Haçlı-Siyonist Kafirlerin
Yanlış Hesapları
Ayın Konusu

Amerikan başkanlarının ortak özelliklerinden birisi, ülkelerini savaşa sokarken o savaşı istedikleri noktada bitirebileceklerine dair yersiz bir öz güvene sahip olmalarıdır. 1965’te Başkan Lyndon Johnson ve Savunma Bakanı Robert McNamara, Vietnam Savaşı’nı “makul bir süre içinde” kazanacaklarını öngörüyorlardı. Başkan Richard Nixon, 1968’de iktidara savaşı bitireceğini söyleyerek gelmişti ancak tam aksine Kamboçya cephesini açarak savaşı uzattı. ABD kaybedeceğini henüz ilk senesinden anladığı bir savaşı sekiz yıl sürdürmek zorunda kaldı. 1973’te mağlubiyetini kabullenerek Vietnam’dan çekildi. Bu yenilgi Amerikan toplumunda ‘Vietnam Sendromu’ diye tabir edilen derin bir iz bıraktı. Başkan George H. W. Bush yönetimi de Irak ve Afganistan savaşlarının ABD’ye yaklaşık yirmi yıla ve trilyonlarca dolara mal olacağını öngörememiştir.
Hüsnü AKTAŞ
Savaşı Başlatmak Kolay
Fakat Bitirmek Zordur
Siyaset

28 Şubat’ta ABD’nin “Destansı Öfke Operasyonu” (Operation Epic Fury) ve İsrail’in “Kükreyen Aslan “ (Roaring Lion) olarak adlandırdığı, İran’a karşı başlatılan saldırılar, entegre bir stratejik çerçeve içinde yürütülmektedir. Bu operasyonlar, Haziran 2025’te yaşanan 12 günlük çatışmanın devamı niteliğinde olup, İran’ın askeri altyapısını eritmekten öte, rejimin davranış kalıplarını ve bölgesel hegemonya iddialarını dönüştürmeyi hedeflemektedir. ABD Başkanı Donald Trump’ın operasyonun başlangıcını duyuran video açıklamasında, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana ABD-İran ilişkilerindeki kırılma noktalarını sistematik bir biçimde hatırlatmıştır. Ortadoğu coğrafyasında yaşanan kronik kargaşa halini analiz ederken; Amerika’nın ve İsrail’in siyasi hedeflerinin dikkate alınması gerekir. Elbette kirli savaşı başlatmak mümkündür, fakat bitirmek kolay değildir.
Abdullah ÖZTÜRK
Bilgi Sahibi Olmadan Kanaat Sahibi Olmak!
İktibas

Laiklik, din-devlet ayrılığı, ya da Din-devlet karşıtlığı anlamına gelmez. Laicos, “Ruhban olmamayı” ifade eder. Çok dindar bir Katolik, eğer ruhani bir sıfat taşımıyor ise o “Laik” kabul edilir.
Laiklik varlık ve meşruiyetini İncil’e dayandırır. Yani Laiklik dini bir kavramdır ve Katolik kilisesinin savunduğu bir şeydir. Protestanlar “Secularismus” tanımını kullanır, Ortodokslar “Bizantinizm”. Yani her Hristiyan da Laik değildir.
“Tanrı’nın hakkı Tanrı’ya, Sezar’ın hakkı Sezar’a” ifadesi, İncil’de İsa Mesih’in söylediği meşhur bir sözdür. Ancak bu ifade dini ve dünyevi vergi ile alakalıdır.
Haber Vakti İnternet Sitesi
25.02.2026
Abdurrahman DİLİPAK
Aptal Puma Sendromu
ve Nereye Koşuyoruz?
Makale

Dünyaya bağlanıp ahireti unutanlar, ahiretlerini kaybettikleri gibi dünyalarını da kaybederler. Onlar ahirette hüsran içinde olacağı gibi dünyada da mutlu olamayacaklardır. Onları dünyada zor bir geçim beklemektedir. Bu zorluk maddi açıdan olmasa bile manevi açıdan, ruhsal yönden kaçınılmaz olan bir zorluktur. Bu hususta Allah (cc); “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar (sıkıntılı) bir geçim vardır” (Taha Sûresi: 20/124) buyurarak Kur’an’dan ve ibadetlerden uzak kalan insanların gerek fert bazında, gerekse aile ve devlet bazında sıkıntılarla dolu bir hayat süreceğini beyan etmiştir. Psikolojik bunalımlar, aile kavgaları ve boşanmalar, devlet yönetimindeki bozukluk ve kaos hep Allah’tan yüz çeviren ve dünyaya dalan insanlar içindir. Bu hususu farklı bir şekilde anlatan şu hadisi kudsi gerçekten dünya ya değer verip, ibadetlerini ve yapması gereken görevlerini terk eden insanlar için bir kılavuz niteliğindedir.
İbrahim DÖNERTAŞ
Modernizmin Bireysellik ve
Bencilik Dayatması Karşısında
Sıla-i Rahim Direnişi
İnceleme

Modern dünya, bireyi merkeze alırken akrabalığı kenara itiyor. Özgürlük ve kendilik söylemiyle süslenen bu yeni hayat tarzı, insanı köklerinden yavaş yavaş koparıyor. Öyle ki bugün insan, aynı sofrayı paylaştığı anne babasına bile yabancılaşabiliyor. Yakınlık mekânla değil, ekrana düşen kısa mesajlarla ölçülür hâle geliyor.
Oysa sıla-i rahim, bu kopuşa karşı sessiz bir itirazdır. Büyük sloganlara ihtiyaç duymaz; bir telefonla, bir hâl hatırla, küçük bir ziyaretle varlığını hissettirir. İnsan olmanın sırrı tam da burada gizlidir: Kan bağıyla kurulan ilişkiyi diri tutma gayretinde. Akrabalık kendiliğinden sürmez; emek ister, dikkat ister, bazen de fedakârlık.
Mustafa ÇELİK
Harbi Olmayan
Kâfirlerle Savaşılmaz
Tefsir

Mustafa YUSUFOĞLU
İslâm’da savaş, bir ideoloji ya da zorbalıkla yayılma aracı değil; son çare olarak başvurulan bir adalet mekanizmasıdır. Barış mümkünken savaşmak, İslâm’ın ruhuna aykırıdır. Asıl olan, insanları yaşatmak, adaleti tesis etmek ve zulmü ortadan kaldırmaktır. Bu yönüyle İslâm, savaşı değil; barışı merkeze alan evrensel bir ahlâk öğretisi sunar.
“Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurnunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı âdil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah âdil olanları sever. Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir.”
Geçen Sayının Devamı
Mûcize ve Kerâmet Kavramlarının Keyfiyeti
Akaid

Modernizmin etkisinde kalan; mûcize, keramet, firaset ve maûnet gibi kavramlarla ifade edilen hakikatleri, akılla izah edilemiyeceği gerekçesiyle hafife alan müslümanların sayısı hızla artmaktadır. Bazı muteber kaynaklarda “vukû bulması mümkün olan bir şey hakkında nass varid olunca, onu kabul etmek ve ona inanmak gerekir” hükmü kayıtlıdır. Tevhid ve sıfat ilmi literatüründe mucize; ”Peygamberlik iddiasında bulunan kimsenin elinde; peygamberliğini ilân ettiği sırada, Allah’ın (cc) izni ve dilemesiyle adetûllaha aykırı bir hadisenin zuhurunu” ifade için kullanılan bir ıstılâhtır. Ehl‑i sünnet âlimleri; kerâmetin hak olduğunu beyan etmekle kalmamış, bunun gereğinden fazla abartılmasının doğru olmadığını da ifade etmişlerdir. Çünkü esas olan keramet değil, istikamettir. Bu sebepten istikamet daima kerametten üstün tutulmuştur.
Dr.Rahmi DEMİRCİ
Hz. Muhammed (sav)
Kadir Gecesi Peygamber Oldu
Hadis

Hemen bütün tefsirler öyle yazdığı için hocalar, ilahiyatçılar Ramazan orucu âyetlerini Kur’an’ın inişi noktasından ele alıyorlar fakat Hz Muhammed aleyhisselamın risâletle görevlendirilmesini atlıyorlar. Yani Hz Muhammed aleyhisselamı 610 yılının Kadir Gecesinde Rasûl olarak vazifelendirildiğine, o gece insanlar arasından son peygamber olarak seçilmiş olmasına değinmiyorlar. Oysa Kur’an, Ramazan ayında indirildi, indirilmeye başladı demek, aynı zamanda Hz Muhammed aleyhisselam Kadir Gecesinde Rasûl olarak görevlendirildi demektir. Rabbimiz, Hz Muhammed aleyhisselamı, Kadir Gecesinde son elçi göndererek (bi’set) bu gecenin şerefini arttırmıştır. Veya Peygamberimizin makamını, kıymetini yüceltmiştir.
Kâmil YEŞİL
Mehdi’den Önce Devrimden Sonra İran
Kitap

İran siyasetinde kırk beş yılı aşkın süredir aynı sorular yeniden üretiliyor: Kayıp İmam'ın yetkisini kim kullanabilir? Velâyet-i fakihin sınırları nerede başlar, nerede biter? Hangi siyasal eğilim devletin derin damarına daha yakındır? Ekonomide, dış politikada ve toplumsal hayatta görülen her dönüşüm, bu eğilimlerin arka plandaki mücadelesinin bir yansımasıdır. İran'ın bugün attığı her adım, bazen yüzyılların inancına, bazen devrim sonrası yerleşen kültüre, bazen de çıkar gruplarının görünmez ağına dayanır.
“Mehdi’den Önce Devrimden Sonra İran”, okuru tam da bu mücadelelerin merkezine götürüyor. Devrim öncesinin koalisyonlarından günümüzün hizip savaşlarına, Humeyni’nin kurduğu modelden Pezeşkiyan döneminin yeni dengelerine uzanan siyasal tabloyu hem bütünlüklü hem de anlaşılır bir çerçevede sunuyor. İran’ı anlamak isteyen herkes için bu kitap sadece tarih anlatısı değil, bir ülkenin nasıl yönetildiğini, neyi neden savunduğunu ve hangi hat üzerinden geleceğe ilerlediğini kavrayan güçlü bir anahtar...

Mehmed Zahid AYDAR
Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye Çankaya/ANKARA
0312 230 65 27 misakdergisi@gmail.com

