettiler, O da şüpheler içerisinde kendilerini terkedip bıraktı. Şöyle de açıklanmıştır: Onlar, Allahû Teâla’nın emirlerini adeta unutulmuş hale gelinceye kadar terkedip durdular. O da onları sevap ve mükâfatından unutulmuşlar seviyesine düşürdü. Katade der ki: “Onları unuttu”, hayırdan onları mahrum bıraktı anamındadır.” (3)
Münafıklar, nifak üzere söz birliği ve iş birliği yapmış kimselerdir. Onlardan farklı tasavvurlar, kararlar ve tavırlar beklenemez. Onlar hep aynıdır ve birbirlerinin benzerleridir. Şehid Seyyid Kutub (rh.a.) der ki: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar aynı mayadan ve aynı karakterdendirler. Nerede ve ne zaman olursa olsun münafıklar aynıdır. İşleri ve sözleri değişebilir. Fakat onların karakterleri aynıdır. Tek bir kaynaktan beslenirler. İçleri fenalık doludur. Kalpleri kara. Jurnalci, düzenbaz, yüzyüze gelmekten, açık olmaktan çekinen bir karaktere sahip olmaları bunların en belirgin nitelikleridir. Benimsedikleri yaşam tarzı ise, kötülüğü emretmek, iyiliği yasaklamaktır. Cimriliktir. Harcamalarda bulunsalar dahi bu gösteriş için harcamalarıdır. Onlar kötülüğü emrederken, iyiliği yasaklarken bu eylemlerini gizli yaparlar. Bunları yaparken, amaçları hile, tuzak ve kaş-göz hareketleriyle mü’minleri çekiştirmektir. Çünkü onlar bu tür şeylere kendilerini güvenli hissetmedikleri yerlerde açıkça cesaret edemezler. Onlar, “Allah’ı unutmuşlardır.” Onların tüm hesapları ve planları, menfaat hesaplarıdır. Onlar, insanların güçlü olanlarından başka kimseden korkmazlar. Güçlülere boyun eğerler ve onlara yaltaklık ederler. “Allah da onları unuttu.”
Artık onların Allah katında bir değeri ve itibarı kalmadı. Onlar, dünyada insanların yanında böyledirler. Âhiret gününde Allah katında da, durumları aynı olacaktır. Ancak güçlü-açık adamlar hesaplarını, insanların yapılarına göre değiştirmezler. Görüşlerini apaçık olarak söylerler. Bu yapıdaki insanlar, inanç sistemlerinin adamı olduklarını ortaya koyarlar. Düşünceleriyle bütün dünyaya meydan okurlar. Savaşlarını veya barışlarını gün gibi bir şekilde sürdürürler. Bunlar insanların ilâhını hatırlarından çıkarmadıkları için, insanları unutan kimselerdir. Gerçeği savunmada hiçbir kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu insanlar, Allah’ı zikreder, O’nu hatırlarlar. İnsanlar da onlardan söz ederler. Ve onlara özellik ve önem verirler.
“Münafıklar yoldan çıkmışların ta kendileridirler.”
Onlar, imanın dışına çıkmışlardır. Doğru yoldan sapmışlardır. Yüce Allah, kâfirlerin akıbeti gibi bir akıbeti onlara da haber vermiştir.
“Allah erkek-kadın bütün münafıklar ile kâfirleri cehennem ateşi ile cezalandıracağına söz vermiştir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır.”
Orası onlara ve işlemiş oldukları suçlara tam uygun düşmektedir.
“Allah onları lânetlemiştir.”
Onlar Allah’ın rahmetinden kovulmuşlardır.
“Onları sürekli bir azap beklemektedir.”
Bu dinden çıkmış, doğru yoldan sapmış ve sapıklığa düşmüş bu karakter, yeni görülen bir şey değildir. İnsanlık tarihinde bunun pek çok benzerleri ve örnekleri vardır. Bunlardan önce de insanlık tarihinde bu türden örneklere rastlanmıştır. Daha önceki bu insanlar, bu yeryüzünde kendilerine takdir edilen nasiplerinden istifade ettikten sonra, dosdoğru fıtrattan ve tutarlı yoldan ayrılmalarının doğal bir sonucu olarak, yaptıklarına uygun düşecek bir akıbete uğramışlardır. Oysa bu yolun o eski yolcuları kendilerinden daha güçlüydü. Servetleri ve çocukları daha fazlaydı. Fakat onların tüm bu imkânları bir yarar sağlamadı ve kendilerini kurtaramadı.” (4)
Münafıklar, nifak üzerinde içtima etmiş kimselerdir. Onların birbirlerinden olmalarının sebebi, hepsinin münkeri emretmeleri ve ma’ruf olandan da nehyetmeleridir. Münker, her kötülüktür. Ma’ruf ise her iyilik/güzelliktir. Ancak burada münkerin en büyüğü şirk ve ma’siyettir. Ma’rufun da en büyüğü imandır. “Ellerini de sıkı tutarlar.” buyruğundan murad; “zekâtı vermezler ve Allah yolunda infakta bulunmazlar” demektir. Allahû Teâla, mü’minlere cenneti, münafıklara ise cehennemi va’d etmiştir. Münafıklar dünyada Allah’ın emirlerini unuttukları için, unutur gibi davrandıkları için Allahû Teâla onları ahrette terkedip cehennemle başbaşa bırakmıştır. (5) Allahû Teâla’yı unutmak, bir nifak ve münafıklık alâmetidir. Allahû Teâla’yı unutmak, Allah yokmuş gibi hareket etmeyi beraberinde getirir. Münafıklar, şehvetleri, şöhretleri, servetleri, dünyevi ihtirasları uğruna Allah’ı unutmayı, Allah’sız bir hayat yaşamayı göze almış kimselerdir.
Yeryüzünde ma’rufu yani şer’i şerife ve akl-ı selime uygun olan durumları meneden, münkeri yani şer’i şerife ve akl-ı selime uygun olmayan, muhalif olan durumları da emreden, teşvik eden bütün ideolojiler, münafık erkek ve kadınları üreten üretim merkezleridir. İdeolojiler, hem küfür ve hem de nifak merkezlidirler. İdeolojik kadrolar kâfirlerden, müşriklerden, mürtedlerden ve münafıklardan oluşur.
Münafık erkek ve kadınlar, kötülük üzerinde birbirlerini tutarlar, desteklerler. Kötülük söz konusu olduğu zaman biri ötekini yalanlamaz ve yalnız bırakmaz. İşte manasını ve tefsirini anlamaya çalıştığımız bu âyet, bizlere münafıkların bu ahlâkını beyan ediyor. Onların kalpleri hayra buğz etmek, şerre muhabbet duymak ve eğrilikte karar kılma konusunda bütünleşmiştir. Bu durum onların erkeklerinde de, kadınlarında da böyledir. Onlar şerde, dalalete dalmada doğru yoldan/sırat-ı müstakimden ayrılıp tuğyanı yol edinmede ittifak etmişlerdir. Muhtaçlara, ihtiyaçları olanlara karşı Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri paylaşma hususunda elleri sıkıdır, cimrilik ederler. Allah yolunda infak etmezler. Onların elleri iyiliğe, iyilik etmeye müsaid değildir. Şer onların nefislerine yer etmiştir. Allah’tan gafil yaşadıkları için kalbleri kaskatı kesilmiştir. Onlar Allah’ı terkedince Allah da onları terk etti. Onlar Allah’ın emrini terk edince, Allah da onları rahmetinden, tevfikinden terkedip mahrum bıraktı. Âyette “Allah onları unuttu” buyruğunun manası budur. Yoksa Allahû Teâla unutmaktan münezzehtir. Ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebi der ki: Bir lafzın iki manaya gelme ihtimali varsa onu tek bir manaya hamletmek uygun değildir.” (6) Mehmed Vehbi Efendi (rh.a.) der ki: “Nisyanın mana-yi hakikisi olan unutmak, Cenab-ı Hakk’a isnad olunamaz. Zira;Cenab-ı Hak unutmaktan münezzehtir. Kezalik münafıklara isnad olunduğunda nisyanın mana-yı hakikisi murad olunamaz. Çünkü hakikatta abdin ihtiyarında olmadığından unutmakla münafıklar zemmolunamaz. Zira; unutmak ellerinde değildir. Şu halde nisyanla zemolunmaları bu makamda nisyanın an’amdin/kastten dolayı terk manasına delalet eder. Binaenaleyh; “Onlar Allah’ın emrini an’amdin/kastten dolayı terkettiler. AllahûTeâla da onları rahmetinden terketti” demektir. (7)
Bu âyet-i kerime, pratik hayatta münafıkları tanımamızı sağlıyor. Münafıklar şeriatullah’a karşı çıkarlar, onun hükümlerini kerih görürler ve nerede ma’rufu/şer’i şerife ve akl-ı selime uygun olanı bulurlarsa menederler, engel olmaya çalışırlar. Münafıklar, iki yüzlülüğü ve Allah’tan başkasının rızasını arzu ederler. Onların sadaka ve hayırlı fiiler hususunda elleri sıkıdır/bağlıdır. Onlar, Allah’ın Peygamberini de, Allah’ın şeriatini de terk etmiş kimselerdir. (8) Münafıklar, İslâm’a ve Müslümanlara karşı derin ihanet faaliyetleri içerisindedirler. Münafık ekekler ve münafık kadınlar birbirlerinin kopyalarıdır. Hepsi de batıl faaliyetler peşindedir. Batılda birbirlerini destekler. Hiçbir bilgiye, hiçbir hak gerçekeye dayanmaksızın ma’rufu/şer’i şerife ve akl-ı selime uygun olan durumları yasaklar. Kötülükleri de severek ve överek emrederler. Bugün Müslümanların bu münafıkları vahiyle tanımaları ve bilmeleri imkânları yoktur. Çünkü vahiy kesilmiştir ve din tamamlanmıştır. Ancak vahyin münafık erkek ve kadınlar hakkında verdiği bu ölçülerle insanları ölçerek münafıkları tanıma ve kendilerinden sakınma imkânımız heran vardır. Bu âyetten açıkça anlıyoruz ki; münafık erkekler ve kadınlar kavli ve fiili faaliyetleriyle her dönemde vardırlar ve daima genelde insanlık âlemi, özelde ise Müslümanlar için tehlikedirler.
-----------------------
(1) Tevbe Sûresi/ 67
(2) Tevbe Sûresi/ 56
(3) el- Camiu Li Ahkâmi’l Kur’ân (İmam-ı Kurtubî) C: 8, Sh: 199-200, Mısır/ 1967
(4) Fizilal’il Kur’ân (Seyyid Kutub) C: 3, Sh: 1673, Beyrut/ 1982
(5) El- Lübab Fi Ulûmi’l Kitab (İbn-i Âdil) C: 10, Sh: 142, Beyrut/ 1998
(6) Tehzîbu’t Tefsir ve Tecrîdü’t Te’vil (Abdülkadir Şeybetü’l Hamd) C: 6, Sh: 136-137, Riyad/ 1993
(7) Hulâsatü’l Beyan Fi Tefsiri’l Kur’ân (Konyalı Mehmed Vehbi Efendi) C: 5, Sh: 2055-2056, İst/ 1960
(8) El-Muharraru’l Vecîz Fi Tefsiri’l Kitabi’l Azîz (İbn Atıyye el-Endelûsî, el-Kâdî Ebû Muhammed Abdülhak b. Gâlib) C: 3, Sh: 56, Beyrut/ 2001
 
Misak Dergisi 336. Sayı
Kasım 2018

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya