Nükleer Savaşın Ayak Sesleri
ve Organik Kaos Hali
Ayın Konusu

Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası dönemde nükleer silahların yayılması ve caydırıcılık dengeleri açısından yeni bir döneme girmiştir. Ancak bu dönemin en dikkat çekici yönlerinden biri, klasik nükleer güç tanımının dışında kalan ve “belirsiz nükleer aktörler” olarak tanımlanabilecek devletlerin sistemde giderek daha merkezi bir rol üstlenmesidir. Bugün İran–ABD ve İsrail savaşı, yalnızca bölgesel bir çatışma değil; aksine küresel nükleer mimarinin sınırlarını açığa çıkaran bir kırılma alanı olarak okunmalıdır. NPT’nin kapsayıcılık sorunu ve IAEA’nın denetim kapasitesinin siyasi sınırlarla çevrelenmiş olması, sistemde denetlenemeyen ve tanımlanamayan alanlar üretmektedir. Mevcut nükleer düzen, yayılmayı sınırlamakta belirli ölçüde başarılı olsa da, belirsizlikleri yönetme konusunda yetersiz kalmakta; bu da sistemin kendi içinde ürettiği boşlukların sahada kriz olarak geri dönmesine neden olmaktadır.
Hüsnü AKTAŞ
Mekke Ortak
Savunma Anlaşması
Siyaset

Mekke Ortak Savunma Anlaşmasının başarılı biçimde uygulanması; Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile siyasi ilişkilerini derinleştirirken savunma ihracatını artırabilir, Türk şirketlerine yeni pazarlar açabilir ve ortak üretim modellerini geliştirebilir. Aynı zamanda Ankara’nın Orta Doğu güvenliğinin yalnızca takipçisi değil, mimarisini şekillendiren ülkelerden biri olma iddiasını güçlendirebilir. Asıl mesele, siyasi taahhüdün ortak askeri planlamaya, savunma sanayii yatırımlarına, istihbarat paylaşımına ve kalıcı kurumsal mekanizmalara dönüştürülmesi olacak. Türkiye’nin üretim ve teknoloji kapasitesi, Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve Pakistan’ın askeri birikimi doğru biçimde birleştirilebilirse ortaya yalnızca bir savunma anlaşması değil, Orta Doğu ile Güney Asya arasında kendi caydırıcılığını üretebilen yeni bir güvenlik ekseni çıkabilir.
M.Akif EKİNCİ
Suç, Ceza ve
Cezaevinin Temel Mantığı
Üzerine Bir İnceleme
İktibas

Suçun, cezanın ve cezaevinin temel mantığı nedir? Suç ve ceza neye göre tespit edilir ve meşruiyetini nereden alır? Suç ile ceza arasındaki uygunluk nasıl sağlanır? Sorularına verilecek cevaplar yalnızca ceza hukukunun sistematiğini değil; devlet ile vatandaş arasındaki güç dengesinin nasıl kurulacağını da belirlemektedir. Günümüzde giderek güçlenen ve cezalandırmanın bu temel mantığının dışına çıkan popülist yaklaşımlar bu soruları sormayı kaçınılmaz kılmaktadır.
Av. Yasin DIVRAK
İslâmi Hareketlerde Yardımlaşmak İçin
Usul Birliği Şart Mıdır?
Makale

Başarılı olmak cemaat olmaya, cemaat olmak ise “Allah’ın ipine topluca sarılmaya” muhtaçtır. Günümüzde Allah’ın ipi adı altında birçok ipler sarkıtılmıştır. Her bir grup bir ipe sarılmıştır. Allah’ın ipini tespit etmek, ancak o ipin özelliklerini bilmek ile mümkündür. Allah’ın ipinin özelliklerine ait olan özellikleri ve ilmi bilmeyenler, farklı iplere tutunmuş iken nasıl olur da onlar ile birlikte güç olabiliriz ki! Herkes kendi ipine çağıracak, kendi usulünü dayatacaktır. Her bir usül, ayrı bir iptir. Her biri farklı yollara çıkar. Bir araya gelebilecek olanlar, aynı ipte buluşabilenlerdir.
İbrahim DÖNERTAŞ
Dinde İfrat ve Tefrit Yasağı
İnceleme

Islâm, ifrat ve tefritten münezzeh; itidali esas alan bir dindir. Ona teslim olan Müslüman da hayatın her alanında dengeyi gözeten, mutedil bir duruş sergilemekle mükelleftir. İslâm, aşırılık ile ihmali reddeder; dengeyi emreder.
İslâm, insanı iki uç arasında savrulmaktan kurtaran bir denge nizamıdır. Zira ifrat, hakikatin sınırlarını zorlayarak onu taşıran bir aşırılık; tefrit ise hakikati eksilterek onu zayıflatan bir ihmaldir. Bu iki uç da insanı fıtrat çizgisinden uzaklaştırır. İslâm ise ne taşkınlığı ne de gevşekliği kabul eder; ölçüyü, dengeyi ve hakkaniyeti esas alır.
Mustafa ÇELİK
Allah’ın Cihad Emrine İtiraz Etmek
Nifak Alâmetidir
Tefsir

Evet, gözden geçirin dünya tarihini. Şereflice hürriyet savaşı verenler öldü de savaştan korkarak zillet içinde bir hayata razı olanlar ölmediler mi? Ölümü değil de yaşamayı seçenler ölümden kurtuldular mı? Cenneti seçenler öldü de dünyacı kesilenler kurtuldular mı? Allah için, cennet için, ebedî hayat için gözünü kırpmadan savaşa atılanlar öldüler de Âd ve Semûd gibi âhireti unutup da dünyayı kıbleleştirenler, Firavunlar gibi dünyaya kazık çakma sevdasına kapılanlar ölmediler mi? Yeryüzünün en büyük saltanatına sahip Süleyman ve Dâvûd (a.s)’lar öldüler de Nemrutlar, Karunlar yaşamaya devam mı ettiler? Kim kurtulmuş ölümden?
Mustafa YUSUFOĞLU
Dua İbâdetinÖzüdür
Hadis

Kurần-ı Kerim'de dua ve türevleri ‘Allah’a (cc) yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arzederek O’nun lütfunu dileme, ibâdet etme, yardıma çağırma, bir durumu arzetme’ gibi anlamlarda kullanılmıştır.
Peygamberimiz Efendimiz (sav) ‘Dua ibâdetin özüdür’ buyurmuştur. Adetûllah, sünnetûllah ve fıtratûllah terimlerinin keyfiyetini tefekkür eden her mükellefin; içinde bulunduğu zor ve sıkıntılı durumlardan kurtulmak, bu arada aczini, güçsüzlüğünü ve yaptığı hataları samimiyetle itiraf ederek Allahû Teâlâdan (cc) yardım istemesi (zikir, istiâze, istiâne) gerekir.
Dua ibâdetinde; Allahu Teâlâ (cc) ile kul/mükellef arasında bir vasıta yoktur ve bu sebeble dua, kulluk makamlarının en önemlisidir. Bir Ayet-i Kerimede ‘De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?’ (El Furkân Sûresi: 77) buyurulmuştur.
A. Hikmet BİRCANLI
Mehmet Görmez’in
Zekât Anlayışının Usûlü’d-Dîn ve Usûl-i Fıkıh
Açısından Tahlili
Fıkıh

Eski Diyanet İşleri Başkanı Hadis Profesörü Mehmet Görmez, “Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken kırkta bir zekât nisabı hikâyedir; bence bugün bunun bir anlamı yoktur” iddiasında bulundu. İlk bakışta Gazze sevdasıyla söylenmiş masum bir söylem gibi görünüyor. AmaUsûlü’d-Dîn ve Usûl-i Fıkıh açısından bu cümleler tahlil edildiğinde maksadını aşan ve itikadi tehlikeleri beraberinde getiren cümleler olduğu görülecektir.
Evleviyetle kendi nefsimize şu suali sormalıyız: Şeriat mı, vicdan m?
İslâm’ın en temel meselelerinden biri şudur: Hüküm koyma yetkisi kime aittir?
Çünkü hüküm koyma yetkisini Allah’tan alıp insana verirseniz, artık yalnızca bir fıkhî hükmü değiştirmiş olmazsınız; dinin epistemolojik ve hukukî kaynağını değiştirmiş olursunuz.
Mustafa ÇELİK
Kızıl Hafıza
Kitap

Çin Komünist Partisi lideri Mao Zedong, 1966 yılında, parti üzerindeki kontrolünü yeniden kazanmak için devrim karşıtı aydınları, partilileri ve geleneksel Çin kültürünü temsil eden tüm sembolleri hedef alan bir hareket başlattı. Bu hareketin yürütücüsü ise genç gönüllülerden oluşan «Kızıl Muhafızlar» oldu. Mao'nun öldüğü 1976 yılına kadar devam eden bu kampanya boyunca tarihi eserler, kitaplar ve sanat eserleri yasaklandı, entelektüeller zulüm gördü, aileler parçalandı ve ekonomik faaliyetler aksadı.
Kültür Devrimi (1966-1976), sadece tarihî bir dönem olmasıyla değil, yarattığı travmalar ve bıraktığı izlerle Çin’in bugününü etkilemesiyle de büyük önem arz etmektedir. Yazar Tania Branigan, “Kültür Devrimi’ni anlamadan bugünün Çin’ini anlamak imkânsızdır” demekte ve Çin’in bu en karanlık döneminin izlerini, şahitlerin ve kurbanların hikâyelerini toplayarak sürmektedir.

Mehmed Zahid AYDAR
Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye Çankaya/ANKARA
0312 230 65 27 misakdergisi@gmail.com










