|
MART 2012 SAYI 256
|
|
|
|
| Misak Dergisi 256. Sayısı çıktı... | | Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Din Eğitimi ve Toplum Mühendisliği Projesi | | Kuvvetler Ayrılığı Nazariyesi, Yasama, Yürütme ve Yargı Erki | | İşkence Yapmaya Zorlanan Kimselerin Açtıkları Davalar | | BM’nin İmtiyazlı Üyeleri Arasında Yaşanan Soğuk Savaşın Mekânı: Suriye | | MİT Krizinin Yapısal ve Hukuksal Boyutu! | | “Birbirinize Haset Etmeyin!..” | | Müslümanların İslâm’a Teslimiyeti ve İslâm’ı Temsil Mesuliyetleri | | Çare Allah’a Kaçmak mı, Allah’tan Kaçmak mı? | | Modernizm, Hoşgörü ve İnanç Özgürlüğü Meselesi | | Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller | | Klasik ve Çağdaş Fıkıh Tasnifinin Değeri Nedir? |
|
|
|
| YERYÜZÜNDE fesadın yayılması için bütün imkânlarını seferber eden ABD ve müttefiklerinin, 11 Eylül hadisesini bahane ederek, önce Afganistan’ı, sonra Irak’ı işgal ettikleri malûmdur.
| | Geçtiğimiz ay Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın, AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada ‘dindar nesiller yetiştireceğiz’ demesi; sadece laikliği ‘sivil din’ haline getiren medya aydınlarını değil, liberal olduklarını söyleyen kimseleri de çileden çıkarmıştır. | | Şubat ayının ilk haftasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski Müsteşar Emre Taner ve Yardımcısı Afet Güneş’in İstanbul Özel Yetkili Savcılığı tarafından ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrılması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ‘pamuk ipliğine’ bağlı olduğunu göstermiştir. | | Binlerce insanın zindana atılmasına, elli kişinin idamına ve yüzlerce tutuklunun ölümüne sebeb olan 12 Eylül Askeri Darbesi, yerli ve yabancı medyanın gündemini meşgul etmektedir.
| | Suriye halkı, sosyalist Baas Diktatörlüğü’nü protesto ettiği gösterilere, şu sloganla başlamıştır. ‘Zillet içinde yaşamaktansa ölmek daha iyidir. ‘(el mevt velâ el mezelle) | | Siyasi literatürde hükümet sistemleri, genellikle ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi esas alınarak tasnif edilir. Kuvvetler ayrılığı doktrininde, yasama, yürütme ve yargı terimlerinin önemli bir yeri vardır. | | Peygamberimiz Efendimiz (sav) hesap gününe hazırlanan müslümanlara şu tavsiyelerde bulunmuştur: “Birbirinize haset etmeyiniz." | | Dinde inanılması zaruri hükümleri kalben tasdik etmek imanın ‘olmazsa olmaz’ şartıdır. İslâm’a teslimiyet ve İslâmî temsiliyet, sahih imanın zaruri bir neticesidir. İman, İslâm’ı bir bütün olarak dil ile ikrar, kalb ile tasdik etmektir. | | Allâhû Teâla (cc) tarafından vahiy yolu ile indirilen, peygamberler tarafından tebliğ edilen, insanların dünyada ve ahirette kurtuluşuna vesile olan itikadi ve ameli nizama İslâm adı verilmiştir. | | Büyük Fransız Devrimi’nden sonra Avrupa’da; aklı esas alan ve ruhban sınıfının siyasi tezlerini reddeden filozoflar, aydınlanma felsefesini ön plâna çıkarmışlardır. | | Mukaddes emaneti muhafaza edebilmek için, Kur’an-ı Kerim’in temel hedefinin ve ilâhi iradenin keyfiyetinin bilinmesi gerekir. | | Bütün peygamberlerin rahmet müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderildikleri, muhkem nassla sabittir. (En Nisâ Sûresi: 165) | | Mukaddes emaneti yüklenen insanoğlu, yeryüzünün halifesidir. Bu hilâfet; Allah’a ihlâsla ibadet etmeyi, ma’rufun yayılmasını ve münkerin önlenmesini beraberinde getiren bir emanettir. | | Nasihat etmek, insanlara iyilikleri emretmek ve onları kötülüklerden alıkoymak farz olan salih bir ameldir. |
|
|
|
|
| Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Din Eğitimi ve Toplum Mühendisliği Projesi | | Geçtiğimiz ay Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın, AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada ‘dindar nesiller yetiştireceğiz’ demesi; sadece laikliği ‘sivil din’ haline getiren medya aydınlarını değil, liberal olduklarını söyleyen kimseleri de çileden çıkarmıştır. Bu çevrelerin, din eğitimine karşı gösterdikleri bu tahammülsüzlüğün sebebi nedir? Halbuki Müslümanlar, mecburi temel eğitim müfredatını dayatan ve çağdaş nesil yetiştirme iddiasıyla çocuklarını mankurt haline getiren zihniyete, yıllarca tahammül etmişlerdir. Meselenin bir diğer boyutu şudur: Yürürlükteki Anayasa Hukuku’na göre (madde: 24) herkes din ve vicdan özgürlüğüne sahiptir. Bu ifadede yer alan ‘Herkes’ kelimesinin kapsamına, hiç şüphesiz çocuklar da dahildir. Aynı düzenleme, Türkiye’nin taraf olduğu BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (madde: 18) ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de (madde: 9) mevcuttur. Bu hukuki durum, ‘mecburi temel eğitim’ müfredatının değiştirilmesini ve gönüllü eğitim sistemine geçilmesini beraberinde getiren bir durumdur.
| | | Misak Dergisi 256. Sayısı çıktı... | | YERYÜZÜNDE fesadın yayılması için bütün imkânlarını seferber eden ABD ve müttefiklerinin, 11 Eylül hadisesini bahane ederek, önce Afganistan’ı, sonra Irak’ı işgal ettikleri malûmdur. Emperyalist kafirlerin, İslâm topraklarını ele geçirmek için hazırladıkları savaş projeleri, yeni bir hadise değildir. İstiklâl Savaşı veren Müslümanları ‘terörist’ ilân eden ABD ve müttefikleri; meydana gelen şiddet olaylarının sebeblerini değil, neticelerinin gündemde tutulmasını arzu etmektedirler. Düşünce kuruluşlarından Smity Richardson Vakfı tarafından hazırlanan ve yayınlanan bir raporda, istiklâl savaşı veren Müslümanlara karşı verilecek mücadelede takip edilmesi gereken usuller üzerinde durulmakta ve ‘İslâmcı teröristler tarafından gerçekleştirilen şiddet eylemlerinin sonuçlarının abartılması’ teklif edilmektedir. | |
| Kuvvetler Ayrılığı Nazariyesi, Yasama, Yürütme ve Yargı Erki | | Şubat ayının ilk haftasında MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski Müsteşar Emre Taner ve Yardımcısı Afet Güneş’in İstanbul Özel Yetkili Savcılığı tarafından ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrılması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ‘pamuk ipliğine’ bağlı olduğunu göstermiştir. Haftalarca Türkiye’nin gündemini işgal eden bu hadiseyi, özel yetkili savcı (yargı) ile MİT arasındaki bir çekişme olarak ele almak doğru olmadığı gibi, AK Parti ile bu partiye destek veren bir cemaatin iktidar mücadelesine indirgemek de doğru değildir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yaşanan bu gerilimi izah ederken, şu tesbitte bulunmuştur: ‘Demokraside, yasama, yürütme, yargının yetki ve sınırları bellidir.
Sınırları aşan her türlü girişim, yetki gaspıdır, millet iradesinin çiğnenmesidir. Gücünü milletten almayan, milletle aynı yöne, aynı istikamete bakmayan her girişim millet nezdinde, anayasa ve yasalar nezdinde gayrimeşrudur. Gayrimeşruluğa izin vermeyiz.‘ | | | İşkence Yapmaya Zorlanan Kimselerin Açtıkları Davalar | | Binlerce insanın zindana atılmasına, elli kişinin idamına ve yüzlerce tutuklunun ölümüne sebeb olan 12 Eylül Askeri Darbesi, yerli ve yabancı medyanın gündemini meşgul etmektedir. İndependent Gazetesi, Mamak Cezaevi’nde yaptığı işkencelerin kendisini insanlıktan çıkarıp bir canavara dönüştürdüğünü söyleyen ve darbeci generalleri dava eden Doğan Eşlik’in hikayesine yer verdi. Gazetenin deneyimli muhabiri Patrick Cockburn’ün yazısının başlığı, Eşlik’in “Cezaevinde işkencecilik yapmak hayatımı mahvetti” şeklindeki itirafı. 12 Eylül Dönemi’nde askerliğini Mamak Askerî Cezaevi’nde yapan Kamil Atliman’ın itirafları ise Zaman Gazetesi’nde yayınlandı. Arkadaşları gibi komutanlarının emriyle Solcu-Ülkücü-İslâmcı ayırımı yapmadan mahkûmlara her türlü işkenceyi yaptığını anlatan Atliman, “Hiçbir dayağı içimden gelerek atmadım. Askerlikten sonra uzun süre uyuyamadım. Yatarken yere düşüyordum. Yaşadıklarımdan kurtulmak için üç yıl boyunca psikolojik tedavi gördüm” diyor. | | | BM'nin İmtiyazlı Üyeleri Arasında Yaşanan Soğuk Savaşın Mekânı: Suriye | | Suriye halkı, sosyalist Baas Diktatörlüğü’nü protesto ettiği gösterilere, şu sloganla başlamıştır. ‘Zillet içinde yaşamaktansa ölmek daha iyidir. ‘(el mevt velâ el mezelle) Bu slogan Baas Diktatörlüğü ile Suriye halkı arasındaki ilişkiyi özetlemektedir.Çünkü Suriye halkı şunu idrak etmiştir: Baas Partisi iktidarda kaldığı müddetçe, kendilerini ölümden daha acı bir akıbet beklemektedir. Suriye’de nüfusun kahir ekseriyetini oluşturan Sünnilerin mahkum, azınlığı teşkil eden Şii-Nusayrilerin hakim olması, her dönemde farklı siyasi krizlerin yaşanmasına sebeb olmaktadır. Hıristiyan Mişel Eflak ve sözde Müslüman Salih Bitar’ın şekillendirdiği Baas ideolojisini ‘sivil din’ gibi dayatan Esed ailesi, iktidarını koruyabilmek için her türlü zulmü reva görmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararları veto etme hakkı olan (imtiyazlı) devletler arasındaki soğuk savaş, Suriye’de yaşanan katliamın devamını sağlamaktadır. Rusya, Çin ve İran’ın desteklerine güvenen Diktatör Esed’in, insanlığa karşı suç işlediğini gizlemek mümkün değildir. | | | MİT Krizinin Yapısal ve Hukuksal Boyutu! | | Siyasi literatürde hükümet sistemleri, genellikle ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi esas alınarak tasnif edilir. Kuvvetler ayrılığı doktrininde, yasama, yürütme ve yargı terimlerinin önemli bir yeri vardır. Başkanlık sistemi müstesna, hiçbir hükümet sisteminde bu ayrılığın sınırlarını tesbit etmek kolay değildir. Türkiye’de yasama, yürütme ve yargı arasındaki gizli mücadele yeni bir hadise değildir. Geçtiğimiz ay MİT Müsteşarı ve beraberinde bir kaç üst düzey MİT görevlisinin ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrılması ve ifadeye gitmeyenler hakkında ‘yakalama kararı’ çıkarılması yeni bir siyasi krizin yaşanmasına vesile olmuştur. Son tahlilde MİT, bizatihi suç örgütlerinin içinde eleman bulundurmak zorunda olan bir kurumdur. Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden Doç. Dr. Osman Can, yaşanan son siyasi krizi, değişik açılardan tahlil etmiştir. Bu makaleyi aynen iktibas ediyoruz. | | | “Birbirinize Haset Etmeyin!..” | | Peygamberimiz Efendimiz (sav) hesap gününe hazırlanan müslümanlara şu tavsiyelerde bulunmuştur: “Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinizin aleyhinde fiyatları kızıştırarak neceş yapmayınız. Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize sırt çevirip, dargın durmayınız. Ey Allah’ın kulları, Kardeş olunuz. Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir, ona zulmetmez, sıkıntı anında onu kendi haline terk etmez. Ona yalan söyleyip aldatmaz. Onu küçük görmez. (..) Bir kimse Müslüman kardeşine hor baktı mı, işte şerrin bu kadarı ona yeter. Müslüman’ın her şeyi; canı, malı, ırzı Müslüman’a haramdır.” Manevi bir hastalık olan hased, nefsin şehvete meyletmesi neticesinde ortaya çıkan bir felâkettir. İbn-i Abidin; öğrenilmesi farz olan ilimleri tasnif ederken, hasedin neticelerini dikkate almış ve şu tesbitte bulunmuştur: “Beş farz ile ilm-i ihlâsı öğrenmenin farz olduğunda şüphe yoktur. Çünkü amelin sahih olması buna bağlıdır. Helâli, haramı ve riyayı öğrenmek de farzdır. Zira ibadet eden kimse riya yaparsa amelin sevabından mahrum olur. Hased ile ucbu öğrenmesi dahi farzdır. Çünkü bu iki şey ateşin odunu yediği gibi ameli yerler.” | | | Müslümanların İslâm'a Teslimiyeti ve İslâm'ı Temsil Mesuliyetleri | | Dinde inanılması zaruri hükümleri kalben tasdik etmek imanın ‘olmazsa olmaz’ şartıdır. İslâm’a teslimiyet ve İslâmî temsiliyet, sahih imanın zaruri bir neticesidir. İman, İslâm’ı bir bütün olarak dil ile ikrar, kalb ile tasdik etmektir. Bu keyfiyete haiz olmayan inançlar ile sahih iman arasında dağlar kadar fark vardır. Zira “İslâm” bir bütündür, tecezzi kabul etmez. Kendilerini Allahû Teâla’nın kitabında, Rasûlüllah (sav)’in sünnetinde yer alan hükümlerle mukayyed görmeyen, Allah’ın inzal ettiği şeriatı askıya alıp kendi hevâ ve heveslerinden kanunlar, yasalar icad eden, işlerini kendi aralarında istişare ile yürütmeyen ve meşverete önem vermeyen, ma’ruf olana itaat etmeyen, ma’siyet olana da isyan etmeyen kişi ve kimseler İslâm’a teslim olmuş sayılmadıkları gibi, böylelerinin İslâm dinini temsil etme hakları da yoktur. İslâm bir teslim ve temsiliyet dinidir. Dinine teslim olmayanlar dinini temsil de edemezler.
| | | Çare Allah'a Kaçmak mı, Allah'tan Kaçmak mı? | | Allâhû Teâla (cc) tarafından vahiy yolu ile indirilen, peygamberler tarafından tebliğ edilen, insanların dünyada ve ahirette kurtuluşuna vesile olan itikadi ve ameli nizama İslâm adı verilmiştir.
Allah’a (cc) teslimiyeti ifade eden İslâm kelimesi, (S-L-M) fiilinin if’al babından mâsdarıdır. Kur’an-ı Kerim’de ikisi Mekkî, altısı Medenî döneme ait olmak üzere sekiz ayet-i kerime’de geçmektedir. İf’al babından diğer türevleriyle beraber yetmiş beş ayette yer almıştır. İslâm, mükellefin Allah’a (cc) teslim olması, sadece O’na ibadet etmesi ve O’nun tekliflerine gönülden boyun eğmesidir. Peygamberimiz Efendimiz’in (s.a.v): “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a (cc) yemin olsun ki, arzusunu İslâm’a tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz” buyurduğu ve teslimiyetin belirleyici unsurunu haber verdiği malûmdur. İslâm’a teslim olmak, aynı zamanda barışın ve esenliğin yayılmasını savunmaktır. | | | Modernizm, Hoşgörü ve İnanç Özgürlüğü Meselesi | | Büyük Fransız Devrimi’nden sonra Avrupa’da; aklı esas alan ve ruhban sınıfının siyasi tezlerini reddeden filozoflar, aydınlanma felsefesini ön plâna çıkarmışlardır. Devlet adamlarına ve politikacılara; ‘insanlar arasındaki ilişkileri düzenlerken dini değil, aklı ve bilimi esas almalarını’ tavsiye eden düşünürlere aydın ve bu harekete de aydınlanma felsefesi adı verilmiştir. Günümüzde bu felsefenin kısaca ‘modernizm’ olarak ifade edildiği malûmdur. Tarih boyunca insanlar, taassup ve müsamaha gibi kavramları, kendi inançlarına, dünya görüşlerine ve siyasi tezlerine göre kullanmışlardır. Aydınlanmacı filozoflar toleransı/hoşgörüyü “din ile ideolojiyi birbirine eşitleme vasıtası olarak kullanmış” ve anlam düzenini bozmuşlardır. Modern-ulus devlet anlayışını merkeze alan devlet adamlarının; insanların düşüncelerini ve inançlarını resmi ideolojiye göre yeniden yorumladıklarını, hatta bu yorumlarını devlet dini haline getirdiklerini gizlemenin bir anlamı yoktur. | | | Makâsîdû'l Kur'an | | Mukaddes emaneti muhafaza edebilmek için, Kur’an-ı Kerim’in temel hedefinin ve ilâhi iradenin keyfiyetinin bilinmesi gerekir. Allahû Teâlâ’nın (cc) Peygamberimiz Efendimiz’e (sav) inzal ettiği kitabın muradını anlamak, her hayrın başıdır. Kelâmullah, insanları felâha çıkaran bir rehberdir. Kelâmullahın keyfiyeti hususunda cahil kalmak, yeryüzünde yaşanabilecek en büyük felâkettir. Cahiliye taassubunun insanı hüsrana sürüklediği malûmdur. İmam-ı Gazali (rh.a.) şu tesbitte bulunmuştur: “Kur’an’a iman eden muvaffak olmuştur. Kur’an ile konuşan doğru söylemiştir. Kur’an’a temessük eden hidayete ermiştir. Onunla amel eden de kurtulmuştur.” Levh-i Mahfuz’da bulunan kitap ile Kur’an-ı Kerim’i (kelâmullah’ı) birbirinden ayırmak mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim, sıradan bir kitap değil, yeryüzünde ‘kelâmullah’ vasfına haiz olan yegâne kitaptır. O, bir hidayet rehberidir. O’nun lafızları, lafızlarının mânâları, mânâlarının da maksadları vardır. Kur’an-ı Kerim; lafız, mânâ ve maksaddan meydana gelmiştir. Kur’an’ın Allahû Teâla’nın muradına göre anlaşılması ve uygulanması için mutlaka lafız, mânâ ve makâsîd bütünlüğünün bilinmesi ve sağlanması gerekir. | | | Mükellefin Saâdetine Vesile Olacak Fiiller, Ameller ve Haller | | Bütün peygamberlerin rahmet müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderildikleri, muhkem nassla sabittir. (En Nisâ Sûresi: 165) Allah (cc) her kavme, kendi içlerinden ve kendi dilleriyle konuşan peygamberlerini göndermiş ve onlara dilediklerini tercih imkanını sağlamıştır. Allame Teftazani ‘Allah (cc) insanların dünya ve din işleriyle ilgili ihtiyaç duydukları hususları açıklasınlar diye peygamberler göndermiştir’ diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Peygamberlerin önemli vasıflarından birisi, insanlığın muallimi olmalarıdır. Ferdi, ahlâkî ve sosyal sistemle ilgili meselelerin keyfiyetini tebliğ eden Peygamberler, babaları bir kardeşler gibidirler. Hakikate uygun olan sosyal sistemin kurucuları olan Peygamberler, insanların dünya ve ahirette kurtuluşlarına vesile olacak fiillerin, amellerin ve hallerin keyfiyetini haber vermişlerdir. | | | Klasik ve Çağdaş Fıkıh Tasnifinin Değeri Nedir? | | Mukaddes emaneti yüklenen insanoğlu, yeryüzünün halifesidir. Bu hilâfet; Allah’a ihlâsla ibadet etmeyi, ma’rufun yayılmasını ve münkerin önlenmesini beraberinde getiren bir emanettir. Mukeddes emanet; Allah’ın(cc) hem kendi hukuku, hem de yarattığı varlıkların haklarıyla ilgili olarak insanlara yüklediği vazifelerin tamamına verilen isimdir.İslâm Fıkhını uygulayan hükümet, insanların yeryüzündeki hilâfet vazifelerini yerine getirebilmeleri için bir vasıtadan ibarettir. Dolayısıyla devlet, mukaddes bir kurum veya dokunulmazlığı olan bir tüzel kişilik değildir. Hükümet için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Başta İmam-ı Maverdi (rh.a) olmak üzere birçok âlim, devlet-insan münasebetini tahlil ederken, önemli incelikleri gündeme getirmişlerdir. Bütün müctehid imamlar; müslümanların rızasını olarak halife olan Hz. Ebû Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (ra) dönemini ifade ederken “Hülâfa-ı Raşidiyn” terkibini kullanmışlardır. Bu hakikati inkar etmek mümkün değildir. Yine müctehid imamların; Emevi saltanatı ile birlikte gündeme giren saltanat rejimi ifade ederken “Melik-i Adûd’ terkibini kullandıkları da malûmdur. Fıkıh ilmini; klasik veya çağdaş gibi, keyfiyeti meçhul tasniflere tabi tutmak doğru değildir. | | | Anne-Babaya Elli Nasihat | | Nasihat etmek, insanlara iyilikleri emretmek ve onları kötülüklerden alıkoymak farz olan salih bir ameldir. Nasihatın lugat manası, balı mumundan tasfiye etmektir. Kavram olarak nasihat ‘öğüt vermek, insanları hayırlı işlere davet etmek, kalbi kötülüklerden tezkiye edecek unsurları mülâyemetle hatırlatmak’ gibi, sözle yapılan salih amelleri ifade eder. Muhaddis İmam-ı Hattabi (rh.a) ‘Nasihat ve felâh kavramlarından başka, dünya ve ahiret saadetini bir araya toplayan başka bir kavram bilmediğini’ ifade etmiştir. İmam-ı Şafii (rh.a) nasihatin hükmünü ve keyfiyetini izah ederken şu tesbitte bulunmuştur: “Müslümanlara nasihatta bulunmak, terkedilmemesi gereken bir farzdır. Bu farzı, sadece nefsine zulmeden kimselerin terketmeleri mümkündür. Hakkı yerine getirmek ve müslümanlara nasihatta bulunmak, aynı zamanda Allah’a (cc) itaat hükmündedir. Allah’a itaat ise, bütün hayırları içine alır. Sahabe-i Kirâm’dan Hz. Cerir b. Abdullah’ın, Hz. Peygambere “Her müslümana nasihat etmek üzere bey’at ettim” dediği sabittir. | |
|
| ZİYARETÇİ SAYISI |
|
Online : |
18
|
|
Bugün : |
1,068
|
| Bu Ay : |
21,690
|
| Toplam : |
694,483
|
|
|
|