Aydınlanma Felsefesi ve Terör Rejimi
 CEMİYET halinde yaşayan insanoğlu; hayatının korunmasını, inandığı gibi yaşama imkanının sağlanmasını, neslinin ve malının muhafaza edilmesini arzu eden mükerrem bir varlıktır.

 

 

 

   Referandum Sancısı, Açılım Tartışmaları ve Özel Sınır Birlikleri

Batı’dan tercüme yoluyla aktarılan siyaset kültürü ile Türkiye’nin problemlerini çözmek mümkün değildir. Batılılaşma sevdasına kapılan aydınların ve devlet adamlarının ‘Türkiye’nin şartlarından kaynaklanan ve kendimize mahsus olan demokrasi ve lâiklik anlayışımızı korumak zorundayız’ şeklindeki demagojileri; hem askeri vesâyet rejimini ortaya çıkarmış, hem de hukukun politikaya alet edilmesine vesile olmuştur. Siyasi meseleleri tahlil ederken, bu inceliğin dikkate alınması gerekir. Türkiye tam doksan yıldır, olağanüstü şartlarda hazırlanan ve silahlı güçler tarafından dayatılan ‘Anayasa Hukuku’ ile yönetilmektedir. Medya aydınlarının ‘özgürlükçü’ olduğunu iddia ettikleri 1961 Anayasası; seçimle iktidara gelen Başbakan Adnan Menderes’in idamına karar veren ve darbe yaptıkları günü ‘Ulusal Bayram’ ilan eden zorbaların hazırlattırdığı bir anayasadır. Halen yürürlükte olan 1982 Anayasası’nı hazırlayan ‘Danışma Meclisi’ üyeleri, darbeci beş general tarafından tayin edilen kimselerdir.

   Aydınlanma Felsefesi ve Terör Rejimi

CEMİYET halinde yaşayan insanoğlu; hayatının korunmasını, inandığı gibi yaşama imkanının sağlanmasını, neslinin ve malının muhafaza edilmesini arzu eden mükerrem bir varlıktır. Bu unsurlar, kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun, bütün insanlar için zaruri maslahat hükmündedir. Türkiye’nin son otuz yılına damgasını vuran; bazı aydınların ‘etnik-terör’, bazılarının ise ‘düşük yoğunluklu savaş’ adını verdikleri felâketin bir değil, birden fazla sebebi vardır.

“Anayasa Mahkemesi Hem Hukuku Rafa Kaldırdı, Hem de Meclis’in Yetkisini Gasp Etti"

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Anayasa Mahkemesi’nin değişiklik paketine ilişkin kısmi iptal kararını değerlendirirken, Yüksek Mahkeme’nin anayasa ihlalinin yanı sıra Parlamento’nun yetkisine müdahale ettiğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karara ilişkin yazılı bir açıklama yapan TBMM Başkanı Şahin, ‘Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerinin esastan da incelenmesi eğilimini sürdürdüğünü belirtmiş’ ve şu tesbitte bulunmuştur: “Anayasayı değiştirme yetkisi, yalnızca milletin temsilcilerine tanınmış olan bir yetkidir. Bu yetki, paylaşılamayan ve devredilemeyen bir yetkidir. Meclisin milli iradeden aldığı bu yetkisi üzerinde vesayet oluşturabilecek anlayışların kabul edilmesi mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi’nin son kararı sıradan bir anayasa ihlali değil, bundan öte yalnızca milletvekillerine tanınan anayasayı değiştirme yetkisine müdahaledir. Anayasa Mahkemesi’nin bu yetki gaspı, siyaset kurumunun ve TBMM’nin itibarını zedelemiştir. Bu karar, demokraside zaafiyet sorununu ortaya çıkarabilir.”

"Türkiye’nin Kredi Notu Darbe Söylentileri Bitmeden Yükselmez"

Türkiye’nin ekonomik yapısının, kredi notu artışı beklentilerine sebeb olduğunu söylemek mümkündür. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, kredi notu için ekonomik performansın tek başına yeterli olmadığını ifade etmektedirler. JCR Eurasia Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Ökmen’e göre; ‘Türkiye’de darbe söylentileri devam ettiği müddetçe, kredi notu istenilen seviyede olamaz.’ Ülkelerin kredi notunu belirleyen üç ana unsur olduğunu belirten Ökmen, “ülkelerin kredi notu tesbit edilirken göz önünde bulundurulan unsurlardan finansal ve ekonomik segmentin toplam ağırlığı yüzde elli iken, politikanın tek başına ağırlığı yüzde ellidir. Şimdi bu üç ana etkene dikkat edersek Türkiye’nin finansal ve ekonomik anlamda diğer ülkeler ile pozitif yönde ciddi bir şekilde ayrıştığı görülmektedir. Ekonomik açıdan iyi olabiliriz ama politik risk unsurunu dikkate aldığımız zaman iyi değiliz” dedi. Politik risk konusu; kültürel gelişmişlik, kadın hakları, asker-politikacı münasebetleri, adalet sistemi, terör, kürt sorunu gibi meselelerle ilgili olduğunu söyleyen Ökmen, ‘Bu açıdan Türkiye, yatırımcı için riskli ülkedir’ dedi.

Mavi Marmara Yolcuları Arasında Yapılan Sohbetlerden Bir Demet

Vahdet Vakfı İstanbul Temsilcisi Mustafa Tuna; ‘rotası Filistin, yükü insani yardım’ olan Mavi Marmara Gemisi’nin yolcuları arasında meşgûl. Dünya’nın gündemini aylarca meşgûl eden vahşi saldırının yaşandığı Mavi Marmara Gemisin’de; kavmi, rengi, dini ve dili farklı olan yüzlerce insan vardı. Bunların arasında Hanin Zobi gibi, İsrail Milletvekili olan ve Gazze’ye karşı uygulanan ambargoyu tanımayan insanlar da vardı. Bu gemide bulunan ve Gazzeli mazlumlara yardım için her şeyi göze alan insanlarla, Vahdet Vakfı Temsilcisi Mustafa Tuna’nın yaptığı sohbetlerden bir kısmını yayınlıyoruz. Sohbetinin girişinde, o insanların niyetlerini ifade ederken, şu tesbitte bulunmuştur: ‘Sevgi yükünü yüklenmişti Mavi Marmara, Siyonist zalimler tarafından; sevgilerine ve hayallerine bile ambargo konulmuş olan Gazzeli yetim çocuklar için. Sevgi gemisi, gecenin yüzünü ağartacaktı aydınlık sabahlarda. Yetimlerin yüzünü güldürecekti, kimsesizlerin kimsesi olacaktı zor zamanlarda. Niyetimiz bu idi. Yolumuz kesildi. Gazzeli yetimler ile Aramıza zalimler girdi. İşte bu güzel gemide yer alan güzel insanların bazılarının gönül dünyalarını sizler için aralamaya çalıştım.’

Adil siyaset, Yönetim Tekniği ve Mükellefin Mes’ûliyeti

Allah’ın (cc) razı olduğu yegane hayat nizamı olan İslâm dini, dünya işleri ile ahiret işlerini birbirinden ayıran bir hayat nizamı değildir. Müslümanların dünya işlerini ilgilendiren her şeyin, aynı zamanda dinini de ilgilendirdiğini söylemek mümkündür. Bilindiği gibi İslâm, sadece ferdi olarak yaşanan ruhani bir din değildir, aksine kelimenin tam anlamıyla bir hilâfet/devlet dinidir. İmam-ı Gazali (rh.a) devlet/ hilafet kavramı ile din arasındaki münasebeti açıklarken, şu tesbitte bulunmuştur: “Onlar ikiz kardeşler gibidirler, din insan cemiyetinin temeli ise, hükümdar da temelin koruyucusudur: Eğer temel zayıflarsa, binanın çökmesi mukadder olur. Hükümdar olmazsa, temeli koruyacak kimse kalmaz.”

Adil siyaset, müslümanların mutlaka ilgilenmeleri gereken bir yönetim tekniğidir. Tebliğ ve hisbe hizmetleri de belirli bir siyasetle yapılabilir. Bazı İslâm âlimleri ‘insanları hidayete ve hayra ulaştırmak, onları fesaddan koruyabilmek için, takip edilmesi gereken en güzel yola siyaset denilir’ tarifini esas almışlardır.

İslâmi Öğretim ve Eğitim’in Zarûreti

Hakikate uygun olan bilgiye ilim denilir. İlmin elde edilmesinin bir değil, birden fazla yolu vardır. Geniş anlamıyla İslâmi eğitimi ‘Mükellefe Allah’ın razı olacağı davranışları kazandırmak’ şeklinde ifade etmek mümkündür. Dolayısıyla tek yönlü bilgi aktarımı (öğretim) ile eğitim arasında, bazı önemli farklar vardır. Öğrendikleriyle veya bildikleriyle amel etmeyen bir mükellefin imtihanı kazanması mümkün müdür? Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) ilmi “amelin imamı/kılavuzu” olarak ifade ettiği malûmdur. Peygamberlerin bıraktığı miras olan ilmin yayılması, dünya ve ahiret saadetinin elde edilmesi için zaruridir. Seküler- lâik eğititim anlayışı, pragmatizmi ön plâna çıkaran ve fesadın yayılmasına sebeb olan bir anlayıştır. Minyatür beyinlerin imal edildiği cahilî eğitim ve öğretim kurumları; insanları sürekli olarak Allah’a (cc) isyana teşvik ederken, onların bu zulmüne seyirci kalmak ve Tağuti güçlere boyun eğmek başlı-başına bir felâkettir.

Tahrif Edilen Kitab-ı Mukaddes’in Tasnifi: ‘Eski Ahid, Yeni Ahid’

Hz. Musa’ya (as) Tevrat indirilmeden önce, İsrailoğulları arasında yaygın olan ve sistemleşen Kabbala ideolojisi, mukaddes metinlerin tahrifine vesile olmuştur. Hz. Musa’nın (as) vefatından sonra, ‘Kabbala hareketi’ Yahudiler arasında yayılmış ve bu hareketin önderleri Tevrat’ı tahrif etmişlerdir. Haham Nasi Yuda’nın ‘Talmud’u kaleme almasından sonra, ‘Yahudi’ tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Kanun anlamına gelen Talmud, iki kısımdan oluşur. Asıl kısmı oluşturan ‘Mişna’ ile yorum şeklinde olan ‘Gamera’ tıpkı mukaddes metinler gibi muamele görmüşlerdir. Bazı uzmanların ‘Kabbala’ hareketini büyü, sihir ve şeytani güçlerle temas kurma sanatı olarak tarif ettikleri malûmdur. Hz. Süleyman (as) zamanında ‘ağızdan kulağa’ anlamında kullanılan Kabbala terimi, tamamen ‘sır’ esasını ifade eden bir terimdir. Bu sırların ”Jerusalem Lodge”nin sahibi kabul edilen üç haham tarafından ezbere bilinen (yazılı olmayan) sırlardır. Bu üç hahamdan biri öldüğünde ‘Sanhedrin’ (70’ler meclisi) içinden şeçilen bir aday aynı sırları devralır.

Helâl Kazancın Önemi, Sadaka ve Karz-ı Hasen

Hesap gününe hazırlanan her mükellefin yüklendiği emaneti muhafaza etmesi, aklını kullanması ve şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınması şarttır. Muhkem nasslarla sabit olan hakikat şudur: Allahü Teâlâ (cc) malın ve mülkün yegâne sahibidir. Tasarruf yetkisi, imtihan için insanoğluna verilmiştir.Mahşer gününde her mükellef, işlediği “zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de” karşılığını görecektir. İnsanların dünya malını kazanırken ve harcarken, ilahi teklifleri dikkate almaları ve meşrû hududlarına riayet etmeleri gerekir. Hz. Rafi’ b. Hadic’in (ra) babasından naklettiği hadis-i şerif’te, helâl kazancın önemi ve bu kazancı elde etme vasıtaları haber verilmiştir. Hadis-i şerif meâlen şöyledir: Sahabeden birisi “Ya Rasûlallah, en temiz kazanç hangisidir?” diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “Kişinin el emeğiyle kazandığı ve meşrû olan her alış-verişten elde ettiği rızıkdır.”

 

Kur’an-ı Kerim’e Nazaran Sünnet-i Seniyyenin Yeri

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) , Kur’an-ı Kerim’in dışında vahiy aldığı ve sürekli olarak ‘ilâhi murakabe’ altında olduğu muhkem nasslarla sabittir. Hesap gününe hazırlanan müslümanların; Allah’ın (cc); ‘Rasûl size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının’ (El Haşr Sûresi: 7) ve ‘Rasûlün emrine muhalefet edenler, kendilerine bir belânın isabet etmesinden veya elim bir azabın uğramasından sakınsınlar’ (En Nûr Sûresi: 63) âyetlerinde yer alan hakikatleri iyi tefekkür etmeleri ve hayatlarını, ‘Peygambere (sav) itaat ve ittiba etmenin farz, O’na muhalefet etmenin haram olduğunu’ dikkate alarak tanzim etmeleri gerekir. Son yıllarda bazı çevreler; hadis, haber ve sünnet kavramları çerçevesinde; ilmi değere haiz olmayan, kendi ‘modern hurafelerini’ dile getirmektedirler. Peygamber gönderilmesinin hikmetinden habersiz olan bu çevrelerin; ‘Kur’an Müslümanlığı’nı savunma adına, sünneti mahkûm etmeye çalıştıkları malûmdur.

Ramazan-ı Şerif Ayı, Oruç İbadeti ve Takva

Hevâsına muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin, hakikate uygun olan amellerine ibadet denilir. Kalbin niyetiyle ilgili olan ihlâs ve ihsan, ibadetlerin ve salih amellerin zaruri şartıdır. İslâm uleması Allah’ın (cc) indirdiği hükümlere kalben teslim olmayı ve sadece O’nun rızası için ibadet etmeyi ihlâs; ilâhi murakabe altında olduğunu hatırında tutmayı da ihsan kavramı ile izah etmişlerdir. Muteber kaynaklarda ibadetlerin, değişik açılardan tasnif edildiği malûmdur. Hak ile batılı birbirinden ayıran ve hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim, Ramazan-ı Şerif ayında indirilmiştir. Bazı muteber kaynaklarda; Ramazan-ı Şerif ayında sadece Kur’an-ı Kerim’in değil, bazı münzel kitapların ve sahifelerin de Ramazan ayında indirildiği ifade edilmiştir. Bu ay, sadece gündüzleri oruç ibadetinin edâ edildiği veya mali ibadetlerin yerine getirildiği bir ay değildir. Aynı zamanda geceleri nafile ibadetle ihya edilen bir zaman dilimidir.

İkinci Kısım: Vasiyet, Defin ve Telkin

Hayatta iken ma’zeretleri sebebiyle farz olan oruç ibadetini edâ edemeyen veya yemin keffaretlerini zamanında ödemeyen ve bu halde iken vefat eden mükellefin varislerinin ne yapmaları gerekir? ‘Mecalisû’l Ebrar’ isimli eserin müellifi Şeyh Ahmed Rumi’nin; hem nasihat, hem de varislere vazifelerini hatırlatmak niyetiyle kaleme aldığı ‘ Risâle-i Rûmî Efendi

El-Akhisârî’ isimli osmanlıca metni aynen yayınlıyoruz. Asırlar önce kaleme alınan bu risale, günümüzde müslümanların hafife aldıkları birçok meselenin önemini hatırlatmaktadır.

Hesap gününe hazırlanan müslümanların; hem hukukullah, hem de hukukû’l ibad noktasında hassasiyet göstermeleri zaruridir. Vefat eden mükellefin varislerinin, murisin bütün borçlarını ödemek için ellerinden gelen gayreti sarfetmelerinde fayda vardır. Murisin arkasından ağlayanlar, bu hususta hassasiyet göstermezlerse, vazifelerini ihmal etmiş olurlar.

Mescid-i Aksâ Şuûru

Bu sayımızda sizlere tanıtacağımız kitap, Mustafa Çelik Hocamızın kaleme aldığı “Mescid-i Aksâ Şuûru” adlı bir eserdir. Mescid-i Aksâ Şuûru’nda, siyonist rejim tarafından ileri sürülen tüm yalan ve iftiralara karşı verilecek cevapları bulabilirsiniz! Mescid-i Aksâ her gün bize lisan-ı haliyle sesleniyor: ‘Müslümanlar gelin beni cemaatsizlikten, yıkılmaktan, bombalanmaktan ve esaretten kurtarın. İsrail’in cinayet ve icraatları, tarihi bilgiler ve belgeler ışığında incelendiğinde, İsrail’in Batı eliyle kurulmuş bir terör örgütü olduğu katiyetle teslim edilir. İsrail bir terör örgütüdür, yani terör faaliyetleri sonucunda kurulmuştur. İlk başbakanları, bakanları teröristtir… İsrail’in temelindeki şiddet örgütlenmesi bugün de devam ediyor. Ben, vahiy şehri Kudüs’ün kalbiyim. Ben, medeniyetin medinesiyim. Hedefinde İslam ümmetinin hafızasını silmek olan terörist İsrail’e beni terk etmeyin. Ben İslam ümmetinin hafızasıyım. Ben silinirsem bütün Müslümanlar silinir. Kandilinizi yakıtsız bırakmayın. Benim kandilim sönerse hepinizin kandili söner!’

 

"Medeni Vahşet" kitabının yeni baskısı yapıldı!


Medeni Vahşet; hevâlarını ilâh edinen, akıllarını putlaştıran ve keyiflerini kanun haline getiren müstekbirlerin dünya görüşlerini hem tahlil etmek, hem de reddetmek için kaleme alınan bir eserdir. Yazar Hüsnü Aktaş; otuz yıl önce, haftalık gazetelerde ve aylık dergilerde yayınlanan makalelerini "Medeni Vahşet" adını verdiği bu eserinde toplamıştır. Birinci baskısı ‘Düşünce Yayınları’ diğer baskıları da ‘Ölçü Yayınevi’ tarafından piyasaya sürülmüştür. 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra müellif hakkında bu eserin beşinci baskısından dolayı Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açılmış, tutuklama kararı çıkarılmış ve ‘Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştur. 1984-1985 yılları arasında tutuklu olarak yargılanmış ve mahkemenin verdiği zaman aşımı kararı ile tahliye edilmiştir. Türkiye’de ve Almanya’da korsan baskıları yapılan bu eserde yer alan makaleler, otuz yıl önce kaleme alınmıştır.


Hüsnü Aktaş'ın kalema aldığı Medeni Vahşet kitabının 7. baskısı yapıldı. Yeniden düzenlemesi yapılan kitaba, geniş bir dizin eklenerek, Şamua cinsi lüks kağıt kullanıldı.