|
ARALIK 2011 SAYI 253
|
|
|
|
| Vahdet Vakfı 2012 Takvimleri Basıldı... | | Misak Dergisi 22. Hizmet Yılına Başlamıştır | | Karanlıkların Kutsal Üçlüsü, Tahrir Kıyamı ve Küresel Siyasi Krizin Neticeleri | | Türkiye, İran ve Irak Heyetleri’nin Gündemi: PKK ve Suriye | | Ali BABACAN: ‘Derinleşen Küresel İktisadi Kaos Endişeleri Artırmaktadır’ | | Arap Baharını Yaşayan ve Zafere Ulaşan Gençlerin Siyasi Endişeleri | | Asrımızın Helvadan Putu: Laiklik! | | Bu Nesil Kimin Ürünüdür?!... | | Peygamberlerin Verdiği Mücadelenin Vasıfları | | İnsanların İşledikleri Fiillerin Değeri, Kaza ve Kader | | Münkirlerin, Müşriklerin ve Müstekbirlerin Hakikatleri Gizleme Gayretleri | | Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller | | Tevbe İbâdetinin Önemi, Edâsının ve Kabûlünün Şartları | | Hâkimiyet, Hukuk Devleti ve İktidar Kavramları Üzerine Notlar |
|
|
|
| 2007'den beri hazırlanan özel Vahdet Vakfı takvimlerinin çalışmaları bitti. | | HEVÂSINA muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin ikrarına iman, İslam Fıkhı’na uygun olan fiillerine ibadet ve salih amel denilir.
| | Siyasi literatürde devlet kavramıyla ifade edilen kurum, cemiyet hayatının devamını sağlamak ve insanların ortak ihtiyaçlarını karşılamak için dizayn edilen bir kurumdur. | | Geçtiğimiz ay Ankara’da, başdöndüren bir diplomasi trafiği yaşandı. | | Amerika’da başlayan, Avrupa Ülkeleri’ni kasıp kavuran ve bütün dünyayı etkisi altına alan iktisadi kaos; sanal-plastik paranın, tüketim ihtirasının ve devlet kapitalizminin zaruri bir sonucudur. | | Ülkeleri derinden sarsan politik-ideolojik değişimlerin tesadüfen yaşandığını iddia etmek doğru değildir. | | Geçmişteki Anayasaları hazırlayan odaklar, anayasalarına bubi tuzakları ve mayınlar döşemeyi ihmal etmediler. | | Resmi ideolojiyi esas alan her devlet, varlığını sürdürebilmek için eğitime önem vermek zorundadır. | | Tarih boyunca bütün peygamberler, kavimlerine ‘Hüdaya tabi olmalarını, adalete riayet etmelerini ve tağuta kulluk etmekten kaçırmalarını’ tebliğ etmişlerdir. | | Herşeyin Allah’ın (cc) ezelde takdir ve tayin ettiği ilahi sünnete uygun olarak meydana geldiğine iman etmek farzdır. | | Bazı İslâm alimleri, şeytanın telkinlerine kulak veren insanların hallerini izah ederken ‘hevâ’ kavramı üzerinde durmuşlardır. | | Bütün peygamberlerin rahmet müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderildikleri, muhkem nassla sabittir. (En Nisâ Sûresi: 165) | | Kur’an-ı Kerim’de insanın zaaflarının haber verilmesi ve Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) insanın nefs-i emmaresinin ihtiraslarına karşı vereceği mücadelenin önemini’ hatırlatması, imtihan gerçeğinin zaruri bir sonucudur. | | İslâm dininin, kendine mahsus olan bir siyaset anlayışı vardır. Bu siyaset anlayışının değişmeyen hedefi, insanların dünyevi ve uhrevi saadetine vesile olmaktır. |
|
|
|
|
| Vahdet Vakfı 2012 Takvimleri Basıldı... | | 2007'den beri hazırlanan özel Vahdet Vakfı takvimlerinin çalışmaları bitti. Bu hafta Vahdet Vakfı temsilcilerine dağıtılacak olan takvim, yine alışıldığı üzere her sayfasında 5 ayı gösteren ve gemici takvimi diye tabir edilen takvimlere benzeyen ama kendine has uslubu olan takvim basıldı. Hayırlara vesile olmasını dileriz. | | | Karanlıkların Kutsal Üçlüsü, Tahrir Kıyamı ve Küresel Siyasi Krizin Neticeleri | | Siyasi literatürde devlet kavramıyla ifade edilen kurum, cemiyet hayatının devamını sağlamak ve insanların ortak ihtiyaçlarını karşılamak için dizayn edilen bir kurumdur. Devletin varlık sebebi ve temel hedefi, insanlığa hizmet etmektir. Ancak hevâlarını ilâh edinen politikacıların; devlet adına adaleti reddetmeleri ve dünyevi ihtiraslarını kanun haline getirmeleri mümkündür. Anarşizmi savunan filozoflar, devleti ‘bütün kötülüklerin kaynağı’ olarak görmüşlerdir. Meksikalı anarşist filozof Flores Magon‘un‘Karanlıkların Kutsal Üçlüsü’ şeklinde tasnif ettiği ‘devlet, sermaye ve kilise’ yaşanan bütün siyasi ve sosyal felâketlerin kaynağıdır. Devletin, insanların ortak değerlerine karşı işlediği cinayetlerle; sermaye sahiplerinin, emeğiyle geçinen insanlara karşı işlediği cinayetler arasında bir fark yoktur. Bütün dünyada siyasi ve iktisadi krizlerin kaynağı, zalim politikacılar ile haramzâde zenginler zümresinin gayr-i meşrû ihtiraslarıdır. | | | Misak Dergisi 22. Hizmet Yılına Başlamıştır | | HEVÂSINA muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin ikrarına iman, İslam Fıkhı’na uygun olan fiillerine ibadet ve salih amel denilir. Güneşin ve ayın hareketlerine göre tespit edilen vakitlerin, ibadetlerin edâsı için vesile kılındığı malûmdur. Başta dinin direği namaz ibadeti olmak üzere, zekâtın, orucun ve haccın edasında zamanın (vaktin) önemli bir yeri vardır. Zamanı Allah’ın (cc) rızasına uygun olarak değerlendiren her mükellefin imtihanı kazanması mümkündür.
İslâmi eğitim ve tebliğ açısından bir mektep olan mecmuamız, bu sayısıyla yirmi ikinci hizmet yılına başlamıştır. | |
| Türkiye, İran ve Irak Heyetleri'nin Gündemi: PKK ve Suriye | | Geçtiğimiz ay Ankara’da, başdöndüren bir diplomasi trafiği yaşandı. Resmi heyetlerin biri geldi, diğeri gitti. İran ve Irak’tan Türkiye’ye gelen üst düzey yetkililer, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı ile görüştüler. Görüşmelerin değişmeyen iki konusu vardı: PKK Terörü ve Suriye krizi!.. İran Meclisi Milli Güvenlik Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi, Irak Kürt Yönetimi Başbakanı Berham Salih, Irak Ulusal Meclis Başkanı Usame el Nuceyfi ile Irak Türkmen Cephesi yeni Başkanı Erşat Salihi, üst düzey temaslarda bulundular. Federal Kürdistan Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin Ankara ziyaretinde öncelikli gündem maddesi bölgenin güvenliğiyle ilgiliydi. Mesud Barzani, ‘Askerî seçenekler hariç Türkiye’ye her konuda destek vereceklerini, PKK’ya yönelik askeri operasyonların çözüm olmadığını ve sorunun siyasi yollardan halledilmesi gerektiğini’ ifade etmiştir. Barzani, diyalog sürecinde MİT-PKK arasındaki görüşmelerin yeniden başlamasına arabuluculuk yapabileceğini de belirtmiştir. | | | Ali BABACAN: ‘Derinleşen Küresel İktisadi Kaos Endişeleri Artırmaktadır' | | Amerika’da başlayan, Avrupa Ülkeleri’ni kasıp kavuran ve bütün dünyayı etkisi altına alan iktisadi kaos; sanal-plastik paranın, tüketim ihtirasının ve devlet kapitalizminin zaruri bir sonucudur. 2008 yılının son aylarından itibaren küresel iktisadi kriz, bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Son dört yıldır hazırlanan kurtarma paketlerinin ve Merkez Bankaları tarafından yapılan müdahelelerin hiçbir işe yaramadığı görülmektedir. Yaşanan iktisadi kaosun; önce Yunanistan’da, sonra İtalya’da iktidar değişikliğine vesile olduğu malûmdur. Liberal mantığa göre, devletler ile büyük şirketler arasında bir fark yoktur. Başkasının işinde çalışan ve emekleriyle geçinen insanlar; bu anlayışa göre, birer maliyet unsurudurlar. Son yıllara damgasını vuran mikro-elektronik endüstri devrimi ve küreselleşme ile giderek daha az işçiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bütün dünyada işsizliğin yayılmasının sebeblerinden birisi de budur. | | | Arap Baharını Yaşayan ve Zafere Ulaşan Gençlerin Siyasi Endişeleri | | Ülkeleri derinden sarsan politik-ideolojik değişimlerin tesadüfen yaşandığını iddia etmek doğru değildir. Bazı siyasi gözlemciler, Tunus’ta yaşanan ayaklanmada göstericilere ateş açmayı reddeden Genelkurmay Başkanı Raşid Ben Ammar’ın ‘belirleyici rol’ oynadığını ifade etmektedirler. Mısır’da yaşanan halk ayaklanmasında da durum bundan farklı değildir.Genç siviller öncülüğünde oluşturulan ‘Nahda Network’un’ düzenlediği “Sıradan Kahramanların Sıra Dışı Öyküleri” isimli toplantıda, meydanları doldurarak ülkelerindeki rejimleri değiştiren Ortadoğulu gençler, Arap Baharı’nı nasıl gerçekleştirdiklerini anlatmaya çalışmışlardır. Mısırlı aktivist ve blogcu Wael Abbas yeni dönemde askerin gücünden vazgeçmek istemediğini belirterek; “Kimsenin almadığı maaşları alıyorlar, sadece onlara özel sağlık sigortaları var, sadece onlara ucuz satış yapan mağazalar var, tüm bu imtiyazlardan vazgeçmek istemiyorlar” dedi ve ‘işlerin iyi gitmediği’ yorumunu yaptı. | | | Asrımızın Helvadan Putu: Laiklik! | | Geçmişteki Anayasaları hazırlayan odaklar, anayasalarına bubi tuzakları ve mayınlar döşemeyi ihmal etmediler. İçi boşaltılmış kelimelerle bu tuzakları kurdular. “İlkeler” dediler, ama koydukları ilkeleri önce kendileri çiğnediler. Ne devrimci, ne ulusçu, ne milliyetçi ve ne de halkçı oldular. Ancak hapçı bir nesil yetiştirmeyi ve ülkemizin geri kalmışlığını bu tuzaklarla başardılar. “Cumhuriyet” dediler, cumhurun seçtiklerini ihtilâllerle yediler. Halkımız uyutulurken demokrasi havarisi kesildiler. Uyandığımızda da sivil iktidarların önünü sivri güçle kestiler.
Senelerce “laiklik elden gidiyor!” diye feryat ederek halkımızın örfüne, âdetine, mezhebine ve dinine hunharca saldırdılar. Kısaca taşları bağlayıp, köpekleri üzerimize saldılar. Bizi ve ülkemizi hayırlı her sahada geri bırakmayı başardılar. | | | Bu Nesil Kimin Ürünüdür?!... | | Resmi ideolojiyi esas alan her devlet, varlığını sürdürebilmek için eğitime önem vermek zorundadır. Türkiye'de mecburi temel eğitim, önce Fransız, daha sonra da Alman eğitim sisteminin taklidi olarak ortaya çıkmıştır. Seküler- laik karektere haiz olan mecburi temel eğitimin gayesini ‘ferdi, ictimai, beşeri ve iktisadi açıdan resmi ideolojiye uygun insanların yetiştirilmesi' şeklinde ifade ettikleri malûmdur. 1948 yılından itibaren, Amerika'da uygulanan eğitim politikası ön plâna çıkarılmıştır. Dolayısıyla müslümanların çocuklarının; bu mecburi temel eğitim döneminde, tıpkı bir Amerikalı gibi yetiştirilmesi (pragmatizmi benimsemesi) esas alınmıştır. Boşadıkları hanımlarını sokak ortasında bıçaklayan veya internet ortamında ‘Annemi nasıl öldüreyim? Önerilerinizi bekliyorum' diyen çocuklar, bu mecburi temel eğitimin ürünüdürler. Gece-gündüz alkol kullanan, mutluluğu eroin ve esrarda arayan profan-lâik neslin, uzaydan geldiğini söylemek mümkün müdür? | | | Peygamberlerin Verdiği Mücadelenin Vasıfları | | Tarih boyunca bütün peygamberler, kavimlerine ‘Hüdaya tabi olmalarını, adalete riayet etmelerini ve tağuta kulluk etmekten kaçırmalarını' tebliğ etmişlerdir. Allah'ın (cc) her kavme, kendi içlerinden ve kendi dilleriyle konuşan bir peygamber göndermesi, ilâhi bir lûtuftur. Peygamberler, Allah'tan aldıkları vahyi hayata hakim kılmanın mücadelesini vermişlerdir. Peygamberlerin mücadelesi, rastgele verilmiş bir mücadele değildir. Peygamberlerin mücadelesi, kıyamete kadar Allah yolunda Allah için cihad edecek olan mücahidlerin vazgeçilmez kılavuzudur. Dolayısıyla Allah yolunda Allah için cihad edecek dâvâ sahibi mücahidler, mutlaka Peygamberlerin verdikleri mücadelenin vasıflarını bilmeleri gerekir. Şimdi Peygamberlerin verdikleri mücadelenin vasıflarını ortaya koymaya gayret edelim. | | | İnsanların İşledikleri Fiillerin Değeri, Kaza ve Kader | | Herşeyin Allah’ın (cc) ezelde takdir ve tayin ettiği ilahi sünnete uygun olarak meydana geldiğine iman etmek farzdır. İslâmi literatürde bu keyfiyetin, kaza ve kadere iman şeklinde ifade edildiği malûmdur. İnsanların fiillerinin değeri, kaza ve kader meselesi, kelâm âlimleri ve İslâm düşünürleri arasında görüş ayrılıklarına sebeb olmuştur. Ehl-i Sünnet ulemasına göre; Allah’a (cc) ve O’nun ilim, irade, kudret ve tekvin sıfatlarına iman etmek, kaza ve kadere imanı beraberinde getiren bir keyfiyete haizdir. Çünkü kader kavramı, Hak Teâlâ’nın (cc) “İlim” ve “İrade” sıfatlarına, kaza ise “Kudret” ve “Tekvin” sıfatlarına imanı zaruri kılar. Yani bu sıfatlara inanmanın zaruri neticesi budur. Peygamberimiz Efendimiz’den (sav) rivayet edilen ve muhaddisler tarafından “Cibril Hadisi” olarak nitelendirilen mütevatir haberde “Kaza ve Kadere İmanın” keyfiyeti beyan edilmiştir. Bunu dikkate alan Ehl-i Sünnet âlimleri, kaza ve kadere iman meselesini, iman esaslarına dahil etmişlerdir. | | | Münkirlerin, Müşriklerin ve Müstekbirlerin Hakikatleri Gizleme Gayretleri | | Bazı İslâm alimleri, şeytanın telkinlerine kulak veren insanların hallerini izah ederken ‘hevâ' kavramı üzerinde durmuşlardır. İnsanın hakkı inkâr etmesi, şeytana uyması, adaleti hafife alması ve batıl olan ideolojileri savunması, hevâsına tabi olduğunun delilidir. Şeytanın, insanı hevâsına uyması için telkinde bulunması ‘istihvâ' terimiyle ifade edilmiştir. İstihva ile vesvese birbirinin mütemmim cüz'üdür. Vesvese, genel olarak insanı gayr-i meşrû davranışlara sevkeden ruhi bir sarsıntıdır. Bu anlamdaki vesvesenin kaynağı şeytandır. Dolayısıyla şeytanın, insanın dünyevi ve psikolojik zaaflarını çok iyi şekilde kullanması, şuuraltına bazı telkinlerde bulunması ve insanı etkisi altına alması mümkündür. Şeytanın işinin devamlı vesvese vermek olduğu muhkem nasslarla haber verilmiştir. Bu sebeple şeytanı ifade için ‘vesvâs' kavramı da kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda vesvâs terimi, “vesvesenin vâkî olduğu kuvvet” olarak izah edilmiştir. Kendisine vesvese galip olan kişiye de müvesvis denilir. | | | Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller | | Bütün peygamberlerin rahmet müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderildikleri, muhkem nassla sabittir. (En Nisâ Sûresi: 165) Allah (cc) her kavme, kendi içlerinden ve kendi dilleriyle konuşan peygamberlerini göndermiş ve onlara dilediklerini tercih imkanını sağlamıştır. Allame Teftazani ‘Allah (cc) insanların dünya ve din işleriyle ilgili ihtiyaç duydukları hususları açıklasınlar diye peygamberler göndermiştir' diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Peygamberlerin önemli vasıflarından birisi, insanlığın muallimi olmalarıdır. Ferdi, ahlâkî ve sosyal sistemle ilgili meselelerin keyfiyetini tebliğ eden Peygamberler, babaları bir kardeşler gibidirler. Hakikate uygun olan sosyal sistemin kurucuları olan Peygamberler, insanların dünya ve ahirette kurtuluşlarına vesile olacak fiillerin, amellerin ve hallerin keyfiyetini haber vermişlerdir. | | | Tevbe İbâdetinin Önemi, Edâsının ve Kabûlünün Şartları | | Kur'an-ı Kerim'de insanın zaaflarının haber verilmesi ve Peygamberimiz Efendimiz'in (sav) insanın nefs-i emmaresinin ihtiraslarına karşı vereceği mücadelenin önemini' hatırlatması, imtihan gerçeğinin zaruri bir sonucudur. İnsanoğlunun hem günah işlemesi, hem de tevbe etmesi mümkündür. Kur'an-ı Kerim'de; ‘Ey iman edenler!.. Hepiniz Allah'a tevbe edin ki, korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olasınız' (En Nur Sûresi: 31) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi ûlemasından İmam-ı Zemahşeri ‘El Keşşaf' isimli tefsirinde, tevbenin hikmeti ile ilgili şu tesbitte bulunmuştur:'İnsanın fıtratında bulunan ve emmarelik vasfına haiz olan nefsi aklını perdeler, şehvet ve gazap duygularını harekete geçirir. İlâhi teklifleri akıllarını kullanarak yerine getirmeye gayret etseler dahi, hakkı ile edâ edemezler. Allah (cc) mü'minlere ‘korktuklarından emin ve umduklarına nail olmaları' için, tevbe ibadetini vesile kılmıştır. İmam-ı Gazzali'ye göre tevbe; ‘İşlenen günahların verdiği gönül sancısını hissetmek (pişmanlık) ve kötü huyları iyi huylarla değiştirmek”tir. | | | Hâkimiyet, Hukuk Devleti ve İktidar Kavramları Üzerine Notlar | | İslâm dininin, kendine mahsus olan bir siyaset anlayışı vardır. Bu siyaset anlayışının değişmeyen hedefi, insanların dünyevi ve uhrevi saadetine vesile olmaktır. Bazı İslâm âlimleri “İnsanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan kurtarabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir” tarifini esas almışlardır. Tarih boyunca bütün peygamberler; Allah (cc) ile insan arasında, adalete ve sevgiye dayalı münasebeti kurmaya gayret etmişlerdir. Siyaset ilmi, peygamberlerin insanlara öğrettikleri ilimlerin başında gelir. Kur'an-ı Kerim'de, yeryüzünde iktidarla imtihan edilen mü'minlerin, bariz vasıfları haber verilmiştir: “Onlar (o müminler) ki; eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek, namazlarını dosdoğru kılarlar, zekâtlarını verirler. İyilikleri emrederler ve kötülüklerden nehyederler” (El-Hacc Sûresi: 41) Siyaset, yönetim tekniğiyle ilgili olan ve insanlığa hizmeti ifade eden bir kavramdır. Bir devletin kurulması ve sürekliliğinin sağlanması siyasetle mümkündür. Kısaca siyaset, ülke, devlet ve insan yönetimidir. | | | İslâm'da Siyasi Düşünce Tarihi | | İslâm Fıkhı’nı esas alan bir devletin; hem Allah’ın (cc) hukukunu koruması, hem de insanlığa hizmet etmesi farzdır. Toplumu yönetme ilmi (siyaset) peygamberlerin insanlara öğrettiklerin ilimlerin başında gelir. Müslümanlar siyasi alanda köklü, kapsamlı ve farklı bir düşünce usûlüne sahip oldukları ve Müslüman düşünürlerin bu çerçevede birçok bilimsel kuram oluşturdukları bilinmektedir. Batı düşüncesinin ancak yakın zamanda erişebildiği nice sonuçların, Müslümanlar arasında geçmişte tartışılmış, irdelenmiş ve hatta uygulanmış olan kuramlar arasında bulunduğu, Batının bunlardan birçoğuna henüz yaklaşamamış olduğu bu kitapta gözler önüne serilmiştir. Prof. Dr. Ziyauddin Rayyıs’ın kaleme aldığı ‘İslam’da Siyasî Düşünce Tarihi’ isimli eser, siyasetle meşgul olan müslümanların mutlaka okumaları gereken bir eserdir. | |
|
| ZİYARETÇİ SAYISI |
|
Online : |
4
|
|
Bugün : |
42
|
| Bu Ay : |
8,646
|
| Toplam : |
573,326
|
|
|
|