Terörist İsrail’in
ve Evanjelik Haydutların
Hedefi: Arz-ı Mev’ûd
Ayın Konusu

Modern-ulus devletlerin kutsal kitaplara dayanarak sınırlar çizmeye kalkması ve bunun için savaşlar çıkarması sık rastlanan bir durum değildir. Bu tartışmayı yeniden alevlendiren kişi ise son derece dikkat çekici birisidir: ABD’nin İsrail Büyükelçisi Huckabee, Amerikalı gazeteci Tucker Carlson’a verdiği röportajda “Nil’den Fırat’a İsrail’in hakkı olduğunu” açıkça söylemektedir. Söz konusu coğrafya; Mısır, Suudi Arabistan, Irak, Ürdün, Suriye, Lübnan ve hatta “Nil’den Fırat’a” ifadesi dikkate alındığında Türkiye’nin bir bölümünü de içine almaktadır. Terörist İsrail’in ve ABD’nin yönetiminde söz sahibi olan evanjeliklerin iman esası haline getirdikleri ‘Arz-ı Mev’ûd’ (vaat edilmiş topraklar) hedefi, İslâm coğrafyasını kan gölüne çevirmeye devam edecektir.
Hüsnü AKTAŞ
ABD ile İran
Gerginliğinin Arka Planı:
İsrail’in Güvenliği
Siyaset

Bütün dünya, ‘ABD ile İran arasında bir savaş yaşanacak mı?’ sorusuna kilitlenmiş durumdadır. İki ülke arasında yaşanacak kapsamlı bir savaşın hem bölge için hem de dünya için önemli sonuçlar doğurması muhtemeldir. ABD açısından İsrail’in güvenliğinden vazgeçmek, yalnızca bir müttefiki kaybetmek değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki stratejik çıkarlarının bel kemiğini zayıflatmak anlamına gelir. Bu sebeble Washington, bölgedeki itibar kaybını, Arap dünyasının tepkisini ya da BM Genel Kurulu’ndaki yalnızlaşmayı göze alarak İsrail’le olan ilişkisini sürdürmekte kararlı davranmaktadır. ABD’nin İran’a karşı yürütmekte olduğu psikolojik harekatın iki temel sebebi bulunmaktadır. Birincisi, “Petrodolar” olarak ifade edilen doların dünya petrol ticaretinde rezerv para olarak hâkimiyetinin devamını sağlamak, ikincisi ise İsrail’in güvenliğini garanti altına almaktır.
M. Akif EKİNCİ
“Epstein Olayı”nın Tarihi Arka Planı
İktibas

İnsanlık tarihi hakikate tâbi olanlarla heva ve heveslerinin peşinden koşan seytanın müridlerinin mücadelesi olarak da özetlenebilir.
Tarihi arkaplanı ihmal edilerek yalnızca bireysel zaaflardan kaynaklı sıradışı bir adlî vakâ gibi değerlendirilecek Epstein sapkınlıkları, "bu kirli çark kime yarıyor?" sorusunu cevapsız bırakacaktır.
Ülke yönetimlerinde etkili olan insanların zaaflarından faydalanarak onları yönlendirmeyi hedef alan, uluslararası finans, istihbarat ve güç ağlarının kesişiminde yer alan çok katmanlı bu yapıya yön veren isimlerin büyük çoğunluğunun yahudi olması tesadüf değildir.
Haber Vakti İnternet Sitesi
09.02.2026
Abdurrahman DİLİPAK
Ülkenin Geri Kalmasından
Tekkeler mi Sorumlu?
Zengin Şeyh Olur mu?
Makale

1925’ten beri tekke ve dergâhlar kapalı olmasına rağmen medeniyet seviyesinde Batı’yı yakalayıp geçememenin hesabı yeni mürşit bilimden ve bilim adamlarından sorulmayı bekliyor. Geri kalmanın hesabı Cumhuriyet’in birinci dönem figürleri tarafından bu mekânları kapatmak usulüyle sorulduğu için tekke ve dergâhlardan bu hesabın çoktan düşmesi gerekirdi. Çünkü artık dergâhlar ve tekkeler miskinlerin, tembellerin, bir lokma bir hırka diyenlerin merkezi değil. Tam tersine şeyhler ve dervişler iş adamı, medya mensubu, parti lideri, profesör, bürokrat ve uluslararası portreler oldu. Üniversiteleri, televizyonları, fabrikaları var. Fakat hedefte yine dergâhlar ve tekkeler, yani şeyhler ve dervişler var. Burada tabii ki resmi olarak tanınan tekke ve dergâhlardan bahsetmiyoruz.
Kamil YEŞİL
Ramazan Ayı
Cihad Ayıdır
İnceleme

Ramazan, takvimde yer alan bir ay olmanın çok ötesinde, mü’minin hayatında derin izler bırakan bir imtihan ve inşa sürecidir. Bu ay geldiğinde zamanın ritmi değişir; gündüzler sabırla, geceler dua ve muhasebeyle dolar. Ramazan, imanın yalnızca kalpte saklanan bir kabul değil, hayatı yönlendiren bir amir olduğunu fiilen hissettiren bir mevsimdir.
Bu yönüyle Ramazan, bir cihad ayıdır. Ancak bu cihad, çoğu zaman sessiz ve görünmezdir. İnsan, en yakın düşmanıyla, yani nefsiyle yüzleşir. Açlıkla, susuzlukla, arzularla ve alışkanlıklarla mücadele eder. İrade eğitimi tam da bu noktada başlar. Oruç, mü’mini sadece haramdan değil, helâlin bir kısmından da uzak tutarak iradenin hâkimiyetini öğretir. Böylece iman, emreden bir güç olarak hayatın merkezine yerleşir.
Mustafa ÇELİK
Harbi Olmayan
Kâfirlerle Savaşılmaz
Tefsir

İslâm’da savaş, bir ideoloji ya da zorbalıkla yayılma aracı değil; son çare olarak başvurulan bir adalet mekanizmasıdır. Barış mümkünken savaşmak, İslâm’ın ruhuna aykırıdır. Asıl olan, insanları yaşatmak, adaleti tesis etmek ve zulmü ortadan kaldırmaktır. Bu yönüyle İslâm, savaşı değil; barışı merkeze alan evrensel bir ahlâk öğretisi sunar.
“Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurnunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı âdil davranmanızı yasak kılmaz; doğrusu Allah âdil olanları sever. Allah, ancak sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasak eder; kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdir.”
Mustafa YUSUFOĞLU
Son Yokuşun Önünde: Ekonomik İstiklal
Makale

Nasıl küfür sisteminin (özellikle de yahûdî geleneğinin) en belirgin ekonomik (ve toplumsal etik) göstergesi ribâ ve tefecilik ise, İslâm nizamının en büyük ayırıcı alâmeti de dürüst ticaret, zekât ve infâkın yaygın oluşunda kendini gösterir. Şu kadarı var ki bu durum, gerçek İslâmî cemiyete ulaşmanın son evresini temsil eder.
Allah Rasûlü’nün (sav)şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Doğru sözlü ve güvenilir bir müslüman tâcir, kıyâmet günü şehîdlerle beraber olur.” Doğruluk, kişinin verdiği haber ile verilen bilginin, yine söz ile eylemin örtüşmesi, yani birbirine uyum sağlamasıdır. Yalan ise bunun zıddı yani, verilen bilgi ile gerçeğin, söz ile eylemin birbirine ters düşmesidir.
Derda PINAR
Oruç İbadetinin Keyfiyeti
ve Nefisle Mücadelenin Önemi
Fıkıh

İslâm âlimleri ilâhi tekliflerin sebebleri ve hikmetleri üzerinde durdukları gibi, ahkâma mahsus olan makâsıdın (gayelerin) ve vesâilin (vasıtaların) neler olabileceği üzerinde de durmuşlardır. İlâhi tekliflerin tamamı, bir hikmete mebnidir. Sahabeden Hz. Osman İbn-i Ebi’l-Âs’dan (ra) rivayet edilen Hadis-i Şerif’te Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) şöyle buyurduğu malûmdur: “Oruç (mükellefi) cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır. Tıpkı sizi harbde ölüme karşı koruyan kalkan gibi. ”Müfessir İbn-i Arabi, bu hadisin keyfiyetini izah ederken şu tesbitte bulunmuştur: “Peygamberimiz Efendimiz (sav) orucun cehennem ateşine karşı bir kalkan olduğunu beyan etmiştir. Bu bir teşbihtir. Çünkü orucun mânası şehvetlerden el çekmektir. Şehvetin azalmasıyla ateş izâle edilmiş olur. Oruç ibâdeti vesilesiyle mükellefin; hem dünyada tehlikeli olabilecek şehvetlere karşı, hem de ahirette bu şehvetlerin alevlendirdiği ateşe karşı korunmaları mümkündür.
Yusuf KERİMOĞLU
İslâmlaşma Sürecinde Türklerin
İslâm Tasavvuru
Kitap

Müslümanlığa geçiş devrinde karşımıza çıkan ve kitâbi, şifâhi ve mistik İslâm olarak tanımladığımız tavırlar birbirlerinin hakikat paylarını tanımakla kalmaz, her biri diğerinin önemi üzerinde ısrarla durur. Ayrı ayrı yollardan yürüseler bile, insanın kâinattaki yeri hakkında birleşerek âdetâ birbirlerini tamamlarlar.
Mâverâünnehir bölgesi Müslümanlığı benimsediği zamandan beri Hanefi-Mâturîdî bir zihniyete sahip olup Sünni akidenin kalesi olmuş ve modern döneme kadar da bu özelliğini muhafaza ederek sürdürmüştür. Geçiş devrinde Müslüman olmak Sünni olmak demektir.
Kimliğini İslâm medeniyeti çerçevesinde kazanmış olan Türk kültürü İslâm medeniyetiyle etle tırnak mesâbesindedir. Türk Müslümanlığının her zaman İslâm’a geçiş devri özelliklerini muhafaza etmiş olduğu gerçekliğine karşı son bir asırda ortaya çıkan nevzuhur tiplerin Türklüğü adeta bir din gibi İslâm’ın yerine geçirme istekleri aslında neyi hedef aldıklarını göstermesi açısından ibretliktir.

Mehmed Zahid AYDAR
Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye Çankaya/ANKARA
0312 230 65 27 misakdergisi@gmail.com

