Namaz Terbiyesi
Namaz en büyük terbiye vesilesidir. Namaz kılan bir müslüman, Allah'ın emrine uygun olmayan şeylere yönelmekten ve onlarla ömür tüketmekten sakınır. Namaz kılan bir müslüman, "Namazı kılarım ama diğer işleri kendi bildiğim gibi yaparım" diyemez. Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri, müstahabları ve âdâbı vardır. Bunlar tam vaktinda yerli yerince tam yapılmalıdır. Rukuda en az üç defa sübhane Rabbiyel’azîm, secdede en az üç defa sübhane Rabbiyel a’lâ demek sünnettir. Rukudan kalktıktan sonra, iki secde arasında sübhanallah diyecek kadar durulur. Okuyuşlar ne süratli, ne de çok yavaş olur. Adam, fatihayı, zammı suresini ne zaman okudu, rukua ne zaman gitti, secdeden ne zaman kalktı, selamı ne zaman verdi, belli olmaz, namazı suratli bir şekilde kılar. Bunlar hakkında Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Kuşun yem toplaması gibi hızlıca dört defa yatıp kalkar, namazda Allah’ı da pek az zikreder." (Müslim, Mesacid 195)
N. Mehmet SOLMAZ
06.02.2019 09:10
206 okunma
Paylaş

NAMAZ, imandan sonra Allah’a kulluk vazifemizin ilkidir. Namaz, dünya ve âhiret, hayatımıza yön veren, bizi şeytana ve şeytanî işlere karşı koruyan en büyük ilâhî bir muhafızdır.

Namazsız müslüman kanatsız kuş gibidir. Kanatsız kuş, diğer yiyici ve yırtıcı varlıklara yem olduğu gibi, namazsız müslüman da namaza dönmezse, nefsine, şeytana teslim olur, gider....

Namaz en büyük terbiye vasıtasıdır. Namazın terbiyesi temizlikle başlar. Namaz için müslüman önce abdest alır, gerekirse gusleder. Elini yüzünü, kollarını, ayaklarını dış dünyaya açık olan yerlerini yıkar ve mesheder. Namaz için vücudu, çamaşırı, elbise ve çorabı temiz olur, temiz olan bir yerde namaz kılar. Temiz olmayan bir yerde namaz kılınamaz.

Namaz için temizliğe dikkat eden müslüman, ev hayatının her safhasında bulunduğu yerin ve çevresinin temiz olmasının ilâhî bir emir olduğunu bilir ve temizliğe ehemmiyet verir.

Namaz kılan bir müslüman, Allah'ın (cc) temizlikle ilgili diğer emirlerini yapmamanın itaatsizlik olduğunu bilir, kirli yaşamak ve etrafını kirletmekten sakınır ve her zaman, her yer de temizliğe dikkat eder, temizliği diğer insanlara telkin ve tavsiye eder. Allah’ın temiz olanları sevdiğini, temizliğin imandan olduğunu unutmaz, temiz bir hayat yaşamaya çalışır.

Namaz kılan bir müslüman, namaza başlarken, Allah rızası için namaz kılmaya niyet ettim der, Allah rızası için namazını kılar. Namaz kılan bir müslüman, diğer işlerini de besmele çekerek başlar, Allah adına, Allah’ın emrettiği şekilde doğru, sağlam ve dürüst bir şekilde yapar.

Namaz kılan bir müslüman, Allah'ın emrine uygun olmayan şeylere yönelmekten ve onlarla ömür tüketmekten sakınır.

Namaz kılan bir müslüman, 'Namazı kılarım ama diğer işleri kendi bildiğim gibi yaparım' diyemez. Böyle demeğe kalkarsa, namazı Allah katında kabul olmadığı gibi, Allah’a isyan eden bir insan durumuna düştüğünü bilir ve Allah’a isyandan ateşte yanmaktan kaçındığı gibi kaçınır.

Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri, müstehapları vardır. Farzları terk namazın tekrarını gerektirir. Farzların tehiri, vaciplerin terki ve tehirinde secde-i sehiv yapmak gerekir. Sünnetlerin ve müstehapların terki ise sevabı azaltır. Namazın mekruhları namaza zarar verir, namazı bozan şeyler ise namazı yok eder. Bunun için namazını, namazın şartlarına tam riayet ederek ihlasla, Allah rızası için kılan bir müslüman, namaza zarar veren, namazı boşan şeylerden sakındığı gibi, dünya işlerinde de aynı niyeti, aynı özeni ve aynı dikkati gösterir.

Namaz; farzları, vacipleri, sünnetleri müstehapları ile ilâhî bir nizamdır. Secde-i sehiv, mekruhlar, namazı bozan şeyler, namaz nizamını bozan şeylerdir.

Namaz kılan bir müslüman, namaz nizamına uyduğu gibi, şahsî hayatına, aile nızamına, sosyal nizama uygun hareket eder, İslâm'a uygun olmayan halleri namazda secde-i sehiv yaptığı gibi düzeltme şuuruna erer.

Namaz, müslümanı Allah’ın emrine göre terbiye eder. Namaz terbiyesi alan müslüman da diğer işlerini de Allah’ın emrine göre yapmaya çalışır. Nitekim namazsız iken namaz kılmaya başlayan bir müslümanın kötü alışkanlıklarını bıraktığını, diğer ibadetlerini de yapmaya başladığını görüyoruz.

Allah bunun için şöyle buyurur: "Namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hâyâsızlıktan ve kötülükten alıkor." (Ankebut: 29/45)

Ancak namaz kıldığı halde az da olsa bazı kimselerin kendilerini kötülüklerden koruyamadıklarını da görüyoruz. Bunlar namaz kıldıkları halde kötülüklerden ve topluma zarar verici davranışlardan kendilerini niye koruyamıyorlar? Bunların namaz kılmalarını incelediğimiz zaman görürüz ki bunların kıldığı namaz tam namaz değildir. Namazları kabahatlerle doludur. Allah katında kabul görmüyor, kendilerini kötülükten uzak tutacak niteliklere sahip olamıyor.

Bunun için namazın Allah katında kabulünü engelleyen şeyleri bilmemiz ve bunlardan sakınmamız şarttır.

Namazın Kabulünü Engelleyen Şeyler

İlmihal kitaplarına göre Namazın Allah katında kabulünü engelleyen şeyler şunlardır:

1. Taharet Tam Değildir.

Tuvalette küçük veya büyük sidik ve pisliği giderdikten sonra tam taharet (temizlik) yapılmadan, sidik veya idrar dediğimiz akıntı kesilmeden abdest alındığında;abdest alınırken veya abdest aldıktan sonra akıntı gelirse, bu akıntı abdesti bozar. Akıntı geldikten sonra kılınan namaz, sahih namaz olmazBunun için tuvalette tam taharet yapılmalı, hemen abdest alınmamalı, İdrar damlıyor mu, damlamıyor mu? kontrol edilmeli, sonra abdest alınmalıdır. Pegamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem: İdrardan sakınınız;çünkü kabir azabının çoğu ondandır buyurur.

Abdesti Tam Almamak

Abdullah bin Ömer anlatıyor:Allah’ın rasulü sallallahü aleyhi ve sellem ashabı ile Mekkeden Medine’ye dönüyorlardı. Yol üzerinde bir suya kavuşunca. İkindi zamanı acele ederek çar çabuk abdest aldılar. Biz de onların yanına vardık. Ökçelerine su değmediği görünüyordu. Bunun üzerine Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellem: “Vay ökçelerin ateşten başına gelenler!.. Abdesti tektekmil alın” buyurdular.

Allah’ın rasulü sallallahü aleyhi ve sellem ashabının ökçelerinde yıkanmadık yerler kaldığını görmüş ve Allah’ın bu yüzden azap edeceğini hatırlatarak abdesti hiç kuru yer kalmayacak şekilde almalarını emretmiş ve bu uyarıyı yapmıştır.

Abdesti farzlarına, vaciplerine sünnetlerine tam riayet ederek almakşarttır. Abdesti bozan şeylerin de bilinmesi şarttır. Bilinmezse, abdestim var diye namaz kılar, kıldığı namaz, namaz olmaz.

3. Namazı Allah Emri Olduğu İçin Kılmamak

Namaz, Allah emri olduğu için kılınır. Riya, gösteriş, namaz kılıyorlar diye veya alışkanlık diye namaz kılınırsa, bu namaz olmaz. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem zamanında münafıkların kıldığı namaz gibi olur. Bunların namazı hakkında Allah şöyle buyurur: "Yazıklar olsun şöyle namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını gafletle kılar, ona gereken önemi vermezler, Yaptıkları ibadetleri gösteriş için yaparlar. Her türlü yardım ve iyiliğe de engel olurlar." (Mâun 107/4-7)

Âyetin açıklamasında şöyle denilir: Bu kimseler namaz kılarlar, fakat namazlarından gafildirler. Ona gereken ehemmiyeti vermezler.. Bu gaflet ve dikkatsizliği şöyle açıklanır. Onlar namazın önemini kavrayamadıkları için onu gereği gibi ciddî bir vazife olarak yapmazlar. Kılınıp kılınmadığına aldırmazlar. Vaktine dikkat etmezler, vaktin geçip geçmediğine aldırmayıp geciktirirler. Namazın terkinden endişe ve rahatsızlık duymazlar. Kıldıkları zaman da, Allah için halis niyetle kılmayıp dünyevi birtakıp maksatlar için kılarlar. İnsanlarla bulunduklarında namaz kıldıkları halde, yalnız kaldıklarında kılmazlar. Kılsalar bile Hakk’ın huzurunda imiş gibi bir huşû ve tazim içinde kılmazlar.(1)

Merhum Mevdûdî de “Tefhim” tefsirinde ayetlerin açıklamasında şunları yazar: “Namaz kılıp kılmaması fark etmez. Bazan kılarlar bazan kılmazlar. Kılarken de tam son vaktinde kılarlar. Vakit bitmek üzereyken formalite gereği namazı çabucak yerine getirirler.

Namaza isteksiz kalkarlar. Namazı kılmaları, bir musibeti başlarından atmak ister gibidir. Namazda elbiseleri ile oynarlar ve esnerler. Namazlarının Allah’ı anmakla bir ilgisi yoktur. Namaz boyunca ne okuduklarını hissetmezler. Okurken de kalpleri başka yerdedir.

Namazı çabuk çabuk kılar, rüku ve secdeleri doğru dürüst yapmazlar. Namazı sadece bir şekil olarak eda eder ve kurtulurlar. Pek çokları da bir yerde namaz kılan varsa kılar, yoksa namaza aldırmazlar. Namaz vaktinin gelip geçtiğini bile hissetmezler. Ezan sesinin neye davet etmekte ve kimi davet etmekte olduğuna aldırış etmezler

Burada şu iyice alaşılmalıdır ki, namaz sırasında başka düşüncelere dalmak ayrı şeydir, namaza hiç dikkat etmemek ve namazda her zaman başka şeyler düşünmek ayrı şeydir. Birinci özellik insanın zaafındandır. İrade dışı olarak insanın aklına başka şeyler gelebilir. Bir mü’min dikkatinin namazdan kaydığını hissettiği anda yeniden dikkatini toplamaya çalışır. İkinci özellik ise, namazdan gafil olma tarifine girer. Çünkü onun namazı bir egzersiz gibidir. Kalbinde Allah’ı zikretme şeklinde bir niyeti yoktur. Namazın başından sonuna kadar, kalbi hiçbir an Allah’a yönelmez. Hangi düşünceyle namaza başlamışsa o düşünce ile namazdan çıkar.(2)

Bu âyetler, peygamberimiz zamanında namaz kılan münafıklar hakkında nazil olmuştur. Bu âyetler, Allah rızası için namaz kılmayan, gösteriş için, çeşitli dünya menfaatleri için namaz kılanlara “yazıklar olsun onlara” demektedir.

Her devirde bu ayetlere muhatap, ismi müslüman, müslüman görünen, içi kâfir olanlar bulunur. Bunlara münafık denir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem münafık hakkında şöyle buyurur: "Münafığın alâmeti üçtür: Söylerse yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edilirse ihanet eder." (Buhari tecrid, 1/44 /31, Diyanet yayını)

Tanzimat paşalarının ileri gelenlerinden mason Keçecizade Fuad Paşa Sadrazam ve Serasker iken bir Ramazan günü Bayezid Camii’ne namaz kılmaya gider. Cemaatin kalabalık olması sebebi ile ancak avluda yer bulabilir. Kendisi namaza dururken yaverlerine de namaz kılmalarını emreder. Fakat yaverler bizim abdestimiz yok derler. Bunun üzerine Fuad paşa, dini gevşeklik ve kayıtsızlığını açıkca ortaya koyarak “Kimin abdesti var ki” der ve namaza duruverir. (3)

Geçmişte gazete-dergi satardım. Sattığım dergilerden biri de İsmet İnönünün damadının “Akis”adındaki dergisi idi. Meşhur damad, şimdi tarihini unuttuğum “Akis” dergisinin bir sayısında İslâm’a “hayatı günde beş defa durduran din” diye saldırıyor, cenaze olduğu zaman da namaz için saflar arasında duruyordu.

Suriye cumhurbaşkanı Hafız Esed, Hz Ali’ye Allah diyen zındık Nusayrî tarikatının aşırı bir bağlısı iken dünya menfaati için her bayram namazını Şam Emeviye camisinde kılardı.

Bazı müslümanlar da cehaletle, nefsî isteklerine uyarak, aldanarak, aldatılarak münafıklar gibi hareket ederler, münafık tavırlar gösterirler, münafıklar gibi iş yaparlar.

Bunlara inkâr etmedikleri sürece münafık diyemeyiz. Ancak yaptıkları işler büyük bir günahdır. Tevbe edip bunlardan vazgeçmeleri lazımdır. Yoksa sonlarından korkulur, münafık alametleri üzerinde iken bu dünyadan ayrılırlar

4- Kuşun Yem Toplaması Gibi Namaz Kılmak

Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri, müstehabları ve âdâbı vardır. Bunlar tam vaktında yerli yerince tam yapılmalıdır. Ruku de en az üç defa sübhane Rabbiyel Azîm, Secde de en az üç defa sübhanel’ a’lâ demek sünnettir. Rukudan kalktıktan sonra, iki secde arasında sübhanallah diyecek kadar durulur. Okuyuşlar ne suratli, ne de çok yavaş olur.

Adam, fatihayı, zammı suresini ne zaman okudu, rukua ne zaman gitti, secdeden ne zaman kalktı, selamı ne zaman verdi? Belli olmaz, namazı suratli bir şekilde kılar. Bunlar hakkında Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Kuşun yem toplaması gibi hızlıca dört defa yatıp kalkar, namazda Allah’ı da pek az zikreder." (Müslim, Mesacid 195)

Sağlam Okuyuş Yok

Namazda okunacak sureler, ayetler, dualar, tesbihler, salavatlar vardır. Bunların manaları bozulmadan sağlamca okunarak namaz kılınması gerekir. Manayı bozan okuma tarzları, namazda okunduğu zaman bu yanlış okuyuş, namazın kabulüne engel olur, namaz bozulur.

Çanakkale şehitlerini ziyaret ettiğimiz zaman yolculukta yanımda oturan zat, "Namaz sure ve dualarını kendi kendime öğrendim, okuyum da yanlışlarım var mı, söyle" dedi. Okudu. Yanlış okuyor, mana bozuluyordu.. Ona dedim ki, "Fatiha, kevser, İhlas sureleri dışında olanları namazda okuma." Gidiş, geliş, ziyaret esnasında durmadan yanlışları düzeltmeye çalıştık. Ayrılırken, Ehil bir insanı bul, bu yanlışları düzeltmeye çalış" dedim.....

6- Namazı Bozan Şeyleri Bilmemek

Namazı bozan şeyler, namazın mekruhları, secde-i sehiv de vardır. Bunları bilmeyen bir kişi, yaptığı yanlışları giderecek tedbirleri alamaz, namaz kıldım zanneder. Halbuki yaptığı yanlışlar namazını yok eder.

Namazın Allah katında kabulüne engel olan şeylerden sadece altısını yazmaya çalıştık. Namazın kabulüne engel olan başka şeyler de vardır. Müslüman çok dikkatli olmalı, namazın bütün farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini, müstahaplarını yerine getirerek adabına uygun olarak Allah rızası için namazını kılmalıdır. Bunun için sağlam bilgi, ihlas ve şuurlu hareket etmek şarttır. Yoksa peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemin şu hadislerinin muhatabı olurlar: "Kendilerini fenalıktan menetmeyen, alıkoymayan namaz, onları Allah’ın rahmetinden uzaklaştırır. (İhya 1/436) Nice namaz kılanlar var ki, onların namazdan nasibi, yorgunluk ve zahmetten başka bir şey değildir. (Neseî)

İnsan Yavrusu- Hayvan Yavrusu Farkı

İnsan doğduğunda bir hayvan yavrusundan daha cahil ve muhtaçdır. Hayvan yavrusu doğduğu zaman ayakta durabilir, yürüyebilir, annesinin memesini bulabilir, sütünü emer. İnsan yavrusu ise ne ayağa kalkabilir, ne de annesinin memesini bulabilir. Sadece annesi memesini ağzına verdiği zaman emebilir. İnsan yavrusu doğduğu zaman hiçbir şey bilmez. Allah bu gerçeği şöyle bildirir: "Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez hâlde çıkardı; size işitme özelliği, gözler ve gönüller verdi. Umulur ki şükredersiniz." (Nahl, 16/78)

Hayvan yavrusu zaman içinde büyür, kuvvetlenir, kendi hayatını yaşamak için iç güdü ile hareket eder. O kadar... Düşünemez, bilgi edinemez, Keşif ve icatta bulunamaz. Çünkü hayvanın aklı yoktur. Allah hayvana akıl vermemiştir. İnsan yavrusu ise; büyüdükçe, kuvvetlenir, ayağa kalkar, yürür. Zaman içinde Allah’ın kendisine verdiği akıl ile etrafında olan şeyleri tanır, bilgi edinir, öğrenir, keşif ve icatta bulunur, dünyadaki her şeye hakim olmaya çalışır. İnsan yavrusu, peygamber önderliğinde, Allah’ın emirlerini öğrenir, yapar, yasaklarından kaçınırsa, salih bir Kul olur, dünya ve âhiret bahtiyârlığına erer. İnsan yavrusunu ana baba uzun yıllar besler, korur, eğitir ve diğer ihtiyaçlarını karşılar. Hiçbir diğer canlı yavrusu, insan yavrusu kadar uzun süre, çok çeşitli ve çok karmaşık bakıma muhtaç değildir. İnsan yavrusunun doğumundan yetişkinlik çağına kadar ihtiyaçlarının karşılanması ana ve babanın görevleri arasındadır.(4)

Ayette bildirilen insanın doğuşta hiçbir şey bilmez gerçeğini peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de şöyle ifade eder: "Her insanı annesi fıtrat üzere doğurur. Sonra annesi, babası onu Yahudileştirir, Hrıstiyanlıştırır veya Mecusileştirir. ”

İslâm bilginleri “fıtrat” kelimesini müslüman ve günahsız olarak doğar diye açıklamışlardır. Doğan bir çocuğun günahsız olarak doğması tabii bir hâldir. Günahkâr olarak doğar demek akıl dışı bir düşüncedir. Nitekim bir çok hıristiyan düşünür de, hıristiyanlığın, "İnsan günahkâr olarak doğar" inancını kabul etmemektedir.

1-Prof.Dr. Ömer Çelik, Kur’an-ı Kerim meâli ve tefsiri, 5/618,Erkam yayını,İst.

2-Mevdûdî,Tefhimülkur’an,7/258,İnsan yayınları,İst.Bakınız,Kur’an yolu,5/697,Diyanet yayını,Ank.

3-Osman Nuri Topbaş,Osmanlı,542,Altınoluk yayını,İst.

4-İfav, İslamda inanç ibadet ve günlük yaşayış ansiklopedis,1/79,İfav yayını,İst.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya