|
MAYIS 2013 SAYI 269
|
|
|
|
| "İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 5. baskısı yapıldı | | Misak Dergisi 269. Sayı çıktı... | | Atalar Dininin Siyasi Faturası: ‘Mukaddes Devlet Tasavvuru’ | | Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Çözüm Süreciyle İlgili Endişesi: “Türkiye Adetâ Sırat Köprüsünden Geçiyor” | | Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nın Esas Hakkındaki Mütalaası: ‘Ergenekon Terör Örgütü’nün Varlığı İnkâr Edilemez’ | | Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına Yapılan Basın Açıklaması: ‘İran’ın Tağuti Baas Rejimini Desteklemesini Protesto Ediyoruz’ | | Hangi Terör, Neyin Finansmanı? | | Mükellefin Günahlarla İmtihan Edilmesinin Hikmeti | | Vahiyle Terbiye Olmanın İlk Mektebi Aile Yuvalarımızdır | | Dini İkâme Etmenin Önemi ve Keyfiyeti | | Sahih ve Makbûl Olan İman İle İbâdetlerin Münâsebeti | | Kur’ân-ı Kerîm’in Yazılması, Mushaf Hâline Getirilmesi, Konulan İşâretler ve Secde Ayetleri | | İnsanı Helâk Eden Mânevi Hastalıkların Keyfiyeti |
|
|
|
| " İslâmi Harekitin Mahiyeti" kitabının 5. baskısı yapıldı | | YERYÜZÜNÜN halifesi olan insanın kalbi; aklının, inancının ve dünya görüşünün merkezidir.
| | İnsanları kayıtsız ve şartsız kendine itaate çağıran devlet adamlarının, hukuka ihtiyaçları yoktur.
| | Etnik-Terör felâketini bitirmekte kararlı olduklarını söyleyen Başbakan, “ Türkiye adetâ sırat köprüsünden geçiyor.
|
Devam eden ‘Ergenekon Terör Örgütü’ davasında; Cumhuriyet savcıları Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın ve Murat Dalkuş tarafından hazırlandı.
| | Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu üyeleri, İran Büyükelçiliği önünde toplanarak, İran’ın Suriye Baas rejimine verdiği desteği protesto etti.
| | Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1999 tarihinde kabul edilen Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’yi Türkiye yıllar önce imzaladı.
| | Bazı mu’teber kaynaklarda ‘günah’ kavramının keyfiyeti şöyle ifade edilmiştir: “İnsanın şeytana uyarak yaptığı muradında fani olduğu, dünyada ve âhirette cezasını çekeceği, bütün faziletleri ifsâd eden, Allah’a itaatin önündeki engeli güçlendiren herşeye günah denilir.”
| | Bidat/hurafe ve şirkin oluşturduğu tsunamilerin önünde çöp gibi sürüklenen ailelerimizin tek kurtuluşu, Nuh’un (as) gemisine binmektir.
| | İslâm’ı ikâme edebilmek niyetiyle; ilim, iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yarışan insanlar ne yapmalı, nasıl hareket etmeli ve yanlışlıklardan nasıl kurtulmalıdır?
| | Sahih ve makbûl olan iman ile ibâdetlerin münâsebeti, et ile tırnağın münâsebeti gibidir.
|
Kur’ân-ı Kerîm, Rasûl-i Ekrem (sav) hayatta iken hem sözlü hem de yazılı usulle tam ve sağlam olarak tesbit edilip korunmaya alınmakla beraber kitap şeklini almış değildi.
| | Hak ile bâtılı birbirinden ayıran Kur’ân-ı Kerîm, kendisine tabi olan kimselere hayat verir, onları canlı, diri ve aktif kılacak ilkelere davet eder.
| | Allah Azze ve Celle, insanı hem ruh, hem de madde açısından muazzam bir ahenk içerisinde yaratmıştır.
|
|
|
|
|
| Atalar Dininin Siyasi Faturası: ‘Mukaddes Devlet Tasavvuru' | | İnsanları kayıtsız ve şartsız kendine itaate çağıran devlet adamlarının, hukuka ihtiyaçları yoktur. Keyiflerine göre çıkardıkları kanunlarla her şeye müdahale edebilirler. Bugün müzelerde heykelleri bulunan Sümer Tanrıları (Anû, Enlil, Marduk vs) birbirlerinin ardından tahta çıkan krallardır. Akkad Kralı Naram-Sin, kendisini ‘İnsanların İlâhı’ ilân etmiştir. Zerdüşt itikadına göre ‘Ahura-Mazda’, devlet yönetimini elinde bulunduran ve insanlara rızık verdiğine inanılan tanrıdır. Atalar Dini’nin siyasi faturası, mukaddes devlet tasavvurudur. Eski Asur, Yunan, Mısır ve Roma uygarlıkları, atalar dininin ortaya çıkardığı uygarlıklardır. Atalar dini; tüzel kişiliği olduğu farzedilen devleti herşeyin öznesi haline getiren, hatta ‘insan devlet içindir’ anlayışını yaygınlaştıran bir dindir. Dolayısıyle insanı hayvan sürüsü gibi gören ve devletin mukaddes varlık olduğunu ileri süren bu anlayış, kötülüklerin kaynağı haline gelmiştir. | | | Misak Dergisi 269. Sayı çıktı... | | YERYÜZÜNÜN halifesi olan insanın kalbi; aklının, inancının ve dünya görüşünün merkezidir. Şüphelerin ve vesveselerin mahalli olan kalbin, sürekli olarak değişime uğraması, bir halden diğer bir hale geçmesi mümkündür. Değişkenliğinden dolayı ona kalb ismi verilmiştir. Öyle ki kalb, boş bir arazideki ağacın kökünde asılı duran, rüzgârın bir alta, bir üste çevirdiği bir kuş tüyü gibidir. Dolayısıyla insanın kalbine sahip çıkması ve onu hevâsının tuzağından koruması zaruridir. Hesap gününü (âhireti) unutmak ve hevâya tabi olmak, bütün felâketlerin kaynağıdır.
| | | EMANET ve EHLİYET (İslâm İlmihali) yeni düzenlemeyle.... | |  Allahû Teâla (cc)’nın mülkünde, O’nun verdiği rızıklarla hayatını devam ettiren her insanın, O’nun razı olacağı amelleri edâ etmesi gerekir. Bunun gerçekleşmesi için insanın lehinde ve aleyhindeki hükümleri bilmesi şarttır. Peygamber Efendimiz (sav)’in: "İlim talep edilip öğrenilmesi, her mü’min erkek ve kadın üzerine farzdır" buyurduğu malûmdur. Dolayısıyla her mü’minin, içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimleri öğrenmesi zaruridir. İşte bu noktada karşımıza "Farz-ı Ayn" ilimler çıkmaktadır. "İlmühal" tabiri, "İnsanın içinde bulunduğu halin ilmi" manasınadır. Bu eserin hazırlanmasının ve yayınlanmasının sebebi; "Ehliyet" sahibi mü’minlere, yüklendikleri "Emanet"in keyfiyetini hatırlatmaktır. 1984’den beri yüzlerce kez basılan bu değerli eserin son baskısı, Misak Yayınları tarafından hazırlanmıştır. | | | "Fıkhi Meseleler"in ilk iki cildi çıktı | | İslamî eğitimin zaafa uğratılması neticesinde, üzerlerine farz olan ilimleri dahi öğrenmekten mahrum bırakılan müslümanların; bu konularda ya kaynak bulamamanın üzüntüsünü yaşadıkları, ya da ehil olmayan kimselerin şahsi kanaatlerine göre hareket ettikleri malûmdur.
Yusuf Kerimoğlu hocamızın, Fıkhî Meseleler isimli eserinin Usûl ve Akaid kitaplarının baskısı tamamlanmıştır. Her biri büyük boy lüks cilt içerisinde şamua kağıda 480 sayfa basılan eserin, İbadet, Aile Hayatı, Ticaret, Adalet ve diğer konularla ilgili ciltlerin hazırlık çalışmaları devam etmektedir. | |
| "İslami Hareketin Mahiyeti" kitabının 5. baskısı yapıldı | |
İslâm’ın siyasi hedeflerini bir ideoloji gibi değerlendiren, ölümden sonraki hayatı unutan, zerre miktarı hayrın ve zerre miktarı şerrin hesabının sorulacağı günü hafife alan kimselerin imtihanı kazanabilmeleri mümkün değildir. Muhkem nassların keyfiyetine uygun amellerde bulunamayan her mükellefin; içinde bulunduğu hali değiştirmek için, bütün imkanlarını seferber etmesi gerekir. Tevhidin aslı Kitab’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, hevâya tabi olmaktan ve bid’attan ictinab etmektir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) mütevatir sünneti; Mekke’de İslâmi cemaati, Medine’de İslâm Fıkhı’nı uygulayan devleti kurmuş olmasıdır. Bu eser, İslâmi hareketin mahiyetini, zaruri şartlarını, müesseselerini ve keyfiyetini izah için kaleme alınmıştır.
| | | Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Çözüm Süreciyle İlgili Endişesi: “Türkiye Adetâ Sırat Köprüsünden Geçiyor” | | Etnik-Terör felâketini bitirmekte kararlı olduklarını söyleyen Başbakan, “ Türkiye adetâ sırat köprüsünden geçiyor.Ak Parti iktidarı olarak keskin bir bıçağın üzerinde yürüyoruz. Savaş baronlarına rağmen milletimizin desteği ile terör meselesini çözeceğiz” dedi. Durum değerlendirmesinde bulunan Başbakan, muhalefetin kendilerine yardımcı olmadığını ifade ederken şöyle dedi: “Bizim MHP, CHP ve BDP gibi sorumsuz davranma gibi bir lüksümüz olamaz. İktidar olarak sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz. Son derece hassas bir meseleyi kimseyi incitmeden çözmenin mücadelesi içindeyiz. Türkiye’de yaşayan herkesin, 76 milyonun hassasiyetini dikkate alarak hareket ediyoruz. Cerrah dikkatiyle kırmadan dökmeden kimseyi incitmeden çözmenin gayreti içindeyiz. Herhangi bir mesaj vermeden önce bin düşünüyor, bir konuşuyoruz. Asla bir pazarlık içinde değiliz, olmadık, olmayacağız. Taviz vermemiz veya geri adım atmamız gibi bir durum söz konusu değildir.” | | | Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın Esas Hakkındaki Mütalaası: ‘Ergenekon Terör Örgütü'nün Varlığı İnkâr Edilemez' | |
Devam eden ‘Ergenekon Terör Örgütü’ davasında; Cumhuriyet savcıları Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın ve Murat Dalkuş tarafından hazırlanan mütalaada, şu görüşlere yer verildi: ‘’Örgüt mensuplarının sızdığı devlet kurumlarından birisi de Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Yürütülen soruşturmalar neticesinde örgüt mensubu olup, TSK içerisine sızdığı anlaşılan bazı kişiler hakkında işlem yapılmasının ardından örgütün; yürütülen soruşturmayı ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yürütülüyormuş’ gibi göstererek kamuoyu oluşturmaya çalıştığı ve yürütülen soruşturmaları kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak istediği tespit olunmuştur.’’ Mütalaada, 64 sanık hakkında, TCK’nın 312/1 maddesi uyarınca, ‘’Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmak veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellenmeye teşebbüs etmek’’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildi.
| | | Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu Adına Yapılan Basın Açıklaması: ‘İran'ın Tağuti Baas Rejimini Desteklemesini Protesto Ediyoruz' | | Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu üyeleri, İran Büyükelçiliği önünde toplanarak, İran’ın Suriye Baas rejimine verdiği desteği protesto etti. Grup adına basın açıklaması yapan Serkan Codal, ‘Bilinmelidir ki; İmam Humeyni’nin söylediği ve hafızalarımıza kazınan “Ey dünyanın mustazaf halkları, Ey Müslüman halklar. Ayağa kalkın ve kendi haklarınızı geri alın. Süper güçler ve onların kuklaları olanların, propaganda ve yaygaraları karşısında korkmayın. Tüm emeklerinizi aziz İslam’ın düşmanlarına takdim eden, cinayetkar idarecileri vatanınızdan kovun” sözüne uyarak Suriye’nin ve İslam’ın kahraman evlatları, Esed rejimine karşı kıyam etmişlerdir. Suriye’de çakan kıvılcım 1979 da İran’da çakan kıvılcımdan farklı değildir. Esed’in ve katil Baas rejiminin, Şah Rıza Pehlevi rejiminden hiçbir farkı yoktur. Biz buradan tekrar ediyoruz ki; Suriye’de ve dünyanın dört bir köşesinde terini ve kanını akıtan Müslümanların velisi Allah’tır ve O kendisine sığınanları asla sahipsiz bırakmaz.’ | | | Hangi Terör, Neyin Finansmanı? | |
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 9 Aralık 1999 tarihinde kabul edilen Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’yi Türkiye yıllar önce imzaladı. Sözleşme 1 Nisan 2002’de Resmi Gazete’de yayımlanarak iç hukukun parçası haline geldi. Şubat ayı başlarında TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen Terörizmin Finansmanı’nın Önlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı 7 Şubat’ta kabul edildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayından sonra 16 Şubat’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Ricciardone, Türkiye’deki yasalarda terörizmin anlamının Türk devletine yönelik saldırıları kapsadığını savunarak “iş uluslararası terörizme geldiğinde kanunlardaki terörizm tarifi net değil” değerlendirmesinde bulundu.
| | | Mükellefin Günahlarla İmtihan Edilmesinin Hikmeti | | Bazı mu’teber kaynaklarda ‘günah’ kavramının keyfiyeti şöyle ifade edilmiştir: “İnsanın şeytana uyarak yaptığı muradında fani olduğu, dünyada ve âhirette cezasını çekeceği, bütün faziletleri ifsâd eden, Allah’a itaatin önündeki engeli güçlendiren herşeye günah denilir.” Günahın tesbiti, fiillere iyi ve kötü sıfatlarının verilmesiyle alâkalıdır. Bir Hadis-i Şerif’te günah “insanın vicdanında kötü olarak değerlendirdiği, kalben rahatsızlık duyduğu ve diğer insanların vakıf olmalarını istemediği işler” olarak tarif edilmiştir. İtikâdi, hukuki, ameli ve ahlâki açıdan günahların tasnifi kolay olmadığı gibi, keyfiyetinin büyük ve küçük şeklinde tesbiti de kolay değildir. Israrla işlenen her küçük günahın, uhrevi felâkete sebeb olması mümkündür. | | | Vahiyle Terbiye Olmanın İlk Mektebi Aile Yuvalarımızdır | | Bidat/hurafe ve şirkin oluşturduğu tsunamilerin önünde çöp gibi sürüklenen ailelerimizin tek kurtuluşu, Nuh’un (as) gemisine binmektir. Nuh’un (as) gemisine binmek, ihlâsla vahye tabi olmakla mümkündür. Aile nesillerin devamı içindir ama çağımızda nesiller, aileler elinde helâke sürüklenmektedir... Allah (cc) nesillerden ebeveyni sorumlu tutmuştur.Tahrim Sûresi’nde şöyle buyrulmuştur: “ Ey iman edenler kendinizi ve çoluk çocuğunuzu ateşten koruyun. Onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Tahrim-6)…Nasıl korunacak?. Şüphesiz bunun cevabı Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) eğitim metodunda yatmaktadır. Gün boyu babalar maişet kaygısı ve çabasından, anneler günlük ev ve el işlerinden kendilerine emanet edilen çocuklara yeterli vakit ayırmıyorlarsa bunun vebali ağırdır... Rabbimiz buyuruyor; “Yoksulluk/fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük günahtır.” (İsra Sûresi-31) | | | Dini İkâme Etmenin Önemi ve Keyfiyeti | | İslâm’ı ikâme edebilmek niyetiyle; ilim, iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yarışan insanlar ne yapmalı, nasıl hareket etmeli ve yanlışlıklardan nasıl kurtulmalıdır? Son devrin müfessirlerinden merhum Elmalılı Hamdi Yazır, şu tesbitte bulunmuştur: “İlim, insanların ıslahı için kâfi değildir. Nefsi emmarenin öyle kötü duyguları/ ihtirasları vardır ki, insanları bildiklerinin aksine açık açık fenalıklara sevk eder. Onun için insanların ahlâkını düzeltme işinde, ilimden başka, duyguların ıslahı için ameli bir terbiye de lüzumludur.” Duygularımızı ıslâh edecek amelî terbiyeye de önem vermek zorundayız. Önce kendimizde ve ailemizde İslâm’ı ikâme edemezsek toplumda ikâme etmek çok zordur. | | | Sahih ve Makbûl Olan İman İle İbâdetlerin Münâsebeti | | Sahih ve makbûl olan iman ile ibâdetlerin münâsebeti, et ile tırnağın münâsebeti gibidir. Muhakkik ûlemadan Aliyyü’l-Kârî, ‘Fıkh-ı Ekber Şerhi’ isimli eserinde, Allah’ın gaybı bilemiyeceğini iddia eden kimselerin itikâdi durumuyla ilgili şu tesbitte bulunmuştur: “Evet, kim ki, Allah Teâlâ’nın (bir şey) vûkû bulmadan önce (onu) bilmediğine itikad ederse, bunu söyleyen her ne kadar bid’at ehlinden olursa da hükmen kâfirdir.” Dolayısıyla Allah’ın (cc) gaybı bilmediğini veya bilemeyeceğini iddia eden kimsenin; eğer herhangi psikolojik bir hastalığı (cinnet, ateh vs) yoksa, tecdid-i imana da’vet edilmesi zaruri olur. Çünkü bu iddia sahibinin sahih ve makbûl olan bir imana sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Bilindiği gibi ibâdetlerin edâsının ve kabulünün değişmeyen şartı, mükellefin sahih ve makbul olan bir imana sahip olmasıdır. | | | Kur'ân-ı Kerîm'in Yazılması, Mushaf Hâline Getirilmesi, Konulan İşâretler ve Secde Ayetleri | | Kur’ân-ı Kerîm, Rasûl-i Ekrem (sav) hayatta iken hem sözlü hem de yazılı usulle tam ve sağlam olarak tesbit edilip korunmaya alınmakla beraber kitap şeklini almış değildi. Bunun sebebi Peygamberimiz‘in (sav) hayatta olması ve vahyin devam etmesidir. Peygamberimiz (sav)’in vefatından sonra, Halifeliğe Hz. Ebubekir (r.a) seçildi. Bu sırada yalancı peygamberler türemiş, fitne ve irtidad (dinden dönme) hareketleri ortaya çıkmıştır. Yalancı peygamber Müseylemetülkezzab ve ordusuyla yapılan savaşta şehit olan Müslümanlar arasında çok sayıda hafız da bulunuyordu. Bu durum Hz. Ömer’i telaşlandırdı ve halifeye ‘Kur’ân’ın bir kitap haline getirilmesini’ teklif etti. Hz. Ebubekir Peygamberimiz (sav)’in başkatibi durumunda olan Zeyd bin Sabit başkanlığında bir komisyon kurarak, Kur’ân’ı bir kitap halinde toplamalarını emretti. | | | Esmâü'l Kur'ân: Ez-Zikr | | Hak ile bâtılı birbirinden ayıran Kur’ân-ı Kerîm, kendisine tabi olan kimselere hayat verir, onları canlı, diri ve aktif kılacak ilkelere davet eder. Çünkü, onun isimlerinden birisi de “Rûh”tur. Hayat veren anlamına gelen rûhun Kur’ân’a isim olması, onun okuyana ebedî bir hayat bahşetmesinden kaynaklanmaktadır. Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler, sizi diriltecek/size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Rasûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfal Sûresi:24) Bu ayet-i kerime’de geçen “sizi diriltecek/size hayat verecek” ifadesi istiaredir. Çünkü buradaki hayat, küfrün ve cehaletin getirdiği karanlıklardan kurtuluşu, bir anlamda manevi ölümünden dirilişi kastetmektedir. Mücahid ve cumhur şöyle demişlerdir: Yani sizler, Allah’a itaat çağrısına ve Kur’ân-ı Kerîm’in ihtiva ettiği emir ve yasaklara uyunuz. Çünkü ebedî hayat, sonu gelmez nimet bundadır. | | | İnsanı Helâk Eden Mânevi Hastalıkların Keyfiyeti | | Allah Azze ve Celle, insanı hem ruh, hem de madde açısından muazzam bir ahenk içerisinde yaratmıştır. Çeşitli sebeplerden dolayı insandaki bu ahengin bozulması, maddi ve manevi hastalıkların kaynağıdır. Peygamberimiz Efendimiz (sav) birbirleriyle münasebeti bulunun manevi rahatsızlıkları haber vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Sözün hastalığı; yalandır. Güzelliğin hastalığı; kendini beğenmişliktir (kibirdir).Cömertliğin hastalığı; israftır.Asaletin (soyluluğun) hastalığı; böbürlenmektir. Hilmin hastalığı; zillettir. Müsamahanın hastalığı; başa kakmaktır. Cesaretin hastalığı; azgınlıktır (tehevvürdür). Zarafetin hastalığı; gösteriş (aşırı hoş görünme) çabasıdır. İbâdetin hastalığı; ara vermektir. İlmin hastalığı; unutmaktır.” | |
|
| ZİYARETÇİ SAYISI |
|
Online : |
3
|
|
Bugün : |
200
|
| Bu Ay : |
75,240
|
| Toplam : |
1,292,090
|
|
|
|