Dünya Süsü Âhirette de Devam Etmelidir
Anne ve babanın evladı ile imtihan olacağını bildiren âyetin meâli şöyledir: "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfaât ise Allah yanındadır." (Teğabün Sûresi :5) Anne ve baba, kız ya da erkek olduğuna bakmaksızın, her çocuğun dünyaya gelişini gönül rızası ile kabullenmek, onu sevgiyle, şükür ve dualarla karşılamakla yükümlüdür. Ona güzel bir isim koymak, hak ettiği ilgiyi ve şefkati göstermek, kardeşler arasında ayırım yapmadan adaleti gözetmek sorumluluğundadır. Anne ve baba, aile ocağının devamını sağlamakla yükümlü olduğu gibi, bu ocağın sürur kaynağı olan çocuğunun her türlü ihtiyaçlarını helâl yoldan karşılamakla da yükümlüdür. Bu imtihanında başarılı olmak için her hakkı, hak sahibine vermeye gayret etmelidirler. Peygamberimiz Efendimiz'in (Sav) "Dünya hayatınızı ma'mur ve ıslâh ediniz. Yarın ölecekmiş gibi âhiret için hazırlanınız' buyurduğu malûmdur. Ana baba bu nebevi tavsiyeyi hayatlarının bir düsturu haline getirmelidirler.
N. Mehmet SOLMAZ
18.02.2019 10:50
658 okunma
Paylaş
ÇOCUK, ister kız olsun, ister oğlan olsun, aile ocağının neşesi, ana-babanın sürur kaynağı, neslin devamını sağlayan, dünya hayatının süsüdür. Kur'an-ı Kerim'de mealen şöyle buyurulmuştur: "Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür." (Kehf, 16/46) Ana babaya düşen en önemli görevlerden biri de, dünya hayatının süsü olan mal ve çocukları âhiret hayatının da süsü yapmaktır. Bunun da yolu ana babanın malı helâlinden kazanması, çocuğunu helâl rızıkla beslemesi, büyütmesi ve onu salih bir evlat olarak yetiştirmesidir. Salih evlat, salih işler yapar ve salih davranışlar, da bulunur, dua, hayr ve iyilikleri ile ana babasının âhiret hayatının da süsü olur. Âyette bu durum şöyle bildirilir: "Salih amel ve davranışlar ise, Rabb'inin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır." (Kehf, 16/46)
Ana-Babanın Evladı İle İmtihanı
Ana babanın evladı ile imtihan olacağını bildiren âyetin meâli şöyledir: "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır; büyük mükâfaât ise Allah yanındır." (Teğabün 64/15)
Ana baba, kız ya da erkek olduğuna bakmaksızın, her çocuğun dünyaya gelişini gönül rızası ile kabullenmek, onu sevgiyle, şükür ve dualarla karşılamakla yükümlüdür.. Ona güzel bir isim koymak, hak ettiği ilgiyi ve şefkati göstermek, kardeşler arasında ayırım yapmadan adaleti gözetmek sorumluluğundadır. Ana baba, aile ocağının devamını sağlamakla yükümlü olduğu gibi, bu ocağın sürur kaynağı olan çocuğunun her türlü ihtiyaçlarını helâl yoldan karşılamakla da yükümlüdür. Ana baba, çocuklarını helâl ve sağlıklı gıdalarla büyütmeli, eğitimlerine gereken ilgiyi göstermeli, bütün ihtiyaçlarını helâl yoldan karşılamaya çalışmalıdır. Ana baba evlat imtihanında başarılı olmak için önce kendileri Allaha kul olma şuuruna sahip olmalı, Allah’ın emirlerine göre Müslümanca yaşamalıdır. Dünya hayatının icapları ile âhiret hayatı için yapılacakları bir dengede tutmalıdır. Peygamberimiz Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bunun için "Dünya hayatınızı ma'mur ve ıslâh ediniz. Yarın ölecekmiş gibi âhiret için hazırlanınız' buyurmuştur. Ana baba bu nebevi tavsiyeyi hayatlarının bir düsturu haline getirmelidirler.
Güzel Terbiye, Edepli Terbiyedir
Ana baba, çocuklarını namaz ehli, edebli, terbiyeli, iyilik sever, hayır, hasenat sahibi, bir Müslüman olarak yetiştirmekle görevlidir. Ana baba, çocuklarına örnek olmalıdır ve gerekli bilgileri onlara zamanında, yerli yerince sevgi ve şefkatle vermelidir. Ana baba, çocuklarını şirk, küfür, bâtıl inançlardan, kötülük ve haramlardan korumalı. Onları gerekli bilgilerle donatmalıdır. Çocuk, yürümeye ve konuşmaya başlarken en yakınında bulunan ana babadır. Onları görür, onların kucağına sığınır. Onların sevgileri, onların bakışları ile onlara daha çok bağlanır, onların yaptığını yapmaya çalışır.
Ana baba, bu dönemde, Eûzü-Besmele ile ibâdet ve iyilikler ile gönül alıcı hoş ve doğru sözlerle çocuğuna canlı birer örnek olarak öğreteceklerini öğretmeye başlamalıdır. Aylar geçtikçe çocuk ana babada gördüğü şeyleri benimser, yeni bilgilerle benimsemesi kuvvetlenir ve kökleşir. İşte buna “güzel terbiye” denir. bu güzel terbiye ile büyüyen, yetişen çocuk hayırlı evlat olur, salih birMüslüman olur. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem konu ile ilgili şöyle buyurur: "Hiçbir anne baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta bulunmamıştır.” (Tirmizi, birr, 33) İslâmî terbiye ile çocuklarını güzel bir şekilde terbiye eden ana baba yalnız bu dünyada değil, âhiret hayatı içinde hayırlı evlatlara sahip olurlar, evlat imtihanını kazanırlar...
Güzel Terbiye, edepli terbiyedir
Konu ile ilgili bazı paragraflar alalım: “Dinin yaşandığı bir aile çerçevesinde yetişen çocuk, etrafını tanımaya başladığı günden itibaren namazla tanışır. Kulluğu en güzel şekilde simgeleyen bu ibâdet onun ilgisini çeker. Büyüklerini taklit ederek tıpkı onlar gibi namaz kılmaya çalışır.
Eğitimin en güzel şekli, çocuğa tavsiye edilen halleri bizzat yaşamak ve ona canlı örnek olmaktır. Böyle yapıldığı taktirde çocuk, namazın tıpkı oturup kalkmak, yemek içmek gibi tabii bir hâl olduğunu görür ve namaz kılmadığı zaman kendisinde bir eksiklik bulunduğunu anlar. Dindar çevrede yetişen çocuk, namaz kılmayı yedi yaşına kadar zaten kılarak öğrenmiş olur. Bu durumda anne babaya düşen görev, onun bazı eksiklerini tamamlamaktan ibarettir. Yedi yaşına kadar namaz kılmayı öğrenmeyen çocuklara ise, namazın en önemli ibâdet olduğu anlatılarak namaz bilgisi verilir. Bazı sureler ve dualar öğretilir. Yedi yaş sınırı konusunda kız ve erkek çocuklar arasında fark yoktur.(1)
Namaz kılmasını öğrenen ve ana babası gibi namaz kılan çocuk on yaşına girdiği zaman ona namaz kıl demenin gereği de yoktur. Çünkü o, zaten namazını kılıyor. Eğer on yaşına girdiği halde namaz kılmıyorsa, namaz ona emredilir, gerekirse azarlanır. Peygamberimiz sallallahü aleyh ve sellem şöyle buyurur: "Yedi yaşına girince çocuklarınıza namazı emrediniz. On yaşına bastıkları halde kılmazlarse cezalandırınız, yataklarını ayırınız."(2)
On yaşına girdiği halde namaz kılmamakta direten çocukların terbiyeleri nasıl olacaktır? Bir parağraf daha alalım. Şair ne güzel söylemiş:
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
Yani öğüt ve nasihata kulak vermeyip uslanmamakta diretenleri azarlamalıdır. Azardan da anlamayanları, bir yerlerini incitmeyecek şekilde dövmelidir. Bu prensip hemen herkesin kabul ettiği bir eğitim şeklidir. Şüphesiz dövme işi, eğitim maksadıyla yapılacak ve ona ancak mecbur kalındığı zaman başvuracaktır. Dövmeye gelene kadar azarlama, tehdit etme, kulağını çekme gibi çeşitli eğitim basamakları vardır. Kendisi hiçbir çocuğu dövmeyen ve onların dövülmesini istemeyen Peygamber aleyhisselam, on yaşına bastığı halde namaz kılmayan çocukları, sadece eğitmek maksadıyla pataklamaya izin vermiştir.(3)
Ana Baba Evladını
Âhiret Hayatına da Hazırlamalıdır
Ana babanın çocuklarını Müslümanca yetiştirmeleri, onların salih bir evlat olarak yaşamaları aynı zamanda ana babanın dünya ve âhiret yönünden de evlat imtihanını kazanmalarını sağlar. Allah buyurur: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yerine getiren melekler vardır." (Tahrim, 66/6)
Merhum Mevdûdî âyetin açıklamasında şunlar yazar“Bu âyette, kişinin, sadece kendisini Allah’ın azabından kurtarmasının yeterli olamayacağı, gücü yettiğince ailesini Allah’ın sevdiği kullar olacak şekilde yetiştirmesinin de kendi sorumluluğu içinde olduğu bildirilmiştir. Şâyet onlar cehennem yolunu tutmuşlarsa, gücü nisbetinde onlara engel olmaya çalışmalıdır. Sadece onların bu dünyadaki refahlarını değil, âhirette cehennemin yakıtı olmamalarını da düşünmelidir.”(4)
Merhum M. Hamdi Yazır’da şunları yazar: Aile sahibi kendinden sorumlu olduğu gibi ailesinden de sorumludur. “Sizin hayırlı olanınız, ehline karşı hayırlı olanınızdır. Hadisi sorumlu olmayı gerektirir. Hz. Ömer, 'Ya Rasûlallah! Nefislerimizi koruruz, fakat ehlimizi nasıl koruyabiliriz?' demişti. Bunun üzerine Allah’ın Rasûlü de şöyle buyurdu: “Allah’ın size yasak ettiği şeylerden onları men edersiniz ve Allah’ın size emrettiği şeyleri onlara emredersiniz. İşte bu, onları korumak demektir.”
Zemahşeri de şu hadisleri nakletmiştir: “Allah o kimseye rahmet etsin ki, 'Ey ehlim, ailem! Namazınıza, orucunuza, zekatınıza, miskinlerinize, yetim ve komşularınıza dikkat edin.' der. Ola ki Allah Teâlâ onları onunla beraber cennette toplar.(5)
Meal tefsiri de şunları yazar: “Onların sadece bu dünyadaki yeme, içme, barınma, huzur ve refahlarını değil, bundan daha fazla onların âhirette cehennem yakıtı olmamalarını da düşünmelidir. Bu hususa işaret etmek üzere Rasûlullah (sav) şöyle buyurur: Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinde çobandır, o da sürüsünden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malından ve sürüsünden sorumludur. ”
Âyet-i kerime ve hadis-i şerife göre aile; fertlerinin ve bilhassa çocukların gözetilip korunmasından ve dini terbiyesinden sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Anne babaların, özellikle ailenin reisi olmaları hasebiyle, aile fertlerinin dini terbiyesi açısından mesuiyetleri çok büyüktür. Bu konu hiç ihmal ve gevşeklik götürmeyecek derece de ciddidir.
Çünkü özellikle gençlerin dini duygularını silip süpüren, nefsânî duygularını kamçılayan, onları mânevîyattan koparıp nefsin kulu kölesi yapan çok güçlü harici tesirler söz konusudur. Okul, sokak ve çevre de bu açıdan faydadan çok zarar verecek bir mahiyet taşımaktadır. Yazılı ve görsel medyanın, özellikle internetin yakıcı tesirleri ifadeye sığmaz boyuttadır. Bütün bunlar karşısında nasıl bir dikkat ve gayretle çocuklarımızın dini terbiyelerine eğilmemiz gerektiği ortadadır. Eğer bunu başaramazsak, Cenab-ı Hak bizleri küfre sürüklenip cehennemi boylamakla korkutmaktadır. Oraya varıldığında artık çok geç kalınmış olacak ve hiçbir mazeret kabul edilmeyecektir. (6)
Çocuğun Temel Terbiyesi
Çocuğun temel terbiyesi aile ocağında verilir. Aile çevresi, okullar, kültür evleri, din kardeşleri, idareciler aile ocağında verilen bilgilerin pekiştirilmesine yardımcı olurlar, Cuma namazları, cemaatle namaz kılmaları konusunda imkânlar hazırlanır. Bir çocuğun müslüman olarak yetiştirilmesinin en verimli yolu aile, okul ve sosyal kurumların işbirliği yapmaları, çocuğu kötülüklerden korumaları, gerekli İslâmî şuur ve bilgi ile donatabilmeleridir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemde çocuklara evinde telkinlerde bulunmuş, onlara yol göstermiştirÖrnekler verelim:
1- Ömer bin Ebi Mesleme şöyle diyor: Ben peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin terbiyesinde bir çocuktum. Yemek yerken elim kabın her tarafına uzanıyordu. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem: "Oğlum! Besmele çek, sağ elinle ve hep önünden ye" buyurdu. Ben de bundan sonr bu tarzda yemeğe devam ettim.(Buhari Tecrid, 11/378, Diyanet yayını, Ank. )
2- "Oğulcağızım! Ailenin yanına girdiğinde selam ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun."
3-Ebu Süleyman Malik bin El Huveyris anlatıyor: Biz, Peygamber (sav)’in yanına gelmiştik, aynı yaşlarda gençlerdik. Onun yanında yirmi gün kaldık. Peygamber (sav) çok merhametli ve yumuşaktır. Bizim hısım ve akrabalarımızı özlediğimizi görünce bize: "Geride kimleri bıraktınız?" diye sordu. Biz de bıraktığımız kimseleri söyledik. Bunun üzerine: Ailelerinizin yanına dönünüz. Orada kalınız, onlara dini öğretiniz, iyiliği emrediniz, namaz kılınız. Filân namazı filân vakitte ve filân namazı da filân vakitte kılınız. Namaz vakti gelince içinizden biri ezan okusun, en yaşlınız da size imam olsun. Namazı benden gördüğünüz gibi kılınız, buyurdu. (Buhari Tecrid, 2/590, Diyanet yayını, ank. )
Lokman (as)’ın Oğluna Öğütleri
Allah, Kur’an-ı Kerim’in Lokman suresinde çocuk eğitimi konusunda Lokman aleyhisselam’ın oğluna öğütlerini misal olarak bildirmiştir.: "Lokman oğluna öğüt vererek dedi ki; evlâdım! Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk, gerçekten büyük bir zulümdür. Evlâdım! Yaptığın iyilik veya kötülük hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kayanın içinde saklı da olsa, göklerin veya yerin herhangi bir noktasında bile olsa, Allah onu çıkarıp karşına getirir. Çünkü Allah her şeyi bütün incelikleriyle bilir, her şeyden hakkiyle haberdardır. Evlâdım! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve bu uğurda başına gelecek musibetlere sabret. Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren mühim işlerdir. Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kibirle kasılan, kendini beğenmiş, çokca övünüp duran hiç kimseyi sevmez. Yürüşünde ölçülü ve dengeli ol; konuşurken de sesini ayarla, yükseltme. Unutma ki, seslerin en beğenilmeyeni eşeklerin sesidir." (Lokman, 31/13, 16-19)
Çocukların Ana Baba ile İmtihanı
Ana baba çocukları ile imtihan olduğu gibi, çocuklarda ana baba ile imtihan olunurÇocuklar, ana babadan gelecek küfür, şirk teklifini kabul etmez, imanda sebat ederse, ana baba ile ilgili imtihanı kazanırlar. Ana baba, Allahın emirlerini terk etmesini isterlerse, çocuklar bu teklifleri kabul etmez. Allah'ın emirlerini yapmaya devam ederse, ana baba ile ilgili imtihanı kazanırlar. Ana baba, Allah'ın yasaklarını yapmasını isterlerse, çocuklar, bu tekliflerini kabul etmez. Allah'ın yasaklarından kendini korumaya devam ederlerse, ana baba ile ilgili imtihanı kazanırlar. Çocuklar, ana babalarını severler, onlara saygı gösterirler, onlara kötülük yapmazlar, ihtiyarlık zamanında onları korurlar, bakımlarını üstlenir, rızalarını alırlarsa ana baba ile ilgili imtihanı kazanırlar. Bu konuyu Çocukların, Ana Baba ile İtaat ve Saygı yönünden İmtihanı başlığı altında açıklamaya çalışacağız.
Zalim Ana Babalar
Toplumumuzda adı müslüman ana babalar vardır. Bunlar çocuklarına İslâm hakkında hiçbir şey öğretmezler. Bunlara zalim ana babalar denir. Çocuklarına kötü örnek olurlar, çocuklarına hırsızlık, soygunculuk yaptırırlar, kan davası gütmek için küçük yaştaki çocuklarını katil olmaya zorlarlar, haram ticarete ve haram işlere alıştırırlar, çocuklarını bir sürü kötülük içerisinde yaşamaya sürüklerler. Böyle adamlar için babam emrediyor diye Hırsızlık, soygunculuk yapılmaz, adam öldürülmez. Haram ticaret, haram işler yapılmaz, kötülükler içine düşülmez. Böyle analara, babalara itaat edilmez. Çünkü peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem:“Yaratana isyanda yaratılana itaat yoktur” buyurur. Konunun daha iyi anlaşılması için “Yol Gösterenler” kitabımızda anlattığım Sa’d bin Ebi Vakkas hazretlerinin müslüman oluş hadisesini kısaca yine anlatayım:
Sa’d Bin Ebi Vakkas (r. a)
Sa’d bin Ebi Vakkas (r. a), Miladi 592 yılında Mekke'de doğdu. Anne tarafından peygamberimiz (sav)’in akrabası olurdu. Peygamberimiz(sav), zaman zaman, “İşte benim dayım Sa’d, böyle dayısı olan var mı?” diye ona iltifat ederdi. Sa’d on yedi yaşında iken, Hz. Ebubekirle karşılaştı. Hz. Ebubekir ona İslâm’ı anlattı. Müslüman olmasını teklif etti. Sa’d teklifi hemen kabul etti. Hz. Hatice, Hz. Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Zeyd, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman bin Avf ‘dan sonra 610 yılında yedinci kişi olarak Müslüman oldu. Hz. Osman ve Abdurrahman bin Avf dan sonra Hz. Ebubekir vasıtası ile Müslüman olanların üçüncüsüdür.
Sa’d Müslüman olunca annesi Hamne’ye koştu. Anne ben Müslüman oldum dedi. Hamne'nin kaşları çatıldı, öfkelendi. "Çabuk o dini terk edeceksin, bizim dinimize döneceksin" dedi. Sa’d annesinin sevineceğini bekliyordu, sözleri karşısında şaşırdı. Annesi hiçbir isteğini geri çevirmezdi.
Şimdi ne yapacaktı?
Annesi dinini terk edeceksin, putlara tapacaksın diyordu. Annesine yeni dinini anlattı. putların bir hiç olduğunu, her şeyi Allah'ın yarattığını Allah’ın bir olduğunu söyledi. Annesi bir türlü sözünden dönmüyordu. İlle de putlara tapacaksın diyordu.
Sa’d annesini çok severdi, annesi de Sa’di... Anne oğul arasındaki sevgi destanî bir sevgi idi. örnek bir sevgi idi. Anne, oğul arasındaki bu sevgi ne olacaktı?
Sa’d annesinin sözüne uymadı, putlara tapınmaya dönmedi. Hamne işi daha ileriye götürdü. , şöyle dedi: “Ey Sa’d ! Sapıttın. Yemin ederim, sen Muhammed’e küfredip eski dinine dönünceye kadar rüzgârdan kaçmayacağım, güneşin sıcağından evin gölgesine sığınmayacağım, yemek yemeyeceğim, su içmeyeceğim. ”
Hamne bu halde üç gün dışarıda kaldı. Ne yedi, ne içti, ne de gölgelendi. Sağlığı bozuldu, hayatından korkulur oldu. Amcaları, dayıları, hısım ve akrabaları; "senin yüzünden annen ölüyor, Muhammedin dinini terk et, anneni kurtar" dediler, baskı yaptılar.
Sa’d, Allah’ın Rasûlü Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem’e koştu, annesinin durumunu anlattı. Allah konu hakkındaki âyet-i kerimeyi inzal buyurdu.
Âyet-i Kerime'nin meali şöyledir: "Biz insana, ana-babasına iyilik yapmasını emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim." (Ankebut, 29/8, Bakınız, Lokman, 31/14, hkaf, 46/15)
Bu hâdisenin üzerinden çok geçmedi. Sa’din kardeşi Âmir’ de Müslüman oldu. Sa’dın annesinin derdi bir iken iki oldu. Hamne aynı usulü Amir için de uyguladı, ama bir netice alamadı. Âmir’i de dininden döndüremediİnsan anasına, babasına iyi davranacak, onlara iyilik yapacak, gönüllerini hoş tutacak, güzel sözler söyleyecek, ayrı yaşıyorsa sık sık ziyarette bulunacak, ihtiyaçlarını soracak ve giderecek, asla kötülük yapmayacak ve kötü söz söylemeyecektir. Onları üzmeyecektir.
Ana baba Allah’a şirk koşmayı, Allah’ı inkâr etmeyi, Allah’a isyan etmeyi, Allah'ın emirlerini yapmamayı, yasaklarını yapmayı emrederse bu ana babaya itaat edilmez, istekleri yerine getirilmez. Peygamberimiz (sav); “Yaratana isyanda yaratılana itaat yoktur” buyurmuştur. Ana baba, Allah’tan başkasına taparken onlara yardım edilmez. Bunun için ana baba kiliseye götürülmez. Fakat kendileri kiliseye giderler de yerlerine dönemezlerse, evlat kiliseye gider, onları evlerine getirir.
Merhum Mevdûdî konu ile ilgili olarak şunları yazar: “Allah’ın yarattıkları arasında anne-babanın hakları en üst seviyededir. Fakat anne-baba kişiyi şirke zorlarsa, onlara itaat edilmemelidir. Eğer çocuklar, anne-babalarının bâtıl bir dine tâbi olduklarını fark ederlerse, o dinden yüz çevirmeli, hak dine tâbi olmalı ve anne-baba her türlü baskıyı uygulasa da bâtıl olduğunu anladıkları o yanlış yolu takip etmemelidir, durum, anne-baba söz konusu olduğunda böyle olunca, diğer insanlara karşı da böyle olmalıdır. Doğru yolu takip ettiğinden emin olunmadığı müddetçe hiç kimse itaat edilip yolundan gidilmeye lâyık değildir.”
Kur’an Yolu tefsir kitabında da konu şöyle açıklanır: "Eğer ana baba evlatlarından, Allah’ın varlığını ve birliğini tanımama yönünde, bu sonucu doğurabilecek bir istekte bulunurlarsa bu isteğe uyulmayacaktır. “Ancak burada ana babalar, inkâr ve şirkin dışında, açıkça günah ve haram olan başka şeyler buyururlarsa bu buyruğa itaat edilmesi gerektiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. Zira hiçbir buyruk Allah’ın buyruğundan daha önemli olamaz. Hadislerde belirtildiği gibi kural olarak Allah’a âsi olma anlamına gelebilecek hiçbir buyruğa itaat edilemez."
Ana babanın çocuklarına karşı ilk vazifeleri onları Müslüman olarak yetiştirmektir. Hamne olmaktan kendilerini korumaktır. Bir tanıdık İstanbul’a gidiyor. Zaman zaman camiye giderken torununu da götürüyor. Gelini, "Baba oğlanı camiye götürme, namaza alışır. diyor. Toplumumuzda böyle davranan Hamne'ler maalesef bulunmaktadır. Hamne tipi anne ve babalar karşısında Müslüman delikanlılar, genç kızlar ben Müslüman’ım demeli, Sa’d gibi davranmalı, imanını namazını, başörtüsünü diğer dinî vazifelerini terk etmemeli, Müslüman şahsiyetini korumalıdır. Allah, Âyet-i Kerime'de bütün Müslümanlara vazife olarak bunu vermektedir.
Çocukların, Ana Baba ile İtaat ve Saygı yönünden İmtihanı
Ana babaya itaat ve saygı, İslâm’da aile ocağının en önemli kısmını oluşturur. Kur’an ve Sünnet başta olmak üzere bütün İslâmî kaynaklar, insanlar için Allah’a iman ve itaatten sonra en büyük görevin ana-babaya itaat ve saygı olduğunu belirtmişlerdir.(7) Ana babaya itaat ve saygı; çocuklarının ebeveyn ile imtihanın en mühim yönüdür. Bu husus, Kur’an-ı Kerim'de en güzel ifadesini şu âyette bulur.
Allah buyurur: "Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi ve ana-babaya iyilik yapmanızı kesin olarak emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılık çağına erişirlerse sakın onlara 'Öf!' bile deme, onları azarlama, onlara gönül alıcı tatlı ve güzel söz söyle! En içten tevâzu ve merhamet duygularıyla onlara kol kanat ger ve haklarında: 'Rabbim! Nasıl onlar beni küçüklüğümde şefkat ve sevgiyle terbiye edip yetiştirdilerse, sende onlara öyle merhamet eyle' diye dua et. (İsrâ, 17/23, 24)
Âyetle ilgili “Şifa” tefsirinde şu bilgi verilir: “Allah kendisine ibâdet yapma ile anne babaya iyiliği ard arda emretmiştir. Bakara 84’de Allah’a ibâdet, anne babaya ihsan emrediliyor. Nisa 36’da Allah’a ibâdet emrediliyor, şirk yasaklanıyor, anne babaya iyilik emrediliyor. En’am 151’de Allah’a ortak koşmak yasaklanıyor ve anne babaya iyilik emrediliyor. Lokman suresi âyet 14’de Allah’a ve anne babaya teşekkür emrediliyor. Onlara ‘öff’ demek yasaklanıyor. Kaş çatmakçalım satmak yasak. Onlar bize çocukken şefkat ve merhamet kanatlarını gerdikleri gibi şimdi bizlerin de onlara şefkat ve merhamet kanatlarını germemiz gerekir.
Âyet ibaresiyle “öf” demeyi yasaklarken dövmeyi, azarlamayı yasaklıyor. Anne- babaya iyilik yapılması konusunda birçok âyet inmesine karşı çocuklarınıza iyilik yapın diye doğrudan âyet yoktur. Âyetleri indiren Allah çocuk sevgisini anne- babanın gönlüne bırakmıştır. Hz. Adem’in anne- babası yoktur ama eşi ve çocukları vardır. İnsanda eş ve çocuk sevgisi daha fazla gelişmiştirÇocuğun anne ve babasına şefkat kanatlarını germesi, kuşun yavrularını soğuktan, sıcaktan, düşmandan korumak için kanatları altına almasına benzetilmiş. Anne babaya hizmet edilirken kuş tüyü kadar yumuşak olmaya dikkat edildiği gibi, hizmet etmenizin ağırlığını hissettirmemeye, kuş tüyü gibi hafif olmaya da dikkat edelim. Alın terini toprakla yoğurup buğdaya dönüştüren, alın teriyle çeliğe su verip, karşılığını yiyecek, giyecek ve içeceğe dönüştüren babalarımız.
Ciğerinin kanını bembeyaz süte dönüştürüp bir şelale gibi yavrusunun ağzına akıtan analarımız, Allah ve O’nun Rasulü'nden sonra sevilmeye en lâyık insanlardır. Bir çiçeğin kendi dalını sevmesi gibidir bu sevgi. Bir dalın çiçeğini beslemesi, koruması gibidir bu şefkat. Baba, gül ağacının kendi bünyesinde gülü gizlice taşıması gibi yıllarca taşıyor yavrusunu. Sonra anne en değerli incileri boynunda taşırken yavrusunu daha mahrem ve kalbinin en yakın yerinde severek taşıyor. Gül renkli kanını yavrusunun damarlarına akıtıyor. Allah’ın can verdiği yavrusuna dokuz ay kan veriyor.
Günümüzde bir kısım kan simsarları ölmek üzere olan hastanın gözü önünde kan üzerine pazarlık yaparlarken, bir kısım zalim diktatörler damarlarındaki kanı toprağa akıtarak üretimi artırırlarken ana, karşılıksız olarak, severek yavrusuna kan veriyor. Yavrusu doğunca yemiyor yediriyor. Baba ise kuşlar gibi kazancını akşam eve getirmek ve yavrularının sevincini paylaşmak için çırpınıyor. Çocukken ayakları ayaklarımız, elleri ellerimiz, gözleri gözlerimiz, dişleri dişlerimiz oluyor. Anne ve babanın dört ayağı, dört eli, dört gözü ve altmış dört dişi bizim için çalışıyor. Onların bizim için yanan yüreği üşüdüğümüz zaman sıcacık oluyor, yandığımız zaman ise serinlik veriyor. Yananı serinleten, donanı ısıtan böyle bir ateş başka hiçbir yerde icat edilmemiştir. Kış gününde aynaya üfleseniz kendinizi aynada göremezsiniz. Rabbimiz de; “Anne ve babanıza üff bile demeyiniz”(İsra, 17/23) buyurur.
Denizlerin söndüremediği anne ve baba yüreğinin ateşini de üff demekle söndürenler kendisinin cehennnemdeki ateşinin alevenmesi için üfürmüş olurlar. Müşrik anne ve babaya bile ihsanda bulunmayı tavsiye (emir) eden Rabbim; (Ankebut 29-8) insanların gönül kapılarının İhsanla açılabileceğine işaret etmiştir. “Ve bil valideyni ihsanen” ile “gül gibi yüz” emrediliyor. “Ve kul lehüma kavlen kerimen” ile de “balgibi söz” emrediliyor.(8) Meal tefsirinde de şu bilgiler verilir:
Allah Teâlâ, kendisine kulluğun hemen ardından genç veya ihtiyar, muhtaç veya değil, hangi durumda olursa olsun mutlak olarak ana-babaya iyiliği emreder. Çünkü varlığımızın gerçek sebebi Allah Teâlâ iken varlık alemine gelmemiz ve yaşamamız için zahirî sebep de ana-babalarımızdır. Bundan ötürü önce Allah’a kulluk ve tâzim, hemen peşinden ana-babaya iyilik emredilir. Çocuklarını dünyaya getirmede, onları terbiye edip yetiştirmede Allah Teâlâ’nın var etme, rubûbiyet, rahmet ve şefkat gibi sıfatlarının eserlerinin ortaya çıktığı ilk aynalar ana-babalardır. Mutlak mânada ana-babaya iyilik emredildikten sonra husûsiyle ihtiyarlık zamanlarında ana-babaya yapılacak iyilikler ve hizmetler, tam olarak anlayıp tatbik edebilmemiz için beş madde hâlinde tafsilatlı olarak beyan edilir:
1- Bırakalım başka kaba ve saygısız davranışları, bir kızgınlık ve bıkkınlık ifadesi olan “Öf!”bile dememek.
2- Onları azarlamamak. 3- Onlara tatlı gönül alıcı, kalplerine huzur, sürûr ve mutluluk verici güzel ve hoş sözler söylemek. 4- Tevazu, şefkat ve merhamet kanatlarını onların üzerine indirmek; karşılarında olabildiği kadar alçak gönüllü olmak; her türlü ihtiyaçlarını engin bir gönülle, yüksünmeden, seve seve yerine getirmek.
5- Onlara dua etmek: “Allahım! Küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkat ve ihtimamla kucakladılar, yedirip içirdiler, büyük bir sevgi ve ilgiyle ihtiyaçlarımı karşıladılar, benim için uykularını ve istirahatlerini terk ettiler, böylece beni büyütüp yetiştirdilerse, sen de onlara aynı şekilde şefkat ve merhametle muamele et” diye onların iyiliğine Allah Teâlâ’ya yalvarmak.
Rasûl-i Ekrem (sav), kendisine sorulan bir suale cevap mahiyetinde en faziletli amelleri sayarken: “Vaktinde kılınan namaz, ana-babaya iyilik, Allah yolunda cihad” buyurmuş ve ana-babaya iyiliği namazdan hemen sonra ikinci sırada zikretmiştir. Yine Efendimiz, büyük günahların en büyüğünü haber verirken: “Allah’a ortak koşmak, ana-babaya asi olmak ve yalancı şahitlik yapmak” buyurmuştur. Peygamberimiz (sav), ana babaya hizmet etmenin insana cenneti kazandıracağını ise şöyle ifade buyurur: “Anne ve babasına veya sadece onlardan birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimsenin burnu yerde sürtülsün!” (9)
Ana baba ile İlgili Hadisler
1- "Hiçbir çocuk babasının hakkını tam olarak ödeyemez, ancak babasını başkasının elinde köle bulur da hürriyetine kavuşturursa hakkını ödeyebilir." (Riyazussalihîn, 1/347, Erkam yayını, İst.)
2- "Bir insan ölünce ameli kesilir(amel defteri kapanır) Ancak devamlı sevap getiren (cami, mektep, hastane, ceşme, köprü, yol gibi) bir hayır yapanın, fayda veren ilmi bir eser veya kendisne dua eden evladı olanın amel defteri kapanmaz." (Müslim, 8/184, Sönmez yayını, İst.)
3- Bir adam: Ey Allah’ın Rasûlü! Anamın babamın ölümlerinden sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu.
"Evet! Onlara hayır dua eder, onlar için istiğfar eder, vasiyetlerini yerine getirir, akrabalarını görüp gözetir, dostlarına da ikramda bulunursun" buyurdu. (Ebu Davud, 4/336, Kahire)
4- Üç dua vardır ki, kabul olunmalarında şüphe yoktur: Mazlumun duası, misafirin duası, ana babanın evladına duasıdır." (Ebu Davud, 2/89, Kahire)
5- Peygamer sallallahü aleyhi ve sellem: "En büyük günahları size haber vereyim mi?" buyurdu, cümleyi üç defa tekrar etti: "Allah’a şirk koşmak ve anaya babaya âsi olmaktır" buyurdu. Dayanmış olduğu yerden doğrulup oturdu; "İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şahitliği yapmaktır" buyurdu. Cümleyi tekrar etti durdu. (Müslim, 1/367, Sönmez yayını, İst.
6- Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem: "Bir kimsenin anasına babasına sövmesi büyük günahlardandır" buyurduEy Allah’ın Rasûlü! Hiç insan anasına babasına söver mi? dediler. "Evet. Bir kimse başkasının anasına babasına söver, o da onun anasına babasına söver" buyurdu. (Buhari Tecrid, 12/121, Diyanet yayını, Ank.)
7- "Ana babasından birinin veya ikisinin ihtiyarlıkları zamanına yetişip de onlar sebebiyle cennete giremiyenin burnu sürtülsün." (Müslim, 10/490, Sönmez yayını, İst.)
8- Bir adam peygamber sallallahü aleyhi ve selleme gelerek: Ey Allah’ın Rasûlü! İyilik yapmama en fazla layık olan kimdir? diye sordu. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem: Annendir, buyurdu. Sonra kimdir?dedi. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem:Annendir, buyurdu. Daha sonra kimdir? dedi. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem:Annendir, buyurdu. Daha sonra kimdir dedi. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem: Babandır, buyurdu. (Buhari Tecrid, 12/120, Diyanet yayını, Ank.) Konuyu Abdurrahman Câmî hazretlerinin sözleri ve Said-i Nursî Hazretleri'nin baba ve annesi ile tamamlayalım: Abdurrahman Cami hazretleri şöyle der: “Ben annemi nasıl sevmem ki, o beni bir müddet karnında, uzun bir zaman kucağında, ölünceye kadar da kalbinin şefkat köşesinde taşımıştir. Ona hürmetsizlik göstermekten daha kötü bir şey bilmiyorum. ”
'Said-i Nursî' Hazretleri'nin Ana-Babası
'Terbiyede İki Esas
Baba Mirza ummî, fakat dindar bir insandı. Lakabı da Sofi Mirza idi. Sofi Mirza çiftçilik yapardı. Tarlaya giderken, gelirken öküzlerinin ağzını bağlardı. “Niye böyle yapıyorsun?” diyenlere:“Hayvanların ağızları bağlı olmazsa başkalarının mahsullerinden yemeleri mümkün. Ekmeğimize haram karışmasın diye böyle yapıyorum” cevabını verirdi. Annesinin nasıl bir insan olduğunu da bir soruya verdiği cevapla anlıyoruz: Bir gün Seyyid Hüseyin Arvâsi, müridleri arasında olan küçük Said’in annesi Nure Hanıma sormuş: “Senin bütün çocuklarının bu kadar zeki olmalarında, senin onları terbiye etme usulün nedir?” Nure Hanım şöyle cevap vermiş: “Hayatımda kadınlığa mahsus şer’i mazeretler dışında hiçbir vakit teheccüd namazını kaçırmadım. Ve abdestsiz çocuklarımı emzirmezdim.” Sofi Mirza ile Nure Hanım haramdan son derece sakınırlardı. Haram karışabilir diye şüpheli şeylerden de kaçınırlardı. Çocuklarını büyütürken onların yediklerine, içtiklerine son derece dikkat ederler, helâl lokma yemelerini sağlarlardı. Bediüzzaman Said-i Nursi böyle bir ananın ve babanın çocuğu idi. Her Müslüman anne ve babanın da böyle olması lâzımdır. Dinimiz İslâm’ın emri budur. Sofi Mirza ile hanımı Nure de İslâm’ın emirlerine canı gönülden uyan Müslümanlardı. Çocuk terbiyesinde helâl lokma ve örnek yaşama iki temel esastı. Bu iki esasa uygun hareket edenler çocuklarını müslümanca terbiye ederler, hayırlı evlatlar yetiştirebilirler.
___________________
(1) Riyazüs'-Salihin, 2/390, Erkam yayınları, İst.
(2) Ebu Davud, 1/133 Kahire
(3) Riyazüs'-Salihin, 2/390
(4) Mevdudi, Tefhimü'l Kur’ân, 6/406, İnsan Yayınları, İst
( 5) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 8/161, Zaman yayın, İst.
( 6) Prof. Dr. Ömer ÇELİK, Kur’an-ı Kerim Meal, ve Tefsiri5/418, Erkam yayını, İst.
(7) İslâm'da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedis, 1/84, İfav Yayını, İst.
(8) Mahmut Toptaş, Şifa Tefsiri, 4/416, Gerçek Hayat Yayını, İst.
(9) Kur’an-ı Kerim Meal ve Tefsiri, 3/129
 
 
Misak Dergisi 337. Sayı
Aralık 2018

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya